Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Kültür, Sanat, Edebiyat > Kültür Sanat Bölümü > Genel Kültür

Kayıt Ol SSS

 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 24-06-2007, 06:23 AM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Konum: Nizanim
Mesaj: 4,068
Üye No: 73562
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 21730
Rep Puanı : 2172363
Rep Derecesi
newalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond repute


Exclamation Barajın pençesinde bir yalnız tarih: Hasankeyf (oldukça uzun yazı dizisi)


Barajın pençesinde bir yalnız tarih: Hasankeyf DOSYA - 1

Antik kent Hasankeyf'te, 4 Ağustos 2006 tarihinde çevreciler, belediye başkanları, sivil toplum örgütlerinin aktivistleri ve vatandaşlardan oluşan 8 bin kişi, 'Hasankeyfime dokunma!' sloganı ile sabaha kadar 'nöbet' tuttu. O gecenin sabahı 5 Ağustos günü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Hasankeyf'e kuşuçumu 40 kilometre uzaklıkta bulunan Mardin'in Dargeçit İlçesi'nin 15 kilometre doğusundaki Ilısu Köyü'nde, balonlar ve konfetiler eşliğinde bir barajın temelini attı. Birbirinden coğrafik olarak uzak olan bu iki yerde gerçekleşen iki eylemin birbiri ile 'hayati' bir bağı vardı. Birinin inşası, diğerinin yıkımı ve yok olması anlamını taşıyordu. Ilısu Köyü'nde temeli atılan barajın suları, binlerce yıllık tarihi ile Hasankeyf'i yutacaktı.
5 Ağustos'u izleyen günler ve aylarda antik kentle ilgili hummalı bir koşuşturma, görüşmeler trafiği ve eylemler dizisi yaşandı. Aslında, ne Ilısu Barajı yeni bir projeydi, ne de baraj karşıtı mücadele yeni başlıyordu.
Proje geçmişi 50 yılı aşan ve 'yılan hikayesi'ne dönen barajın zehirleyeceği tarih, doğa, kültür ve 10 binlerce insanı koruma mücadelesi de en az bu kadar eskiye dayanıyordu. 1954 yılında çizilen projenin hayata geçirilmesinde, 52 yıl sonra atılan temel önemli bir süreç başlatırken, 'Baraja hayır' diyenlerin sayısı da bu süre içerisinde önemli bir kitlesellik düzeyine ulaşmıştı. Çevre ve kültürel miras kavramlarının önemsenmediği bir dönemde alınan karara karşı verilen mücadele, Hasankeyf'in bir dünya mirası olduğu gerçeğini ortaya çıkarmış ve 50 yıl ömür sürecek barajın değerinin, bu miras ile kıyas bile kabul etmeyeceği kamuoyunca da anlaşılır olmuştu...
Hazırladığımız dosyada, Hasankeyf neden önemli? Hasankeyf'in arkeolojik ve kültürel değeri ne? Hasankeyf kime ait? Ilusu Barajı hangi aşamalardan geçerek bugüne kadar nasıl geldi? Barajı kim istiyor, kim istemiyor? Ilısu neyi yok edecek? Baraj istihdam ve kalkınma amaçlı mı, siyasal bir proje mi? Baraja alternatif var mı? Barajdan sonra ne olacak? sorularını sorduk ve yanıtlarını, tarihi belgeler, konunun ilgilileri, uzmanları ve mağdurlarından aldık.
Hısn Kayfa, Hesna Kepha, Kayba veya Ra's al Gul...
Medeniyetin beşiği olarak bilinen Verimli Hilal veya Yukarı Mezopotamya'nın stratejik kalesi Hasankeyf'in ilk konuklarının kimler olduğu bilinmiyor. Antik kentin üzerine kurulduğu kaya kütlesinin, Dicle Nehri ve onunla birleşen çevredeki küçük akarsuların 100 binlerce yıllık aşındırması sonucu meydana geldiği tahmin ediliyor.
Hasankeyf'in tarihi belgelerde geçen ismi ise burada yaşayan topluluklara göre değişiklik gösteriyor. Süryanice kaynaklarda Hesna Kepha olarak geçen ismindeki 'Kepha' kelimesinin, Süryanicede 'kaya' anlamını taşıyan 'kifo'dan geldiği tahmin ediliyor. Arapça'da ise Hisn Kayfa olan şehrin adı 'kaya hisarı' şeklinde tercüme ediliyor. Hisn Kayfa adı sonradan kısaltılarak Hisn Kayf olmuş, Osmanlı egemenliği altında ise Hasankeyf şeklini almış.
Katip Çelebi ise, buraya Ra's al Gul (Gülün başı) denildiğini yazıyor. İsme ilişkin yapılan 'Hasan'ın keyfi' veya 'hüsnü keyif' şeklindeki açıklamalar ise itibar görmüyor.
'Kayalıların' meskeni, paylaşılamayan kale
Antik kentin çevresindeki 6 bine yakın mağara, insanın ilk yaşadığı yerlerden biri olduğunu gösteriyor. Bir sığınak olduğu tahmin edilen antik kentin bilinen tarihi M.Ö. 8. yüzyıla dayanıyor. Mezopotamya'ya hakim konumu, içinden Dicle nehrinin geçmesi, yukarı kale bölümünün uçurumlar ile çevrilmesi, savunmaya elverişli mağaraları da, fiziki gücün hakim olduğu çağlarda, Hasankeyf'i kavimlerin paylaşamadığı bir yer haline getirdi.
Milattan sonraki ilk yüzyıllarda Hasankeyf, Bizanslılarla Sasaniler arasında zaman zaman el değiştirdi. 4. yüzyılın ortalarında Hasankeyf'e sağlam bir kale yapan Bizanslılar, 7. yüzyıl başlarına kadar buraya egemen oldu.
Hasankeyf Ortaçağ'da da stratejik ve askeri önemini korudu. Müslümanlar Hasankeyf'i Hz. Ömer döneminde M. 638 yılında ele geçirdiler. Halifeler dönemi ardından sırası ile Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ve Osmanlılar buraya hakim oldu.
Hasankeyf tarihi önemini, M.S. 1101 yılında buraya hakim olan ve 130 yılı aşkın bir süre başkentlik yaptığı Artuklular döneminde kazandı. O dönem ticaretin önemli bir kısmının nehir yoluyla yapılması nedeniyle, Dicle Nehri üzerinde bulunan Hasankeyf de ticari açıdan Ortaçağ'ın Bağdat ve Şam gibi önemli şehirlerinden biri haline geldi.
Artukluların buradaki hükümranlığına 1231 yılında son vererek Hasankeyf'i ele geçiren Eyyübi Kürtleri, 1260'ta Moğol istilası ile karşılaştı. Moğallar, şehri harabeye çevirdi. Eyyubiler, 14. yüzyılın başlarından itibaren Hasankeyf'i yeniden imar etmeye başladı. Birçok eserde imzası bulunan Eyyubiler döneminde tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşadı.
16. yüzyılda kısa bir süreliğine İran Safevilerinin eline geçse de 1516'da Osmanlı topraklarına katılan şehrin gerilemesi de bu dönem başladı. Osmanlıların ilgi göstermediği kent, tarihi önemini kaybetti.
Yüzlerce eser onlarca kültür
Kenti onlarca kavmin ya da insanlığın ortak mirası haline getiren ise, doğal yollardan oluşmuş mekanlar ve insan elinden çıkmış eserlerin birlikteliği. Eserlerin her şeye rağmen bir arada ve ahenk içerisinde bugüne kadar kalmalarının en önemli nedeni ise, burayı ele geçirenlerin, kendilerinden önceki yapıları yıkmadan, yanına kendilerine ait eserler yapmaları, yine bu eserleri yenileyip kendi medeniyetlerine ait motifler ile süslemeleri.
Hasankeyf, kalenin bulunduğu alanda yer alan Yukarı Şehir, Dicle'nin güney sahillerindeki teraslara yayılan Aşağı Şehir ve Dicle'nin kuzeyindeki teraslarda bulunan kent alanları ve mahalleler olmak üzere 3 ana bölüme ayrılıyor.
İhtişamlı ve gizemli antik kentte bulunan ve sırrı hala çözülmemiş 6 bine yakın mağaranın dışında insan eliyle yapılmış eserlerin her biri bir dönemin kültürü, yaşamı ve mimarisine ışık tutuyor. Dev bir kaya kütlesi üzerinde bulunan Kale, Kale üzerinde bulunan Eyyübilere ait Ulu Cami, Büyük Saray ve Küçük Saray, tam olarak bilinmese de yapım tarihi Asurlular dönemine dayandırılan Taş Köprü, Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yaptırılan El-Rızk Camii, Sultan Süleyman Camii, Eyyübilere ait Koç Camii, Hasankeyf'in sembollerinden ve Akkoyunlulara ait tek eser olan Zeynel Bey Türbesi bu eserlerin başlıcalarını oluşturuyor.
Hasankeyf'te ayrıca kime ait olduğu bilinmeyen tarihi kaya mezarlar, kaya evler, Ortaçağ'a ait 3 üniversitenin kalıntıları, kiliseler, gizli geçitler, kale ve kentin genelinin su ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan su yolları, yörede yakın zamana kadar tüm bölge buğdayının öğütüldüğü 30'u aşkın kayaya oyulmuş değirmen, eyvanlar ve kaleden Dicle'ye inmek için kullanılan ve kayaların yontulması ile oluşturulmuş 200 basamaklı merdiven bulunuyor.
Hasankeyf, Hristiyanlık ve İslamiyet açısından da önemli bir merkezdi. Tarihte başpiskoposluk olarak rol oynayan antik kentte yapılan camiler de İslami dönemde Yukarı Mezopotamya'da inşa edilen ilk İslami eserler. 2 bin yıllık geçmişi olan eserlerin dünyada benzer örnekleri bulunmuyor.
Bilginler şehri
Hasankeyf'te, çok sayıda bilgin de yetişti. Bunlardan en çok bilinenleri şunlar:

