|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Yüzölçümü : 15.355 km2
Nüfusu: : 1 milyon 364 bin 209 (2000 sayımına göre) Komşu olduğu iller : Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Batman, Mardin, Şanlıurfa, Adıyaman. İlçeleri : Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice, Silvan. Köy sayısı : 743 Mezopotamya’nın kuzeyinde yer almaktadır. Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Siirt, Mardin, Urfa, Batman ve Adıyaman illeriyle çevrelenmiş olan Diyarbakır ili, bölgenin tüm özelliklerini taşır. Bağlı 13 ilçe merkezi bulunmaktadır.Diyarbakır kent merkezi 7 bin 500 yıllık bir geçmişe sahiptir. Tarihin her döneminde büyük uygarlıkların, kültürel ve ekonomik hareketlerin merkezi olarak kabul edilen kent, birbirini izleyen 26 değişik uygarlığa beşiklik etmiştir.M.Ö.3000 yıllarında Hurriler’den başlayarak Osmanlılar’a kadar uzanan yoğun bir tarihi geçmişi olan Diyarbakır’da yaşayanlar, dönemlerine ait izlerle kenti ölümsüzleştirmişlerdir.Bu eserlerin başında, kuşbakışı bir kalkan balığını andıran biçimiyle kenti baştanbaşa kuşatan surlar gelir. Diyarbakır surları uzunluk bakımından Çin Seddinden sonra dünyada ikinci, ama eskilik bakımından birinci sırada kabul edilmektedir YÜZEY ŞEKİLLERİ Diyarbakır ilinde yüzey şekilleri oldukça sadedir. Çevresi yüksekliklerle kuşatılmıştır. Ortası çukur bir havza durumundadır. Diyarbakır havzası denen bu çukur alanın eksenini batı-doğu doğrultulu geniş Dicle Vadisi oluşturur. Kuzeyden Güneydoğu Toroslar yayı ile kuşatılmıştır. Bu dağlar Doğu Anadolu Bölgesi'yle Güneydoğu Anadolu'ya birbirinden ayırır. Diyarbakır havzasının güneybatısında ise Karacadağ kütlesi yükselir. Urfa-Diyarbakır il sınırı üstündeki bu kütle, koyu renkli lavların yığılmasıyla oluşmuş eski bir volkan kütlesidir. Koni biçiminde olmadığından fazla heybetli görülmez. Yüksekliği, en yüksek noktası olan Kolubaba doruğunda 1.957 metreyi bulur. Karacadağ'ın lavları, doğu yönünde Dicle Vadisi'ne kadar uzanır. Bu lavların yapısı çok geçirimli olduğundan, Karacadağ kütlesi üstünde akarsu aşınımı hemen hiç rol oynamamakta, dağın içine süzülen sular ancak eteklerde ve uzaklarda kaynaklar halinde yeryüzüne çıkmaktadır. İKLİM Diyarbakır'da sert bir kara iklimi egemendir. Yazları çok sıcak geçer. Ama, kış soğukları Doğu Anadolu'nda olduğu kadar şiddetli değildir. Bunun başlıca nedeni, Güneydoğu Toroslar yayının kuzeyden gelen soğuk rüzgarları kesmesidir. İl merkezindeki meteoroloji istasyonunun gözlemlerine göre, en sıcak ay ortalaması 31 derece, en soğuk ay ortalaması ise 1,8 derecedir. Bugüne değin ölçülen en yüksek sıcaklık 46,2 derece ile 21 Temmuz 1937 gününde, en düşük sıcaklık ise -24,2 derece ile 11 Ocak 1933 günü olmuştur. 496 milimetre olan yıllık ortalama yağış tutarının ancak yaklaşık yüzde 2'si yaz aylarında düşer. Kuzeydeki dağların eteklerine doğru gidildikçe yağışlar da artar. Örneğin yıllık yağış tutarı Silvan'da 729, Ergani'de 767, Kulp'ta 1.156, Lice'de ise 1.293 milimetredir. Son yıllarda yapılan barajların oluşturduğu yapay göller (Karakaya, Atatürk, Batman, Silvan Barajları) geniş buharlaşma yüzeyleri oluşturmaktadır.Bu nedenle de Diyarbakır Havzası'nın kuru havasının nisbi neminde bir artış olmuştur. Ortalama nispi nem, en çok Aralık ve Ocak aylarında ölçülmüştür. Bu aylarda % 77'ye çıkar.Temmuz-Ağustos aylarında ise nispi nem değerleri % 20'ye düşmektedir. BİTKİ ÖRTÜSÜ Doğal bitki örtüsünü, genellikle otsu bitkilerin ağır bastığı bozkır bitkileri oluşturur. Bunlar ilkbaharda kısa bir süre içinde yeşerip çiçeklenir, ama yağışların kesilmesiyle yaz başında kururlar. Çevredeki dağlar, yer yer meşe ormanlarıyla kaplıdır. Orman bakımından çok yoksul olan Karacadağ'ın Diyarbakır ili içindeki kesimlerinde yer yer meşe topluluklarına rastlanır. Ama ormanlar, ilin toplam yüzeyinin onda birini bile bulmaz. AKARSULAR İlin en önemli akarsuyu Dicle'dir. Elazığ ili sınırları içinden çıkan bu akarsu, hemen sonra Diyarbakır ilinin topraklarına girer. Eğil'in doğusunda Dipni Çayı'nı alır. Sonra güneye yönelir. Diyarbakır'a ulaşımından az önce Devegeçidi Suyu kendisine kavuşur. Diyarbakır kenti önünde geniş bir yatak içinde akar. En büyük kollarını Diyarbakır il sınırlarını terkettikten sonra alır. GAP kapsamındaki alt projelerden bazıları Dicle Havzası'ndadır. Dicle Diyarbakır ilindeki akarsuların tümüne yakınını toplar. Yalnızca ilin kuzeybatı köşesindeki küçük bir alanın suları Fırat ırmağına gider (Çermik ilçesinin suları). Diyarbakır ili sınırları içinde önemli göl yoktur. İDARİ YAPI Diyarbakır, merkez ilçe dahil 14 ilçe, 15 belde, 826 köy ve 1100 mezra olmak üzere 2000'e yakın yerleşim biriminden oluşuyor. 