|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Kürtler ve Türkler arasında siyasi bir çözümü savunan Diaolg-Kreis Koordinatörü Prof. Dr. Andreas Buro, savaşı Türk generallerin elinden almak gerektiğini belirterek, PKK için BM gözetiminde silahsızlanma önerdi.
1945 yılından beri sistematik olarak özgürlük hareketlerini inceleyen Prof. Dr. Andreas Buro, Kürt sorunu, Ortadoğu’daki savaşlar, AB ve Almanya’nın Kürt politikası, Türkiye-AB ve Türkiye-Almanya ilişkilerini değerlendirdi. Kürt sorununun çözümü için ‘’gerillanın silah bırakması, uluslararası denetim altında silahsızlanması ve bunun karşılığında Türk tarafından bu soruna iştirak eden herkes için genel af ilan edilmesini’’ istedi. Buro, böylece bu savaşı generallerin elinden almanın mümkün olacağını düşünüyor. Prof. Dr. Andreas Buro 1928 de doğdu. Frankfurt Main de Johann Wolfgang Goehte Üniversitesinde Siyasi bilimler ve uluslararası İlişkiler dalında profesörlük yaptı. Şu an emekli. ‘Alman Paskalya yürüyüşü’ ve ‘Demokrasi ve silahsızlanmaya karşı kampanya` örgütlerinin kurucuları ve uzun süre sözcüleri arasında yer aldı. Ayrıca ´Sosyalist Büro’ ve ‘Anayasal haklar ve Demokrasi Komitesi` kurucularından biri. Bugün bu komitenin ´barış-politikası` sözcülüğünü yapıyor. Dialog-Kreis (Türkler ve Kürtler arası sorunları siyasi bir çözüme kavuşturmanın zamanı gelmiştir) örgütün koordinatörü olan Buro, 1945 yılından bu yana Latin Amerika, Vietnam, İsrail-Filistin başta olmak üzere ulusal kurtuluş mücadeleleri üzerine çalışmalar yürüttü. Almanya’nın mevcut Asker/ordu politikasına karşı eleştirileri içeren, ´Sivil Konflikt-Çözümleri’nin geliştirilmesi için çeşitli konseptler oluşturdu. Bu temelde eski Yugoslavya ve Türkiye’ye ilişkin siyasi çalışmaları yürütüyor. Ayrıca ´yeni NATO` ve AB ile Batı-AB’nin olası askeri müdahaleleri için silahlanmalarını yoğunca eleştiriyor. - Sayın Prof. Buro, şu ana kadar tüm çalışmalarınız silahsızlanmaya uluslararası ilişkilerinde uzmanlık alanınız ve çalışmalarınız daha çok diyalog yoluyla çatışmaları sorunları diyalog yoluyla çözümü şeklinde kampanya ve projeler oluşturdunuz. Ortadoğu’yu, Türkiye ve Kürt sorununu da takip ediyorsunuz. Öncelikle çatışmalı sorunların, diyalog ile çözümü yöntem olarak nasıl gerçekleşebilir, siyasal sorunları, çatışmalı siyasal sorunların şiddet dışı çözümü teorik olarak nasıl olabilir? KÜRTLERİN FARKLI OLMASI DEVLETİ OLUMSUZ ETKİLEMEZ - Türk-Kürt sorunun uzun tarihine bakıldığında, bir çatışma durumundan söz edebiliriz. Çok sayıda Kürt isyanı gerçekleşti, Türk tarafından neredeyse ta Kemal Atatürk döneminden bu yana çok baskı uygulandı. Ve çatışmadan ziyade barışma politikasının yürütülmesinin vakti geldiğini düşünüyorum. Kendi aralarında anlaşma, uzlaşma politikası yürütülmeli. Türklerin ve Kürtlerin düşman olması için tek bir makul sebep yoktur. Bir cumhuriyet, bir devlet değişik etnik gruplarla inşa edilebilir. Bu değişik gruplar karşılıklı sorunları konusunda konuşup, anlaşabilmeli; farklı kültürlere hoşgörü ile yaklaşmalılar. Kültürlerin farklı olması ortak devleti olumsuz etkilemez. Ancak ne yazık ki şimdiye kadar bu yolda ilerlenmedi. Tersine, geride bıraktığımız yüzyılın 20’li yıllarından beri böylesi bir çatışma var. Bu süreci bugün sonlandırmayı denemeliyiz. Zira Türkiye AB üyelik başvurusunda da bulundu. AB çok uluslu, çok etnik gruplu, çok dilli ve çok kültürlü bir oluşum. Öyleyse sorun kendi sınırları içerisinde neden çözülmesin? - Ama çatışmalar devam ediyor. Özellikle Türkiye’de. Ancak sorunlar Türkiye ile sınırlı değil. Ortadoğu gerçekliğinde İran, Irak, Suriye de Kürt sorunun bir parçası. Bu sorunun küresel dinamikleri, AB, ABD ya da NATO gibi örgütler, dış dinamikler bu sorunun çözümünde bir katkıda bulunabilir ya da bölgedeki soruna çatışmasız bir model, yöntem önerebilirler mi? SORUNU GENEREALLERİN ELİNDEN ALMAK GEREKİYOR - Türkiye içerisinde Türkler ve Kürtler arasındaki barışmanın gerçekleşmesine büyük önem veriyorum. Son dönemde bu konuyla ilgili önerilerde de bulundum. Bu önerilerin merkezinde yer alan temel öneriyi, özellikle Kürt tarafı oldukça tuhaf karşılayacaktır: Kürtlerin, gerillanın silah bırakması, uluslararası denetim altında silahsızlanması ve bunun karşılığında Türk tarafından bu soruna iştirak eden herkes için genel af ilan edilmesinin istenmesi. Böylece bu savaşı generallerin elinden almak mümkün olacaktır. Mevcut duruma bakıldığında generallerin bu