|
|
#6 (permalink) | |||||||||||||||
|
Ilısu Baraj projesi hukuksal açıdan da 'sakıncalı' bir proje. 5863 sayılı "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu"nun 9. maddesine göre, 'Kültür ve Tabiat Varlıklarının bulunduğu alanlarda yapılacak her türlü inşaa ve fiziki müdahale yasak.' Dolayısıyla baraj inşaası kanuna aykırı. Aynı kanunun 65. maddesi, kültür varlıklarının bulduğu alanlarda yapılacak her türlü inşai ve fiziki müdahaleyi suç sayıyor. Türk Ceza Kanunu'nda ise bu suçun 2 yıldan 5 yıla kadar cezai müeyyidesi bulunuyor.
Açılan davalar Yasalara aykırılığı nedeniyle, sivil toplum örgütleri baraj projesine karşı şimdiye kadar çeşitli davalar açtı. Bunlardan ilki, Avukat Kemal Vural Doğan tarafından, 'Ilısu Baraj projesinin iptali istemiyle' Ankara İdare Mahkemesi'nde açıldı. Ancak mahkeme yetkisizlik kararı vererek davayı Diyarbakır İdare Mahkemesi'ne gönderdi. Bu mahkeme de görevsizlik kararı vererek dosyayı Danıştay'a gönderdi. Danıştay ise, davanın açıldığı yer olan Diyarbakır'da görülmesi gerektiği gerekçesi ile iptal kararı verdi. Böylece açılan ilk davada süreç durdu, sürüncemeye kaldı. Avukat Murat Cano ve Prof. Dr. Zeynep Ahunbay tarafından AİHM'de açılan dava ise, 'Ahunbay'ın Hasankeyf'te yaşamadığı ve barajdan etkilenmeyeceği' gerekçesi ile kabul edilmedi. Mardin Valisi Mehmet Kılıçlar'ın geçen yıl Adana'da yayın yapan Akdeniz Gazetesi'ne verdiği bir demeçte, "Ilısu Barajı'na karşı çıkanlar terör örgütü ve yandaşlarıdır" demesi de dava konusu oldu. 19 Mart 2007 tarihinde girişim adına, "Basın Kanunu" çerçevesinde Vali Kılıçlar hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcığılı'na suç duyurusunda bulunuldu. Daha sonra açılan dava bu da devam ediyor. Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi Sekreteryası'nda yer alan Avukat Gamze Yalçın bu davanın gerekçesini ise şöyle açıklıyor: "Girişime üye 71 kurum var. Bunların arasında hukukçular arkeologlar, tarihsevreler, çevre dostları, birçok akademisyenler var. Sayın Mardin Valisi'nin bunların hepsini terör örgütü yandaşı ilan etmesi bizim açımızdan çok üzücü bir durumdu." Başka bir dava ise Hasankeyf Gönüllüleri Derneği adına Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın çıkardığı 'İlke Kararı'nın iptali' için açıldı. İlke Kararı'nın, 'Baraj yapılan alanlarda kültür ve tabiat varlıklarının yerinde korunması, başka bir yere tanışması veya belgelenerek sular altında bırakılması' gibi 3 seçenek sunduğuna dikkat çeken Av. Gamze Yalçın, İlke Kararı'nın en tehlikeli yanının 'kültür ve tabiat varlıklarının belgelenerek sular altında bırakılması'na ilişkin madde olduğuna dikkat çekiyor. İlke Kararı'nın 2. ve 3. maddelerinin iptali istemiyle Danıştay'da açılan dava devam ediyor. Ilısu Barajı ile birlikte mağdur olacak vatandaşlar için de hukuk yolu açılacak. Topraklarının kamulaştırılması işleminin başlaması esnasında vatandaşlar ya kamulaştırma bedelini kabul edecekler, yada kamulaştırma bedeline karşı iptal davası açabilecekler. Kamulaştırma işleminin ileri safhalarda başlaması bekleniyor. Türkiye'nin önüne konulan şartları kimse bilmiyor! Baraj için dış kredi veren ülkelerin kredi karşılığında Türkiye'nin önüne koyduğu şartlar ise bilinmiyor. Şartlar kamuoyundan gizlendiği için, Türkiye'nin bu şartları ne düzeyde yerine getirildiği de takip edilemiyor. Bu durumda, Türkiye'nin verdiği sözleri yerine getirip getirmediğinin takibi de sadece kredi veren ülkelerin insafına kalıyor. Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi'nin, "Bilgi Edinme Kanunu" çerçevesinde bu şartları öğrenmek için yaptığı başvuruya ise bugüne kadar yanıt verilmedi. Mevcut durumda uluslararası hukuktan çok fazla bir beklentilerinin olmadığını söyleyen Av. Yalçın da Ilısu Barajı'nın yol açacağı zorunlu göçün, büyük kentlerde suç oranlarının artmasına yol açacağının altını çiziyor ve ekliyor, "Baraj Hasankeyf'i içine alana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Çünkü proje Anayasa'ya, iç mevzuata, uluslararası mevzuata aykırı." Ilısu'nun alternatifi var mı Böylesine büyük bir yıkıma yol açacak barajın çeşitli alternatifleri var. Üstelik Güyendoğu Anadolu Bölgesi'nin iklimi ve coğrafik yapısı bu alternatiflere oldukça müsait. Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi'ne üye kurumlardan olan Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Diyarbakır Şubesi'nin de bu yönlü sunduğu alternatifler var. EMO genel olarak elektrik üretiminin, 'ucuz ve ülkenin öz kaynakları olması' nedeniyle hidroelektrik santrallerden elde edilmesine karşı değil. Ancak Ilısu'yu, 'çok boyutlu sorunları' nedeniyle diğer barajlardan ayırıyorlar. Hatta yol açacağı sonuçlar bakımından Ilısu'yu, insanlığın geleceğini tehdit edecek 'nükleer santrallere eşdeğer olumsuzlukta' buluyorlar. EMO Diyarbakır Şube Başkanı Nedim Tüzün, 'kaybettirdiklerinin kazandırdıklarından çok fazla olması' nedeniyle Ilısu'ya karşı olduklarını ifade ediyor. Yani enerji için 'her yol mübah' yaklaşımını onaylamıyor ve projenin gözden geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Yüzümüzü güneşe dönersek Güneydoğu Anadolu'nun, Türkiye'de en yoğun güneş alan bölge olduğuna dikkat çeken Tüzün, güneş enerjisinin günümüzde ısıtma ve enerji üretiminde çok önemli bir alternatif kaynak olarak değerlendiriyor. Yani yüzümüzü güneşe döndüğümüzde, belki de tarihimizi bizden çalacak Ilısu Barajı'na hiç ihtiyaç kalmayacak. Yine şu anda Türkiye'de teknik olarak kullanılabilecek 10 bin Megawatt'ın üzerinde rüzgar potansiyeli var. Ancak bunun sadece binde 2'leri kullanılabiliyor. Yani rüzgarın gücü de bu çağda önemli alternatif enerji kaynaklarından biri. Avrupa'da uygulanan hidrojen gibi çeşitli alternatif enerji üretim yöntemleri de var ancak Türkiye'deki yasal mevzuat halen bu tür yatırımlara tam anlamıyla uygun değil. Aynı zamanda 'serbest piyasaya geçiş' adı altında elektrik piyasası da oldukça problemli bir dönemden geçiyor. Tüzün, bu tıkanıklığın önünün devlet tarafından açılması ve bu tür yatırımların desteklenerek teşvik edilmesi gerektiğini belirtiyor. Özetle, alternatif enerji üretimi için de temel görev devlete düşüyor. Tasarruf ve tamir bile Hasankeyf'i kurtarabilir! EMO'nun, alternatif enerji üretimi dışında da önerileri var. Oldukça basit önlemlerle de ciddi oranda enerji tasarrufu sağlanabiliyor. Örneğin, Türkiye'de şu anda dağıtımı yapılan elektriğin yüzde 10'u kayıp+kaçak olarak belirlenmiş. Bu enerji miktarı da 3 tane Ilısu Barajı'na eşdeğer. Yani, Ilısu'ya yatırılacak para iflas etmiş elektrik sisteminin tamirine yatırılsa, Ilısu'ya gerek kalmayacak. Basit bir öneri de şöyle; Türkiye'de 23 milyon mesken abonesi bulunuyor. Evlerde şu an kullanılan normal aydınlatma armatürleri yerine, tasarruflu armatürler kullanıldığında ortaya yaklaşık 2,5 milyar kilovatsaat enerji çıkacak. Bu da hemen hemen Ilısu'nun üreteceği enerjiye eşdeğer. Üstelik bunun maliyeti de en kötü ihtimalle 50 milyon Euro'yu buluyor. EMO'nun diğer önerisi ise, devletin daha küçük Hidroelektrik Santralleri'ne (HES) yönelmesi. Turizmin geliştirilmesi de önemli bir alternatif olarak duruyor. Alternatiflerin listesi böyle uzayıp gidiyor ancak, hükümetin kulağı bu önerilere tümüyle tıkalı. Ilısu istihdamı sağlamayacak Ilısu konsorsiyumunda yer alan özellikle Türkiyeli Nurol firmasının barajı 'sempatik' kılmak amacıyla yaptığı 'bölge insanının istihdamı ve kalkınması sağlanacak' şeklindeki açıklamaların da altı boş. Çünkü daha önce yapılan daha büyük barajlar, bölgenin gelişmişliğine gözle görülür bir katkısı olmadı. Bunun dışında Ilısu Barajı büyüklüğündeki bir santralde teknik personel de dahil olmak üzere en fazla 300 veya 400 personel çalışabilecek. Baraj inşaatında