|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Kendini Tanımada Alışkanlıklar Duygu Günerİnsanlık ailesinin bir üyesi olarak her birimiz zor dönemeçlerden geçiyoruz. Bir dokun bin ah işit misali kime derdin, sıkıntın var mı diye sorsak aldığımız cevaplar hiç de farklı değil. “Kimin yok ki!” Cinsi, türü, şekli farklı farklı da olsa bir çıkmazın içinde olmayanımız yok gibi. Tabii bunun birçok nedenleri var. İnsanlığın içinde bulunduğu durumda kendisine yardımcı olacak, kendisini kurtaracak, kendisini hürriyetine kavuşturacak olan en önemli konu kendini bilme, kendini tanıma konusudur. Asırlardan beri insan, bu konudan sistematik olarak uzaklaşmıştır ve nereye gideceğinin, nereden geldiğinin farkında değildir. Peki tüm bu zorlukların üstesinden nasıl geleceğiz diye kendimize sorduğumuzda kendi kendimizi anlamaya, tanımaya çalışarak ve kendimizle mücadele ederek diye cevap verebiliriz. Kendimizle mücadele etmekten kastımız elbetteki kendimize karşı savaş açmak değil. Aksine kendimizle barışık bir hal içinde mücadele etmemiz olumlu sonuçlar açısından önemli bir kıstas. Dünya insanlığı enkarnasyonlar bakımından artık kendi kendisinin ustası, kendi kendisinin öğretmeni olabilecek düzeye gelmiş bir ruhsal evrim düzeyine tırmanmak üzeredir. Bu nedenle sahip olduğumuz bilgileri kullanarak kendimiz hem öğrenci hem öğretmen olabilecek durumda varlıklarız. Kendini tanıma ve kontrol yolunda ilerlerken karşımıza çıkan en zorlu engellerden birisi alışkanlıklar konusudur. Madalyonun bir yüzünden baktığımız zaman alışkanlıklarımız olmasa normal bir hayat yaşamak şöyle dursun, belki hayatımızı bile devam ettiremeyiz, diyebiliriz. Alışkanlıklarımızın bir yönünün görüntüsü budur. Konuşmak, yemek yemek, ayakkabılarımızı bağlamak, bilgisayar kullanmak, bulaşık yıkamak, yemek yapmak, araba kullanmak ya da bir tehlike karşısında herhangi bir davranış göstermek gibi bir sürü faaliyetimizi hep alışkanlıklarımız sayesinde sürdürmekteyizdir, doğal olarak da o anda şuurlu bir düşünceye ve çabaya hatta özel bir dikkate bile yer vermeyiz. Madalyonun bir de diğer yüzü vardır. Kendisinden kurtulmak istediğimiz alışkanlıklarımı! Bir söz vardır hepimiz biliriz “Alışmış kudurmuştan beterdir.” diye. Bu sözün bir başka ifade şekli de şöyledir, “Kişi yedisinde neyse yetmişinde de odur” derler. Şurası bir gerçek ki her iki söz de birer değişmezliğin anlatımıdır. Olumludan çok hoşa gitmeyen, pişmanlıkların kovaladığı olumsuz alışkanlıklarımızın değişmezliğini anlatır. İster olumlu ister olumsuz türden olsun her türlü alışkanlığımız otomatizmaya girmiş davranışlarımız demektir. Düşünmeden, şuursuzca, farkına varmadan. Birçok düğmelerin biraraya gelmesiyle oluşmuş bir robot gibi. Herhangi bir düğmeye basıldığında hemen tepki veririz. Belirli etkiler bizde belli mekanizmaların harekete geçmesini sağlar. Oysa ki gelişmek demek otomatizmadan çıkıp şuurlu, iradeli, idrakli adımlar atabilmektir. Yani kendini tanımada hedef otomatizmayı yenmek ve şuurlanmak, diğer bir ifade şekliyle farkındalığı artırmaktır. İşte bu nedenle kendini tanıma konusunda alışkanlıkların