1990 genel sayımına göre, kentin genel nüfusu 1 milyon 096 bin 447 iken; 1997 genel nüfus sayımı geçici sonuçlarına göre yüzde 17'lik bir artış göstererek 1 milyon 285 bin 382'ye ulaşmıştır. Türkiye ortalaması yıllık artış hızı Bin'de 14,74 iken; Diyarbakır'ın yıllık artış hızı Bin'de 22,13'tür. 1997 sayımı geçici sonuçlarına göre, ilçe merkezlerinden yüksek nüfusa sahip olanlar sırasıyla Bismil, Silvan ve Ergani gözükürken; en az nüfusa sahip olanlar Çüngüş, Eğil, Kocaköy ve Hazro ilçeleridir. TARIM Kentimizin sahip olduğu 15.355 km2.lik alanın 791.470 hektarını tarım alanı oluşturmakta ve bu toplam alanın % 51.5'ini oluşturur. Küçük ve çok parçalı olan tarım alanlarında yaklaşık 53.000 aile tarımsal faaliyette bulunmaktadır. Tarımsal üretim açısından ana ürünleri pamuk, buğday, arpa ve kırmızı mercimek oluşturmaktadır. Özellikle sulu tarım yapılan arazilerin büyük kısmında pamuk ekimi yapılmakta, tütün, ayçiçeği, susam gibi ürünler de yetiştirilmektedir.791.470 hektar tarım alanının 29.474 hektarı devlet, 16.751 hektarı halk sulaması olmak üzere toplam 46.175 hektarında sulu tarım yapılmakta, geriye kalan alanda ise kuru tarım olarak adlandırılan yağmura dayalı tarım gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. GAP Projesinin devreye girmesiyle Kralkızı-Dicle sulama projeleri, Batman Sağ Sahil Sulama Projesi ve Batman-Silvan Sulama projelerinin yanı sıra planlama aşamasındaki diğer projeler ile birlikte sulanan arazi 465.000 hektara çıkacak , halen % 6’sı sulanan tarım alanlarının % 60’ı sulanabilir hale gelecektir. HAYVANCILIK Diyarbakır, doga sartlarinin tarim ve hayvanciliga uygun ve hayvan varlığı bakimindan Türkiye’nin önde gelen illerinden biri olmasina karşılık hayvancilik özellikle son on yılda giderek önemini kaybetmiştir. Hayvancilik agirlikli olarak geleneksel yöntemlerle yapilıyor. Hayvan beslemesi, çogunlukla meraya bagli olarak yapilmaktadir. Diyarbakır’daki temel hayvan varlığı içerisinde düsük verimli yerli irklar, büyükbas mevcudunun % 93’ünü, küçükbas mevcudunun ise %98’ini olusturmaktadir. DİYARBAKIR KARPUZU Karpuz denildiğinde ilk akla gelen Diyarbakır ilidir.Diyarbakır karpuzu başta iriliği olmak üzere kendine özgü birçok niteliğe sahiptir.Yetiştirme tekniği alışıla gelmiş karpuz yetiştiriciliğinden farklıdır.Diyarbakır karpuzu Dicle nehrinin çekilmesinden sonra kalan kumlu-çakıllı nehir yatağında açılan ve adına kuyu denilen yerlerde güvercin gübresi ile yetiştirilmektedir. Halen uygulanmakta olan “Diyarbakır Karpuzu Yetiştiriciliğini Geliştirme Projesi” çerçevesinde,Diyarbakır karpuzu yarışmaları düzenlenmektedir.1998 yılında 45 kilo 160 gramlık karpuz birinciliği almıştır. |
|||||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
ULAŞIM
İl merkezi karayollarının kavşak noktasındadır. Diyarbakır’ı hem karayolu, hem hava ve demiryolu ile ulaşım sağlanabilmektedir. Her gün Ankara ile İstanbul’dan düzenli uçak seferleri yapılmaktadır. Diyarbakır’dan hemen hemen Türkiye’nin her yerine otobüs ile yolculuk etmek mümkündür. Ayrıca Ortadoğu ülkelerine taksi ile yolcu taşımacılığı da yapılmaktadır. D.Bakır'ın bazı illere olan karayolu uzaklıkları şöyledir: Diyarbakır -Adana 536 Km. Diyarbakır -Adıyaman 207 Km. Diyarbakır -Ankara 940 Km. Diyarbakır -Gaziantep 329 Km. Diyarbakır -İstanbul1381 Km. Diyarbakır -İzmir 1436 Km. Diyarbakır -Elazığ 162 Km. Diyarbakır -Malatya 263 Km. Diyarbakır -Mardin 86 Km. Diyarbakır -Mersin 610 Km. Diyarbakır -Siirt 216 Km. Diyarbakır -Şanlıurfa 184 Km. Diyarbakır - Konya 950 Km. Demiryolu bulunan tüm hatlarda