savaşı çok yoğun bir şekilde yürüttüğü de görülüyor zaten. O zaman Türkiye’nin tümü içerisinde siyasal, demokratik alanda barışma ve uzlaşma politikasını yürütmek mümkün olurdu. Ki PKK de bunu çok kez gündemleştirdi ve önerdi. Böylece siyasal mücadelenin, şu anda Türkiye’de yön verici güçlerle aynı göz hizasında yürütülmesi, mutabakatın aranması, yaşam imkanlarının daha üst bir aşamaya doğru geliştirilmesi, özellikle Kürlerin bulunduğu bölgelerin kalkındırılması mümkün olurdu. Dolayısıyla ekonomik programların da geliştirilmesi gerekecek. Bu konuda örneğin AB veya farklı ülkeler de hem kalkınma projelerini ileriye götürmek, hem de gerekli hale gelecek olan siyasal diyalogu bu uzun çatışma döneminden sonra sağlamak için önemli bir destek rolünü oynayabilir. Türkiye sınırları içerisindeki bir çözüme gidilmesinin merkezi bir faktör teşkil ettiğini düşünüyorum: Türkiye’deki çözüm muhtemelen Irak, Suriye ve İran’daki Kürt sorununun çözümüne katkıda bulunabilir. Çünkü böylece bu sözkonusu ülkelerin Kürtleri kendi çıkarları temelinde karşılıklı olarak kullanmaya dayanan eski politikaları da sonlandırılmış olurdu. Onun için bence siyasi bir çözümü hedefleyen Kürt tarafı, yeni bir siyasal denge oluşumunun gerçekleşmesine ilgi duymalı. Sözünü ettiğim bu yeni siyasal denge konsepsyonu temelini silahların bırakılmasında, BM çatısı ve kontrolü altında bir silahsızlandırmayı amaçlıyor. Bunun ardından hem Avrupa Birliğinden hem de Avrupalı hareketlerinden kararlı bir şekilde terörizm-iddiasının kaldırılması talep edilmeli. Böylece AB politikasının değişiminin, Kürt hareketini destekleyebilmesinin ve Kürt sorunun çözülmesi için girişimlerde bulunabilmesinin kapısı açılacaktır. GERİ ÇEKİLME VE SİLAHSIZLANMA - Peki günümüzde baktığımızda, güncel durum böylesi bir çözümü mümkün kılabiliyor mu? Türkiye’de çok yakın zamanda askeri darbe ve muhtıralar farklı bir şekil aldı. Siyasete müdahalesi var, parlamento ve cumhurbaşkanı seçimleri var. Güncel olarak baktığımız zaman Türkiye’de bu iyi niyetli çözüm girişimi karşılık bulabilir mi? - Mevcut durumda farklı bir sorunun, Türk-Kürt sorununa eklendiğini dikkate almalıyız. Kendini Kemalizmin bekçisi olarak gören ordunun hükümetten üstün olduğu yöndeki iddiası nedeniyle bir çatışma var. Türkiye’nin AB’ye üye olması durumunda bu iddia zarara uğrar veya kısılır. Türkiye’de günümüzde var olan bu yapılanma, yani ordunun seçilmiş hükümetten daha yetkili, daha üstün olması, Türkiye açısından akla hayale sığmaz! Bunu ordu da biliyor. Dolayısıyla bu güç pozisyonu ve bununla birlikte Türkiye’nin AB üyeliği ilgili hükümet ve ordu arasında bir çatışmaya yol açıyor. Bu çatışmaya bir de sözde diğer bir çatışma ekleniyor: Laiklik ve İslama yönelme arasında bir çatışmanın yaşandığı belirtiliyor. Bilinçli olarak İslama yönelme diyorum, İslamcılık tabirini kullanmıyorum. Çünkü bana göre Türkiye’de İslamcılıktan söz edilemez. Üçüncü sorun da Türk-Kürt sorunudur. Ordu da bu sorun üzerinden devletin bütünlüğünü koruma ihtiyacının varlığını kanıtlamaya çalışıyor. Yani temel nokta şu: eğer ‘sorun’ diye tarif ettiğim olgu ordunun elinden alınırsa yani bu savaşı ordunun elinden alırsan, gerilla geri çekildiğinde, silahsızlandığında, “lütfen, uluslararası düzeyde denetleyin, artık silahlarımız yok, Türkiye’ye karşı artık savaşmıyoruz” derse, “terörist örgüt” olduğu belirlemesi ortadan kalkar ve o zaman uluslararası siyasal desteğin yolu da açılmış olur. Çünkü düşünün, **** gerilla örgütlenmesi ve örgütsel bağı bulunan bütün diğer kurumları terörist bir örgüt olarak lanse edildiği müddetçe, ABD’nin terörizme karşı dünya savaşını verdiği günümüz siyasal arenasında Kürt taraf ile görüşülmez. AB-Avrupası, “bunlar terörist, bu terörist bir örgüt” deyip, bu sorun içerisinde barış için arabulucu bir siyaset izleme imkanını da engelliyor. Bu nedenle söylediğim bu adımın, ilk etapta ütopik gelse de, Türk ve Kürt tarafı şu an bundan ne kadar da uzak olsa, gerçekten de dahice bir hamle olarak görüyorum. Bütün diğer halklar, yani biz Almanlar gibi de Kürtler toplumsallaşmada savaşın etkilerini derinden yaşadılar ve hücrelerinde taşıyorlar. Bundan dolayı Kürtlerin böylesi bir adımı atıp atamayacağı başka bir soru. Ancak bu husus tartışmaya açılabilir, zeki insanlar belki bunun üzerine düşünürler, PKK’nin demokratik, barışçıl, siyasal alanda sorunları çözme talebinin sonuç olarak savaşın sonlandırılması anlamına geldiği sonucuna