özel bir yeri bulunmaktadır. Hayat içerisinde pek çok şeyin farkına varmamız gerektiği gibi kendimizin de farkına varmamız gerekir. Yani kendimize sorular soracağız. “Ben şu anda ne yapıyorum?” “Neler düşünüyorum?” “Şu andaki durumum, anlayış düzeyim, insanlara bakış açım, onları sezebilmem, onlara karşı duyduğum hisler, değer yargılarımın nedeni nereden kaynaklanıyor?” Kısacası farkına varmayı alışkanlık haline getirmektir önemli olan. Sonbaharda kuvvetli rüzgarlar karşısında oradan oraya uçuşan kağıtlar, kurumuş yapraklar, naylon torbalar görürüz. Saatlerce uçarlar. Farkındalık demek yaprak gibi şuursuz olmamak demektir. Nerede bulunduğunu, şu anda ne yapmakta olduğunu, neyle meşgul olduğunu mümkün olan her an insanın hatırlaması gerekir. Buna kendini hatırlama diyoruz. Kendini hatırlama aslında bir şuursal bütünlük meselesidir. Kendimizi toplumdan, eşyadan, çevreden, dünyadan koparmayacağız. Kopardığımız anda nerede olduğumuz belli değildir. Hiçbir şey yapamayız. Bir yerde olduğumuzun farkında olmamız lazım ki “ben buradayım” diyebilelim. Bu, varlığın kozmik bir araştırma içinde olması anlamına gelir. Farkında olmak demek, sürekli bir kozmik araştırma, geliştirme içerisinde kendi varlığını tutabilmek demektir. Şimdi alışkanlıklarımızı düşünecek olursak, sahip olduğumuz bir sürü zihinsel, duygusal, fiziksel alışkanlık türü var. Bu alışkanlıkların hepsini birden bünyemizde barındırırken şuur seviyemizde bir değişiklik meydana getirip o kozmik araştırmaya dahil olmamız sizce mümkün mü? ALIŞKANLIK NASIL OLUŞUR? Bir İspanyol atasözü “Alışkanlıklar, önce örümcek ağı gibi incedirler, sonra halatlaşırlar” der. Fiziksel, zihinsel ya da heyecana bağlı bir uyaran karşısında birçok kez davranış gösterdiğimiz takdirde alışkanlıklar zihnimizde şekillenmeye ve zamanla yer edinmeye başlar. Herhangi bir alışkanlığın oluşması için gerekli olan tepki miktarı kişiye ve uyaranın türüne göre farklılık gösterir. Ama tepkilerimiz devam ettikçe bir taslak oluşmakta, beyin ve sinir sistemi içinde farklı yollar ve dolambaçlı devreler belirmektedir. Oluşum halindeki taslaklar başlangıçta beynin kısa vadeli hafızasına yerleşmekte gelişip durumlarını sağlamlaştırdıkça beynin uzun vadeli merkezi hafızasına intikal etmektedirler. Hafıza, yani insanın büyük başarılara ulaşmasını mümkün kılan beyinsel faaliyet işte o zaman seferber olmakta, bir mesaj veya çok özel bir uyaran da bir tepkiye, bir düşünceye ya da otomatik bir duruma yine o zaman vücut kazandırmaya başlamaktadır. Alışkanlık denen şey, beyin hücrelerinin sanki son derece iyi öğrendikleri bir ders gibidir, hem de otomatik olarak ve düşünmeden ezbere tekrarlayabildikleri bir ders. Tıpkı çarpım tablosu gibi. İki kere iki eşittir dört! Kısaca söylemek gerekirse, iyi alışkanlıklar da kötü alışkanlıklar da aynı tarzda meydana gelmektedir. Anne ve babaların çocuklarına özellikle ilk yıllarda iyi alışkanlıklar kazandırma imkan ve şartlarını sağlamaları işte bu bakımdan çok büyük bir önem taşır. Alışkanlık edinme yeteneği, gelişmiş canlı varlıkların çoğuna özgü olan bir şeydir. Fakat öz varlığa