Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Kültür, Sanat, Edebiyat > Kültür Sanat Bölümü > Genel Kültür

Kayıt Ol SSS Konuları Okundu İşaretle



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 02-06-2007, 11:46 PM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mesaj: 2,248
Üye No: 2482
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 96000
Rep Puanı : 3221162
Rep Derecesi
Bedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond repute
Varsayılan Yok ülkeler... Düş Ülkeler...

Her şey, İngiliz tarihinin en ilginç kişilerinden biri olan Thomas More’un (1478-1535), bugün Hollanda topraklarında bulunan bir kentte, görevli olduğu sırada Latince olarak yazmaya başladığı, ilk kez Louvain’da 1515’de basılan Utopia adını verdiği kitabın yayımlanmasıyla başlamadı elbette. Ne var ki, More’un kitabına da ad verdiği, Yunanca bir kelime oyunuyla iki anlamda okunan o ülke, Utopia, bir türe değil sadece, bir düşünce biçimine, bir bakış açısına da isim babalığı edecektir.



Utopia’dan başlayarak yapıtlar ve onların bir nitelemesi olan ütopik düşünce kavramı ve bu kavramın taşıdığı nitelikler, beş aşağı beş yukarı, politika, politik felsefe, toplumbilim içinde belirlenmiş ve tekrar edilegelmiştir. Platon’un, bizde Devlet diye çevrilmiş olan diyaloguna da gidebiliriz, altın çağ mitoslarına da, geriye dönerek. İyi ama, neden Utopia’dan başlayarak, ütopya kavramı gelişmiş ve ütopyalar yaygınlık kazanmıştır. Utopia’nın ve sonrasındaki ütopyaların, yazınsal bağlamda dikkat çeken özellikleri nelerdir?

Öncelikle, Utopia, bir beklenti gibi değil, bir gerçeklik gibi sunulmuştur. Raphael Hythloday adlı bir gezgin, bir adada gördüğü, içinde bir süre yaşadığı bir ülkeyi ve insanlarının yaşam düzenlerini anlatmaktadır ve o ülke 900 yıldır ve o anda da “var”dır. İşte, Utopia’yı Platon’dan ve önceki altın çağ mitoslarından ayıran bu, “bu ülke var, ben gözlerimle gördüm,” yaklaşımıdır. Dönem, büyük denizaşırı keşiflerin yapıldığı bir dönemdir ama, henüz boylam kesinlikle belirlenemediği için (ancak onsekizinci yüzyılda boylamı doğru saptama yöntemi bulunabilecek ve böylece koordinatlar doğru saptanabilecektir), herhangi bir yerin, hele hele büyük denizlerde bir küçük adanın yeri ancak rastlantıyla bulunabilmektedir.

Örneğin 1573’de Pasifik’e çıkan Drake, Solomon adalarını bulmuş ama, denizcilerin o adaya tekrar ulaşabilmeleri yıllar sonra gerçekleşebilmiştir. (Akşit Göktürk, Edebiyatta Ada kitabında edebiyat ve ada ilintisini derinlemesine işlemektedir). Yani, Utopia’dan başlayarak, Tommaso Campanella’nın (1568-1626) müebbet hapse mahkûm olduğu 1602 yılında Napoli’deki Castel Nuovo hapisanesinde yazdığı, ancak 1623’de yayımlanan, Latince adı Civitas Solis olan La Citta del Sole’si (Güneş Kenti), Francis Bacon’ın (1561-1626) hangi yıl yazıldığı bilinmeyen, ölümünden bir yıl sonra (1627) yayımlanan Sylva Sylvarum: or a Natural History’ye eklenen New Atlantis’i, hep hem ada hem “şimdi var” anlatımlıdır. Ve gene, temel özellik, bunların bugün bize yalınkat geliyor da olsa, anlatı şeklinde verilmiş olmalarıdır.

Bu öncül örneklerden yola çıkan hemen hemen bütün batı dillerinde yazılmış ütopyalar, “yokülke” ile “güzelülke”yi birlikte aktarmıştır. Yazarların amacı da nettir. Yaşanılan toplum düzeninin kusurları karşısında kusursuz, hatta ideal bir toplum düzeni önermek... Bu nedenle, ne bireyselliğin övgüsünü yapan Robinson Crusoe ne amacın sadece yergi olduğu Guliver’in Yolculukları, ütopik izler taşıyor görünmelerine karşın, tam birer ütopyadır.

Büyük keşiflerin ardından, artık ne denizler yitik ülkeler saklayacak kadar gizemli ne de insanlar düş ülkelere bel bağlayacak kadar umutlu oldukları için (Campanella, 1637’de Fransa’nın ünlü politikacısı, Fransa’yı gerçekten yöneten kişi olan Kardinal Richelieu’ye yazdığı mektupta, onun Civitas solis’i yani Güneş Kent’i kuracağını umduğunu yazabilmiştir) ütopyalar da şekil değiştirmeye başlamıştır. Ütopyadan çok, ütopik olmaya (yani gerçekleştirilmesi mümkün olmayan anlamını taşımaya); bu arada, kurmaca dili de derinlik ve zenginlik kazandığı için, roman niteliği, öncülerin anlatı boyutunu aşmaya başlamıştır. Yani artık daha çok öykü, daha az öneri ile karşı karşıyayızdır.

