|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Tarih bilgisi durağan bir bilgi değildir. Her kuşakla beraber yenilenmesi ve yazılması gerekir. Bunun sebebi, geçmişle bugün arasındaki etkileşimdir. Bu durum iki açıdan önemlidir. Birincisi; tahrip edilmiş, gizlenmiş, bilinmesi egemen güçlerce "sakıncalı bulunan" bilgi ve belgeler zamanla gün ışığına çıkarılabilir. İkincisi; kuşakların toplumsal değişime bağlı olarak bakış açıları farklılaşabilir.
Bugünün doğru kavranması geçmişin objektif olarak araştırılmasına ve aktarılmasına bağlıdır. Bunun da olmazsa olmaz koşulu araştırmadır. Konu Kürtler ve Kürtlerin tarihi olunca işin rengi oldukça değişmektedir. Kürtlerin yakın tarihini araştırmak, tabir yerindeyse "iğne ile kuyu kazmaya" benzer. Kürtlerin bugünkü statüsünün şekillendiği döneme ait bilgi ve belgelere ulaşmak kolay iş değildir. Türk devletinin arşivi tümüyle kapalıdır. Devletin sızdırdığı az sayıdaki bilgi ve belgeler "kendi tezlerine dayanak oluşturmak amacıyla" piyasaya sürülen bilgilerdir. Sonuç olarak önyargılarımızdan arınarak, eldeki tarihsel belge niteliğindeki çok az malzemeyi titizlikle araştırmalı, bunlardan sonuçlar çıkarmalıyız. Bütün bu bilgileri eleştirel olarak yorumlama, hoşumuza gitmese bile, gerçeklere yaklaşmaktan korkmamalıyız. Bilimsel faaliyette teorik tezlerin, araştırma sürecinin sonunda elde edilen verilerle doğrulama yoluna gidilir. Eğer veriler tezlerinizi doğrulamıyorsa o zaman yeniden ele alınır ve gerçeğe daha uygun yeni bir şekilde ifade edilir. Söz konusu durumda ise çok büyük zorluklarla baş başayız. İlk zorluk, ele aldığımız olgunun (1925 Kürt Hareketi'nin) temel öznesi olan Azadi(Kürdistan İstiklal Komitesi) Örgütü'nün tamamen illegal örgütlenmesi ile ilgilidir. İkinci temel neden ise örgüte ait belge ve veriler ile dönemin mahkeme tutanaklarının (özellikle, örgüt lideri Cıbranlı Miralay Halit Bey ile Yusuf Ziya Bey'in yargılandıkları Bitlis Dava Dosyası'nın) kapalı olmasıdır. Ulusu belirleyen ve biçimlendiren en önemli olgulardan biri olan tarih bilinci mücadelenin döne döne tekrarladığı yanlışları görmemize ve hatalardan dersler çıkarmamıza hizmet eder. Tarih bilinci aynı zamanda ulusun etrafında kenetlendiği ortak paydadır. Bu nedenle Kemalistler, Kürt tarih bilincinin oluşmaması veya dumura uğratılması için bütün olanaklarını seferber etmişler, özellikle bir döneme damgasını vuran Kürt örgütlenmelerinin yeni kuşaklar tarafından bilinmemesi için özel gayret ve çaba sarf etmişlerdir. Bunun en tipik örneği resmi tarihin Azadi Örgütü'nü yok sayması ve Bitlis Harp Divanı'nın mahkeme tutanaklarının bugüne kadar açılmamasıdır. Azadi hakkında bugüne kadar derli toplu bir çalışma yapılmamıştır. Örgüt ile ilgili bilgiler birbirinden kopuktur. Azadi'nin önemini ilk vurgulayanlar seksenli yıllardan sonra başta Avrupalı akademisyenler olmuştur. Martin Van