-Alaaddin Haskefi (Ö. 1677). Hanefi fıkhı alimi. - Ebu'l-Lutf Haskefi (Ö. 1455) Fıkıh ve Arap Edebiyatı bilgini
-El-Hatib el-Haskefi (Ö. 1158). Şafii fıkhı, Arap Edebiyatı ve Şiir alimi

-Ahmet ibn Muhammed Haskefi (Ö. 1599). Hem din hem fen ilimlerini tahsil eden bilgin.
İki büyük yıkım ve diğerleri...
Hasankeyf, 1. Dünya Savaşı sırasında tam bir harabeye dönüştü. Ancak Moğol istilasından sonraki en büyük ikinci yıkımını Cumhuriyet döneminde yaşadı. 1966 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın yolu Hasankeyf'e düştü. Hasankeyf'te Antik dönemden beri halkın görkemli mağaralarda yaşıyor olmasını 'fakirlik belirtisi' sayan Sunay, "Bu devirde mağarada insan mı yaşarmış" diyerek, burada betonarme ev yapılması talimatını verdi. İhaleyi alan firma, tarihi eserler ile dolu bir alanı dozerlerle yerle bir ederek üzerine, bugünkü 40 metrekarelik beton evleri inşaa etti.
Hasankeyf'in yorgun eserleri her gün dağılıyor
Dicle kıyısından dik bir biçimde 100 metre kadar yükselen kayalık üzerinde yer alan Yukarı Kent’e çıkan ve yazılı belgelerde yer alan 7 kapıdan bugün sadece ana kapı ayakta. Kale üzerinde bulunan Büyük Saray büyük ölçüde yıkılarak göçük altında kalmış, Küçük Saray bugün yıkılma tehlikesi bulunan eserlerden biri. Yine El-Rızk Camii'nin bugün sadece minaresi ve ön giriş kısmı sağlam kalmış durumda. Minaresine çıkan çift yolu nedeniyle cami bir mühendislik harikası olarak değerlendiriliyor.
Sultan Süleyman Camii'nin minaresi şerefeden itibaren bilinmeyen bir tarihte yıkılmış. Türkiye'de başka bir örneği bulunmayan Zeynel Bey Türbesi'nde (külliye) çok büyük bir tahribat oluşmuş. İpek Yolu'na geçit vermesi nedeniyle Hasankeyf'in önemine çok büyük katkıları bulunan ve dünyanın en büyük taş köprüsü olarak bilinen Taş Köprü'den ise geriye sadece iki ayak kalmış.
Ya toprak altında bulunanlar?
Hasankeyf'te toprak altında da önemli eserlerin bulunduğu tahmin ediliyor. Katman katman üzerine kurulu olan antik kente ait birçok eserin de, şu anki yerleşim yerinin altında 3 veya 4 katman şeklinde bulunduğu biliniyor. Burada da kazı çalışması yapılabilmesi ve evlerin kaldırılması için kamulaştırma çalışmasının yapılması gerekiyor.
Son 2 yılda açıkta bulunan yerlerde kazı çalışmalarına hız verilmiş olsa da, kazının tamamlanabilmesi için kimilerine göre 70, kimilerine göre 100, hatta 200 yıl gerekiyor.
Ilısu Barajı'nın Hasankeyf dışında sulara gömeceği tarihi yerler ise kamuoyunca çok fazla bilinmiyor. Oysa çevreciler ve arkeologların üzerinde en fazla durduğu konulardan biri de bu. Barajın etkileyeceği alanda 37 bin 750 hektarlık bir alanda arkeolojik araştırma yapılması gerekirken, 1988-1991 yılları arasında yapılan araştırmalarda bu alanın sadece 7 bin hektarlık bölümü incelendi. İncelenen alan içerisinde ise 300'ü aşkın arkeolojik alan tespit edildi. Bunlardan 83'ü projeden doğrudan etkilenirken, diğer alanlar ise baraj gölünün aşındırma ve erozyon etkilerine açık olacak.
Bilimsel kaynaklara göre ilk aletli tarımın yapıldığı yer olan Dicle kenarında bulunan ve aynı zamanda baraj suları ile kaplanacak olan alanda gizli olan 100'e yakın höyük, Kalkolitik Çağ'a, Tunç Çağı'na ve en önemlisi Neolitik Çağ'a ait birçok bulguya ulaşılabilmesi açısından çok önemli. İlk çağlardan itibaren yerleşim alanı olarak kullanılan bölgede aynı zamanda İran, Arap Yarım Adası, Kafkaslar ve Anadolu arasındaki geçişi sağlayan çok sayıda geçit bulunuyor. Barajın yapılması durumunda insan türünün kökenleri, tarımın başlangıcı ve çok sayıda medeniyetin ayak izleri ve maddi varlıklarına dair olağanüstü kanıtlar da sular altında kalacak.
Barajın su altında bırakacağı höyükler ve arkeolojik alanlardan en fazla bilinenleri şunlar:

"Kortik Tepe, Çayönü, Halan Çemi, Nevala Çori, Griki Haciyan, Tıl Huzır, Türbe Höyük, Yenice, Hakemi Use Tepe, Ziyarettepe, Kenan Tepe, Salat Tepe, Aşağı Salat, Gre Cano, Müslüman Tepe, Gre Dımse, Gre Keleke, Şahin Tepesi, Kavuşan, Salat Cami Yanı, Yukarı Salat ve Hirbe Merdon."
NURHAK YILMAZ HABER MERKEZİ (DİHA)

newalaqesaba is offline  
Eski 24-06-2007, 06:25 AM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Konum: Nizanim
Mesaj: 4,068
Üye No: 73562
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 21730
Rep Puanı : 2172363
Rep Derecesi
newalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond repute
Exclamation Barajın pençesinde bir yalnız tarih: Hasankeyf- DOSYA - 2


Türkiye'nin su kaynaklarından elektrik enerjisi üretilmesi için 1936'da Atatürk'ün talimatı ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi kuruldu. İdare, 1950-1960 yılları arasında Fırat ve Dicle üzerinde sondaj çalışmalarına ağırlık verdi. Yeni ihtiyaçlar ortaya çıkınca da 1954'te Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) kuruldu. Böylece havza çalışması yapılması fikri oluşurken, Türkiye 26 havzaya ayrıldı. Daha sonra bu havzalarda sulama ve enerji potansiyelinin belirlenmesi çalışmaları yürütüldü. 1980 yılında ise Fırat ve Dicle havza projeleri, "Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)" şeklinde adlandırılarak benimsendi.
9 ili kapsayan GAP, bir dönem siyasi iktidarların sahiplenmek için yarıştığı bir projeydi. Süleyman Demirel'in "GAP'ı kaptırmam" sözü bu rekabeti akıllarda tutan söylemdi. Paylaşılamayan GAP ile 'kurak topraklar suya kavuşacak, elektrik açığı kapanacak, işsizlik bitecekti.' Ancak hiçbir vaat yerine gelmedi.
Ilısu Barajı da GAP çerçevesinde inşaası planlanan 22 barajdan biri olarak ortaya çıktı. DSİ, 1954 yılında hazırlamaya başladığı projeyi 1982'de tamamladı.
Doğuştan 'sakat' proje

Yaklaşık 50 yıl önce hazırlanan projeye göre barajın temelden yüksekliği 138 metre, maksimum su kotu 526,82 metre, toplam gövde hacmi 44 milyon metreküp, rezervuar hacmi ise 11 milyar metreküp olacaktı. Kurulu gücü 1200 Megawatt (MW) olacak barajın üreteceği enerji miktarı 3,8 kilovatsaat (GWh) olarak belirlendi. Bu verilerden yola çıkılarak yapılan değerlendirmelerde barajın yüzde 35 verimle çalışacağı ortaya çıktı. Proje bu haliyle incelendiğinde, aynı kapasitedeki barajların yarısının da altında enerji üretecek olması, projeyi sadece teknik açıdan bile bakılsa baştan 'sorunlu' bir hale getiriyordu. Tamamlanması durumunda, hidroelektrik santraller içerisinde en düşük verimli barajlardan biri olacaktı.
Bugünkü verilere göre ise, Ilısu Barajı'nın üreteceği enerji, Türkiye'nin suyla üretilecek enerji potansiyelinin yüzde 2-2.5 arası bir potansiyele denk gelecek. Üreteceği 3.8 GWh'lik enerjinin en iyi ihtimalle Türkiye'nin şu andaki tüketim değerlerine yüzde 1,5 civarı bir katkısının olacağı düşünülüyor. Tabi buradan elde edilecek 'güvenilir enerji'nin 2,4 olacağı görüşü dikkate alındığında, tüketimi karşılama oranı çok daha aşağılara düşüyor.
Düşük verime kimse para yatırmadı