Konunun toplumbilimciler, siyasetbilimciler, insanbilimciler tarafından kurcalanan yanları bir yana, yazınsal olarak, asal kırılma ve değişim, ondokuzuncu yüzyıl sonunda, H.G. Wells’in kökleri eski Yunan’a dek uzatılabilse bile, türü netleştirdiği, “bilimkurgu” yapıtlarına gelip dayanmıştır. Bilimkurgular, Wells’den başlayarak, ya bu dünya dışındaki başka dünyalarda geçen olaylar ya da gelecek zaman üzerine kuruludur. Ondokuzuncu yüzyıl sonunun iki önemli ütopyasından biri olan Edward Bellamy’nin 1888 yılında basılmış olan Looking Backward (Geriye Bakmak) adlı romanı, İS 2000 yılındaki Amerika Birleşik Devletleri’ni anlatırken, 1891’de basılmış olan William Morris’in News From Nowhere (Hiçbiryer’den Haberler) adlı romanı da gelecekteki, Marksçı prensipler üzerine kurulu bir ideal devleti anlatmaktadır. İşte, yirminci yüzyıl ütopyalarının anlatı dillerinin zamanı da, bu, yani gelecek zaman olmuştur.

Yokülkelerle düş ülkeler yani “fantastik” yerler de birbirine karıştırılmaya başlanmıştır. Bu karışıklık hiç mi içinden çıkılmaz birşeydir? Bu noktaya değinmeden, yirminci yüzyıl ütopyalarının, geleneksel ütopyalardan sadece zaman kipinin farklılığıyla değil, çok daha temel bir noktadan ayrıldıklarını belirtmekte yarar var. Geleneksel ütopyalar, bir toplum düzeni önermesi taşıyorlardı ve böylelikle de pozitif bir değer yüklenmişlerdi. Oysa, yirminci yüzyılın, gelecekte olacakların anlatıldığı temel ütopyaları, yani Yevgeny Zamyatin’in Biz’i, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı, George Orwell’in 1984’ü, hiç de ideal, güzel, önerilir, toplum düzenleri vaat etmemektedir. Bu nedenle, yirminci yüzyılın ütopyalarına “anti-ütopya” ya da, daha yenilerde “dystopia” denilmektedir. Gene de, anti-ütopya terimi çok daha geçerlidir.

Şimdi, yukardaki soruya, anti-ütopyalarla bilim kurgu yapıtlarını ayıran niteliklere dönebiliriz. Bunun için, Zamyatin’in Wells’in yapıtları için yaptığı olağanüstü değerlendirme son derece açıklayıcıdır: “Wells’in sosyofantastik romanlarını ele alın: İlk akla gelen ve sıklıkla duyduğumuz yazınsal tanımlama, ütopyadır. Bu romanlar sosyal ütopy diye adlandırılmaktadır. Bu gerçekten böyleyse, Wells’in arkasında uzun bir gölgeli çizgi uzayacaktır, Sir Thomas More’un Utopia’sıyla başlayıp Campanella’nın La Citta del Sole’sinden geçip Cabet’in A Voyage to Icaria’sına ve oradan da taa William Morris’in News from Nowhere’ine uzanan bir çizgi. Ne var ki bu soykütüğü doğru olmayacaktır çünkü Wells’in sosyofantastik romanları ütopya değildir. Tek ütopyası, son romanı, Men Like Gods’dur.

Ütopyalara kişiliklerini veren iki asal ve değişmez özellik vardır. Bunlardan biri içeriktir: Ütopya yazarları ideal toplum diye düşündüklerini resmederler; bunu matematik diline aktaracak olursak, ütopyaların + işareti taşıdıklarını söyleyebiliriz. Öteki özellikse, içerikten doğal olarak ortaya çıkan, biçimde yer alır: Bir ütopya her zaman durağandır (statik); her zaman betimseldir (descriptive) ve her zaman ya da hemen hemen her zaman, olaylar dizisinin canlılığından yoksundur.

Wells’in sosyofantastik romanlarında bu niteliklere hiç mi hiç raslamayız. Öncelikle, pek çok sosyal fantezi + işareti değil – işareti taşır. Wells’in sosyofantastik romanları, hemen hemen sadece, sürmekte olan toplum düzeninin sakatlıklarını sergileme amaçlıdır; gelecekteki bir cenneti betimleme değildir: Story of the Days to Come adlı yapıtı, cennetten yansıyan pembe ya da altınrengi bir ışıltı içermez; aksine, Goya’nın bulanık renklerini taşır. Aynı Goya tonlarını The Time Machine’de, The First Men in the Moon’da, The War in the Air’de ve The World Set Free’de de buluruz. Sadece sosyofantastik romanların en zayıflarından biri olan Men Like Gods ütopyaların tozpembe rengini taşır.