Bruinssen ve Robert Olson, İngiliz hava kuvvetlerinin arşivindeki bilgilere ulaşırlar ve 1925 Kürt Hareketi'nde Azadi'nin oynadığı rolün farkına varırlar. Bu bilgilerin ortaya çıkması olayın üzerindeki sis perdesinin kısmen aralanmasına ve giderek hareketin resmi devlet ideolojinin bakış açısının çerçevesi dışında tartışılmasına olanak sağlamıştır. Bazı Kürt aydın çevrelerinin hala resmi devlet görüşünün dışında, yeni bir bakış açısıyla olaya bakmak gerektiği bilincinde olmadıkları anlaşılmaktadır. Bunun nedeni son derce açıktır. Son yüzyıllık tarihimizi yazanlar genellikle Sovyet ekolünden gelme 'Kürdologlar' ve Kemalistlerdir. Azadi ile ilgili belirtilmesi gereken, 1924 Beytüşşebap Ayaklanması ve akabinde 1925 Kürt Hareketi'nin arkasındaki örgüt olayıdır. Örgütün Kürt tarihinin bir dönemine damgasını vurduğu kesindir. Ancak resmi tarih, Azadi'yi hep atlamıştır. Dolayısıyla devletin resmi kaynaklarında ve resmi ideolojinin perspektifiyle olaya bakan çevrelerin değerlendirmelerinde Azadi pek geçmez. Zira Azadi'nin varlığı ve kabulü, talimatlarla inşa edilen resmi ideolojinin yıkımı demektir. Resmi ideoloji, 1925 Kürt Hareketi'ni; "birkaç yobaz ve softanın önderlik ettiği İngiliz destekli irticai hareket" olarak lanse etmişlerdir. Azadi örgütlenmesi, Kürtlerin yüzyılın başlarından itibaren giderek artan rahatsızlıklarının sonucunda, kendisini red ve inkar eden sisteme başkaldırıdır. Azadi, kendisinden önceki olaylardan etkilendiği gibi, kendisinden sonraki başkaldırılara da günümüze dek ivme kazandıran, zemin hazırlayan siyasal bir organizasyondur. Örgüt, bileşenleri itibariyle bir ulusal platform niteliğindedir. Kürdistan'daki bütün toplumsal katmanları kucaklamayı hedeflemiştir. Azadi, Cibranlı Miralay Halit Bey önderliğinde 1921 yılının başlarında Erzurum'da kuruldu. Örgütün ilk kurucuları arasında; Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey, İhsan Nuri Paşa (Ağrı Ayaklanması'nın lideri), Binbaşı İsmail Hakkı Şeweys, Hasenanlı Halit Bey, Zırkan aşiret reisi Kerem Bey, Xoyti aşiret reisi Hacı Musa Bey, Hayderan aşiret reisi Kör Hüseyin Paşa, Doktor Fuat Bey, Gazeteci Kemal Fevzi, Seyit Abdulkadir, Cemilpaşalardan Ekrem Bey, Fehmi Bilal Bey(Liceli Fehmi), Molla Abdulmecit Efendi(Said-i Kürdi'nin kardeşi), Şeyh İbrahim(Doğu Beyazit), Tayip Ali Bey(örgütün sekreteri) gibi birçok aydın, subay, din adamı ve aşiret reisi yer almıştır. Örgüt çok kısa süre içinde 23 il ve ilçede teşkilatlarını kurabilmiştir. Azadi, 1924 yılından itibaren örgütlenme faaliyetlerini artırarak, Kürt toplumu içinde saygınlığı olan Şeyh Said, Şeyh Abdullah, Şeyh Şerif, Çan şeyhleri ve Said-i Kurdi gibi şahsiyetlerle ilişkiye geçmişlerdir. Bu ilişki ağı Kemalistleri telaşlandıracak, 1924 yılı sonbaharı itibariyle örgüte yönelik operasyonların başlamasına neden olacaktır. Azadi'nin Öncü Kadrolarından: Yusuf Ziya