En iyimser yaklaşımla ömrü 50 yıl sürecek ve yüzde 35 gibi düşük bir verimle çalışacak olan baraj projesi, 1988 yılında yatırım programına alınırken, 1996 yılında 'yap-işlet-devret' modeli ile ihaleye çıkarıldı. Ancak düşük verim ve yüksek maliyet nedeniyle Türkiye'de projenin çok büyük bir taliplisi çıkmadı; proje uzun süre ortada kaldı. İhaleden sonuç alınamaması üzerine dış kredi arayışı başladı ve 20 Mart 1997'de Bakanlar Kurulu kararı çıkarıldı. Proje, uluslararası ihaleye açılmadan İsveçli konsorsiyum Sulzer Hydro ve Asea Brown Bowarie (ABB) Power Generator'a verildi.
Konsorsiyum projede İngiltere'den Balfour Beatty, İtalya'dan Impregilo, İsveç'ten Sanska ve Türkiye'den Nurol, Kiska ile Tekfen'i yanına aldı. 1998'de konsorsiyum uluslararası kredi arayışına girdi. Aynı yıl 470 milyon Franklık ilk kredi desteği İsviçre Hükümeti'nden geldi. İsviçre'nin bu kredinin işlerlik kazanabilmesi için 'uluslararası gözlem heyeti' oluşturulması şartı ise Türkiye hükümeti tarafından 'içişlerine müdahale' olarak değerlendirildiği ve öneri reddedildi. İsveç Sanska şirketi bu nedenle aynı yıl ihaleden çekildi. O yıllarda Hasankeyf'i Yaşatma Platformu çatısı altında birleşen çevreciler konsorsiyuma karşı yoğun bir mücadele başlattı. Türkiye ve Avrupa ülkelerinde çeşitli eylemler yapan ve Avrupa kamuoyuna barajın yaratacağı olumsuzlukları anlatan platform başarılı oldu. Ve konsorsiyumun lideri İngiliz Balfour Beatty, baskılara dayanamayarak 2001'de çekildi. Ayrıca, Suriye sınırına yaklaşık 45 kilometre mesafede kurulacak barajın kendilerine akacak suyu azaltacağı kaygısı ile Suriye ve Irak, diplomatik girişimlerde bulundu. 2002 yılına gelindiğinde konsorsiyum dağılmış, proje durmuştu.
'Balon temel' her şeye rağmen atıldı...
Aradan 2 yıl geçtikten sonra 2004 yılında hükümet yeni bir konsorsiyum oluşturdu. İkinci konsorsiyumda Türkiye'den Nurol, Cengiz, Çelikler ve Temelsu Uluslararası şirketleri, Avusturya’dan VA Tech (Andritz), Almanya’dan Züblin, İsviçre’den Alstom, Stucky, Maggia ve Colencio adlı şirketler yer alıyordu. Ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2003 ve 2004'te verdiği sözleri unutarak, sivil toplum örgütlerince sonradan 'balon temel' olarak adlandırılacak temeli törenle attı. Barajın 2013'te tamamlanacağı açıklanırken, geçen Nisan ayında 3 Avrupa ülkesi kredi teminatı verdi.
Proje ÇED mevzuatına tabi değil

Ilısu projesinin başlangıcı 1993'ten önce olduğu için proje, çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) mevzuatına da tabi olmadı. Dolayısıyla barajın çevreye ve insana vereceği zarar da görmezden gelinmiş oldu. Projenin yenilenmesine yönelik tüm ısrarlar da, proje yeni mevzuata göre onay alamayacağı kaygısı ile kulak ardı edildi.
50 yıldır yıkım korkusu ile yaşayan ilçe

Hükümetlerin baraj yapımı için tüm yolları denediği yaklaşık 50 yıllık süre, en fazla tartışmaların odağındaki Hasankeyf İlçesi ve buranın sakinlerini etkiledi. Bugün göz kamaştıran görüntüsü ile dizilerde boy gösteren Hasankeyf, 1926 yılında Mardin'in Gercüş İlçesi'nin kurulması ile birlikte Gercüş'e bağlı bir bucak merkezi iken, 18 Mayıs 1990'da Batman'ın il olması ile birlikte ilçe statüsü kazandı. Dicle'nin doğu ucunda bulunan ilçenin güneyinde Güneydoğu Midyat Dağları, kuzeyinde ise Raman Dağları bulunuyor. Batman kent merkezine 37 kilometre uzaklıkta bulunan Hasankeyf'in nüfusu, ekonomisi, sosyal ve psikolojik yapısı baraj projesinden direkt etkilendi. Hasankeyflinin kaderi de, iç içe yaşadığı antik kentten çok farklı olmadı. Zaman zaman 'hayata geçecek' denilen, bazı aralıklarda duran proje ile birlikte geleceğini belirsiz gören Hasankeyfli başta Batman merkez olmak üzere, yavaş yavaş ilçeyi terk etti. 18 köyü ve 7 mezrası bulunan ilçenin 1960'larda 30 bin olan nüfusu 3 bin 500'lere düştü.
1978 yılında ilçenin üzerinde kurulu olduğu alanın 1. derece sit alanı ilan edilmesi ile birlikte olası yatırımların da durduğu Hasankeyf'te işsizlik ve yoksulluk diz boyu hale geldi. Hasankeyfli, antik kentin turistik özelliğinden de gelir elde edemedi.
Baraj 'uzak şehirlerde rezil rüsva olmak' demek

Tüm bu nedenlerden Hasankeyfli, ilk gündeme geldiğinden bu yana kendisine hiçbir fayda sağlamayan Ilısu'yu kesin bir dille reddediyor. Yoksul ve işsiz Hasankeyfli için baraj, ellerinde son kalan evlerinin, birkaç dönüm tarlalarının ve geçmişlerinin yok olması anlamını taşıyor. Yaşlısından, kadını, genci ve çocuğuna kadar ilçe sakinleri, barajın adını duyar duymaz feryat edercesine "İstemiyoruz!" diyor. Kimine göre 'tek başına ve aç kalma', kimine göre 'topraklarını kaybetme', kimine göre 'uzak şehirlerde rezil rüsva olma', kimine göre 'köydeki komşuları, akrabalarından kopma' ve kimine göre de 'dedelerinin babalarının mezarlarından' uzak kalma korkusu demek baraj. Baraj yapımı için kendilerine verileceği vadedilen parayı ise "Hangi para bu toprakların karşılığı olur?" sorusu ile karşılıyorlar. İlçe merkezi ve köylerde yaşayan, barajı 'korkutucu bir masal' olarak algılayan çocuklar için ise 'bir gün baraj gelecek herkesi boğacak!' Özetlenirse Hasankeyfli için baraj, göç-açlık-yoksulluk-yalnızlık-belirsizlik anlamını taşıyor. Ilısu'nun yol açacağı olumsuz sonuçlar üzerinde özellikle duran sivil toplum örgütleri de, halkın, 'Size iş vereceğiz, ev yapacağız' denilerek kandırıldığı görüşünde.
Bir ilçe taşınmış belediye başkanının haberi olmamış!

Kendisi de Hasankeyfli olan ve 2 dönemdir Hasankeyf Belediye Başkanlığı yapan Abdulvahap Kusen, antik kenti korumak için uzun yıllardır mücadele verenlerden biri.
Öncelikle Hasankeyf'te 12 bin yıldır süregelen yaşamın tüm izlerinin yok olacağını vurgulayan Kusen, barajın özellikle insan üzerinde yaratacağı tahribata dikkat çekiyor. Kusen, Hasankeyf ilçe merkezi ile birlikte yaklaşık 75 köyün de su altında kalacağını ve buralarda yaşayan 10 binlerce insanın yerlerinden olacağını söylüyor. Baraj projesi ile ilgili gelişmelerden, vatandaşlar gibi Kusen de haberdar değil. Öyle ki hükümetin yetkili organlarının 'ilçeyi taşıma' kararı alması sürecine de ne Kusen ne de ilçe sakinleri dahil edilmedi, fikri alınmadı. Kusen bu traji-komik durumu, "İlçesi taşınmış ama Hasankeyf Belediye Başkanı'nın haberi yok" diye değerlendiriyor.
Hasankeyf ne yaşar ne yaşamaz

Kusen, vatandaşların ruh hali ve belirlenen yeni yerle ilgili düşüncelerini şöyle aktarıyor: "40 yıldır kötü bir psikoloji içinde yaşıyoruz. Çünkü 50 yıl önce yapılan bir proje, ikide bir ortaya çıkıyor, bazen kayboluyor, yani ne yaşar ne yaşamaz misali. Hiçbir konuda bilgi sahibi olmadığı ve önünü göremediği için ileriye dönük herhangi bir proje yapamıyor insanlarımız. Yeni yerleşim kararı alınırken görüşleri sorulmadığı için de insanların büyük çoğunluğu 'yeni yerleşime gitmeyeceğiz çünkü yeni yerleşimde arkada dağ önde sudan başka hiçbir şey yok' diyor. Bu nedenle çoğu büyük şehirlere göç edecek."
Ölümü bekleyen insan gibi..!

İlçe ile ilgili gelişmeleri herkes gibi basından izleyen Kusen, "Belirsizlik bizi gerçekten çok rahatsız ediyor, geleceğimizi kuramıyoruz. Hiçbir görüş alış verişi mevcut değil. Yani ölümü bekleyen bir insan gibi bekliyoruz" diyor. Hasankeyf'i korumak için son ana kadar mücadele edeceklerini belirten Kusen, Hasankeyf'i kurtarma çabalarının sadece kendi görevleri değil, tüm insanlığın görevi olduğunu hatırlatıyor.
10 binlerce insana göç yolu görünüyor

Barajın yol açacağı sorunların başında göç sorunu geliyor. Baraj, Hasankeyf ilçe merkezinin yanı sıra, 95'i köy ve 104'ü mezra olmak üzere toplam 200 yerleşim yerinin tamamı veya bir bölümünü sular altında bırakacak. Buralarda yaşayan kimine göre 55 bin, kimine göre ise 80 bin insan ise topraklarını terk etmek zorunda kalacak.
Sivil toplum örgütleri ise, bu kadar insanın yerinden edilmesi ihtimali karşısında, devlete ve barajı finanse edenlere anket öneriyor. Yalnız bu anketin sınırlı alanda yapılmasına karşılar; Hasankeyf'in Kürtleri, Türkleri veya Osmanlıları değil, tüm insanlığı ilgilendirdiği görüşünden hareket ediyorlar. Bu nedenle baraj konusunda bölgeyi ve hatta Türkiye'yi kapsayan bir anket yapılmasını istiyorlar.
Aslında, barajdan etkilenecek alanda yaşayanların fikirlerini almak için daha önce yapılan anketler var. Batman Göç Edenler Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği'nin (GÖÇ-DER), 'baraj sonucu tamamen veya kısmı olarak sular altında kalacak alanların etkilenim, ön bilgi ve kaygılarını anlamak amacıyla' 27 Şubat-20 Mart 2006 tarihleri arasında düzenlediği anketin sonuçları dikkate değer. Batman merkez, Beşiri, Gercüş, Hasankeyf merkez ve ilçelerinde barajdan etkilenecek 45 yerleşim yerinde bin 225 aile üzerinden yapılan anketin sonuçlarına göre yüzde 85'lik bir kesim barajı istemiyor.
GÖÇDER Diyarbakır'ın, Bismil İlçesi'ne bağlı ve barajdan etkilenecek 30 köyde Ocak-Şubat 2006 tarihinde aynı amaçla yaptığı anketten de benzer bir sonuç çıkmış.
Bir de DSİ Batman İl Müdürlüğü'nün, 2005 yılının Mart ayında Batman, Diyarbakır, Mardin, Siirt ve Şırnak'ta düzenlediği anket var. Bu ankete tepki gösteren sivil toplum örgütleri ve vatandaşlara göre anket, 'Satacak toprağı olanlar ile sınırlı tutuldu.'
Sosyal facia 'geliyorum' diyor