bağımlı olan insan zekasının yaratılış biçimi nedeniyle biz, diğer herhangi bir varlığa nazaran, çok daha ileri düzeyde olmak üzere alışkanlıkların, yani düşünme, hareket etme ve hissetme alışkanlıklarının kulu, kölesi durumuna gelmekteyiz. Andre Luiz diyor ki “Eğer alışkanlığa hükmedemezsen sonunda alışkanlık sana hükmeder.” Alışkanlıklarımızın esareti altında kalarak mekanik bir hayat düzeyinde yaşamak, tekamül hamlesi yapmak için gayret gösteren insanın bütüne yakın enerjisinin boşa gitmesine neden olur. Bu enerji kaybı, varlık seviyesinin düşük enerjili faaliyetlere kaymasına yol açar: Bunun en tipik örneği, fiziksel olarak içki, kumar, sigara, manevi olarak vesvese, kibir ve bencilliktir. Kendini kontrol etmeye başlamanın ilk basit adımı alışkanlıkları önce tanımak, onların huyunu, suyunu öğrenmek ve en kolayından en zoruna doğru uzanan bir terk etme faaliyetine girişmektir. ALIŞKANLIK NEDİR? KAÇ BAŞLIK ALTINDA İNCELİYEBİLİRİZ? Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre alışkanlık, iç ve dış etkilerle davranışların tekrarlanması, hep aynı biçimde gerçekleşmesi sonucu beliren, şartlanmış davranışlardır. Donald D. Schroeder’e göre ise alışkanlık, davranışlarımızı, düşüncelerimizi veya duygularımızı yönlendiren ve zamanla da otomatik bir tepki haline dönüşen sonradan edinilme bir taslaktır. Alışkanlıklar doğuştan gelen bir özellik olmayıp tamamen sonradan kazanılan davranışlar, düşünceler ve duygular tarzında karşımıza çıkarlar. Alışkanlıklar, birtakım maddelere bağımlı kalmak meselesi tamamen psişik bir algılama bozukluğundan ileri gelmektedir. İllüzyon halini almış algılamayı düzelttiğimiz zaman bu alışkanlıklar da ortadan kalkarlar. Yemek alışkanlığı da, içki, sigara alışkanlığı da huysuzluk alışkanlığı da kalkar yani onları kontrol altına almış oluruz. Eğer varlıkta bazı bilgiler eksikse, nedensellik kavramı henüz gelişmemişse, birçok bilgi şuur dışında bloke vaziyette kalmış demektir. Bunların yol bulabilmeleri, bir yerden bir yere taşınabilmeleri için esaslı bir eğitime, bilgiye, şuurlanmaya ihtiyaç vardır. Bu bakımdan birçok insan alışkanlıklarından kurtulamaz! En geniş anlamıyla insanın kişiliği dediğimiz şey, binlerce denecek kadar çok sayıda bireysel ve çok özel alışkanlıklardan oluşma bir karışımdır. Kişisel alışkanlıklar yalnız ifadelerimizde değil tüm tutum ve davranışlarımız ile hayatın karşısında takındığımız tavarlarımızda da kendini göstermektedir. Bazı kişiler sürekli olarak kaşlarını çatmayı veya kolayca öfkelenmeyi alışkanlık haline getirmişlerdir, buna karşılık bazıları da ürkeklik, düşmanlık ya da şüphecilik yansıtan bir görünüme bürünmüşlerdir, diğer bazıları ise açık kalpli, içtenlik dolu, daha güven verici bir nitelik taşımaktadırlar. Bize huzur ya da huzursuzluk veren, kaygı ya da korku hissettiren olaylar karşısında edindiğimiz alışkanlıklarımızın yanı sıra beslenme konusunda da farklı alışkanlıklar sergilemekteyiz. Tüm bu özgül alışkanlıklar hep sonradan edinilme şeylerdir. Kalıtım yoluyla gelmemektedirler. Hatta bir hayat süresi içinde birbirini izleyen başarılar ya da başarısızlıklar