Bey; Yusuf Ziya Bey, Hacı Suat Oğlu, 1882 Bitlis doğumludur. Bitlis'in tanınmış ailelerinden Koçzade ailesine mensuptur. Bu nedenle bazı kaynaklarda Koçzade Yusuf Ziya Bey ismiyle geçer. İlk ilişkileri İstanbul'daki Kürt yurtsever çevreleriyle olmuştur. Roja Kurd ve Jin dergilerinde yazı ve şiirleri yayınlanmıştır. Yusuf Ziya Bey'i İstanbul merkezli Kürt örgütlenmeleri içinde görmekteyiz. Kürdistan Teali Cemiyeti'nin merkezi düzeyde üyesidir. Birinci ve İkinci dönem Bitlis mebusu olarak yer almıştır. 1920'li yıllarda Erzurum merkezli Azadi Örgütü'nün öncü kadroları arasında yer alır. Milletvekili olma avantajını kullanarak, Azadi örgütlenmesinde aktif yer alır. Cıbranlı Halit Bey'in aşiret reislerine ve din adamlarına yazdığı mektupları ulaştırır. Musul'un İngilizlere bırakılması üzerine yaptığı konuşma son derce dikkat çekicidir. "Musul'un Kürdün tarihinde bir kıymeti ve ehemmiyeti vardır… İhtimal ki başka bir şey olsaydı bu kadar telaş etmezdim. Musul'un Kürdün tarihinde bir sandalyesi vardır. Arkadaşlar; bir insanı ikiye bölmek ve yahut herhangi bir parçasını ayırmak mümkün değil ise Musul'u Türkiye'den ayırmak mümkün değildir.”1 Yusuf Ziya Bey, Kürtlerin bölünmesine şiddetli tepki göstermiştir. Yusuf Ziya Bey, Musul'un ve Güney Kürdistan'ın İngilizlere bırakılmasının, Kürtleri tam ortasından ikiye böleceğini ve bölünmenin beraberinde getireceği felaketlerin bilincindedir. Bundan sonra Kemalistlerin red ve inkar politikasına yöneleceğinin de farkındadır. Bunu meclis kürsüsünde dile getirir: "Arkadaşlar, ben de biliyorum ki boştur, sözlerimin kıymeti yoktur, kimse dinlemeyecektir, yol taayyün edilmiştir. Gidilecek yol karanlık ve tehlikelidir… Ben de biliyorum. Fakat ben tarihe söylüyorum, ben Allah'a söylüyorum…"2 Bundan sonraki çalışmalarını Kürdistan Bağımsızlık Komitesi içinde yoğunlaştırır. Özellikle din adamlarının ve aşiret reislerinin planlanan, 1925 Kürt Hareketi'ne katılmaları için yoğun çaba sarf eder. Çalışmaları Ankara Hükümeti'ni ciddi olarak rahatsız eder. Azadi Lideri Cıbranlı Miralay Halit Bey; 1882 yılında Varto(Gımgım)'da doğdu. Babası Cıbran Aşireti Reisi Mahmut Bey ve annesi Melekanlı Şeyh Abdullah Efendi'nin halası(Şeyh Mahmut'un bacısı)dır. Aynı zamanda Şeyh Sait Efendi'nin annesiyle kardeştirler. 1925 Kürt Hareketi'nde idam edilen Cıbranlı Halit Bey, Şeyh Sait Efendi ve Şeyh Abdullah Efendi teyze ve hala çocuklarıdır. Aynı zamanda Şeyh Sait Efendi, Halit Bey'in kız kardeşi ile evlidir. Halit Bey, İstanbul'daki Aşiret Mektebi'nin ilk öğrencilerindendir. Ardından Yıldız Harbiye okulundan mezun olan 13 yaver yüzbaşıdan biridir. İstanbul'daki Kürt yurtsever çevreleriyle ilişkileri bu dönemde başlar. Eugene L. Rogan'ın deyimi ile "Aşiret Mekteplerinden ilk beş yılda mezun olan 25 Kürt öğrenciden dokuzu, "Kürt milli mefkuresi taşıdıkları gerekçesiyle" daha sonraki yıllarda çeşitli sıkıntılar yaşayacak, en ünlüleri Cıbranlı Halit olmak üzere, ölümleri bu yolda olacaktır."3 İlk görev yeri Filistin'dir. 