|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Karl Marx tüm düşüncesini olduğu gibi tarih teorisini de toplumsal evrim ve iktisadi ilişkiler üzerine şekillendirmiştir. Teorisi, iktisadi anlamda İngiliz ekonomi politiğine, toplumsal evrim anlamından da Hegel’ in toplumsal evrim teorisine dayanmaktadır. Yine Marx’taki iktisadi temeller Hegel’deki dünya tinine karşılık gelmektedir. Nasıl ki Hegel tarihin asıl amacının ulaşılması mümkün olmayan zihne ulaşmaktır, demişse Marx’ta bu zihnin yerine kominal toplumu koymuştur. Aralarındaki fark ise Hegel de asıl hedefe ulaşılması mümkün değil iken; Marx’ta bu imkan dahilinde görülmektedir. Aralarındaki benzerliğe gelince her ikisi de bunun tarihsel süreç içerisinde toplumsal evrimlerin bu hedefe yönelik olduğunu ve bunun toplumsal değişimlerle oluşacağını söylemeleridir.
Hegel toplumsal değişimlerin temellerine tinsel davranışları koymuştur, buna karşın Marx toplumsal şekillenmelerin temelinde dış koşular yani maddi dünya olduğunu , insanların sahip ya da yoksun oldukları zenginlik ve zorunlu çalışma koşulları olduğunu söyler. Tarihsel başlangıcı ilkel kominal topluma dayandıran Marx insanların ilk uğraşlarının kendi karınlarını duyurmak, barınmak ve yaşamda kalmak olduğunu, bunu da doğaya bağımlı halde yaptıklarını söyler. Marx, çağların insanların kavrayışları yani zihinleri tarafından değil, maddi amaç ve araçlar tarafından kontrol edilmekte olduğunu söyler(çağlardan örnekler verile bilinir). İnsanlar bu ilk çağlarda tamamen doğaya bağlı bir araç-parça konumundadır. Zihinsel gelişmeleri, zamanla onların özne ya dünya ile savaşır hale getirir. Marx’a göre insanlık tarihi ile doğa tarihi birbirinden ayrılmaz. İnsanlık var olduğu sürece bu iki tarih karşılıklı etkileşim içinde olacaktır. Yine Marx ve Engels insanlığın gelişimini doğal üretim araçları evresi(mağaralar, avlanılan hayvanlar,toplanan bitkiler vb.) ve uygarlık tarafından yaratılan üretim araçları evresi(teknik gelişmeler) olmak üzere iki evreye ayırırlar. Marx toplumsal kurtuluşun insanların bir kısmının bir kısmına bağımlı olmaktan kurtulması ile sağlanacağını söyler.(Burada kast edilen sınıfsız toplumdur.) Bu kurtuluşun din ile siyaset arasında fikir uzlaştırıcılığı yapan felsefe ile değil maddi koşulların devrimcileştirilmesi ile sağlanacağı söyler. Marx insanların toplumsal varlıklarını belirleyenin bilinçleri değil aksine bilinçlerini belirleyenin toplumsal varlıkları olduğunu söyleyerek insanı maddileştirir. Yine toplumsal evrimlerin şemalarını belirleyenin üretim tarzları olduğunu söyler ve evrim çizgisinin bir ilerleme cizgisi olduğunu söyler. Zaman maddi olduğundan ilerleme ile aynı anlama gelir ve asıl incelenmesi gereken şeyin zamanın maddiliği olduğunu söyler(zamanın maddiliği ile kast edilen nedir?). Marx toplumsal evrimi şöyle anlatır: Bir toplumsal düzen, bütün üretici güçlerini değiştirmedikçe ortadan kalkmaz. Yine yeni bir üretim biçiminin ortaya çıkabilmesi için onun koşullarını oluşması gerektiğini söyler. Tarihin herhangi bir zamanında yaşanmış olan bir ekonomik üretim tarzının ortadan kalkmış olması demek o ekonomik tarzın tüm potansiyelini tükettiği anlamındadır. İnsan, iradesi dışında girmiş olduğu üretim ilişkileri belli bir süre sonra insan ile bu ilişkilerin çelişkilerinin başlamasıyla toplumsal yıkım dönemlerine girilir. Bu bağ Hegel’de de her toplumsal yapılanmanın zamanı geldiğinde aşılması gerektiği, şeklinde ifadesini bulmaktadır.