bile hep alışkanlıklarla ilgilidirler, bunlar, hayatın sorunları ve zorlukları karşısında gösterdiğimiz tepkilerin tekrarından kaynaklanmaktadırlar. Ouspensky’e göre de kendi kendini gözlemlemenin önemli bir unsuru alışkanlıklar konusudur. Her yetişkin insan, tamamen alışkanlıklardan oluşmuştur; ama pek sık olarak o, bu durumdan habersizdir. Hatta alışkanlıkları olduğunu kabul etmez. Alışkanlıkları fiziksel, duygusal ve zihinsel olmak üzere üç ayrı bölüm altında incelememiz mümkündür. Bu üç merkez de alışkanlıklarla doludur ve her merkezin hızı farklıdır. En hızlı işleyen merkez hangisidir dersiniz? Tabii ki duygu merkezi! Bizler hepimiz duygu insanıyız. İlk tepkiyi duygularımızla veririz. Daha sonra fiziksel merkez en son olarak da zihin merkezi devreye girer. Onun için derler ki, on defa düşün bir defa konuş. Ya da öfkeli bir anında ilk tepkiyi vermeden önce yüze kadar say ki duygularını bir an için de olsa devre dışı bırakabilesin. Deniliyor ki, ”İnsan bütün alışkanlıklarını öğreninceye kadar kendini tanıyamaz.“ Alışkanlıkların gözlemlenmesi ve incelenmesi özellikle güçtür, çünkü onları görmek ve kaydetmek için insanın bir an için bile olsa onlardan uzaklaşması, kurtulması gerekmektedir. İnsan, belli bir alışkanlık tarafından yönetildiği müddetçe onu gözlemleyemez, fakat ilk adımda güçsüz olmakla birlikte onunla savaşmak üzere onu hisseder ve farkına varır. Bu nedenle alışkanlıkları gözlemlemek ve incelemek için insanın onlara karşı savaşmaya çalışması gerekir. Böyle yaparsa pratik bir kendi kendini gözlemleme yöntemi ortaya çıkar. Bu gözlemleme işi o alışkanlığı değiştirmeye yeterli değildir ancak nelerin mevcut olduğunu ortaya koyar. Hareket merkezinin basit faaliyetlerini incelemedeki ilk çabada bile, insan alışkanlaklarla karşılaşır. Örneğin, insan, kendi hareketlerini incelemek, nasıl yürüdüğünü gözlemlemek isteyebilir. Fakat o, alıştığı şekilde yürümekte devam ettiği sürece bunu çok kısa bir süreden fazla yapmada başarılı olamayacaktır. Ama normal yürüyüşünün birtakım alışkanlıklardan ibaret olduğunu, örneğin, belli uzunlukta adımlar atmaktan, belli hızla yürümekten ibaret olduğunu anlarsa ve bunları bertaraf etmeye yani daha hızlı ya da yavaş yürümeye, daha büyük ya da daha küçük adımlar atmaya çalışırsa, kendi kendini gözlemleyebilecek ve yürürken kendini inceleyebilecektir. Kendi kendini gözlemleyebilmek için, insan, kendi alıştığı biçimde yürümemeye gayret etmeli, alışmadığı pozisyonda oturmalı, oturmaya alıştığı zaman da ayakta durmalı, sağ eliyle yapmaya alıştığı hareketleri sol eliyle yapmalıdır. Bütün bunlar, kendi kendisini gözlemlemesini ve hareket merkezinin alışkanlıklarını, çağrışımlarını incelemesini sağlayacaktır. A- FİZİKSEL ALIŞKANLIKLAR Fiziksel alışkanlık ya da bağımlılık dediğimizde aklımıza ilk gelen şey hiç şüphesiz sigara alışkanlığıdır. Bu konuyla ilgili yapılmış olan sayısız araştırma sigara alışkanlığının vücutta yaratmış olduğu bağımlılığın en çok 20 günde atılabildiğini söylemektedir. O halde bu bağımlılığın esas nedeni tamamen psikolojik, yani zihinseldir. Yaygın olarak göze