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine, Varto'daki Cıbran Alayları(Hafif Suvari Alayları) komutanlığına getirilmiştir. Rusların Kürdistan'ı işgaline sert tepki gösterir. Özelikle Pasinler ve Cemé Zoro'daki çatışmalarda cesaretiyle öne çıkan isim olur. Rusların 1917 Ekim Devrimi ile çekilmelerinden sonra Varto'ya döner. Faaliyetlerini Kürtlerin örgütlenmesi üzerine yoğunlaştırır. Cıbranlı Halit Bey, bu dönemde İstanbul'da kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti ile ilişkilidir. İsmail Göldaş'ın anlatımlarına göre; "Miralay Cibranlı Halid Beg(Bulanık, Varto, Hınıs, Karlıova, Solhan, Çapakçur bölgelerindeki örgütlenme sorumlusuydu) ve merkezi düzeyde üyesiydi."4 Kürdistan Teali Cemiyeti'nin etkili üyelerinden, Koçgiri Ayaklanması'nın öncülerinden Vet. Dr. Mehmet Nuri Dersimi(Baytar Nuri), 'Hatıratım' adlı kitabında aynı konuya değinir ve şöyle söyler: "İstanbul'daki Kürdistan Teali Cemiyeti'nden almış oldukları direktif dairesinde öz vatanları üzerinde Kürt kahramanı Cıbranlı Miralay Halit Bey olduğu halde Kürt ve Kürdistan teşkilatlarını yapmaya başlamışlardı."5 M. Nuri Dersimi'nin anlatımlarından; Kürdistan Teali Cemiyeti'nin Kürdistan örgütlenmesinin başında bulunan isimlerden birinin Cıbranlı Miralay Halit Bey olduğu anlaşılmaktadır. Devlet tarafından kendisine "Doğu İleri ve Varto Tarihi" adlı kitap yazdırılan M. Şerif Fırat, bu dönemi şöyle aktarmaktadır: "Cibranlı Miralay Halit Bey ile Hasenanlı Miralay Halit Bey ve kardeşleri, aşiretleri silahlandırıyor, Kürt kıyafetleriyle köyleri dolaşıyorlar, Cibranlı Halit'in bizzat yazdığı Nubara Piçükan* adlı Kürtçe kitabıyla Ahmedé Xané'nin Mem u Zin ve Melayé Ciziri'nin Divanı'ı köylere dağıtıyorlar. Halit Bey 15 Haziran 1920'de Keraç köyünde oturan akrabası Bnb. Kasım Bey'in evine gelerek, Hormek ve Lolan aşiret reislerini çağırdığı toplantıda; “Kürtler ulu bir soydan gelmişlerdir, biz aşiretler ve mezhepler arasındaki çatışmalardan dolayı 600 yıldır esaret altında yaşıyoruz. Alevi, sunni hepimiz Kürdüz. Bir araya gelmemizin ve hakkımızı aramanın zamanıdır” der.6 Bu çalışmalar Kemalistlerin tepkisini çeker. Cıbranlı Halit Bey, rütbesi dondurulmak suretiyle Erzurum Müstahkem Mevki Komutanlığı'na atanır. 1920'lere gelindiğinde Kürdistan Teali Cemiyeti dağılmıştır. Halit Bey ve arkadaşları bağımsızlık hedefiyle Azadi(Kürdistan Bağımsızlık Komitesi)'yi kurdular. Özel Bir Örgütlenme: Bitlis Harp Divanı Bitlis valisi Zihni Bey(Erzurum eşrafından) görevinden alınarak yerine II. Fırka Komutanı Kazım Paşa(Dirik) atanmıştır. Kazım Paşa özenle seçilmiştir. Devlet milisi Mehmet Halit Fırat'ın anlatımlarına göre Kazım Paşa; "Silk askeriyeden tart cezasına Halit Beyin riyaseti altındaki Divanı harbinden alan