Diyarbakır’dan tren seferleri yapılmaktadır. KONAKLAMA Başta Dedeman Oteli olmak üzere, aralarında Demir Otel , Turistik Otel ve Mardinkapı semtinde, tarihî Deliller Hanı’nın onarımıyla açılan Kervansaray Otel ve turistik tesislerinin de bulunduğu 10 kadar turizm belgeli ve çok sayıda da Belediye denetiminde otel bulunmaktadır. Otellerin çoğu kent merkezinde yer alıyor ve yerli ve yabancı konukların ihtiyaçlarına ve isteklerine cevap verebilecek niteliktedirler. Diyarbakır’da kamping alanı olmamasına karşılık; Diyarbakır-Mardin karayolunun başlangıcındaki Karayolları Bölge Müdürlüğü’ne ait alanda kamp yapma olanağı sağlanmaktadır. YEME-İÇME VE EĞLENCE YERLERİ Kentte Belediye belgeli lokantaların yanısıra, yöreye özgü yemeklerin yenebileceği turizm belgeli restoranlar da vardır. Diyarbakır’ın ünlü yerel yemeği Kaburga’dır. Son derece lezzetli olup, kaburga etlerinin içine baharatlı pilavın konup, fırında pişirilmesiyle hazırlanır. Yerel yemeklerin bulunabileceği lokantalar genellikle Dağkapı semtinde yer alır. Gece hayatı bakımından bölgenin en hareketli kenti olan Diyarbakır’da birçok içkili lokanta, birahane, gece kulübü ve lokaller bulunmaktadır. Ancak bu eğlence yerlerine yerli halk tarafından ilgi gösterildiği söylenemez. EL SANATLARI Geleneksel el sanatları içerisinde kuyumculuk, ipekçilik, bakırcılık önde gelmektedir. Diyarbakır el sanatları Birinci Dünya Savaşı’na kadar çok ileri bir düzeydeydi. Örneğin Konya’daki Mevlana Türbesi’nin ikinci kapısı, Bağdat’taki İmam-ı Azam Türbesi’nin nefis altın ve gümüş işlemeli kapısı ile avize, şamdan ve kandilleri Diyarbakır’da yapılmıştır. Eskisi kadar olmamakla beraber günümüzde de önemini koruyan bu el sanatlarında ‘hasır bilezik, ‘kişniş gerdanlık’ ‘gümüş işlemeli nalın’ ve ‘çekmece’ler, Diyarbakır kuyumcularının beğenilen ürünleri arasında yer alır. Eski Diyarbakır kuyumcularının önemli bir bölümü uzun yıllar önce İstanbul’a göç ederek yerleşti. Kuyumcular, Balıkçılarbaşı semtinde, Hasanpaşa Hanı’nın bitişiğinde, restore edilen Kuyumcular Çarşısı ile bu Kapalı Çarşıın bitişiğindeki eski Kuyumcular Çarşısı’nda hizmet veriyorlar. Köylerde el dokumacılığı ve halı, kilim üretimi de yapılmaktadır. DİCLE ÜNİVERSİTESİ 1966 yılında Ankara Üniversitesi bünyesinde açılan Diyarbakır Tıp Fakültesi 1968’de Diyarbakır’a taşındı. 1974’de Fen Bilimleri Fakültesi’nin de açılmasıyla Diyarbakır Üniversitesi kurulmuş oldu. 1982’de Dicle Üniversitesi adını aldı. Dicle’nin doğusunda 2 bin 700 dekarlık arazi üzerine kurulan kampusu ile bölgeye hizmet veren üniversitenin Tıp, Fen-Edebiyat, Diş Hekimliği, Eğitim, Mühendislik-Mimarlık, Hukuk, Siirt Eğitim, Ziraat, Veterinerlik ve İlahiyat olmak üzere 10 fakültesi bulunmaktadır. Ayrıca 11 yüksek okul, 3 enstitü, 6 uygulama ve araştırma merkezi ile 1400 yataklı Uygulama ve Araştırma Hastanesi ile bir bir Sağlık Lisesi de Dicle Üniversitesi’nin birimleri arasındadır. BARAJLAR GAP çerçevesi içinde inşa edilen ve edilmekte olan Karakaya, Devegeçidi, Kral Kızı, Dicle gibi barajların önemli bir bölümü Diyarbakır çevresindedir. Hidroelektrik enerji yanında baraj ve göletlerden elde edilen su, tarımsal alanlarda yeni olanaklar sağlamaktadır. HALK OYUNLARI Folklor sözcüğü, folk (=halk) ve lore (=bilim) kelimelerinden oluşup, halk bilimi anlamına gelmektedir. Folklor, uluslar arası kültürün yaratıcı bilimsel bir koludur. Tarih sürecinde bölgelere göre özelleşmiş, bölgelerle özdeşleşmiş, bu durumuyla kendisini bilimsel, teknik ve ori jinal bir şekilde ortaya koymuştur. Folklorun temelini; toplumların ekonomik yaşam şartları oluşturur. Dolayısıyla ortaya çıkması, gelişmesi halkların maddi ve manevi değerleriyle ilintilidir. Folklor ile halk oyunları kavramları özdeşleştirilerek, halk oyunları yerine folklor kavramı kullanıla gelmektedir. Oysa folklor genel bir kavram olup, toplumların maddi ve manevi değerlerini barındırır. Ömeğin, herhangi bir ülkenin, toplumun veya yörenin yemekleri, kıyafetleri, gelenek görenekleri, töreleri, halk oyunları, bayramları, eğlenceleri vb.. gibi değerlerin tümü folkloru oluşturmaktadır. Halk oyunları folklorun bir