çarpan diğer fiziksel alışkanlıklar ise çay, kahve, içki, uyuşturucu gibi zararlı maddeler, abur cubur yemek, sürekli televizyon seyretmek, kumar ve oyun alışkanlığı gibi alışkanlıklardır. Bunlara ek olarak hiç farkında olmadığımız ve kontrol etme ihtiyacı duymadığımız belirli hareketler ve tikler de vardır. Belli bir çaba harcadığımızda fizik alışkanlıklarımızı yakalayabilir ve kontrol altına alabiliriz. Zaten alışkanlıkların gözlemlenmesine ilk önce fiziksel alışkanlıklardan başlamak gerekir. Önce bu alışkanlıklar tespit edilmeli daha sonra ise bunun kökteki asıl nedenleri analiz edilmelidir. B- DUYGUSAL ALIŞKANLIKLAR Dünyada yaşarken üzerinde tecrübeler yaparak bilgi edindiğimiz en esaslı kısım duygularımızdır. Bu bakımdan duyguların çok iyi incelenmesi, denetlenmesi ve kontrol altına alınması gelişim ve kendimizi tanıma bakımından çok yararlı olmaktadır. Yaşam içinde aldığımız her türlü etkiyi duygular kanalından geçirmek zorundayız. Yani bize gelen her türlü dış etki, duygularımız üzerinde bir gerilim, bir baskı ya da bir gevşeme hali, bir hoşluk meydana getirir. Duygularımız ne kadar esnek ve ince bir hale gelmişse dış etkilerin varlığımız üzerinde meydana getireceği ıstırap da o kadar az olacaktır. Oysa duygularımızda bir katılık, bir sertlik mevcutsa o zaman gelen etkiler karşısında ıstırap çekeriz. İşte duygulardaki bu sertlik hali, alışkanlıkların meydana getirdiği kalıplaşmış, işlekliğini kaybetmiş durumlardır. Bir Arap atasözü vardır: “Yağmur aynı yağmur ama bataklıkta dikenleri, bahçede ise çiçekleri büyütür.” der. Bize de gelen etki aynı etkidir ama duygularımız esnekse farklı tepki veririz, esnek değilse farklı tepki veririz. Herhangi bir olay karşısında gösterdiğimiz reaksiyonları harekete geçiren ana unsur duygularımızdır. Bu durumda biz duygularımızı nasıl şekillendirmişsek olaylar karşısında alacağımız tavır da buna göre şekillenecektir. Örneğin, gurur, kibir, kıskançlık, öfke gibi yerleşmiş duygusal alışkanlıklarımız varsa, bu alışkanlıklarımız olaylar karşısında göstereceğimiz tavırları kontrol altına alır ve bizi istedikleri gibi yönlendirirler. Duygular alanında negatif duyguları hemen ifade etme alışkanlığı ile savaşmaya çalışmak çok yararlıdır. Birçok kimse, kötü hava hakkındaki duygularını ifade etmekten kaçınmayı çok zor bulurlar. Bir şeyin ya da bir kimsenin, düzen veya adalet olarak benimsediklerini bozduğunu hissettiklerinde, negatif duygularını ifade etmemek insanlar için daha da zordur. Negatif duyguları ifade etmemeye karşı yapılan mücadele, kendi kendini gözlemleme için çok iyi bir yöntem olması yanında aynı zamanda diğer bir özelliğe de sahiptir. Bu mücadele diğer istenmeyen alışkanlıkları yaratmadan insanın kendisini ya da alışkanlıklarını değiştirebileceği az sayıdaki yollardan birisidir. İşte bize bir ipucu! Bu nedenle, kendi kendini gözlemleme ve kendi kendini inceleme başlangıçtan itibaren negatif duyguları ifade etmeye karşı verilen mücadeleyle birleşmelidir. C- ZİHİNSEL ALIŞKANLIKLAR Zihinsel alışkanlıklarımız bizde yerleşmiş bulunan sabit fikirler ve önyargılardır. İnsanlar