Kazım Paşa- Kazım Dirik- Bitlis'e vali tayin edilmiş ve Bitlis'te vazife görmekte idi."7 Halit Bey'e husumeti bulunan birinin Bitlis'e vali olarak atanması, Kemalistlerin niyetlerini yeterice ortaya koymaktadır. Bitlis Harp Divanının kimlerden oluştuğu tam olarak bilinemedi. Kadri Cemil paşa(Zinar Silopi)8 anlatımlarında; askeri mahkemenin üyelerinden Binbaşı Sari Hasan Bey'in bu konuyu kendisine anlattığını söyler. Binbaşı Sari Hasan Bey'in anlatımlarına göre; askeri mahkemenin başkanı Kadıköylü Miralay Ferit Bey değiştirilmiş, yerine Elazığ Tümen komutanı Nurettin Paşa atanmıştır. Ancak Nurettin Paşa, Bitlis'e giderken Maden kazası yakınlarında trafik kazası geçirmiş ve ayağı kırılmıştır. Bu nedenle uzun müddet mahkemeye katılmamıştır. Bütün bunlardan çıkan sonuç şudur; Bitlis Harp Divanı, Kemalistlerin kendi yasalarını da çiğneyerek oluşturdukları ve yürüttükleri özel görevlendirilmiş bir örgütlenmedir. Bu özel örgüt; devletin tabiriyle "Kürtçülük faaliyetlerini izlemek, açığa çıkarmak ve bertaraf etmek" için görevlendirilmiştir. Bitlis Harp Divanı'nın temel hedefi Azadi örgütüdür. Şark İstiklal Mahkemesi Savcısı Ahmet Süreyya Örgeevren'in anlatımları da bu doğrultudadır. Örgeevren, Bitlis Harp Divanı ile ilgili şunları söylemektedir: "Evet, şarkta, aylar ve yıllar boyunca devam edegelen hazırlıklar belki tamamlanmamıştır. Fakat 1340(1924) yılının yaz aylarında, Muş ve Bitlis( Hakkari olması gerekir T.S.) bölgesinde vukua gelen ve adına "Nasturi Hareketi" denen bir ayaklanma üzerine, Bitlis'te teşkil eden "Bitlis Divan-ı Harbi Mahsusu"nun yaptığı soruşturma ve yargılamalarla, bazı Kürt reis ve beyleri hakkında verdiği kararlar, vatan ve cumhuriyet aleyhine vukua getirilmesi kararlaştırılan Kürt istiklal davasını gizleyen maskeyi düşürmüş bulunuyordu."9 Fırsat bu fırsattı. Sonra bir mecburiyet de hasıl olmuştu. Çünkü: "Bitlis Divanı-ı Harbi Mahsusu" öteden beri "Şark vilayetlerinin mühim bir kısmında" için için işlenip beslenmekte olan Kürt milliyetçiliği hazırlıklarını ve tertibatını örten perdeyi yırtmış bulunuyordu. Daha geç kalmakta bir fayda yoktu, zarar olabilirdi. Nitekim, Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Bitlis mebusu olarak bulunmuş olan Ali Rıza(Ali Rıza Yusuf Ziya Bey'in kardeşidir. Yusuf Ziya Bey olması gerekir T.S.), enişteleri olan, Cibranlı Aşireti Reisi Miralay(Albay) Halit Bey ve Şırnaklı Molla Abdurrahman ve daha birkaç kişi "Divan-ı Harbi Mahsus" kararıyla -Kürtlük ve Kürdistan davası suçundan- idama mahkum edilmişlerdir."10 Savcı Örgeevren, Bitlis Divan-ı Harbi Mahsusun kurulmasının Kürt yutseverliğinin yok edilmesi olarak koyarken çarpıtmalardan geri durmuyor. Şark İstiklal Mahkemesi Savcısı, yüzlerce insanı iki dudağı arasından çıkacak sözcükle idama gönderebilecek kadar yetkilidir. Böyle biri Nasturi Ayaklanması'nın Muş- Bitlis bölgelerinde çıkmadığını bilir. Kaldı ki Bitlis Divan-ı Harbi Mahsusu, Nasturi Ayaklanması'ndan sonra oluşturulmadı. Eylül 1924 yılında Kürtlerin, Nasturi'lere karşı kullanılmasını engellemek amacıyla, Azadi tarafından örgütlendirilen Beytüşşebap Ayaklanması üzerine oluşturuldu. 