(burada Marx’taki zorunlu toplumsal evrim idealizmi çağrıştırmıyor mu?) Marx tarihsel gelişim evresi ne olursa olsun emeğin her zaman insan varlığının doğal gereği olacağını söyler. Marx Hegel’in de belirttiği gibi tarihin tek tek bireylerin ya da kahramanların değil yığınların tarihi olabileceğini söyler ve yığınların tarihi yapması gerektiğini söyler. Ancak bireyin bu tarih yapma süreçlerinde bireysel iradesi ile yer alabileceğini söyler. Tarihin oluşumunda birey ile toplumun karşılıklı etkileşim ve hareket içerisinde olacağını söyler. Burjuvazi iki türlü kurumdan bahseder. Bunlardan biri sunni, diğeri doğal kurumlardır. Burjuvazi toplumun bu doğal yasalarını, feodalite de sunni yasalarını temsil ettiğini söyler. Burjuvazi, insanlığın bu doğal yasalarına ulaşılması ile tarihin son bulduğunu yani burjuvazi tipi toplumsal yapılanmanın oluşumuyla tarihin sonunun geldiği savunur. Buna karşı Marx burjuvazi toplumsal biliminin en belirgin özelliğinin anti-tarihsellik olduğunu söyler.(bunu söylerken burjuvazinin hangi özeliklerine dayanmaktadır?) Yine Hegel’in de savunduğu gibi tarihin ahlakileşmiş ve iyimser bir tarih görüşünün aksine tarihin olumsuzun acısıyla, devrimlerin şiddetiyle inşa edileceğini söyler Marx. Tarihin sadece sınıflar arası iç savaştan ibaret olmadığını ortaya koyar. Bununla paralel olarak insanlar doğaya karşı üstün gelmek için zaman ve eyleme gereksinim duyduklarından insanların tarihi vardır. Hegel’de de toplumsal şekillenmelerin ve ya da tarihin oluşmasının yolunun hareketten geçtiği söylenir. Tarihin sürekli bir ilerleme içerisinde olması bilgi ve bilginin zenginlik yaratan üretim araçlarının oluşmasını sağlar. Doğa toplumsal biçimler içerisinde ve bu biçimlerin bir sonucu olarak değişen tarihin bir ürünüdür. Üretken güçlerin gelişimi doğanın değişiminde ifadesini bulur. Tarihin yazımı bu doğal temelde tarihin seyri içinde insan eyleminin bu temelde yaptığı değişikliklerden hareket etmelidir. Yine tarih daima dışında yer alan bir ilkeye göre yazılmalıdır. Ayrıca maddi değişme tarihteki değişikliği sağlar. Artarda gelen kuşaklar arsında birbirini tamamlayıcı unsurların olması insanlık tarihinde bir tutarlığı sağlar. Üretken güçlerden kaynaklı toplumsal ilişkiler geliştikçe giderek daha çok insanlık tarihi olan bir insanlık tarihi oluşacaktır. Marx maddi üretimin toplumsal bir yapıya bürünmedikçe tarihin gerçekleşmeyeceğini söyleyerek tarih kavramını toplumsal bir şekle büründürür. Sınıflı toplum yapısının tarihin bir aralığı ile sınırlı olduğunu söyleyerek sınıfsız toplum yani kominal toplum ütopyasını ortaya koyar. Bu ütopyaya da toplumsal evrimler yoluyla ulaşacağını savunarak insanlığın kominal topluma doğru evirildiğini söyler. Toplumsal tarihin -bilincinde olsalar da olmasalar da- insanların bireysel gelişimlerinin tarihidir. Tarih insan gücünün değişmesi iken tarihin gelişim seyri insanın iradesine tabii değildir. İnsan sadece doğanın kölesidir. İnsanlar ancak kominal toplumda gerçek tarihlerine ulaşacaklardır. Bu ideal ve sorunsuz olan kurgusal toplumsal süreçler tüm düşünce, felsefe ve dinlerde yer bulmuştur. Bu mesaj en son " 17-06-2007 " tarihinde saat 01:41 PM itibariyle ezel tarafından düzenlenmiştir.... |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.