Bölgedeki 35 belediyenin de 5 Ocak 2006 tarihinde katılımı ile baraj karşıtı mücadelesini 71 kurumla yürütmeye başlayan Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi bileşenleri, bu duruma ilişkin öngörülerini "sosyal facia yaşanacak" diye ifade ediyor. Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi Koordinatörü Sosyolog Diren Özkan, barajın etkileyeceği alanda yaşayan insanların yüzde 77'sinin büyük şehirlere göç edeceğini belirtiyor.
Köy ve küçük yerleşim yerlerinde yaşamaya alışmış insanları büyük şehirlerde çok ciddi sorunların beklediğini belirten Özkan, bu yaşam koşullarının özellikle kadın ve çocuklar üzerinde yaratacağı etkiye dikkat çekiyor.
Özkan'a göre, bu insanları büyük şehirlerde şu sorunlar bekliyor:

"Kenti tanımayan kadının dört duvar arasına kapanma ihtimali çok yüksek. Kadınlar kentteki sosyal yaşama neredeyse hiç katılmayacaklar. Çocuklar hiç bilmedikleri kente ayak uydurmaya çalışırken, ekonomik sorunlar nedeniyle iş hayatına katılmak zorunda kalacak. Küçük yaşta iş yaşamına katılan çocuklar, kentteki her türlü olumsuz durumla karşı karşıya kalacak. Bunlar daha çok uyuşturucu bağımlılığı, hırsızlık vb. durumlardır."
Yüzyıllardır var olan kültürlerin de göçle yok olacağını ifade eden Özkan, Hasankeyfliler için yapılması planlanan yeni yerleşim alanlarının da köy yaşantısına uygun olmadığının altını çiziyor. Özkan, sadece tarım ve hayvancılık yapan insanların burada nasıl geçineceklerinin ise belirsiz olduğu görüşünde.
NURHAK YILMAZ

__________________
newalaqesaba is offline  
Eski 24-06-2007, 06:26 AM   #3 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Konum: Nizanim
Mesaj: 4,068
Üye No: 73562
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 21730
Rep Puanı : 2172363
Rep Derecesi
newalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond repute
Exclamation Barajın pençesinde bir yalnız tarih: Hasankeyf - DOSYA - 3


Ilısu Barajı'nın sonuçlarından en fazla etkilenecek kentlerin başında Batman geliyor. Türkiye'nin en genç kenti olan Batman'ın, çatışmalar ve petrol nedeniyle nüfusu şimdiden 400 bine ulaşmış durumda. Yoğun göçün yol açtığı ekonomik ve sosyal sorunlar ile adeta boğuşan kent, toprakları sular altında kalacak 10 binlerce insanın ilk tercih edeceği il olacağından, çok daha büyük sorunlara gebe. Çoğunluğu köylerde yaşayan ve tarım hayvancılık dışında hiçbir mesleği olmayan Ilısu mağdurlarının göçü ile yaşanacak çarpık kentleşme, göç edenlerin kente entegre olamamaktan kaynaklı yaşayacakları sosyal problemler, 'intiharlar kenti' olarak bilinen Batman'ın gerçek intiharı olarak nitelendirilebilecek tehlikeler.
Batman Barajı ile birlikte kentte epeyce yükselen nem oranının Ilısu Barajı ile çok daha tehlikeli boyutlara ulaşacak olması, yine Batman Çayı'nın hemen dibinden pompayla çıkarılarak kente verilen içme suyu alanının baraj suyundan etkilenerek halk sağlığını tehdit edecek olması da barajın Batman'a direk etikleri arasında yer alıyor.
Yüzde 45'lere varan işsizlik oranı ile kentin mevcut sorunlarını çözecek ekonomik imkanlara sahip olmayan Batman Belediyesi ise, Ilısu'nun yaratacağı sorunlar konusunda en fazla tedirgin kurumlardan biri.
'Hasankeyf'i turizme açalım' çağrısı

Batman'da 2 dönemdir yerel yöneticilik yapan ve kendisi de Hasankeyf'te doğup Batman'da büyümüş olan Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan'a göre, yaratacağı yıkım bu kadar bariz olan ve alternatifleri de bulunan baraj projesi 'tümüyle siyasi bir proje.' Barajın, 'bölgede su kozunu elde tutmak', 'bölgenin insansızlaştırılarak göl haline getirilmesi, batı illerine kaydırılması', 'tarihine, kültürüne yabancılaşmış bir toplum yaratmak', 'HPG'lilerin geçiş noktalarını engellemek' amaçlı olduğunu belirtiyor Kalkan. Projenin hükümet değil 'devlet politikası' olduğu görüşünü savunan Kalkan, bölgedeki diğer akarsular üzerinde kurulan veya kurulmaktan olan barajların da bunun bir parçası olduğunu düşünüyor.
Tüm bunlar üst üste konulduğunda, barajın bölgeyi kalkındırma ve bölge halkının yaşam koşullarını iyileştirme amaçlı yapılmadığı sonucunu ortaya çıkardığını ifade eden Kalkan, gerçekten kalkınmayı hedefleyenlere, Hasankeyf'i dünya turizmine açma çağrısı yapıyor. Turizme açılacak Hasankeyf'in, bölgedeki vatandaşları kalkındıracağını söylüyor.
Batman'ın ucuz işgücü, genç nüfusu, çiftçinin iyi eğitilmesi durumunda yılda 4-5 ürün elde edebilecek toprakları, güneş enerjisi elde etmeye müsait havası, demiryolu ve havayolu ile yatırıma çok avantajlı bir kent olduğunu dile getiren Belediye Başkanı Kalkan, kentin geçen yıl yaşadığı sel felaketinde kendilerine 'bir lira yardım' yapılmadığını ifade ediyor.
Baraj için harcanacak para ile Batman, Diyarbakır ve Şanlıurfa gibi kentlerin 30 yıllık sorunlarının çözebileceği, yine tarım ve hayvancılığın geliştirilebileceğini dile getiren Kalkan, 'proje siyasal amaçlı olduğu için' bu alternatiflerin görmezden gelindiği görüşünde.
'En büyük terörist tarihi yok edenlerdir'

Kalkan'ın, Mardin Valisi Mehmet Kılıçlar'ın geçen yıl "Ilısu Barajı'na karşı çıkanlar terör örgütü ve yandaşlarıdır" şeklindeki açıklamasına da, "Biz de tam tersi yaklaşıyoruz. Elbette halkımızın diline kültürüne sahip çıkmak bizim görevimizdir. Kendi tarihi ve kültürüne yabancılaşan bir toplumun ayakları üzerinde kalması mümkün değil. Aslında kim 12 bin yıllık bir tarihi yok ediyorsa, en büyük terörist odur" diye tepki gösterdi.
Ilısu'ya karşı durmak da zormuş!

Ilısu Barajı projesine karşı bölgede yürütülen sivil toplum çalışması da 1986'ya dayanıyor. Bölgede Ilısu karşıtı ilk sivil girişim o yıl başlatıldı. Atatürk Barajı'nın tamamlandığı, sıranın Ilısu Barajı'na geldiği, finansman için Avrupa ülkelerinin konsorsiyum oluşturmaya çalıştığı, devletin tüm gücü ile projeyi desteklediği ve kazıların başladığı 1986'da, Batman'da yaşayan ve o dönem gazetecilik yapan Recep Kavuş, baraja karşı gönüllülerden oluşan bir inisiyatif başlattı.
Barajın inşaası sürecinde önemli adımların atıldığı o yıllarda, baraja karşı sivil bir girişim başlatmanın da çok yönlü zorlukları vardı. Yoğun bir çatışma ortamında bulunan Batmanlı ve Hasankeyfli için 'can korkusu' öncelikli sorundu. Bu nedenle tarih ve kültür içerikli bir girişim 'erken, anlamsız ve lüks' olarak değerlendiriliyordu. Ancak az da olsa tarih ve çevre bilinci gelişmiş kişiler, inisiyatifin geç bile kaldığını söyleyerek destekledi.
Halkın ilgisizliğinin yanı sıra, devletin kolluk güçlerinin de 'şüpheli' baktıkları inisiyatifi resmi bir derneğe dönüştürme süreci de çok sancılı geçti. Dernek kurmak için gerekli 7 kişiyi bir araya getirmek için çok uzun süre uğraştıklarını anlatan Recep Kavuş, 7'yi her tamamladıklarında, kurucu üyelerden birinin ya tehdit, ya da kovuşturmalar nedeniyle geri çekildiğini belirtiyor.
Kurucu listesini ve dernek tüzüğünü defalarca değiştirmek zorunda kaldıklarını söyleyen Kavuş, "En az 5 veya 6 kez daktilo ile tüzüğü yeniden yazmak zorunda kaldım" diyor. Ilısu Barajı tartışmalarının yavaş yavaş yaygınlaştığı o yıllarda, devletin korumaya dönük hiçbir tedbir almadığı Hasankeyf de doğal olaylar ve define avcılarının yıkım ve talanı altındaydı. Onbinlerce yıllık tarihi olan Hasankeyf için devlet bir bekçi dahi görevlendirmemişti.
Hasankeyf'e ilişkin duyarlılık da 98'e gelindiğinde yoğunlaşmıştı. Nihayet 1999 yılında Hasankeyf Gönüllüleri Derneği resmen kuruldu. 2000 yılında dernek etrafında toplanan tarihseverlerin karşısında dünyanın en güçlü devletlerinin kredi desteği verdiği bir konsorsiyum vardı. Ancak ulusal ve uluslararası düzeyde giderek büyüyen karşıt kampanyaların da etkisi ile ilk konsorsiyumun dağılması, çevre ve kültürseverlerin önemli bir başarısıydı.
Antik kent barajla tanındı!