özellikle belli bir yaştan sonra genellikle belirli bir düşünme biçimi ve yaşam görüşü elde eder ve bunu hiç değiştirmek istemezler. Bunun en güzel örneklerinden bir tanesi kuşak çatışmasıdır. Bu görüşlere ters bir durumla karşılaşıldığında hemen savunma mekanizmaları devreye girer ve sabitlik korunur. Oysa her an her şey değişmekte ve zaman ilerlemektedir. Bu kaçınılmaz değişime karşı gelmek mümkün değildir. Çünkü bu durum varlığın doğasına aykırı bir durumdur. Zihinsel düzeyde iyi kontrol edilmesi gereken bir başka alışkanlık konusu da inançlardır. Hepimizin kendine göre inançları bulunur. İnançlar sadece dini, manevi ya da felsefi anlamda ele alınmamalıdır. Her konuda inanç haline getirdiğimiz düşüncelerimiz mevcut olabilir. Bu inançlar da belli duygusal tavırlar gibi alışkanlık haline geldiğinde bizi ele geçirebilir ve yönetebilirler. Yunancada bir kelime vardır: "Metanoia". Metanoia’nın gerçek anlamı "zihnin değişimi"dir. Bir kimsenin Kendini Bilme sorununa eğilmeden önce hem kendisine hem de içinde yaşadığı dünyaya karşı tamamen farklı bir zihinsel tavır edinmesi gerekir. Zihinsel bakıştaki bu değişiklik tüm Evren için geçerlidir ve Yunanca'daki "metanoia" kelimesinin gerçek anlamı da budur. Metanoia, kişinin kendi kendisini tamamen farklı bir yönelime sokması anlamına gelir ki bu da o güne kadar oluşmuş olan ilgilerini, isteklerini, gelecekle ilgili görüşlerini kısacası zihinsel alışkanlıklarını ele alır. Tamamen yeni bir bakış açısıyla düşünmeye başlamalıyız; bugüne kadar bize oldukça yabancı olan bir bakış açısıyla. Kendimizde bu zihinsel değişimi gerçekleştirebilmemiz için atmamız gereken adımlar, Gurdjieff sisteminde çok net olarak tanımlanmaktadır. Diyor ki Gurdjieff “Aydınlanmak, an içinde daha fazla yaşamak, titreşimlere karşı daha hassas olmak, geçmiş ve gelecek hakkındaki düşünme alışkanlığımızı terk etmemizi gerektirir.” Bizler genelde bütün izlenimleri zihnimizde yer alan ve "bileşim ağı" denilen bölüme göndeririz. Bununla, doğuştan itibaren oluşan birikimler, eğitim ve bunun gibi koşullara bağlı olarak meydana gelen düşünce ve fikirler bileşimini kastediyoruz. Bu bileşim ağı, bize duyularımız yoluyla gelen her izlenimi yıllar içerisinde oluşmuş belli bir düzen içinde alır. Bu düzen bizim farklı ve kişisel bir yanımızdır. Yani bizi başka insanlardan ayırır ve bize farklı bir ton ya da anahtar verir. Öyleyse, zihinsel değişimi elde edebilmek için, izlenimleri farklı bir biçimde almaya başlamamız gerekir. Farklı insanların, aynı deneyimler karşısında farklı algılara sahip olacağı herkesçe kabul edilen bir gerçektir. Daha önce sözünü ettiğimiz farklı bileşim ağlarının işleyiş düzenine bağlı olarak her insan olayları farklı bir ışıkla algılayacaktır. Hepimizin bildiği gibi, insanlardan tanık oldukları bir olayı anlatmaları istendiğinde her biri farklı ve birbiriyle çelişen görüşler öne sürebilir. Çünkü kendi bileşim ağları, olayı kendi özel anahtarlarıyla açacak, süzgeçten geçirecek ve sonuçta hepsi aynı deneyimi yaşadıkları halde farklı sonuçlar çıkaracaklardır. Demek ki izlenimleri farklı bir biçimde edinebilmek