parçası olup, günlük yaşamdan kesitler, kahramanlık, birliktelik, nefret, aşk, sevgi, hayal, umut gibi insan yaşamını etkileyen değerleri sergiler. Zevkler ve dertler halaylarla, türkülerle, düğünlerle, müzikle, sanatçılarla dile getir ilir. Her ne kadar halk oyunlarında zevk ve eğlence görülüyorsa da, toplumların kanunu, ilişkileri, kültürü, kimliği öncelikli olarak dile getirilir. Onun için denilebilir ki folklor (halk oyunları) insanların eğitiminde rol oynar. Müzik eşliğinde oynanan oyunlar daki ahenk fark edildiği zaman, insan yaşamını ve sevgisini canlı kılar. Bir yan dan insanı üzer, dertlendirir, bir yandan da neşelendirir. Her ritim ve oyun insanlann gönlünde ayrı değişiklikler yaratır. Böylece halk oyunlan insanları manevi yönden etkiler. Halk oyunları, insanlık tarihi kadar eskidir. Halklar tarihinde insanlar, toplumlarını, örgütlüklerini, geri kalmışlığını halk oyunlarından ayırmamışlardır. Halkımız, bazen istemlerini, beklentilerini halk oyunlarıyla dile getirmiştir. Her ne kadar yazılamamışsa da, halkın yaşamında varlığını sürdürmüştür. Bazen de yurtseverlik, savaş, kavga, aşk, sevda gibi konular dile getirilmiştir. Halk oyunlarımız rengini kendi güzel coğrafyasından almıştır. Doğa ile bütünleşmiştir. Bu yüz den halk oyunlanmız çok zengindir. Bu yönüyle manevi bir güç olup, yaşantımızın bir aynasıdır. Halkımız, folkloru ile özellikle halk oyunlan kendisini Ortadoğu halklarına tanıtmıştır. Öte yandan kültürümüz yaşamımızın temelini oluşturmuştur. Halk şarkı, türkü ve oyunlarıyla kendini tanıtmıştır. Kültürel ilişkilerdeki zenginlik, ulusal ilişkileri de geliştirerek zenginleştirmiştir. Bölgemizde her yörenin kendine has oyunları vardır. Bu, yöreler arasındaki kültürel ilişkilerin gelişmesine neden olmuştur. Her yörenin oyunları, o yöredeki insanların yaşantılarını sergiler. Ömeğin, Hakkari'de oynanan ''Xelef'' oyunu, kimi ağaların ve aşiret reislerinin kahramanlıklarını, kiminin de zorbalıklarını dile getirir. Adıyaman'da oynanan ''Qimil'' oyununda ise toprağa bağlılık, üretim ilişkileri, kadın erkek ilişkileri (kolektivizm) dile getirilir. Bölgemizde oynanan oyunlarda dikkati çeken başka bir nokta da ekip başıdır. Ekip başı figürleriyle müzikle olan ahengini gösterir. Böylece yaratıcılığını serbest bir şekilde ortaya koyarak oyunun güzelliğini ve estetik yönünü tamamlar. Sonuç olarak, özelde halk oyunlarımızı genelde kültürümüzü kendimizde yaşatmak için bilimsel bir tarzda araştırmalı, tanımalı ve geliştirmeliyiz. Bunu yaparken de farklı kültürlere de saygı göstermeyi, değer ver meyi ve onlarla ilişki geliştirmeyi göz ardı etmemeliyiz DİYARBAKlR HALKOYUNLARİ GİYSİLERİ ERKEK GİYSİLERİ: a) ERKEK BAŞLİĞİ: Şehir merkezinde fes giyilip, etrafına sarık sarılır. Kırsalda ise deve tüyü ve tiftikten yapılan külah giyilir, etrafına da ipek puşular sarılır. Bunlardan başka cemedani (kefi) denilen egal da başa takılır. Kullanılan bir diğer başlık da sekiz köşe şapkasıdır. b) DERPİ-KlRAS: Erkeklerin alttan ve üstten giydikleri giysidir. Kendi dokudukları beyaz bezden yapılır. Derpi şalvarın aynısıdır. Biçim olarak kıras, dizlerden 3-4 parmak kadar sarkan aynı bezden yapılan erkek entarisidir. Buna zubun da denir. c) ŞALVAR-YELEK: Eskiden tezgahlarda Üretilen, yünden ve keçi kılından yapılan giysilerdir. Günümüzde ise fabrikalarda üretilen gabardin kumaştan yapılan şalvar ve yelekler giyilmektedir. Yelek; kırk düğme, açık ve kapalı olmak üzere üç çeşittir. d) ÇORAP: Koyun yününden üretilen yün çorap kullanılır. e) AYAKKABI: Deriden üretilen çarık veya kalın potin, poçikli kundura (yemeni) kullanılır. t) AKSESUARLAR: Köstek, zincir, pazıbend, hamaylı ve mendil kullanılır. DİYARBAKlR HALK OYUNLARlNDA KULLANİLAN ENSTRÜMANLAR: Yörede vurmalı sazlarda davul baştadır. Tef, erbane ve darbuka da yaygındır. Kabak ve hİndİstan cevizinden yapılan kemane yaylı saz olarak çalınmak tadır. Zurna, dilli ve dilsiz kavallar yörede çalınan üflemeli sazlardır. Ud, cümbüş ve bağlama ise özellikle şehir merkezinde kullanılan sazlardır. KADIN GİYSİLERİ: a) KADIN BAŞLİĞİ: Başlık olarak kofi kullanılır. Açık başa uzun tülbent (çit) sarılır, onun üzerine kofi geçirilir. Kofinin üzerine şar sarılır. Şarın üzerine de şifon puşiler bağlanır. b ) ENTARİ: Kırsal alanda çiçekli desenler den oluşan basma veya pazenden entari giyilir. üzerine de üç etek giyilir. c) ÇORAP: Koyun yününden üretilen yün çorap kullanılır. d) AYAKKABI: İlk zamanlarda deriden üretilen çarık kullanılırdı. Daha sonraları yemeni kullanılmaya başlandı. e) AKSESUARLAR: Şirik, hızma, gümüş kemer, gerdanlık, halhal, küpe, zülüf, gümüş tepelik kullanılır. Göze sürme çekilir. GELENEKSEL HALK OYUNLARİ Diyarbakır ve çevresinin geleneksel oyunları .