Siyasilerin ilgisinin de yoğunlaştığı bu dönem, ne acıdır ki Hasankeyf'in de uluslararası alanda tanınmaya başladığı dönemdi. Yıllarca tanıtımı yapılmayan antik kenti tanıyan ve görenler, bu zenginliğin sular altında kalmaması için Avrupa'da da kampanyalar düzenlediler.
Hasankeyf'i kurtarmak için Türkiye'de çalışanların düşüncesi de "Şayet görürlerse, Hasankeyf'i yok edecek kadar vicdansız olamazlar" şeklindeydi; öyle de oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın o dönem verdiği 'Hasankeyf doğal şekliyle korunacak' sözü ise, tam bir güven olmasa da herkesi sevindirdi. Aynı başbakanın barajın temelini atması ise kimseyi çok fazla şaşırtmadı.
'Temel atma direnç kırmaydı'

Kavuş'a göre, geçen yıl düzenlenen temel atma töreni, 'direnç kırma amaçlı bir girişim.' Yaklaşık bir yıl önce düzenlenen törende gerçekten temel atılmış olsa, bir yılda barajın alt yapısında ciddi bir gelişmenin sağlanmış olması gerektiğini savunan Kavuş, "Açılış için uçurdukları balonlar ile kaldılar" diyor.
Nasıl ki bir ülkenin enerji ihtiyacını karşılamak devletin görevi ise, tarihi ve doğayı korumanın da yine devletin görevi olduğuna işaret eden Kavuş, bunun olmadığı bir ortamda 'Yurttaşlık bilinci ile Hasankeyf'i sahiplenmek gerektiğini' vurguluyor. Sahiplenmemenin ise büyük bir utanç olacağını söylüyor.
Mağdurlar Avrupa ülkelerine iltica başvurusu yapacak

Yıllardır Ilısu'ya karşı yürüttükleri mücadelede önemli kazanımlar elde eden sivil toplum örgütleri, Avusturya, Almanya ve İsviçre'nin geçtiğimiz Nisan ayında baraj yapımı için kredi vereceklerini açıklamaları üzerine hayal kırıklığına uğradı. Ancak tarih ve doğaseverler, her şeye rağmen sonuna kadar görevlerini yapacaklarını ve Hasankeyf'i sular altında bırakma konusunda kararlı olanların da gelecekte bu topluma hesap vereceklerini düşünüyor.
Antik kentin kurtarılması için gerek kredi veren ülkeler, gerekse diğer AB ülkelerinde birçok girişimlerde bulunan Hasankeyf Gönüllüleri Derneği Başkanı Arif Arslan'a göre 'AB ülkeleri ikiyüzlü.' Her defasında bu ülkelerin yetkililerinin, Türkiye'deki tüm projeleri değiştirme sözü vermiş olmalarına rağmen, 50 yıllık 'demode olmuş' Ilısu projesinde en ufak bir değişiklik olmadığına dikkat çekiyor.
Arslan, Hasankeyf için gerçekleştirilmesi planlanan önemli bir eylemin de bilgisini veriyor. Buna göre, çok sayıda Hasankeyfli önümüzdeki günlerde Ankara'ya gidecek ve baraj için kredi desteği veren Almanya, İsviçre ve Avusturya büyükelçilikleri önünde basın açıklaması yaparak, "Yerimizden, toprağımızdan olmak istemiyoruz" diyecek. Bunun kabul edilmemesi durumunda da bu 3 ülkeye iltica başvurusunda bulunacak. Aslan, barajdan etkilenecek çok sayıda Hasankeyflinin bu ülkelere iltica talebinde bulunmayı düşündüğünü aktarıyor. Yine yaklaşık 50 bin insan söz konusu büyükelçiliklere benzer talepler içeren fakslar göndermeye hazırlanıyor.
Üstelik bu fikir sivil toplum örgütlerinden değil, bizzat Ilısu mağdurlarından çıkmış. Bu da, Ilısu'ya karşı bölgede oluşan çevre bilincinin en önemli göstergelerinden biri olsa gerek.
Biz yapmasak Çin yapacak!

Arslan, gerek Türkiye, gerekse diğer ülkelerin 'Ilısu ısrarı'nın esas kaynağının 'rant savaşı' olduğunu düşünüyor. Arslan bu görüşünü, Avrupa'daki hükümet yetkilileri ile aralarında geçen şu ilginç diyalogla destekliyor: "Defalarca Avrupa'daki hükümetlere anlattık. Bize söyledikleri şu; 'Biz yapmasak Çin yapacak. Çin yaparsa orada büyük bir kültür katliamı gerçekleştirecek.' Bu projenin Hasankeyf'i kurtarmayacağını söyleyince de 'Biz yine kötünün iyisini yapmaya çalışacağız' dediler."
3 ülkenin kredi vermesi ve barajın temelinin atılması, sivil örgütlerin mücadelelerini kesintiye uğratmayacak. Bundan sonra hukuki mücadeleye ağırlık verecek olan çevre ve tarihseverler için atılan temel 'balon temel.' Bu nedenle 12 bin yıllık Hasankeyf'in, ancak 50 yıl ömür sürecek barajın 'balon temeli'ne karşı kazanacağını düşünüyorlar.
Arslan, alternatiflere rağmen baraj yapımında ısrar etmenin 'bölge insansızlaştırılmak mı isteniyor?' sorusunu ister istemez akla getirdiğini belirtiyor.
'Dicle kardeşini boğacak'

Hasankeyf'i kurtarmak için yıllarca çok sayıda eylem ve organizasyona imza attıklarını söyleyen Arslan, geçtiğimiz yıl Dicle kenarında bulunan ve sular altında kalacak olan Suçeken Köyü'nde 'Umut Parkı' kurduklarını, yine 1996 yılında "Etme eyleme Dicle" sloganı ile bir imza kampanyası düzenlediklerini anlatıyor.
Arslan, binlerce yıllık aşındırma sonucu Hasankeyf'i yaratan Dicle Nehri ile antik kent arasındaki ilişkiyi ise, "Talihsizlik! Yıllarca kardeşlik arkadaşlık yaptığı Dicle Nehri onu boğmaya kalkışıyor" şeklindeki çarpıcı sözlerle özetliyor.
Arslan'ın son mesajı ise önümüzdeki genel seçimlere yönelik; "Hasankeyf'in kurtarılmasında kimin katkısı olursa, ona destek vereceğiz" diyor.
NURHAK YILMAZ

__________________
newalaqesaba is offline  
Eski 24-06-2007, 06:28 AM   #4 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Konum: Nizanim
Mesaj: 4,068
Üye No: 73562
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 21730
Rep Puanı : 2172363
Rep Derecesi
newalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond repute
Exclamation Barajın pençesinde bir yalnız tarih: Hasankeyf - DOSYA - 4


Barajla birlikte, Hasankeyf'in sadece Yukarı Şehir kısmının bir bölümü sudan kurtulacak. Ancak buna da kurtulma denilemez. Çünkü, kentin üzerine kurulu olduğu jeolojik yapı, kaya ortamı gözenekli bir kayadan oluşuyor. Suyun yükselmesi ile birlikte kayayı oluşturan karbonat kırıntıları ve çimentosu kolayca çözünebilecek. Yani böylece kentin tümü sular altında kalacak. Bu nedenle, Hasankeyf’te su altında kalacak eserlerin bir daha kurtulması ve geri dönüşümü mümkün olmayacak.
Barajın yaratacağı zararlar bunlarla da bitmeyecek. Çünkü barajla birlikte, 170 kilometre uzunluğundaki nehir kıyısı ekosistemi de geri dönülmez bir şekilde yok olacak. Yeterli araştırma yapılmadığı için barajın buraya ekolojik açıdan nasıl bir zarar vereceği de aslında tam olarak belli değil. Ekosistemi beklediği tahmin edilen korkunç tabloya göz atalım:
- Üzerinde yapılan barajlar nedeniyle vadi ve ekosistemi yok olan Fırat Nehri'nden sonra, Dicle Nehri, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki son nehir ve eko sistem. Barajla birlikte buradaki kritik doğal yaşam ortamları geri dönüşü olmayacak şekilde değişip bozulacak.
- Nehir vadisine bağımlı nadir, hassas, göçmen ve tehlike altındaki canlı türlerinin çekirdek popülasyonları önemli ölçüde etkilenecek. Bu türlerin bazıları yuvalama alanlarının sular altında kalması veya baraj inşaatı sonrasında su rejimindeki değişiklikler nedeniyle kalıcı bir şekilde yok olacak.
- Nehirin değişik kesimleri göçmen kuşların ilkbahar ve sonbaharda konaklayarak dinlenmek ve beslenmek için kullandıkları alanlar. Ayrıca nehrin, yüksekten uçan süzülücü göçmen kuşlara göç yolunu gösteren bir 'yeryüzü işareti' olarak işlev görmesi kuvvetle muhtemel. Nehir yataklarının geniş sularla kaplanması, göç için uygun hava akımlarının oluşumunu engelleyici etkilere neden olabilecek. Yani kuşlar 'yeryüzü işaretini' kaybedecek.
- Yeraltı suları çekilecek, aşağı kesimlerdeki nehir yatakları bozulacak, su akışının istikrarsızlığı gibi nedenlerle nehir adaları yok olacak.
- Sulu tarımın yaygınlaşmasıyla karasal bölgelerde ani iklim değişimleri ortaya çıkacak.
- Nem oranının yükselmesi, yine işlenmemiş evsel ve hayvansal atıkların durağan baraj gölüne karışması sonucu, astım, bronşit, sıtma gibi hastalıkların yanı sıra, Hepatit A, Salmonella, Para-Tifo, Amipli Dizanteri gibi hastalıklarda artışa yol açacak.
- Yerleşim alanlarındaki su seviyesi yükselecek ve zeminde göçükler artacak, olası depremlerde de büyük facialar yaşanacak.
Kuşlar, balıklar, kaplumbağalar, ağaçlar..!