varırlar. SAVAŞIN SÜRMESİNDE ÇIKARI OLANLAR - PKK den söz açılmışken. PKK 5. kez tek taraflı ateşkes ilan etti. Çok uzun süreli silahları susturdu, hatta gerilla güçlerini sınır dışına çekti. AB sürecini destekledi Türkiye’nin üyelik sürecini ama bu çok da yine mümkün görülmedi. Türkiye’den baktığınız zaman siyasette çözüm isteyen tarafları, Türk ordusu ya da devletin önemli bir kanadı bu talepleri çok çabuk bastırabiliyor. - Başta şunu söyleyeyim; tek taraflı bir ateşkes ile savaştan vazgeçmek aynı şey değildir. PKK gerilla güçlerini kısmen Türkiye sınırları içerisinde dağlarda konumlandırdı. Bu nokta, savaşın sürmesinde çıkarı olanlar tarafından kullanıldı. Ateşkes konumunda olan bu gerilla güçlerine saldırı düzenledi, onlar da kendilerini savundular. Bu nedenle basında ve kamuoyunda yeni çatışmaların tablosu ortaya çıktı. Bütün bunlar yeni bir politikanın başlamasına yetmedi. Birey olarak ben ve koordinatörü olduğum Dialog Kreis uzun bir süreden beri her zaman ateşkes ile önemli bir sinyalin verildiğini, bunun kabul görmesi için çaba harcadık. Geçmişte verilen ve çok önemsediğimiz sinyali de hatırlatırım: **** Öcalan’ın yakalanmasından sonra Avrupa’dan barış istediğini söyleyen bir grubu Türkiye’ye gönderdi. Gerilladan da silahlarını bırakan bir grup gönderdi. Bu, güven oluşumu için ve barış politikası açısından mükemmel bir jest idi. Ancak bu savaşı sürdürmede çıkarları olanlar fazlasıyla büyüktü ve Türkiye’deki eski elit de öyle güçlüydü ki, barış gruplarını öylesine cezaevine attılar. Buna çok üzüldük, bunu protesto ettik. Çünkü gerçekten de önemli bir adımdı. Ancak bugün bu politikanın izinde bir adım daha atıp, terörizm suçlamasını, Kürtler gibi büyük bir halkın terörist olarak nitelendirilmesini ortadan kaldıracak adımlar gerekiyor. Bu da benim tartıştırdığım öneriye denk geliyor. Bence bu oldukça önemli ve siyasal açıdan gerçekçi bir öneridir. Çünkü şunu dikkate almanız gerekiyor; askeri yollarla Türkiye’de tabii ki bir şey elde edemezsiniz. Gerilla bir şey elde edemez. Askeri yola güvenmek sadece bir sonraki kızışma etabını oluşturur. Eğer bu aşama gelişirse, o zaman gerçek terörizmi uygulamak ile lanse edilir Kürt hareketi. Ve Allahtan ki PKK şimdiye kadar bunu yapmadı hiç. Daha doğrusu bazı gruplar tarafından terör eylemleri düzenlendi, ancak sanırsam bunlar yeniden denetim altına alınabildi. Ve bence bu oldukça acı, çok acı bir ders anlamına geliyor. SİYASAL ALANA GEÇMEYEN HAREKETLER BAŞARISIZLIĞA UĞRAR Ben sadece Türkler ve Kürtlerle ilgilenen biri olarak konuşmuyorum. 1945 yılından beri sistematik olarak özgürlük hareketlerini inceledim. Özgürlük hareketlerin hangi düzeyde başarısızlığa uğradığını biliyorum. Çünkü hep şiddet alanında kaldılar, gerçek anlamda siyasal alana geçmediler ve böylece inandırıcılıklarını yitirdiler. Vietnam ve Latin Amerika gibi askeri olarak başarılı oldukları yerlerde bile savaş nedeniyle özgürlük hareketleri tarafından temsil edilen bütün idealler, bütün değerler yitirildi. Daha sonra askeri örgütlenmeler merkezi örgütlenmeler haline geldi ve bu askeri örgütlenmeler otoriter, hiyerarşik ve bir süre sonra da rantçı konuma geldiler. Bu acı, çok acı bir sonuç. -Belki de Kürtler açısından çok önemli bir şey. 1945’ten günümüze kadar ulusal kurtuluş savaşlarının çözümü konusunda çalıştınız. Dünyadaki geçmiş örnekleri tarihsel özellikleri ile düşünüp ve Kürt meselesiyle kıyasladığı zaman -Latin Amerika, Vietnam ya da dünyadaki diğer örnekleri- Kürt meselesi şu an da hangi aşamayı yaşıyor... Ya da Kürtlerin hangi dersleri çıkartması lazım? - Genel bir şeyi söylememe izin verin. Özgürlük hareketleri çıkış dönemleri itibariyle ulus devletini esas alan bir konumdalar. Feodal toplumundan veya artık nasıl bir toplum da yaşanıyorsa o dönemden, ulus devletine geçilmesi esas alınır. Kendi ulus devletinin olmasına dönük duyulan özlem kemalist devriminde ve Türkiye ulus devletinin kurulmasında da motor rolünü oynadı, aynısı hemen hemen aynı dönemde Hindistan’da da, Çin’de de geçerliydi. Çin’de de Maoist hareket başarılı olmadan önce ulusal-burjuva bir hareket vardı. Bu dönem şimdi de küreselleşme nedeniyle bitmek üzeredir. AB’ne baktığınızda ulus devletinin gittikçe adım adım ortadan kaldırıldığını görürsünüz. DÜNYA ULUS DEVLETİN KISMEN SONUNA DOĞRU İLERLİYOR AB yönetmelikleri ulusal hükümetlerin kararlarından üstün. Ekonomi, ulus devletin çıkış aşamasında, ulus devlet tarafından