için, zihnimizdeki bileşim ağını oluşturan izlenimlerin mekanik işleyişine son vermemiz gerekir. Bu hareket oldukça mekanik bir biçimde, şuurlu seçimimiz ve irademiz dışında sürer gider. Öyleyse birçok kimsenin sahip olduklarını iddia ettiklerini ama kesinlikle sahip olmadıkları bir şey olan şuurluluğu devreye sokmak gerekir. İçimizdeki bileşim ağının işleyiş düzenine bağlı olarak bütün izlenimlerimizi kontrolümüz dışında seçip düzenlemesi sonucunda tamamen mekanik olan alışkanlıklar ediniriz. Sıradan yaşamın işleyiş tarzı da budur. Her şeyin kontrolümüzde olduğunu ve her şeyi şuurlu olarak yaptığımızı zannederiz, ama bu sıradan yaşamdaki en büyük zanlardan biridir ve bizi kendine zincirlemiş durumdadır. Kendimizi bu sıradan yaşamın kıskacından kurtarmamız bu anlamda kendini bilme çalışmasının temel hedefidir, çünkü özgür olmazsak çalışmanın öğretilerinden yararlanabilmemiz ve dolayısıyla zihinsel değişimi elde edebilmemiz mümkün değildir. Böylece zihinsel değişimin elde edilmesinde bütün sorun, izlenimlerin yeni bir biçimde alınıp kaydedilmesinin etrafında dönmektedir. İlk adımımız, bu izlenimlerin alınmasıyla bunların daha sonraki gelişmeleri arasında bir boşluk yaratmak olmalıdır. İşleyiş yine bizim anahtarımız olan bileşimler ağının kendi düzenine göre olsa da araya girmemiz gerekir. Bunun anlamı, duyularımız yoluyla bize ulaşmış olan izlenimlerimizi, önceden alışmış olduğumuz düzene göre ele alacağımıza şuurlu olarak araya girip bu otomatik reaksiyonu önlememiz gerektiğidir. Bugüne kadar yapmış olduğumuzdan farklı olarak, zihnimizde değişik bir biçimde algılanmaları için izlenimlere bir şans tanımalıyız. Az önce ifade ettiğimiz gibi, bunu elde edebilmek için atmamız gereken ilk adım, izlenimlerin gelişiyle bunların bileşim ağında algılanmaları arasında bir boşluk yaratmaya çalışmak olmalıdır. Bu boşluğu yaratmakta şuurlu çabalar sonucunda ne denli başarılı olursak, izlenimlerin farklı bir şekilde alınıp, farklı olarak değerlendirilmeleri için de o kadar fazla yer olur. Bunu başarmak hiç de kolay olmayabilir; zaten gerçek anlamda ezoterik anlam taşıyan hiçbir şey kolay kolay elde edilemez. Bu çalışma hayatlar boyu devam edecek bir süreç olarak ele alınmalıdır. Unutmayalım ki en uzun yollar bile ilk adımla aşılır. Yararlanılan Kaynaklar: Ruh ve Madde Dergileri Lise 2 Biyoloji Kitabı Bilim ve Teknik Dergisi S. 410 - 394 Yüce Benliğin Bilgeliği, Paul Brunton, Ruhsallık Üzerine Denemeler, Ergün Arıkdal Kendini Bilmek, P. D. Ouspensky İnsanın Bilinmeyen Psikolojisi, P. D. Ouspensky, Ruh ve Madde Yayınları alıntı.... |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Milliyetçilik özel liselerde birinci | özgür | Sınırsız Muhabbet Burada | 8 | 25-01-2008 10:58 AM |
| Ruh Sağlığı Yerinde İnsan | tubiranes | Genel Sağlık | 0 | 05-06-2007 12:23 PM |
| İntihar | Heval | Genel Kültür | 0 | 22-05-2007 08:06 AM |
| Kendini Kategorilendirme | berxwedan | Diğer Dersler | 0 | 07-04-2007 02:13 PM |
| YÜzde 100 DÜŞÜnce GÜcÜ | Global | Kitap Özetleri | 9 | 02-02-2007 03:59 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.