Nehir boyunca derin kanyon biçimindeki vadilerde yaşayan kuş türleri ise oldukça önemli. Çünkü, diğer canlı gruplarına göre gözlenmeleri ve zaman içerisinde uğradıkları değişikliklerin izlenmesinin kolay olması nedeniyle, herhangi bir alanın sahip olduğu ekolojik değerin, varsa o alandaki değişim ve bozulmaların göstergesi olarak kabul ediliyorlar. Dicle Üniversitesi'nin yakın zamanda burada yaptığı araştırmalarda, 123 kuş türü gözlemlendi. Bunun dışında başka araştırmacıların belirlediği kuş türleri bulunuyor. Nehir yakınlarındaki sarp kayalıklarda bulunan irili ufaklı oyuklar çok sayıda kuş türü için yuvalanma alanı oluşturuyor.
Barajın tehdit ettiği canlı türleri şunlar:
"Büyük Kızkuşu (Vane Ilus indicus) Alaca Yalıçapkını (Ceryle rudis) Tavşancıl (Hieraaetus fasciatus) Gökkuzgun (Coracias garruhus) Kızıl akbaba (Gyps fulvus) Küçük ebabil (Apus affinis) Küçük akbaba (Neophron percnopterus) Çizgili sırtlan (Hyaena hyaena) Küçük kerkenez (Falco naumanni) Yarasa türleri Bataklık kırlangıcı (Glareola pratincola) Fırat kaplumbağası (Rafetus euphraticus)
Balık türleri"

Kazı için 6 yıl kaldı

Baraj temelinin atılması ile birlikte burada uzun yıllar sürdürülen kazı çalışmalarında da gün sayılmaya başlandı. Barajın tamamlanması planlanan 2013 yılına kadar sürdürülecek kazı için şu an sadece 6 yıl var.
Hasankeyf'te kazı çalışmaları 1986 yılında Çanakkale Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Oluş Arık başkanlığında başlatıldı ve 2004 yılında, halen bu çalışmayı yürüten Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam'a devredildi. Ancak kazı ile ilgili tartışma ve eleştiriler hiç bitmedi. Kazı çalışması yürütenler ile yerel yöneticiler arasında yaşanan sorunların yanı sıra, kazıların şekli ile ilgili de halen devam eden eleştiriler söz konusu.
Arkeologlar ve baraj karşıtlarına göre 'arkeoloji sadece kazı demek değil.' Ve katman katman çalışma yapılması gereken Hasankeyf'te bugün çok hızlı bir çalışma yürütülüyor ve bu, 'bilimsel arkeolojik bir çalışma değil.' Bunların dışında, kazılarda ortaya çıkarılan taşınmaz eserlerin restorasyonunun yapılmaması, yine anıtsal yapıların haritasının çıkarılmaması gibi eleştiriler sıralanıyor.
Çevreciler, DSİ'nin ödeneğini karşıladığı kazıların 'keşfettik, taşıdık, barajı yapabiliriz' mesajı vermeyi amaçladığını savunuyor.
Çok sayıda eser ortaya çıkarıldı

Şimdiye kadar yapılan kazılarda ortaya çıkarılan eserler ise Hasankeyf'in geçmişine giderek daha fazla ışık tuttu. Zeynel Bey Türbesi'nin etrafında 2004-2005 döneminde yapılan kazılar sonucunda 3 ayrı dönemde yapılmış büyük bir külliye (üniversite) ortaya çıkarıldı. Aynı kazı döneminde, Osmanlı'nın kervan yollarının kavşak noktalarında yapılan bir han ve Dicle kenarındaki hamam ortaya çıkarıldı. Bu eserler, Hasankeyf'in Diyarbakır'dan Cizreye, oradan da Basra'ya kadar uzanan İpek Yolu'nun kavşak noktasında kurulmuş bir kültür, ticaret ve konaklama merkezi olduğunu ortaya çıkardı.
2004'te ortaya çıkan 2 medrese, hamam ve yamaç külliyesi ile mihrap, Artuklular dönemini belgeledi. 2005 yılında bugünkü askeriye yanında yapılan kazılarda ise Kasımiye adı verilen 9 tane köşk ortaya çıktı.
Dicle kenarında 2006 yılında yapılan çalışmalar neticesinde 2 katlı bir han, Dicle'nin kuzeyinde taş köprünün yanında ilim ve ticaret merkezi olan bir yerleşim alanı ortaya çıkarıldı. Burası Hasankeyf tarihi açısından önemli bir noktaydı.
Hasankeyf'teki büyük mezarlıkta yapılan kazılarda ise, benzeri Ahlat'ta görülen mezar tiplerine rastlandı. Böylece, Hasankeyf'in mezar mimarisi açısından da eski kültür ile bir bağlantısı kuruldu. Kalebaşı denilen şehrin girişini teşkil eden bölgede 2005 yılında Roma dönemine ait ilk kapı ortaya çıkarılırken, buradaki çalışmalar genişletince Eyyubi, Artuklu ve Osmanlı dönemine ait ilaveler tespit edildi.
2006'da ise üst üste 5 tabaka halinde kültür katmanları bulundu. Bu katmanların en eskisinin M.Ö. 2. yüzyıl Roma dönemine indiği anlaşıldı.
Antik kentte şimdiye kadar çıkarılan taşınır eserler hakkında ise çok az bilgi bulunuyor. Taşınır düzeydeki eserlerin bir çoğunun yine ilgisizlik nedeniyle çalındığı iddia ediliyor.
'Kazı ameliyata benzer'

1986-2003 yılları arasında Hasankeyf kazılarını yöneten Prof. Dr. Oluş Arık'a göre ise arkeoloji çeşitli amaçlarla 'batıda icat edilen ve Türkiye'ye ithal edilen bir bilim yolu.' Türkiye'de ise ne devletin, ne de milletin bu konuya para harcamaktan yana olmadığını savunan Arık, "Bu iş, kaymakamın önünde kız oynadı desinler diye oluyor" diyor.
Asya, Anadolu ve Mezopotamya'yı birleştiren Hasankeyf'e bu 3 dünyada olup biten her şeyin yansımış olması gerektiğini belirtiyor Arık. Bu izlerin de ancak kazı ile ortaya çıkarılacağını ifade eden Prof. Dr. Arık, kazı çalışmasını 'ameliyat'a benzetiyor. Kazının aşamalarını da "doğru dürüst bir ön hazırlık, doğru dürüst kesip biçme, doğru dürüst bir dikme, ondan sonra da yoğun bakım gerektirir" şeklinde özetliyor. Herhangi bir yerdeki tarihi eseri çıkarıp götürmenin tek başına kazı anlamına gelmediğini söyleyen Arık, bu tür bir çalışmayı "Bunu ancak defineciler yapar, ancak hırsızlar yapar" diye yorumluyor.
Kendisinin Hasankeyf'te kazı yaptığı dönemlerde "Kendi memleketimizde yerinde değerlendirmek üzere, anlamak ve öğrenmek üzere bir kazı yapmalıyız” dediğinde devlet yetkilileri ile karşı karşıya geldiğini söyleyen Arık, Hasankeyf'i, çeşitli değerleri ve çevreleri temsil eden bir merkez olarak tanımlıyor.
Kazıya ilk başladıklarında kendi hocasının bile "Toprağın üstündekileri bitirdiniz de altındakiler mi kaldı” dediğini anlatan Prof. Dr. Oluş Arık, toplum ve yetkililerin de bu kazıya çok isteksiz yaklaştıklarını belirtiyor.
Bu bakış açısı nedeniyle çeşitli sorunlar yaşamışlar ancak, Hasankeyf'in adının giderek ulusal ve uluslararası alanda duyulması ile birlikte devlet yetkilileri de bu işe 'zorunlu' ilgi göstermek durumunda kalmış ve bu defa da “Bu işi bir an evvel bitirelim” demişler. 1991 yılında, kazı bütçesi ile ilgili, GAP İdaresi, Kültür Bakanlığı ve Prof. Dr. Oluş Arık arasında, bir anlaşma imzalanmış. Böylece Hasankeyf kazısı, Türkler tarafından yapılan en büyük kazı durumuna gelmiş. Bunun, kazı çalışmalarına profesörler ve mühendislerin katılması gibi olumlu etkileri olmuşsa da, o döneme kadar Hasankeyf'le ilgilenmeyen kimi kişilerin kazıyı engelleme girişimleri gibi olumsuz sonuçları da ortaya çıkmış.
Prof. Dr. Arık o dönem kazıyı, 'ne kadar çok şey çıkarırsak, Hasankeyf'i sular altında bırakma cesaretini o kadar kırarız' düşüncesi ile hareket ettiğini ve bunu da antik kenti kurtaracak yollardan biri olarak gördüğünü belirtiyor.
2003 yılına kadar kazı çalışmaları açısından olumlu gelişmelerin yaşandığını ancak 2003 yılında Batman'a Vali olarak atanan Efkan Ala ile ciddi problemler yaşadığını belirtiyor. Ala'nın kazı harcamları konusunda bilgi vermemekle suçladığı Prof. Dr. Arık'ın tartışma ve sonrasına ilişkin yorumu şöyle:
"Bu adam daha yüzümü görmeden 'ben bunları oradan koparacağım, senelerdir burada bu kadar parayı nerden buluyor, nasıl harcıyor' demeye başladı. Biz devletten para alıyoruz ve devlete hesap veriyoruz. Bir sakatlığı olsa şimdiye kadar 100 defa ortaya çıkardı. Yüz defa derimi yüzerlerdi. Yani devlet namına eşkıyalık yapıyor. Kendisini ziyarete gittim. 'Ben sizin tahlilinizi istemiyorum, orayı dünya turizminin merkezi yapacağım, o mağaraları apart otel yapacağım' dedi. İster istemez güldük tabi. 'Yapamaz mıyım' diyor, yaparsınız dedim, 'aya bile gidildi, insan isterse yapar' dedim."
Vali Ala'nın zoruyla kazının kendisinden alınarak Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam'a verildiğini söyleyen Arık, bu tartışmaların arka planında baraj yapma niyetinin olduğunu sonradan anladığını anlatıyor.
'Niyetiniz göz boyamaksa...'