kontrol edilebiliyordu. Almanya’nın kendisi, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin aksine ‘koruyucu ekonomi politikası’ ile geliştirildi. Ve dünya artık öyle bir duruma geldik ki, ulus devlet artık kısmen sonuna doğru ilerliyor. Ve post-ulusal modelin gittikçe güçlendiği, ‘devletler dünyasından’ bahsedildiği, devletlerin bir bölge içinde entegre edildiği bir dönemde dünyanın değişik yerlerinde, örneğin Afrika’da modern bir yaklaşım göstermekten ziyade bağımsız devlet için mücadele ediliyor. Aynısı Irak için de kısmen geçerli olacaktır. Sadece AB’den bahsetmiyoruz ki. Asya’da, Latin Amerika’da böylesi entegrasyon yaklaşımları söz konusu. Bundan dolayı daha fazla çok-kültürlü düşünmeliyiz. Örneğin artık her etnik grubun kendi ulus devletine sahip olması değil, mesele bölgelerin birlikte çalışıp, ağır ekonomik, sosyal, siyasal ve ekolojik sorunlarına çözüm bulmaya çalışmalarıdır. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, küreselleşme nedeniyle 30 yıl önce tahmin edemediğimiz düzeyde değişimler yaşandı. Bazı Marksistler nelerin olabileceği konusunda fikir sahibi idiler. Günümüzde “küreselleşme” kavramı nedeniyle neredeyse yok olacak bir kavramdan söz ediyorlardı, kapitalin uluslar arasılaştırılmasından bahsediyorlardı. Günümüzde yaşanabilecek olan her şey o zaman o kavram çerçevesinde düşünülmüştü. Ancak Doğu-Batı çatışmasından sonra her şey resmen patladı. Dolayısıyla Kürtlerde de büyük rol oynamış olan olgu, yani ulus devletine özlem, sanki bütün sorunlar ayrı bir devletle çözülebilecekmiş inancı da aşılmalı. Aynı şekilde Türkler de örneğin AB’ne üye olmak istiyorlarsa, katı milliyetçi yaklaşımlarını ve fikirlerini aşmalılar. - Biraz önceki konuşmanızda siz anlatırken, Sayın Öcalan’ın İmralı’daki savunmalarını anımsadım. Öcalan PKK´nin artık farklılaşması gerektiğini, küreselleşmenin ve ulus-devletin aşıldığını ve devlet erkinin bile ortadan kalkacağı, tabana dayalı sosyal bir olgu üzerine siyasallaşmayı çözüm olarak da sundu. Sizin söyledikleriniz çok paralel bir şey. Ama tek tarafın kendisini böylesi bir değişime uğratması ama karşıdakinin ulus-devleti koruması, bu çatışmalı süreci sanki daha çok çözümsüzlüğe itiyormuş gibi bir atmosfer var Türkiye de. Siz bunlardan haberdar mısınız? Siz bu değişimden ya da dönüşümden haberdar mısınız? Ya da ilgilenebildiniz mi?` - Elbette Sayın Öcalan’ın yazılarını okudum. Eğer Kürt sorunu ile ilgileniyorsan o zaman Sayın Öcalan’ın yazıların okunması doğaldır. Ancak yazılanlar ile yapılan siyasetin her zaman iki ayrı şey olduğunu görüyorum. Bu maalesef aşikardır. Ve bildiğim kadarıyla Öcalan’ın Kürt halkında ulusal bilincin oluşmasında büyük bir rolü olmuştur. Bu da bu meselenin ilk etapta başka bir doğrultusunun olduğunu gösteriyor. Kürtlerin bir ulus-devletinin olması asıl hedef idi. Böylesi bir anlayışla herkes yaklaşıyordu, istenilen destek de bu yönlüydü. Demin de belirttiğim gibi eleştirel baktığım bir konudur. Bunun nedeni ise ulus-devletinin anlamı konusunda yaşanan gelişmelerdir. Çünkü ulus-devletin kısmen sosyal sorunlar ve kısmen de ekonomik üretimin altyapısının oluşturulmasını teşkil etmektedir. Hem eski devlet için (Yugoslavya gibi yıkılmış devleti kast ederek) hem de mevcut sınırları olan resmi devletlerin ekonomik üretimi için, bu böyledir. AB içerisinde de nasıl bir role sahip olduklarını görmek mümkün. Öcalan’ın yazdıklarının değerlendirmesini şimdi burada yapmak istemiyorum tabiî ki. Dikkat etmek istediğim husus, Kürt siyasetinde ‘ulusal’ olgu’nun hala mevcut olduğudur. Burada bir dergi var. Adı ‘Kurdistan Report’ dur. Burada kullanılan ‘Kürdistan’ kelimesi öyle bir yerleştirilmiş ki, emin olamıyorsun, acaba burada kastedilen ve hedeflenen Kürdistan devleti mi? Buna başka bir olgu daha ekleniyor: Kendi ‘ulus-devletinin’ barışçıl, şiddetin olmadığı bir devletin olacağı gibi bir düşünce var. Bu son derece bir hayaldir. Irak’taki Kürtlerin ne yaptığına bir bakın, orada iktidarda olan iki Kürt partisi birbirine karşı nasıl bir savaş yürüttüler. Kendi devletinde rantçılığın birdenbire yok olacağı, sosyal eşitsizliğin ve zulmün yok olacağı, elitlerin korunması olgusunun birdenbire yok olacağı...Bu son derece kuşkulu bir durum. KONFEDERALİZMİ TARTIŞMAYA İHTİYAÇ VAR Gelişimde olan ülkelerin herhangi birine bakın, orada göreceğiniz tablo, ulus-devletinin hedeflenmesi destekleyecek bir tablo olmayacaktır. Bu zahmete değer değildir. Sayın