çok çeşitli canlı ve renklidir. Yöreye özgü nitelikleri vardır. Bölgemizde devki ve el vuruşturma figürlü oyunlar yaygındır. Oyunların çoğu halay türündedir. Çepik, lorke, çaçan, esmer, gırani, halayları en yaygınlarıdır. Halaylarda bir fasıl sırası bulunur. Ayrıca makamlara göre de sıra oluşturmaktadır. KEŞEYO: Bu oyunun sadece erkeklerce oynanması ve ilimize has olması en temel özelliğidir. Bu oyun delilo oynayan sarhoş bir Hıristiyan din adamının taklit edilişidir. Bu oyun delilo oyunun ayak vuruşlarının aynısı olup, ağır bir tempoda oynanmak tadır. İleri giderken sağ ayakla başlanır el ele serçe parmak teması ile kollar baş seviyesinin üzerinde havaya kaldırılarak oynanır. Önce sağ sonra sol tekrar sağ ve son olarak sol ayak öne vurulup tekrar sol ayak geriye doğru çekilir. Ellerin durumu değişir. Eller yere doğru indirilir. Her adım atılışında öne doğru birleşik olarak çıkarılır. Ayak hareketleri öne gidişin aksine geriye doğru önce sol sonra sağ, yine sol ve son olarak sağ ayak yere ve dize vurularak öne doğru adım atılır. Oyun böyle devam eder. DELİLO: Bu oyun üretimde birlik, dayanışma 46 içinde harcanan emeğin karşılığının alınmasından doğan sevinci yansıtır. Davul, zurna eşliğinde oynanır. Ezgisi 4/4'lüktür. Tempolu ve ritimlidir. Oyun süresince zur nadan değişik ezgiler çalınabilir. Serçe par maklardan tutuşulur. Kollar yere paraleldir. Oyun süresince içten dışa doğru yaylandırılır ya da sert biçimde sallandırılır. Oyuna sağ ayakla başlanır. Sağsol sağsol olmak şartı ile dört adım öne ve hafif sağa doğru atıİır. Son sol ayak vurulduktan sonra aynı ayak tekrar geri çekilir. Serçe parmakların tutulmasıyla dirsekler yarım açık, yanındaki oyuncuyla dirsekler bitişik ve her oyuncunun dirseği de kendi vücuduna bitişik olarak yalnız kadın ve erkeklerce oynandığı gibi karışık olarak da oynanır. Oyunda yöre türkü ve manileri (Delilo, Selimo, Tırlıanne, Ayvanda Yatan Oğlan vb. ) okunur. HALAY: Bu oyun en az üç kişi ile oynanır . oyunculara davul zurna eşlik eder. lzleyi ciye göre sahne uygulaması ve düzen yok tur. Oyun, başı çekenin yönetiminde oynanır. Halay başı elindeki puşuyla düzeni ve ritmi sağlar. Halaylarda neşe ve canlılık egemendir. Ölçülü devinimlerle oynanır. Halay müziği çeşitlidir. Ritm canlıdır. Ezgisi 2/4'lüktür. Kadın ve erkekler birlikte oynuyorlarsa; sol kol sağ kol üzerine gelir, içten parmaklar birbirine geçilir. Kollar ger gin, arkada kalacak biçimde kenetlenir. Bakışlar, dik ve serttir. Oyuncular omuz omuza verdikten sonra halay başlar. Sadece kadınlar oynuyorsa; el tutuşları değişir. Kollar çapraz olarak yanındakinin belinin üst ve alt tarafına atılır. Arkadan bakıldığında çapraz olduğu görülür. Halay iki bölümde oynanır. Birincisi sallanmadır. Diz kırılarak, dört uzun, iki kısa diz devinimi yapılır. Bu devinime beden ve omuzların ritmik biçimde eşlik etmesi gerekir. Omuz titretme erkekler içindir, kızlar düz oynar. Diyarbakır'da veya ilçelerinde, kırsal alanda halay oyununu kadınerkek beraber oynadıkları gibi sade erkek ve sade kadın türünde de oynarlar. Yalnız kadın vuruşları (öne çıkmak ) değişir. Bu kadınlara özgü olup kadınların fiziki yapılarına uygun olarak oluştuğu sanılmaktadır. Hafif öne eğilirler, sağsol sağsol olarak iki ayaklarını kullanıp, son ayak olan sol ayağı ön tarafa vurup geri çekerler. Kırsal alandaki erkek halayında ise kadınlarınkine benzer vuruşlar yapılmaktadır. Ancak ayaklar daha serbest ve daha ileri çıkarılarak yapılır. Merkez halayında ise vuruşlar küçük hafif öne eğilmiş olarak kırsal