çalışacak olanlar içinse bu iş geçici olacak. Yani Ilısu'nun istihdam yaratacağı söylemleri de doğru değil. Peki barajı kim istiyor? Baraj havzasında yaşayan insanlar, tarih ve doğa severler, bilim insanları, sivil toplum örgütleri ve yerel yöneticilerin ısrarla karşı çıktığı barajı kim istiyor peki? Barajın ilk ve en önemli destekçisi geçmişten bugüne görev yapan hükümetler. Öyle ki, barajın vereceği zararlara ilişkin hazırlanan yüzlerce sayfalık raporlar, burada zarar görecek insanların karşı çıkışları, ulusal ve uluslararası alanda yapılan eylemler ve konsorsiyumun bir defa dağılmış olması da bu karardan vazgeçiremedi hükümetleri. Proje aşamasının tamamlanması ardından devreye giren Türk ve Avrupalı şirketler de barajın en büyük savunucuları. Yukarıdan aşağıya doğru gidildiğinde yerelde barajı isteyenlerin başında da toprak ağaları geliyor. Baraj projesi, bazıları milletvekili olan bu toprak ağalarını da harekete geçirdi. Sular altında kalacak bölgede, özellikle 1999 yılında yüksek oranda toprak satın alan ağalar, devletin ödeyeceği istimlak parasından 1 yerine 10 almayı amaçladılar. Üstelik söz konusu 'ağaların' çoğu bu topraklarda yaşamıyor. Bunların dışında baraj yapımında rant elde edecek müteahhitler de barajı isteyenler arasında. Az sayıda barajı isteyen vatandaşın ise 'yıllardır açlıkla boğuştuğu için' böyle bir tutum sergilediği belirtiliyor. Kimsenin sütten ağzı yanmadı..! Türkiye'de sadece Ilısu değil, cumhuriyet tarihi boyunca yapılan diğer barajlar da, çok önemli uygarlıkların başkentlerini, buralarda yaşayan toplumların izlerini silip süpürdü. Konunun ilgililerine göre, Hasankeyf öncekilere oranla biraz daha 'şanslı.' Çünkü Türkiye'de ilk kez tarihi bir yerle ilgili bu düzeyde duyarlılık oluştu. Baraj karşıtları, geçmiş örneklerin yol açtığı devasa sorunları her fırsatta gündeme getirirken, insanlık tarihi, kültürü, mirası adına sütten ağzı defalarca yanmış olması gereken yetkililer cephesinde değişen bir şey olmadı. İnsanlığın geçmişini yutan barajlar ve sonuçları şöyle: Fırat Nehri'ne ilk kelepçe, 1974'te vuruldu. Keban Barajı'nın 1975 yılında dolması ile birlikte Tepecik ve Tülintepe sular altında kaldı. Karakaya Barajı, Fırat üzerindeki ikinci barajdı ve 1987'de hizmete girdiğinde ise, Elazığ'ın Baskil İlçesi Bilaluşağı Köyü'nde bulunan Şemsiyetepe Höyüğü, Malatya'nın İmamlı Köyü yakınlarındaki Değirmentepe Höyüğü ve Malatya'nın Meydancık Köyü yakınlarındaki Köşkerbaba sular altında kaldı. Atatürk Barajı'nın hizmete girdiği 1992'de ise tarih ve doğa katliamı inanılmaz boyutlara ulaştı. M.Ö. 69'da kurulan Kommagene Krallığı'na başkentlik yapan Samsat, binyıllar boyunca burada hüküm süren Sümer, Hurri, Hitit, Mitanni, Med, Asur, Pers, Roma, Arap, Selçuklu ve Osmanlıların izleri ile birlikte sulara gömüldü. Fırat Nehri üzerinde kurulan Birecik Barajı'nın, Gaziantep'in Nizip İlçesi Belkıs Köyü'nde bulunan antik kent Zeugma'yı adım adım sulara gömdüğü görüntüler ise hafızalarda henüz çok taze. Zeugma'nın Helenistik döneme dayanan tarihi de baraja kurban gitti. Tarih katliamı dışında bu barajlar binlerce insanı yerinden etti. Yetkililer, 'kalkınma' gibi propagandalarla verdikleri sözlerin büyük kısmı tutmazken, geriye büyük kentlerin varoşlarına ilişen 10 binlerce insanın yaşadığı çok yönlü trajedi kaldı. Fırat nehri ise, akarsu özelliğini yitirdi, bir dizi yapay gölden ibaret hale geldi. BİTTİ. NURHAK YILMAZ HABER MERKEZİ (DİHA) |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Türkçe'nin Rekorları.... | orphales | Genel Kültür | 13 | 25-10-2008 05:41 PM |
| Bilişsel Öğrenme Yaklaşımı | berxwedan | Diğer Dersler | 1 | 07-04-2007 12:39 PM |
| Mendel kanunları | Global | Biyoloji | 1 | 07-04-2007 11:37 AM |
| Târih Felsefesine Giriş | Kajîn Jîr | Felsefe | 1 | 19-12-2006 12:22 AM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.