Öcalan’ın yazılarında bir süredir yeni bir terim var. Konfederalizm. Tercümelerden anladığım kadarıyla son derece sorun teşkil etmektedir bence. Sanırım bu terim ile kast edilen bölgelerin kendi haklarına sahip olması ve bunun üstüne de Türk hukukunun geçerli olmasıdır. Bence bu konuda daha çok tartışmaya ihtiyaç var. Ve sırf aktif olan bir çok insanın bulunmasıyla birlikte bir sivil toplumun yaratılabileceği farz edilmesi bence beklenmemelidir. Burada Almanya’da anladığımız o ‘sivil toplumu’ bile, ki hala çok yetersizdir ve hatta elitlere karşı mücadelede çok güçsüz kalmaktadır, çok zorlanıyor. Çok zahmetli bir ‘öğrenim’ sürecidir. Kürt ve Türklerde hala o kadar geleneksel değerlerin ağır basması, insanlar için aşiret kültürünün hala bu kadar güçlü olduğu bir dönemde, insanların birdenbire ayağa kalkıp ve siyaset, ekonomi ve idare de bulunan o yüce elitlere karşı kendi özerkliğini gösterecek ve savunabilecek bir potansiyelin olacağı beklenmemelidir. Burada dünyalar ayrı! Bu umut tüm ulusal kurtuluş hareketlerinde ortaya çıkıyor; sözde mücadele tüm insanları temizleyecek. Asıl yaşanan ise bu mücadeleyle hiyerarşik yapının daha güçlenmesidir. Bu durumda eskiden Çin’in durumunu düşünüyorum. İndochina, Afrika ve dünyanın bir çok yerinde özel yöneticiler yükseklere taşındı. Bu yükseklikte eleştiriden muaftılar. Kimse eleştiremiyordu. Ama bu durumun kendisi ‘sivil toplum’ olgusuyla çelişmiyor mu? Bu durumda sivil toplum pratikleştirilemez ki. Sivil toplumun elementleri zaten açık, aleni bir tartışma zeminin olması. Sanırım bunu hem aşikar hem de nazik ve saygılı bir şekilde dile getirdim. - Dialogkreis grubu, Türkiye de Kürt çözümün zamanının geldiğini, bunun koşullarının oluştuğu bir proje üzerinde çalışıyor. Dialogkreis bu projeyi yaparken Türkiye’deki Kürt dinamiği ve Türk dinamiğinin yanı sıra uluslararası diğer dinamikleri hesaba katıyor mu? Ya da bölgesel diğer dinamikleri. Yoksa sadece Türkiye’deki Kürtler ve Türklerin barışı mı? Çünkü Güney Kürdistan, kuzeyi etkileyen bir konumda yine İran Kürdistan’ını etkileyen bir konumda. Düşündüğünüz projenin kendisi sadece Türkiye’deki Kürt sorunun çözümü mü yoksa diğer parçalarının da yaşadığı sorunları çözebilecek mi? - Tabiî ki, mutlaka! Ben bu sorunun sadece iç siyasi dengeler ekseninde ele adım bu anlatımlarımda. Bunun dış dengelere bağlı etkenleri de var elbette. Biliyorsunuz, Türkiye uzun süredir NATO üyesidir. Neredeyse 50’lerden beri üye konumundadır. Ve NATO’ya bağlı Türkiye askeriyesi ile NATO’nun batı askeriyesi çok yakından bir ilişki içerisindeler. Tüm olayda bu durum büyük bir rol oynamakta. Askeri anlamda bir enternasyonalizm yaratılmışken, siyasi arenada bu bulunmamakta. Dolayısıyla bu ilişki aynı zamanda sanırım büyük bir sorun da teşkil etmekte. Bu 1. Sorun. İkinci sorun ise büyük bir role sahip olan ABD’nin Irak da yürüttüğü devletler hukukuna aykırı askeri müdahalesidir. Ve bu durumda Irak Kürdistan’ı mükemmel bir role sahip. ABD’ye çok yakın bir bağ vardı. Ben kendim de Erbil’e gittim ve üst düzey yöneticileriyle bunu görüşebildim. Ve kendilerini ABD’nin yakın partnerleri olarak gördüklerini söylediler. Aslına bakarsak ABD kendilerini (Kürt partilerini) daha sonra hem Saddam Hüseyin’den hem de onun Araplaştırma girişimlerinden biraz da olsa kurtardı. ABD uluslararası bağlantılara göre konuştuğu için Türkiye’nin Irak’a kapsamlı askeri operasyonların düzenlemesi ve müdahalede bulunmasının önünde engeldir hala. Türk generalleri PKK’nin varlığını ya da Musul ve Kerkük’teki Kürt TV’lerini ya da Irak’ın içinde de olsa ‘otonom Kürdistan’ ı bahane göstererek askeri bir müdahaleyi seve seve yapmak ister. AB TÜRKİYE İLE KÜRT SORUNUNU DOĞRUDAN GÖRÜŞEMİYOR Tüm bunlar ağır basan uluslararası sorunlardır. Bu NATO ittifakından dolayı bir çok üye ülkesi aynı zamanda NATO’nun da üyesi olan AB, Türkiye ile Kürt sorununu doğrudan görüşemiyor. Bunun önündeki engeli işte bu durum teşkil ediyor. Terörizm kelimesi ve Kürt hareketinin “terörist” ilan edilme meselesi üzerine görüşmüştük zaten. Bu AB’ nin bir müdahalede bulunmasının önünde engeldir. Bunu değiştirebilirse insan, AB ülkeleri Kürt sorunun diplomatik, ekonomik ve siyasi yollarla çözülmesine büyük ilgi gösterirler ve çözümü desteklerler diye düşünüyorum. Ama bu şu an mümkün değil. Çünkü ‘terörizm iddiası’ bunun önünde bir nevi ‘ayırıcı duvar’ ya da fren niteliğinde duruyor. Çok açık bir şekilde buna başka bir elementin daha eklendiğini söylemeliyim: Bildiğiniz gibi AB güçlerinden birçoğu Türkiye’nin girmesini hiç bir koşulda istemiyor. Bizim şu an ki Başbakanımız Bayan Merkel bunu zaten ikide bir dillendiriyor. Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı da, başkaları da bunu açıkça dile getiriyorlar. En ön sırada da Hıristiyan gruplaşmalar yer alıyor. İşte ‘bambaşka bir kültürdür’ sözleriyle kendilerini gerekçelendiriyorlar. Ekonomik çevrelerin ise görüşü daha değişik. Yani bu konunun burada tartışmalı olduğu belli oluyor. Ve bu saydığım gerçeklerden yola çıkarak, stratejimizin temelini oluşturan ‘terörizm iddiasını ortadan kaldırmak ve silahsızlanmayı sağlamak’ gerçekleşirse, o zaman gerçekten de kooperasyona ilgi duyan ve Kürt sorunun çözümünü gerçekten isteyen güçler daha farklı rahat ve serbest hareket edebilirler. Bakın, şu an sizlere anlattıklarımı bir Türk olarak Türkiye’de söyleseydim, yarın bana karşı dava açılır ve cezaevine atılırdım. Bu bir gerçek! Bu sorun ortadan kalkmadığı müddetçe, açık bir diyalog imkanı, görüş belirtme özgürlüğü ve görüşün özgürce şekillenebilmesi için olanaklar asla mümkün olmayacaktır. Dünyadaki diğer güçlerin de tabiî ki rolü vardır. Ama bu rolü değerlendirirken hem Yakındoğu hem de Ortadoğu sorunu ele alınmalı. Biliyorsunuz AB içerisinde spekülasyonlar var Türkiye’nin olası AB katılımı ile birlikte Yakın ve Ortadoğu’ya bir arabulucu konumunda olması yönünden. Bunun mümkün olabileceği konusunda çok emin değilim. Osmanlı geçmiş buna el verir mi bilemiyorum. Biliyorsunuz birçok halk, Osmanlıları çok iyi hatırlamaz. En azından olumlu yönden hatırlamaz. İkinci nokta da, uzun süredir bir nevi bölgesel-güç-konsorsiyumu mevcuttur. Bu konsorsiyum ABD, İsrail ve Türkiye’den oluşup bir nevi bölgede tüm gücü ele geçirdi ve bir diğer adım olarak da İran’ı hedefledi. Eskiden ABD tarafından Şah’a bölgesel güç olma rolü verilmişti ancak Şah’ın devrilmesiyle bu ABD için mümkün görünmedi artık. Bu olmayınca kısmen Irak’a yatırım yaptılar. Sonra da kendileri el koydu ve çirkince askeri güçleri çerçevesinde bu üçlü ülke ittifakını kurdular. Bu durumda birçok ülkenin Türkiye’yi arabulucu olarak görmesi de zorlaşır tabiî ki. Ancak Yakındoğu’da İsrail-Filistin gibi anahtar pozisyonunda olan bazı sorunlar çözülebilirse, eğer Arap ülkeleri 2002 de Suudi Arabistan Kralının inisiyatifi ile gelişen arabulucu olma rolünü yürütür, İsrail bu saldırılardan vazgeçer ve bölgeye biraz huzur gelirse, o zaman öyle inanıyorum ki, bu durum başka sorunların çözümü için de önemli bir unsur teşkil edebilir. Kürt-Türk sorunu için de. - Biraz da Almanya Türkiye ilişkilerini konuşmak istiyorum. Almanya Türkiye ile çok özel ilişkileri var. Almanya’nın Türkiye’deki özel ilişkileri Kürt sorununu nasıl etkiliyor? Kürt sorununu çözme konusunda çok da baskıcı değil hükümetleriyle ya da politikalarıyla çok baskıcı değil. Siz Almaya Türkiye ilişkilerini nasıl yorumluyorsunuz? - Bunun tarihsel geçmişi var. Hemen hemen geçen yüzyılın başlarından beri süren ve yine askeri antlaşmalara dayalı olan bir ilişki vardı. Ama Almanya’nın çok sevilen bir pozisyonu yoktu. Ben İstanbul’ da Alman konsolosluğuna girdiğimde ve imparator II. Wilhelmin Türkiye gezisini sergileyen dev tablosunun duvarda asılı olduğunu gördüğümde epey bir şaşkınlığa uğramış ve çok garip diye anımsamıştım. Ama sanırım duygusal anlamda Türkler tarafında bağışlama duygusu büyük ve mevcuttur. İşçi olarak Almanya’ya gelen Türk ve Kürt vatandaşlarında şu an sanırım duygusal yan ağır basıyor. Bu tabiî ki sosyal sorunlara yol açtığı gibi düşmanlık olgusunu pekiştirdi ve psikolojik sorunları da geliştirdi. Ekonominin ise daha farklı hatta iyi denilebilecek bir ilişkisi var Türkiye ile. Sanırım bu her iki taraf için de geçerlidir. Hem TÜSİAD hem de Müslüman İşverenler Derneğinin söylemlerini anımsarsam sürekli pozitif bir bağdan bahsedildiği de görülecektir. BERLİN İLE GÖRÜŞME ARDINDAN ERDOĞAN ‘KÜRT SORUNU YOKTUR’ DEDİ Almanya Türkiye ilişkilerinde siyasi arena açısından askeri alan büyük bir rol oynuyor. Bu gerçeklik de Almanya’nın bugüne kadar Kürt sorununun çözülmesi açısından hemen hemen hiç bir girişimde bulunmamasına yol açmıştır. Ben önemli bir olaya dikkat çekmek istiyorum: Başbakan Erdoğan’ın eski hükümet döneminin Başbakanı Schröder ile görüşmek için Berlin’e gelmişti. Bu görüşmenin ardından Erdoğan basının karşısına çıkıp ‘Türkiye de Kürt sorunu