alandakinin aksine her iki ayak eşit olarak kullanılmaz. Sağ ayak üç defa sol ayak ise bir defa öne vurulup ileri gidilir. Vuruş noktasına geldiğinde ise ayak hareketleri aynı fakat sol ayak öne vurulup geri çekilir, son vuruş vurulup geri gelinir. Geri gelişte önce sol sonra sağ ayak lar hafif havaya kaldırılıp başlama nok tasına gelinir ve tekrar yerinde oynanmaya başlanır. Geri gelirken beklenmeden tekrar ileri çıkılabilir. ESMER: Sevinin vurgulandığı bir halk oyunudur. Figürlerde incelik, yumuşaklık vardır. Ezgisi 4/4'lüktür. Ara müziği her rani, türkü bölümü esmerim olan iki müzik li bir oyundur. Erkekler ve kadınlar tarafından oynanır. Tutuşları, halay oyunun daki gibi omuzlar kenetlene,cek şekilde olmalıdır. Oynama şekline ise sağ ayakla başlanır. Şehir merkezinde üçüncü ayakta diz kırılarak doğrulur ve akabinde sol ayak öne çıkarılır. Kırsalda ise üçüncü ayaktan sonra diz kırılmadan vücut yukarıdan hafif öne eğilerek arkaya doğru hafif olarak çıkılarak oynanır. Bu oyunda öne çıkışlarda birincide düz öne çıkılır. Öne çıkışların geri gelişleri de vardır. Oyun genellikle duy güzel olduğu için türkü söylenerekte oynanır . TEK AYAK: Halay türündendir. Tek grup ya da karşılıklı iki grupla oynanır. Bu oyunda ayak Vuruşları, halay müziğinden yarım ses aksaktır. Bu, ileriye çıkış figürlerinde ve dik oyunda özellik olarak belirir. Müzik ezgisi 2/4'lüktür. Karşılıklı oynamada belir gin özellik, atak devinimleridir. Bu oyunda ki tutuşlar da halay ve esmerde olduğu gibidir. Üç defa sağ ve sol ayaklar yerinde kaldırılıp indirilir. Sol ayakla birlikte vücut hafif öne çıkarılır ve eğilinir. Sol ayak öne Vurulup geri çekilir. Öne çıkma halayda olduğu gibidir. Geri gelişler de vardır. Davul Vuruşu halaydaki gibi seri olmayıp kesik kesik olur. ÇiFT AYAK: Bu oyunda da tutuşlar, tek ayak oyununda olduğu gibidir. Sol ayaklarını iki kez vurup çekerek oynadıkları bir oyundur. Öne çıkma ve geri gelişler de vardır. Davulun vuruşu kesiktir. Öne çıkma halayda olduğu gibidir. Ancak, sol ayak savurması iki defa olur. çapraz olması ve sağ ayağın hareketidrL Öne çıkmak beklemeden olduğu gibi, geri gelişte vardır Davulun vuruşlan da ritme göredir. ÇEPİK: Adını el çırpmadan alır, Savaş, kavga ve çekişmeyi simgeler. Oyun gruplara ayrılarak ya da teke tek vuruşarak oynanır. Çepik üç bölümdüL Kabadayı, hücum ve çarpışmadan oluşuL Yürüyüşler saldırı ve çağn biçimindedir. Oyunun en belirgin özelliği oynayışta eşitliğe önem verilmesidir. Erkek erkeğe, k1z kıza karşı oynaL Ezgisi 214'lüktüL Sağ ayakla başlanır. Sağsolsağ adımlar atılır Sağ ayakta sekilir. Sol ayak sağın yanına yere vurulur ve sol atılarak sürdürülür. Sekme sonrası tüm vuruşlarda el çırpılır Karşı karşıya gelinip eller birbirine vurulur. Vuruşlar yapıldıktan sonra dönme oluL Oyunun seyri serbesttir. PAPURE: Oyun sağ ayakla başlar. Dairenin oluşumunu sağlamak için ileri doğru iki adım atılır. Sağ yere vurulup sol ayak sağa doğru savrularak çift düşülür. Bundan sonra oyunun Diki oynanır. Oyunun diki halay oyununun diki gibidir. Komut geldikten sonra sağ ayak yere vurulur, sol ileri çıkanlır geri yerine gelirken sağ ayakla bir Ükte çift düşülerek oyunda üçüncü figür olan çapraz oynanır Oyunun çaprazı sağ solsağ yapılarak oyun devam eder. Oyunun tutuş şekli baş parmaklar açık, önündeki oyuncunun omuz kemiklerini kavrayacak şekilde dairesel olarak oynanan oyundur. MERYEMO: Oyun sağ ayakla başlar sağ ayak ileri, yana doğru atılarak sağsol sağsol, ÇAÇAN: Tutuşlar, halay esmer tekayak çiftayakta olduğu gibidir. Halaya çok benzer. Farklılık ise çıkışlardan sonraki figürlerin SEYİRLİK HALK OYUNLARI : Diyarbakır yöresinin yaşam biçimlerinden kaynaklanan köy seyirlik oyunları vardır. Bunlardan bazılan; Teşiberi, Gur u Pez, Şur u Mertal vb. dır. TEŞİBERİ: Müziksiz ya da müzik eşliğinde oynanabilir. Oyunun temeli öykünmeye dayanır. Oyunculann mimikleri önem taşır. Öykündükleri eylemlerle özdeşleşirler. TeşiBeri oyununun konulan çok çeşitlidir. Bunlar günlük işlerden, yaşayıştan kay naklanır. Oyun, adını yün eğirme eyleminden almıştır. Teşi, yün eğirmeye yarayan bir araçtır. Beri, köy