Genellikle, Wells’in sosyofantastik romanları ile ütopyalar +A ile –A’nın birbirlerinden farklı oldukları kadar farklıdır. Ütopya değildirler. Fantastik roman tarzında sosyal makalelerdir. Bu nedenle de, Swift’in Guliver’in Seyahatleri, Ludvig Holberg’in Niels Klim’s Journey under the Ground’ı ve Edward Bulwer-Lytton’un The Coming Race’inin yer aldığı yapıtlarla aynı soyağacında yer almaktadır.1
Bu uzun alıntı ütopyaların geleneksel yerini belirlemektedir. Ne var ki, özel ütopyalar da vardır. Bunların başında da “kadın ütopyaları” gelmektedir. Bunların tarihi Rönesans dönemine kadar uzansa da, hepsini, “feminist ütopyalar” diye de sınıflandırabiliriz, feminist kavramından daha eskiler de bulunsa da içlerinde.

Daha önce bu konuda uzunca bir yazı yazmış olduğum için2, uzatmayacağım bu konuda sözü. Orada değindiğim, Christine de Pisan, Charlotte Perkins Gilman, Ursula K. Le Guin, Marge Piercy gibi yazarlar dışında ne ütopya ne karşıt ütopya düzeyinde dikkat çekici bir yapıtın da ortaya çıkmadığını belirtmek isterim. Ernest Callenbach’ın 1975’de çıkan, döneminin ilgisini derinleştirmeye çalışan, tipik bir ütopya üslubuyla yazılmış olan (Türkçeye de çevrilmiştir) ekoloji ütopyası Ecotopia: The Notebooks and Reports of William Weston, yazarı tarafından 1981’de Ecotopia Emerging ve 1994’de de Future Primitive: The New Ecotopias’la desteklenmesine karşın fazla yandaş bulamamıştır.

Ütopyalar söz konusu olduğunda üzerinde durulması gereken çok önemli bir başka nokta da onların okunmasıyla ilgilidir. Örneğin, bugün başta Utopia olmak üzere, Campanella’nın da, Bacon’ın da, ütopyalarını okuduğumuzda, belki de yaşanmış olan tarihsel süreç yüzünden, artık onları yazarların önerdikleri gibi pozitif değerli toplum düzenleri olarak göremiyoruz. Aksine, tam birer totaliter devlet örneği olarak karşımıza çıkıyorlar. Yazıldıkları dönemde çağın karmaşasına karşılık olarak önerdikleri, eğitimdeki, yaşama düzenindeki (hep aynı yemeği, aynı saatte ve topluca yemek örneğin) hatta giysilerdeki bireysel seçme hakkının tanınmaması, bütün bu ütopyaları, kendiliğinden dystopia düzeyine itmektedir. Sonuç olarak, “Neden artık ütopyalar yazılmıyor?” sorusunun yanıtı da burada yatıyor olabilir. Bütün ütopyalar, ister istemez içlerinde her an patlamaya hazır, bir anti-ütopya bombası barındırmaktalar çünkü.

Notlar:

1—Yevgeny Zamyatin, “The Genealogical Tree of H. G. Wells”, A Sovyet Heretic, Quarted Encounters, Londra 1991, sayfa 286-287.
2—Güven Turan, “Kadın Ütopyaları”, Bilim ve Ütopya, 20 Haziran 1993.


kitap-lık
Sayı: 76 Ekim 2004
Bedirxan is offline  
Eski 16-06-2007, 01:06 PM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Apr 2007
Konum: kayip
Mesaj: 3,647
Üye No: 101688
Cinsiyeti : Bayan
İtibar Gücü: 8391
Rep Puanı : 838683
Rep Derecesi
Bijwen has a reputation beyond reputeBijwen has a reputation beyond reputeBijwen has a reputation beyond reputeBijwen has a reputation beyond reputeBijwen has a reputation beyond reputeBijwen has a reputation beyond reputeBijwen has a reputation beyond reputeBijwen has a reputation beyond reputeBijwen has a reputation beyond reputeBijwen has a reputation beyond reputeBijwen has a reputation beyond repute
Varsayılan

bilgiler icin spas xwesh heval
__________________
Bijwen is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Türkiye Kyoto'yu İmzala! Kajîn Jîr Sınırsız Muhabbet Burada 36 29-04-2007 08:11 PM
Gelişmekte olan ülkelerde teknoloji Global Bilim ve Teknoloji 0 07-04-2007 12:40 PM
sanal geyiği en çok seven ülkeler renas737 Msn, Icq, Yahoo, Gmail 11 31-01-2007 01:18 AM
Bağımsız olması beklenen ülkeler heci İlginç Konular 2 29-11-2006 12:42 PM
ülkeler arası farklılıklar... ByMeD İlginç Resimler 6 08-08-2006 04:57 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 04:07 AM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.