Halen devam eden kazıları 'göz boyama' olarak niteleyen Prof. Dr. Arık, "Hasankeyf'e verilmesi gereken önem emek ve zaman başka türlüdür. Ona eğilim doğru dürüst değildir. Açılan yerlerden ev eşyası, aletler, taş devrine ya da erken tarihe ait şeyler, hatta mimari bile çıkıyor. Ama bir yığın şey de hiç el değmeden bekliyor orada. Su bastığı zaman ne içindedir bilmeyeceksin" diyor.
Hasankeyf'te tespit edilen 40 arkeolojik yer olduğunu ve buralarda nelerin bulunduğunu anlamak için kazı yapmanın şart olduğunu vurgulayan Oluş Arık'ın kazı yorumu ise şöyle: "Niyetiniz insanın geçmişinde neler olduğunu bulmaksa, gereken emeği vereceksiniz. Niyetiniz göz boyamaksa başka."
NURHAK YILMAZ

__________________
newalaqesaba is offline  
Eski 24-06-2007, 06:30 AM   #5 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Konum: Nizanim
Mesaj: 4,068
Üye No: 73562
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 21730
Rep Puanı : 2172363
Rep Derecesi
newalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond reputenewalaqesaba has a reputation beyond repute
Exclamation Barajın pençesinde bir yalnız tarih: Hasankeyf - DOSYA - 5


Kazı çalışmalarını 2004 yılında devralan Konya Selçuk Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam, bu yılın kazı çalışmalarını 25 Mayıs'ta başlattı. Prof. Dr. Uluçam, burada 'baraja endeksli' bir çalışma yürütmüyor ve 'Hasankeyf'teki kültürel dokunun bir ölçüde miadını doldurduğunu', hatta 'kentin bitkisel hayata girdiğini' savunuyor. Eserlerin korunmaması ve bilinçsizlik nedeniyle yok oluş sürecinin iki kat arttığını belirten Prof. Dr. Uluçam'a göre iklim de bu sürece katkı sunmuş ve 'tüm eserlerin elle tutulur bir yanı kalmamış.' Bu sürecin barajla bir alakasının olmadığını vurgulayan Uluçam, baraj yapılmasa bile Hasankeyf'teki yapıların ömrünün çok kısa olduğunu iddia ediyor. Uluçam'ın çözümü ise, 'Barajın yapılmasını bir tarafa bırakıp, dört elle bu kültürel varlığın korunması yada ayakta kalması için tedbirler almak.'
Ancak, Türkiye'nin batısı veya başka ülkelerdeki antik kentlerin korunma biçimi ile kıyaslandığında Hasankeyf tam anlamıyla kendi haline bırakılmış durumda. Uluçam, karşılaştırmayı şöyle yapıyor:
"Ören yerlerini insanlar gelir, gezer, gider. Oralarda da işletmecilik yapan insanlar vardır. Ancak bunun bir kuralı vardır. Her yerde kalelere giriş çıkışların bir saati vardır. Ortadoğu'da Ürdün'de, Halep'te bu böyledir. Sabah 8'de açılır akşam 5'te kapatılır. Biz buraya bir kapı koyduk, 'vay siz nasıl kapı koyarsınız' diye kıyamet koptu. Düne kadar hayvan pisliği doluydu. Vatandaş gezmek için 1 YTL para veriyor, çıkarken de taşları atıyor. 'Napıyorsun' deyince de 'para verdim' diyor. Gençler bilinçsizce yapıların üzerine çıkıyor halay çekiyor, horon tepiyor, yıkılıyor. Geçen hafta sol tonozu yıkıldı. İki yıl öncesine kadar dinamitle balık avlıyorlardı Dicle'de. Bir dinamit patlamasıyla türbe yıkılır."
'Bilinç kazandırılmadı'

Hasenkeyflinin bu konuda bilinçsiz olduğunu ve vatandaşlara bilinç kazandırma yönünde de çaba harcanmadığını ifade ediyor Uluçam. 50 yıldır baraj yapılacak diye buraya yatırım yapılmadığını ve vatandaşların çaresiz bir durumda olduğu yorumunu yapan Uluçam, şu eleştirileri sıralıyor: "Hasankeyf'i kalkındırmak lazım, ondan sonra buradaki insanı bir tarihi bilinç ile donatımla donatmak lazım ki Hasankeyf'e sahip çıkabilelim. Bu konuda yerel yöneticiler ve işletmeciler, Ankara'da da konuyla ilgili bakanlık ve sivil toplum örgütleri, gerçekten eğer Hasankeyf'i kurtarmak istiyorsak buraya gelip nutuk atıp edebiyat yaparak pankart açarak Hasankeyf'i kurtaralım demekle Hasankeyf kurtulmuyor. Bunların dışında kenti kaçak kazılar da tehdit etmeye devam ediyor. Kazı ekibinin ortaya çıkardığı herhangi bir eseri vatandaşlar veya define avcıları, 'altın var' diye talan ediyorlar."
İlk eserler Roma döneminde yapıldı

Hasankeyf'in kimlerin ürünü olduğu hala tam olarak bilinmiyor ancak Prof. Dr. Uluçam, kazı çalışmaları sonucunda Hasankeyf'te insan eliyle yapılmış eserler konusunda şöyle bir tespite ulaşmış: "Dicle boyunca höyüklerde Neolitik dönem hatta Kalkolitik döneme kadar inen ilk yerleşmelere, taş devrine kadar inen pek çok şey var ama Hasankeyf'in şu anda kurulmuş olduğu yerde insan mimarisi dediğimiz duvar örgüsünün ortaya koyduğu şekil İ.Ö 2. yüzyıla, Roma dönemine ait. Kayaların üzerine ilk taş, ilk harç, Roma döneminde yapılmış. Ondan öncesinde yapılmış bir yapı yok. Bu kesinleşti."
Mağaraların tarihinin çok daha eskiye dayandığı kesin ancak, bunların geçmişine dair izlerin veya yazıların da Hasankeyf'in çok yumuşak olan kayalarının üzerinden silindiği tahmin ediliyor. Barajın 2013'te Hasankeyf'i sular altında bırakacağı ile ilgili tartışmalara da Uluçam'ın farklı bir yaklaşımı var. Henüz somut bir çalışma olmadığı için barajın 2013'te bitirilmesinin mümkün olmadığını düşünüyor.
Eserin topraktan çıkarılması yetmiyor

Kazılarda ortaya çıkarılan eserlerin yeterince korunmaması konusu da arkeologlar ve konunun ilgililerince eleştirilen bir konu. Çünkü ortaya çıkarılan eser her türlü doğa olayları ve insanların insafına bırakılınca, esere 'iyilikten çok kötülük' yapılmış oluyor.
Kazı çalışmasını 'iğne ile kuyu kazmaya' benzeten İTÜ Mimarlık Fakültesi Restorasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, kazı esnasında gösterilmesi gereken titizliğin yanı sıra, ortaya çıkarılan eserin kazı sonrası korunması gereğine de dikkat çekiyor. Üstündeki tabaka alındığında birden bire hava koşullarına maruz bırakılan eseri korumak gerekiyor.
Doğa olayları dışında, bu eserlerin insanlardan da göreceği muhtemel zararın önlenmesi üzerinde duran Prof. Dr. Ahunbay, "Arkeoloji bilimini kuralları ile uygulamak gerekiyor" diyor. Baraj nedeniyle kazıların hızlandırıldığını ifade eden Ahunbay, hızla ortaya çıkarılan eserlerin tahribata bırakılmaması gerektiği görüşünde. Prof. Dr. Ahunbay, bugün üzerinde çok hassasiyetle durulmayan bir konuya daha dikkat çekiyor. Ahunbay, kalenin en yüksek yerinde bulunan ve suyun altında kalmayacağı belirtilen eserlerin de bakım yapılmayarak doğanın insafına terk edildiğini söylüyor.
Hasankeyf taşınabilir mi?