kadınları ve kızlarının süt sağmak için toplandıklan yerdir. Köy kızları buraya hayvan sağmak için gelirken eğirecekleri yünleri de getirirler. Kızların beriye gelişi köy delikanlılannın beklediği bir olaydır. Buluşmaya olanak sağlar. Kızlardan sonra köy delikanlıları da alana toplanır. Hayvanların sağılması bitince oyunlar oynanır. Oyunda, delikanlılar kızların yaptıklarına öykünürler. Gösteri, müziksiz ya da davul zuma eşliğinde olur. Bu oyun günlük yaşamın çeşitli eylemlerine öykünerek de oynanabilir. GUR U PEZ: Yörenin kırsal kesiminin günlük yaşamından kaynaklanan bir oyundur. Köylerde hayvanlar, nöbetleşe ya da tek bir çoban tutularak otlatılır. Akşam da otlakta kalınır. Oyunda yaylada toplanan sürüye kurdun saldırması anlatılır. Bu saldırıda çobanın sürüyü özveriyle savunması ve saldırıyı savuşturması sergilenir. Oyunda; bir çoban, bir köpek, bir kurt, koyunlar vardır. Koyunlar halka olur. Bağdaş kurup, sağ elle sol ayağın baş parmağını ve sol elle sağ ayağın baş parmağını (ayaktan çapraz) tutarlar. Çoban, koyunların çevresinde koşarak elini her birinin başına koyar. Bu arada köpekte çobanın ve koyunların etrafında gezinip, sürünün dağılmasını engeller. Çoban, bir çeşit yoklama yaparken yöreye özgü ağızla tekerlemeler söyler. Koyunlar söz aralarında rüzgara öykünerek sesler çıkarır. Çoban, tekerlemesi bitince başını bir koyunun sırtına dayar ve uyur. Köpek ise sürünün etrafında dolandıktan sonra uyumaya başlar. Onu ve çobanı gözetlemekte olan kurt yavaşça sürüye sokulur. Birden saldırarak koyunlardan birini kapıp kaçırır. Koyun bağırarak yardım İster. Çoban uyanır ardından koşar, ama kurtaramaz. Ancak kurt başka bir koyun kaçıramadan öldürülür. Koyunlar ölen kurdun çevresinde kızgınlıklarını anlatır biçimde dönerler. Çobanla kurt arsındaki kovalamacanın nereye kadar olacağını oyuncular belirler. Bu sınır bir çizgi, bir tepelik, bir ağaç arkası, masa veya sandalye gibi nesneler olabilir.
__________________ Bu mesaj en son " 30-05-2007 " tarihinde saat 12:43 PM itibariyle keyakser tarafından düzenlenmiştir.... |
|||||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||||
|
Eski zamanlarda Amida olarak bilinen Diyarbakır, Dicle Nehri kıyısına bazalt bir yaylaya yayılmıştır. Siyah bazalt taştan yapılmış surlar kenti kuşatmaktadır. 16 kalesi ve 5 çıkış kapısı olan 5.5 km uzunluğundaki bu surlar, yazıtlar ve kabartmalarla dekore edilmiştir ve ortaçağ askeri mimarisinin şahane bir örneğini oluşturmaktadır.
Selçuklu Sultanı Melik Şah tarafından yaptırılan Ulu Cami, orijinal dizaynı ve hem Bizans, hem de daha eski mimari malzemelerin kullanılmış olması bakımından ilginçtir. Civardaki Mesudiye Medresesi'nin mihrabı yerel siyah bazalttan yapılmıştır. Safa Camii, tuğladan yapılmış minaresi ile Pers etkisini sergilerken, Nebii Camii tipik Osmanlı tarzını temsil etmektedir. Halen bugün kullanılan Meryem Ana Kilisesi ziyaret için ilginçtir. Yakın zamanın yerli mimarisinden bir örnek görmek için yazar Cahit Sıtkı Tarancı'nın restore edilmiş evi görmeye değer yerlerden biridir. Mardin kapısında şimdi otele dönüştürülmüş olan Deliler Hanı (1527) ticaret yapan kervanların Diyarbakır'da durdukları zamanın havasını yaratmaktadır. Tam kent surlarının dışında, ırmak kenarında, bugün bir müze olan Atatürk'ün Evi yer alır. Kentin güneyinde, 1065 yılında yapılmış Dicle Köprüsünde, Dicle Irmağı'nın, köprünün ve kent surlarının fotoğrafını alabilirsiniz. Diyarbakır'ın 77 km doğusunda, Silvan'da 1185 yılında yapılmış, zarif görünümlü Ulu Cami'de, kemer kapıları ifade eden ince taş kabartma hatlarını hayranlıkla görebilirsiniz. Neolitik yerleşim yerlerinden biri olan Çayönü'nün tarihi milattan yedi bin yıl öncesine uzanmaktadır. Ayrıca Diyarbakır'da Malabadi Köprüsü, Hassuni Mağaraları ve Zükifil Dağı gidilip görülmesi gereken yerler arasındadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Mezopotamya' nın kuzeyinde yer almaktadır. MALATYA, ELAZIĞ, BİNGÖL, MUŞ, SİİRT, MARDİN, ŞANLIURFA, BATMAN ve ADIYAMAN illerinin merkezinde tüm bölgesel özellikleri sinesinde toplar. DiYARBAKIR'ın 12 ilçesi bulunmaktadır. Kent 5000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Tarihin her döneminde büyük medeniyetlerin, kültürel ve ekonomik hareketlerin merkezi ola­rak kabul edilen DİYARBAKIR, 26 Medeniyete beşiklik etmiştir. M.