3 Eylül'ü 4 Eylül'e bağlayan gece 7. Kolordu 2. Tümene bağlı 18. Piyade Alayında görevli Yüzbaşı İhsan Nuri liderliğinde Kürt subay ve erler ayaklanırlar. Savcı Örgeevren'in "fırsat bu fırsattı" dediği olay budur. Resmi ideolojinin talimatları gereği ayaklanmanın adını anmaz. Beytüşşebap Ayaklanması'ndan hareketle Azadi'ye yönelik operasyonlar başlar. Bitlis Divan-ı Harbi Mahsusu bunun için kurulur. İşin en dikkat çekici yanı ise Bitlis Divan-ı Harbi Mahsusun belgeleri ve mahkeme tutanaklarının günümüze kadar açılmamasıdır. Bu da bize Azadi liderlerinin ciddi bir siyasi savunma yaptıklarının kanaatini güçlendirmektedir. Zira Kemalistler, Kürt liderlerinin kişisel zaaflarını hem hareket sürecinde hem de mahkeme safhalarında alabildiğince kullandılar. Bitlis Divan-ı Harbi Mahsusun tutanaklarının sır gibi saklanmasının, bu davada kendi lehlerine kullanabilecekleri malzemenin olmadığıdır. Bitlis Harp Divanı, kuruluşu kadar işleyişi ile de yargı kurumu değildir. Azadi liderleriyle ilgili verilen idam kararını infaz etmekle görevlendirilmişlerdir. 13 Şubat 1925 günü ayaklanmanın bir provakasyonla patlak vermesi üzerine İçişleri Bakanlığı ilgili kurumlara gönderdiği genelgede Bitlis Harp Divanı'na işlerin bir an önce bitirilmesi talimatı verilmiştir. İçişleri Bakanlığı'nın, Genel Kurmay Başkanlığı'na gönderdiği genelgenin 11. maddesi şöyledir: "Bitlis Özel Harp Divanınca harp ve vatan hıyanetinden dolayı tutuklanan şahısların herhangi bir durumdan yaylanarak kurtulma teşebbüslerine mani olmak üzere Diyarbakır'a nakillerine lüzum olup olmadığı hakkında Kazım Paşa'nın düşünceleri ile beraber Özel Harp Divanı'nın faaliyetlerinin sekteye uğratmaktan korunması suretiyle elde bulunan işlerin mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını rica ederim."11 İçişleri Bakanlığı tarafından gönderilen genelgede, Bitlis Harp Divanı için "özel" unvanı kullanılmaktadır. Devletin kendisi bile mevcut yapının hukuk dışı özel bir örgütlenme olduğunu itiraf etmiştir. Kemalistlerin devlet yapılanması zaten olağanüstü bir yapılanmadır. "Kutsal devlet" kendini idame ettirmek için durmadan olağanüstü rejimler ve olağanüstü kurumlar yaratmak zorundadır. Devlet, kendisini Kemalist ideolojiye göre kurgulamış olduğundan; hak, hukuk, eşitlik ve özgürlük isteyenler, "müfteri", "hain", "bozguncu", "yobaz" ilan edilerek, tarihin çok az tanık olduğu uygulamalara tabi tutulmuşlardır. Yusuf Ziya Bey, 10 Ekim 1924, Halit Bey 20 Aralık 1924 tarihinde Erzurum'da tutuklanarak Bitlis cezaevine gönderildiler. Ayrıca 1924 yılının Eylül ayında patlak veren Beytüşşebap Ayaklanması'nda