yoktur’ dedi. Bunu bir düşünün! Bu ne anlama geliyor? Bu Almanya Başbakanının, kendisine çok kapsamlı ve periyodik bir şekilde bilgi ve enformasyon göndermiş olmamıza rağmen, ki kendisinin bu konuda bilgi dışı olması mümkün değil, bu askeri ittifaka dayanan çizgiyi kabul ettiği ve hiç bir itirazda bulunmadığı anlamına geliyor. Almanya Federe Hükümeti hiç bir zaman tarafımızca sunulan projeleri, bir çözümü kolaylaştıracak yol haritalarını ya da kısaca durumun düzeltilmesi için sunduğumuz programları desteklememiştir. Bizim bazı projelerimizi maddi anlamda desteklemiştir. Ancak siyasi anlamda hiç bir zaman bir girişimi olmadı. Humaniter destek veren ‘pro humanitate’ adında bir derneğimiz için dışişleri dairesinden maddi bir destek almıştık. Aldığımız tek destek de bu olmuştu. Bunun için teşekkür de etmek istiyoruz. Ama dediğim gibi siyasi alanda hiç bir destek gelmedi. Bu durum Schröder Başkanlığındaki hükümet için de geçerliydi. Kaldı ki Yeşiller de o hükümette yer alıyordu. Bilindiği gibi Yeşiller eskiden bu soruna çok duyarlılardı. Claudia Roth ve Angelika Beer gibi top isimler vardı. Ancak hükümette yer alıktan sonra bunlardan da sorunun çözümüne katkı sunacak bir adım görünmedi. - Avrupa Birliği, Kürtler ve Türkiye. Bu üçlemin kısa, orta ve uzun vadeli, gelecekte alabileceği ilişki biçimi nasıl olur? Türkiye AB’ye girer mi? AB’ye giren Türkiye Kürt sorununu çözebilir mi? AB’yi bir bütün olarak bir Kürt politikası ya da bir Türkiye politikası olabilir mi? Önümüzdeki süreç için? - Herşeyden önce AB’nın kendisinin de şu an ağır sorunlar yaşadığını görmek gerekiyor. Kendi kurumları içinde sadece sınırlı harekat imkanına sahip. Kanımca tek sorun zamanında tartışılan o büyük anayasa meselesi değildir. Bence temel sorun, AB’nin bir çok alanda harekat tarzında, kurumsal imkanlarının olmamasıdır. Dış politika da da. Ve bu büyük bir adımdır. Şu an bununla ilgili Bayan Merkel’ girişimlerde bulunacağı sözlerini epeyce basından takip ediyoruz. Buna yakın şeyleri Fransa Cumhurbaşkanı da söylemekte. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı harekat alanının genişlemesi için kurumsal kurallarının en yakın zamanda oluşması gerektiğini söylüyor. Ondan sona gelecek olan soru da, ABD ile AB arasındaki ilişki uzun vadede nasıl bir gelişim seyri izleyecek sorusudur. Biliyorsunuz orada da bir çok sorun var. ABD, AB’den çok daha fazla askeri çözümlere oynuyor. Ve askeri alandaki gücüne çok güveniyor. Buna ne kadar gülünç de olsa ‘İran ve Kuzey Kore’den gelebilecek olası saldırılara karşı bir önlem’ olarak oluşturulan ‘roketlere karşı korunma programı’ da dahildir. ÇÖZÜM İÇİN AĞIR AĞIR ÇALIŞIP BOL BOL LOBİ YAPMALI Bu durumu iyi bilenler bu gerekçenin ne kadarda ahmakça bir gerekçe olduğunu anlayacak. Ama ABD’nin asıl amacı askeri anlamda sahip olduğu bu ‘güç’ü ve avantajı kaybetmemek, tersine sıkı ve kararlı bir şekilde bunu geliştirmektir. Bu tabii AB politikasını da etkiliyor. Çünkü şu soru insanın aklına geliyor: ‘şimdiye kadar yapamadığı işbirliği ve barıştırma politikasına dayanan özgün bir politikayı, bir siyaseti gerçekten oluşturabilecek mi AB? Bugüne kadar başka özgün ülkeler üzere ABD’nin pratikleştiricisi konumuna geldiği sıkça görülmüştür. Bunu İngiltere Irak’ a girerken de gördük. AB aslında İngiltere üzere Irak’ a girdi. AB’nin ne kadar özgün bir Avrupa politikasını oluşturacağı olasılığı güçleniyorsa, o kadar da bu politikanın askeri müdahaleleri içereceği olasılığı da çoğalıyor kanımca. Hepimiz görüyoruz, askeri alan her tarafta yatırım yapılması gereken bir alan olarak görülüyor ve ona göre de yatırımlar yapılıyor. Buna rağmen; belki Avrupalıların ortak bir işbirliğinde daha fazla ilgisi vardır. Belki kendileri ABD’nin deneyinden yola çıkarak, askeri müdahalelerin nasıl felaketlere yol açabileceğini öğrenebilecek konumdalar. Bu böyle olur, Kürt tarafı da terörizm iddiasının kaldırılması yönünde inisiyatif gösterirse, o zaman büsbütün olarak AB’nin Kürt sorunu için mücadele edebileceği olasılığını görüyorum. Çünkü hiç kimsenin bu çağdışı savaştan çıkarı ve ilgisi olamaz. Bilinçli biraz sert dile getirdim. Tabiî ki insan hakları, kendi kaderini tayin etme hakkı, eşitlik ilkesi ve kendi kültürünü, gelenek-göreneklerini yaşayabilme hakkını elde etme açısından mutlaka anlamlı bir mücadeledir. Bu açıdan çağdışı değildir. Ama Türkiye’nin sürekli yaptığı gibi ulus-devletsel sorunu ve çatışmalar açısından