Kültür ve Turizm, Bayındırlık ve İskan, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıkları ile Devlet Planlama Teşkilatı, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Konya Selçuk Üniversitesi ve diğer ilgili kurum üst düzey yetkililerinin 8 Temmuz 2005 tarihinde Ankara'da gerçekleştirdiği bir toplantıda ise antik kentin kaderine ilişkin çok tartışmalı bir karar alındı. Toplantıda, baraj suları altında kalacak Hasankeyf İlçesi ve tarihi eserlerin bazılarının taşınacağı yer belirlendi. Bu karar doğrultusunda Kültür ve Turizm Bakanlığı, DSİ Genel Müdürlüğü ve Ilısu Konsorsiyumu koordinasyonunda hazırlanan "Hasankeyf Master Rehber Projeleri" ilgili otoritelerce de onaylandı.
Bu toplantıya Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun sadece 2 üyesinin katılması ise, yasal açıdan kararı tartıştıran bir konuyu oluşturdu. Çünkü yasalara göre Hasankeyf'in korunması ile ilgili kararların alınmasından sorumlu kurulun tüm üyelerinin toplanarak konuyu tartışması ve kararların böyle alınması gerekiyor. Kurulun aldığı kararlar yasal nitelik taşıyor. Kurulun 2 üyesinin katıldığı toplantıda alınan karar da dolayısıyla bağlayıcı nitelik taşımıyor. Zaten Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu halen taşıma konusuna onay vermiş değil.
Hazırlanan Master Rehber Projeleri kapsamında ilçe halkının yerleştirilmesi planlanan "Yeni Yerleşim Alanı" ve eserlerin yerleştirilerek sergileneceği belirtilen "Yeni Kültürel Park Alanı" projeleri oluşturuldu. Buna göre El Rızk Camii, Koç Camii, Sultan Süleyman Camii, Kızlar Camii, Küçük Camii, Zeynel Bey Türbesi, İmam Abdullah Zaviyesi, Artuklu Köprüsü gibi kültürel varlıkların taşınması kararlaştırıldı. Kentin taşınacağı yer ise, şu anki ilçenin karşısında Raman Dağı etekleri olarak belirlendi.
Hasankeyf'i ilgilendiren başka bir karar ise, 26 Ekim 2006 tarihinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu tarafından alındı. 'Baraj Alanlarından Etkilenen Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunması ile İlgili İlke Kararı' adlı karar kısmi olarak olumlu değerlendirilse de, 2. ve 3. maddeleri sivil toplum örgütlerince 'taşınmanın zeminini hazırlama' ve 'baraj karşıtı tepkileri azaltmaya' yönelik çıkarılmış bir karar olarak değerlendirildi.
Resmi mercilerce böylesi bir karar alınmış olsa da uzmanlar, bilimsel ve teknik gerekçeleri ile taşınmanın mümkün olamayacağını defalarca ortaya koydu.
Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam: Taşıyacak eser kalmadı

Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam, barajın taşınmasının gündeme gelmesi ile birlikte kentte nelerin taşınabileceğini düşündüğünü ve 7 veya 8 eserin taşınabileceğini aklından geçtiğini belirtiyor. Ancak aradan geçen zaman, Uluçam'ın fikrini de değiştirmiş, şu an Hasankeyf'te taşıyabilecek sağlamlıkta bir eserin bulunmadığını belirtiyor. Uluçam'ın taşınma konusundaki yaklaşımı şöyle: "Bugün 2 minare dışında taşınacak bir şey kalmadı derim. Çünkü doku eridi, mimari malzeme çöktü. Minareler yıkılacak zaten, taşımaya vakit kalmadan. Hangi eserlerin nasıl taşınacağı konusunda öncelikle Diyarbakır Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu karar verecek. Bunu da kurul olarak geniş kapsamlı bilimsel kurul görüşünü alarak belirlemeyi yeğlemedik. Kurul olarak bilimsel danışma kurulunun raporlarını bekliyoruz."
Prof. Dr. Zeynep Ahunbay: Taşıma vandalizm

Yıllardır karşı çıktığı taşıma fikrini 'vandalizm' olarak değerlendiriyor Prof. Dr. Zeynep Ahunbay. Bunu da oluşacak büyük tahribata bağlıyor. Bazı eserlerin taşınmasının, Hasankeyf'i taşımak, ya da kurtarmak anlamına gelmediğini belirten Ahunbay'ın bu konudaki görüşü şöyle: "Eserlerin bulunduğu çevre taşınmayacak, bambaşka bir doğal ortama gidecekler, Hasankeyf'in Dicle ile ilişkisi var. Yeni yerde bambaşka bir yamaca taşınacak, eskisi ile hiç alakası olmayan bir yer. Köprüyü yine bir suyun üstünden geçirmek sadece çocukları aldatabilir. O su ile Dicle bir mi? Biri yaşayan bir nehir, öteki sabit bir diyebileceğimiz bir ölü su. Eserleri taşımak da çok zahmetli bir şey. 10 kilo taş taşımak değil. Ve en acısı; şu ana kadar bunların hiçbir projesi yapılmadı. Nasıl taşınacağı konusunda var mı bir hazırlık? Yok."
Barajı finanse eden Avrupa ülkelerinin tamamen maddi baktıklarını söyleyen Ahunbay, "Kendi ülkelerinde yapamayacakları şeyi bizim kültür varlıklarımıza reva görüyorlar. Para ile ilgileniyorlar. Çok utanç verici bir durum" diyor.
Taşımanın dünyada örneği yok

Prof. Dr. Ahunbay, dünyadaki bazı taşıma örneklerine de değiniyor. Bunlardan biri ve en ünlü olanı Ebu Simbel tapınağı. Dev bir kayaya oyulmuş mezarlardan oluşan Ebu Simbel, vinçlerin kaldırabileceği en büyük bloklar halinde kesilerek taşınmış. Hasankeyf'ten farkı ise tek bir kayaya oyulmuş bir eser olması.
Çekoslavakya'da tepe üzerinde bulunan bir katedralin ray döşenerek aşağıya taşınmasına tanık olan Ahunbay'ın, edindiği izlenimler şöyle: "Altında kömür madeni işletildiği için katedral hasar görüyormuş onun için taşımışlar. Taşındıktan sonra çevresi çok değişmiş, etkisini kaybetmiş. Kömür madeni de daha sonra durmuş. Bu bizim için çok önemli; yani baraj kaç sene yaşayacak ve biz sonra aradığımızda o Hasankeyf'i bulabilecek miyiz? Çok kısa vadeli kârlar, amaçlar için kültür varlıklarını feda etmek yanlış."
Prof. Dr. Oluş Arık: Taşıma palavra

Hasankeyf'te yıllar önce kazılara başlayan Prof. Dr. Oluş Arık'ın yorumu ise, "Hasankeyf'i taşımak palavra" şeklinde oluyor. Bu fikre sert tepki gösteren Prof. Dr. Arık şunları söylüyor: "Bugün toprak altını bilmiyoruz. Yahut çok az biliyoruz. Başka bir şeyi taşırsınız ama antik mimari öyle değil. Sen onu yerinde korursan korunur. Koç Camisi'ne elini attığın anda dağılır. Mağaraları nereye taşıyacaksın? Yani boş laftır. Çeşitli minareler, kapılar ve blok taşla yapılmış birkaç tane parça var, onları götürürsün. Bu da hatıra, yani dişini söküp götürmek gibi bir şeydir. Vahşice bir tutum sergileniyor."
Taşınacak şey Hasankeyf olur mu?

Konunun diğer ilgililerine göre de Hasankeyf'in taşınması fikri, bilim, bugünün koşulları ve kentin dokusu gözönünde bulundurulduğunda 'imkansız.' Ortak fikir 'Hasankeyf taşınamaz, taşınacak birkaç eserle oluşturulacak yeni yer de 'Hasankeyf olamaz.' Taşıma fikrine karşı olanların görüşlerini derledik.
Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan: "Geçmişte bazı çatışmalarda yakalanan militanların kulakları boğazları kesiliyordu, sonra basında teşhir ediliyordu. 'Bakın, çocuklarınız, bize karşı çıkanın kulağını burnunu kesiyoruz. ibret olsun' deniliyordu. Hasankeyf'e yapılmak istenen de o. Deniyor ki; 'kalesi, camisi, mağarası ile alıp karşıdaki tepeye taşıyacağız, gelin görün.' Bize diyorlar ki; 'karşı çıkmanıza rağmen taş haline getirip burada sergiliyoruz, gelin kendi tarihinizi görün.' Bu bir meydan okumadır."
Hasankeyf Gönüllüleri Derneği'nin kurucularından Recep Kavuş: "Taşıma hikaye. Taşınacak 3-5 parça eser hiçbir anlam teşkil etmez. Maketler ile tarih yaşatılamaz. "
Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi Sekreteryası Üyesi Mimar Necati Pirinçcioğlu: Hiçbir aklı başında mimar, arkeolog, bilim insanı bu konuda olumlu rapor yazmaz. Mağarayı taşıma imkanınız yok. Şu andaki yerleşim yerinin altında da bir kent var, onu nasıl taşıyacak?
Dicle Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi'nin 2006 yılında hazırladığı rapordan: Taşınma işlemi, koruma çalışmalarında istenilmeyen bir uygulamadır ve olabildiğince kaçınılması istenilmektedir. Her yapı bulunduğu yerde kimlik kazanmıştır ve yerinde korunmalıdır. Taşınmaya uygun olmayan malzemelerden (kerpiç, moloz taş vb) oluşmuş yapıların ise taşınması çok zordur. Hasankeyf'te taşıma adına yapılacak projelerin başarılı olması beklenemez. Taşıma adına yapılacak, bilimsel niteliği tartışılır projeler çözümler üretmeyecek, koruma yıkıma dönüşecektir.
Taşımaya karşı uluslararası sözleşme ve kararlar

- 1964'te düzenlenen “İkinci Uluslararası Anıt Mimar ve Teknisyenleri Kongresi” sonunda hazırlanan Venedik Tüzüğü'nün 7. maddesinde, taşıma uygulamalarını sınırlayan bir ilke kararı hazırlanmıştır. Bu karara göre, 'Bir anıt tanıklık ettiği tarihin ve içinde bulunduğu ortamın ayrılmaz bir parçasıdır.'
-1976'da Nairobi’de yapılan UNESCO toplantısında alınan karara göre, 'Her tarihi alan ve çevresi, özel karakteri ve dengesi, onu oluşturan parçaların birbirleriyle kaynaşmasına bağlı olan ve yapıları, mekânsal organizasyonu ve fiziksel çevresi kadar, insan faaliyetlerini de içeren bir bütün olarak görülmelidir.'
- Türkiye'nin 1999 yılında AB’ye uyum süreci çerçevesinde imzaladığı Valetta/Malta Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’ne imza atan ülkeler, 'arkeolojik mirasın tercihen bulunduğu yerde korunması ve bakımını sağlamayı' taahhüt ettiler.
NURHAK YILMAZ

__________________
newalaqesaba is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Türkçe'nin Rekorları.... orphales Genel Kültür 13 25-10-2008 04:41 PM
Bilişsel Öğrenme Yaklaşımı berxwedan Diğer Dersler 1 07-04-2007 11:39 AM
Mendel kanunları Global Biyoloji 1 07-04-2007 10:37 AM
Târih Felsefesine Giriş Kajîn Jîr Felsefe 1 18-12-2006 11:22 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 02:23 AM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.