yakalanan Yusuf Ziya Bey'in kardeşi Teğmen Ali Rıza, damadı Faik ve Mele Abdurrahman eş zamanlı olarak tutuklandılar. Kürdistan Bağımsızlık Komitesi (Azadi) lideri Cıbranlı Miralay Halit Bey, Yusuf Ziya Bey, Yusuf Ziya Bey'in kardeşi Teğmen Ali Rıza, damadı Faik ve Mele Abdurrahman ile birlikte Bitlis Harp Divanı'nda yargılanarak idama mahkûm edilir. Azadi liderleri, 14 Nisan 1925 günü Bitlis çarşısında asılarak idam edilmişlerdir. Garo Sasuni'nin aktardığına göre Azadi liderlerinin son sözleri şunlar olacaktır: "Cibranlı Halit Bey: "Karşınızda yalnız değilim. Arkamda İran, Mezopotamya ve Türkiye'de muazzam bir Kürt Ulusu bulunmaktadır. Bugün beni asıyorsunuz, fakat hiç şüpheniz olmasın ki yarın torunlarımız da sizleri yok edeceklerdir." Yusuf Ziya Bey(Bitlis Milletvekili): "Bize mevki ve rütbe bahşetmek suretiyle bizi aldatabilirsiniz endişesi içindeydim. Şükür Allah'a ki bizi mermi ve iple karşılıyorsunuz ve bundan dolayı biz hiç pişman değiliz. Verdiğimiz ders sayesinde torunlarımız öcümüzü alacaklardır."12 *Cıbranlı Halit Bey’in yazdığı Nubara Piçukan adlı eser, Ehmedê Xanî’nin aynı isimle bilinen eserinin çevirisi değildir. Bu iki eser birbirlerinden bağımsız olup, aralarında sadece isim benzerliği vardır. KAYNAKLAR: 1- TBMM Gizli Celse Tutanakları, Aktaran Cemil Gündoğan, Komal Yayınları, 1.Basım,1994,S.75 2- TBMM Gizli Celse Tutanakları, Akataran Cemil Gündpğan, Komal Yayınları, 1. Basım,1994, S:77 3- Eugene L.Rogan, Aşiret Mektep Devlet, Aram Yayıcılık, Aralık-2001, S:9 4- İsmail Göldaş, Kürdistan Teali Cemiyeti, Doz Yayınları, Kasım 1991, İstanbul,S: 42 5- Vet.Dr.M.Nuri Dersimi, Öz-Ge Yayınları, Genişletilmiş yeni basım-1992, Ankara, S:53 6- M.Şerif Fırat, Doğu İleri Ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Beşinci baskı, Ankara-1983,S:155-156 7- M.Halit Fırat- 75 Senelik Derbeder Bir Hayat Hikayesi, Ankara, 1968, Kardeş Matbaası, S:22 8- Kadri Cemil Paşa(Zinar Silapi), Doza Kurdistan, Öz-Ge Yayınları, ikinci baskı, 1991, Ankara, S:86 9- Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklal Mahkemesi, Temel Yayınları, 2002-İstanbul 10- a.g.e 11- Aktaran Şevket Beysanoğlu, Diyarbakır Tarihi, 3. Cilt, Diyarbakır Büyükşehir Yayınları, 2001-Ankara, S;896 12- Garo Sasuni, Kürt Ulusal Hareketleri ve Kürt- Ermeni İlişkileri, Orfeus Yayınevi, Stockholm-1986, S:176 Tahsin SEVER |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Bitlis Kalesi için İmza Kapanyası | banga-dilane | Yeni Gelenler | 1 | 07-06-2007 12:57 PM |
| Çağrı - Bitlis Kalesi için İmza Kapanyası | agrili-serhat | İlginç Konular | 0 | 20-05-2007 04:26 AM |
| Tüm yönleriyle BİTLİS | MÊVAN | Genel Kültür | 6 | 02-02-2007 07:19 PM |
| Harp | Ararat | Müzik Aletleri | 0 | 02-02-2007 06:38 PM |
| Azadi...Azadi...Azadi... | QIRIX | Şiirler | 10 | 24-09-2006 06:23 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.