çağdışı olduğu kanısındayım şu an ki savaşın. Tarihsel anlamda da çok çağdışı. Eğer bu değişimler hayata geçirilir, terörizm iddiası ortadan kaldırılır, AB kendisini emansipe ederse, o zaman Kürt sorununun çözümü açısından daha büyük hizmetler verilebileceği kanısındayım. Şu an bunun için ise daha ağır ağır çalışıp bol bol lobi çalışmaları yapmalıyız. - Neler olabilir, somut önerileriniz olursa? - Bu konuyu her fırsatta dile getirerek, dışarıda sürekli Kürtlerin terörist olduğunu, askerin ise iyi NATO partnerinin olduğu, işkencenin kaldırıldığını ya da hukuk ve anayasa demokratiktir diye iddia edenlerin bu söylentilerini her fırsatta eleştirip buna karşı sürekli bir pozisyon almalıyız. Bu söylentilere karşı söyleyeceklerimiz, yazıp çizeceklerimiz hep hazır olmalı. Olay ile ilgili, siyasal gelişmeler ile ilgili bizim yorumlarımız eksik olmamalı. Bu bizim görevimizdir. Bu aynı zamanda tek yapabileceğimiz şeydir. Biz sivil toplum olarak Türkiye’ye müdahalede bulunamayız. Yani aslında biz onu çokça denedik. Biz konferanslar düzenledik, muhatap aradık. Bir kaç ay önce Ankara’da Türk ve Kürt aydın ve sanatçılarının gerçekleştirdikleri barış konferansını oldukça önemli ve anlamlı buluyoruz. Bu ortak bir şekilde adım adım etnik sınırların ötesine gidip uygun konseptlerin oluşturulabileceği deney ya da adımlardır. Tüm bunları oldukça önemli buluyoruz. Bu girişimi burada tanıtıp desteklemek de istiyoruz. Ama bu kolay değil ve uzun vadeli bir çalışmadır. Ve ben şahsen kaç yıldır bu sorun ile ilgilendiğimi bile hatırlamıyorum. NEWROZ’UN ETKİSİ Özel bir şey söylememe izin verin. Bu alana ilgimi nasıl geliştirdim biliyor musunuz? O zamanlar üniversitede profesörlük yapıp seminerler veriyordum. Birçok Türk öğrencim vardı. Çok canlı bir süreçti. Beni birey olarak asıl etkileyen nokta ise 1993’te Kürt illerinde gerçekleştirilen Newroz etkinliklerinde Türkiye’nin müdahalesi sonucu çok sayıda insanın ölmesi ve yaralanmasıydı. Bu beni çok etkiledi. Bundan dolayı 1994’te uluslararası bir duyarlılık oluşumuna gittik. Almanya’dan ve Avrupa’nın bir çok ülkesinden hatta ABD den de bir çok grubun içinde yer aldığı bir oluşum olarak Türkiye’ye gittik. Kürt illerine gittik ve protesto etmek istedik. ‘Biz buradayız, her şeyi görüyoruz ve burada olacak her şeyi rapor edeceğiz’ mesajını verdik. Bu Türk yetkililerini çok etkiledi. Ve kendilerini tutmalarına yol açtı. Bu benim için çok enteresan bir durumdu. Otelden çıkabilen az kişilerden biriydim. Çatışmaların yoğun yaşandığı Kulp’a kadar gidebildim. Hatta orada Belediye Başkanı tarafından da karşılandık. Belediye Başkanının anlından ter damlaları akıyordu. Çünkü bu duruma o da alışkın değildi. Asker için de çok rahatsız edici bir durumdu bizim varlığımız çünkü gece geç saatlerde bizi konvoy şeklinde otele geri götürmek zorunda kaldılar. O dönemde gece yarısında dışarıda bulunmakta çok tehlikeliydi. Sanırım asker de korkmuştu bundan dolayı. Bir konvoyumuz vardı. DDR (Eski Doğu Almanya)’dan kalma tanklar hem önümüzde hem de arkamızdaydı. Üstünde de küçük ilginç acemi askercikler vardı. Oradan aldığımız izlenim bizi bu konuda Almanya’da mutlaka bir şeyler yapma arayışına götürdü. Bunun üzerine Almanya’da olağanüstü ünlü bir cemaate ulaşabildik. Çok uygun bir siyasal süreç idi. İyi bir vesileydi. Aslında Almanya’nın tüm ünlüleri, aydınları ve siyasetin tüm aktörleri vardı. Daha sonra Almanya’nın dışişleri bakanı olan Fischer bile bizim bildirimize imzasını attı. Onun gibi birçok ünlü bu oluşumu destekledi. Ve bu da bizi ‘Dialog Kreis’ gibi bir oluşuma ihtiyaç olduğu kanısına götürdü. (Dialog Kreis = Dialog çevresi / ittifakı / oluşumu / birleşimi). Tabii bu durum daha sonra çok değişti. Değişimine daha önce dile getirdiğim nedenler de vesile oldu. En son ise Schröder hükümetinin oluşturulması ile birlikte durum çok daha fazla değişti. Bunun da nedenlerine zaten değinmiştim. ANF |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Francıs Macomberin Kısa Mutlu Yaşamı | tubiranes | Hikayeler, Denemeler | 2 | 19-07-2007 12:12 PM |
| Kimyasal Silah Olarak Kullanılan Gazlar ve Özellikleri | Global | Kimya | 0 | 02-07-2007 12:51 PM |
| Silah | koktay | Bilim ve Teknoloji | 2 | 15-05-2007 01:11 PM |
| Sİlahsizlanma | PCkopat | Genel Kültür | 10 | 28-04-2007 05:30 PM |
| Çocuk ve Silah | Geronimo | Sınırsız Muhabbet Burada | 0 | 22-11-2006 08:43 AM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.