Ö. 3000 yıllarında Hurrilerden başlayarak, Osmanlılara kadar uzanan yoğun bir tarihi olan DİYARBAKIR'da yaşayanlar devirlerine ait eserlerle şehri ölümsüzleştirmişlerdir. Bu eserlerin başında şehri bir kalkan balığı gibi kuşatan ve Çin Seddinden sonra Dünyada ikinci sırada kabul edilen surlar gelmektedir. Kara Amid olan kentin adı 1869 tarihinde DiYARBEKiR, 10. 12. 1937 tarihinde de DiYARBAKıR olarak değiştirilmiştir. DiYARBAKıR ili sönmüş volkanik Karacadağ'dan Dicle Nehrine uzanan geniş bazalt platosunun doğu kenarında, Dicle vadisinde 100 Metre yükseklikte, yarım çanağı andıran bir zemin üzerinde kurulmuştur. 100 yıllardır çevresine bolluk ve bereket veren, GAP projesi ile bu ve­rimliliğini çok daha artıracak olan ünlü kutsal nehir Dicle DİYARBAKIR'dan geçmektedir. Isının 40-50 dereceye vardığı, yaz günlerinin bunaltıcı sıcağından kurtulmak isteği ile doğan düz dam" evleri ile tipik yöre mimarisinin günümüzde de yaşatıldığı DİYARBAKIR tüm çevresi ile gezilip görülmesi gereken bir ilimizdir DiYARBAKIR'DA BULUNAN TARiHi KALINTILAR DiYARBAKıR KALESi: Çin Seddinden sonra Dünyada ikinci olan DiYARBAKıR Kalesi surları hiç kuşkusuz görülmeye değer yerlerin başında gelir. Yapısı, sağlamlığı, taşıdığı yazıtlar, kabart­malar ve şekillerle surlarda 12 uygarlığın kitabelerini okumak mümkündür. Büyük yazar A. Gabriel DiYARBAKıR Surları tek ba­şına kitabeler müzesi sayılabilir diyor. Kalenin ik yapılış tarihi bi­linmemekte, ancak M.S.349 yılında Roma imparatoru Konstantinus tarafından genişletilerek bazı kısımları onarılmıştır. Kalede 4 kapı bulunmakta ve bunlar 4 ana yöne açılmaktadırlar. Daha sonra şehrin gelişmesiyle surlarda yeni kapılar açılmıştır. Surlar 5 kilometre uzunluğunda ve şehri bir kalkan balığı gibi ku­şatmaktadır. Duvar yüksekliği 12 metre, genişliği 3-5 metre olan surların 82 adet burcu vardır. EVLi BEDEN BURCU (BEN-U SEN BURCU) : Artuklu hü­kümdarı Melik Salih adına 1208 yılında mimar ibrahim tarafın­dan yapılmıştır. Bilhassa burcu bir kuşak gibi sarmış olan kitabesi önemli bir sanat eseridir. YEDi KARDEŞ BURCU: Artuklu Hükümdarı Melik Salih adına 1208 yılında mimar ibrahim oğlu Yayha tarafından yapılmış olan bu burçta Selçukluların sembolü çift başlı Kartal, Aslan kabartmaları ve meşhur kitabeleri ustaca işlenmiş olup, mimari değeri büyük bir burçtur. KEÇi BURCU: Mardin kapısının doğusunda yontulmuş olan kaya kitlesinin üstüne inşa edilmiş olan Keçi Burcu; surlar üzerinde bulunan burçların en büyüğü ve en eskisidir. inşa tarihi bilinmemekle beraber 1223 yılında Mervan oğulları tarafından onarılmıştır. Bu muhteşem burç içinde 11 kemer bulunmaktadır. Eskiden mabet olarak kullanıldığı sanılan burcun son bölümünde bir kuyu veya yeraltı geçidini andıran dehliz bulunmuşsada beton bir blokla üstü kapatılmıştır. ULU CAMi: Çok sağlam, kara taştan yapılmış, Anadolu'nun en eski camiierindendir. M.S.639 yılında islam orduları DiYARBAKıR'ı fethedince Mar-Toma Kilisesi'nin camiiye çevrilmesiyle kurulmuştur. islam aleminde 5. Haremşerif olarak tanınmaktadır. Duvarlarında birçok uygarlığın kitabesi bulunmaktadır. SAFA CAMii: Palu (Parlı) Camii ismi de verilen yapı 1532 yı­lında yapılmış bir Akkoyunlu eseridir. Çini ve motiflerle süslenmiş çok zarif olan minaresinin son zamanlara kadar kılıfla muhafaza edildiği söylenmektedir. Batısında büyük Hekim Muslihiddin-i Lari'nin mezarı vardır. BEHRAMPAŞA CAMii: 1572 yılında DiYARBAKıR Valisi Behram Paşa tarafından yaptırılmış Osmanlı eseridir. Giriş kapısının üstündeki sağ ve sol sahanların ters düzeninin bugünkü inşaatlarda kullanılan modern sıkıştırma usulünün günümüzden 400 sene önce taş inşaatına tatbiki suretiyle yapılması fen adamlarının dikkatini çekmekte ve takdirini kazanmaktadır. HAZRETi SÜLEYMAN CAMii: Camii'nin diğer adları da Nasıriye Kale Camii'dir. 1155-1169 yılları arasında Nisanoğlu EbulKasım tarafından yaptırılmıştır. Camiinin bitişiğindeki Halid Bin Velid'in oğlu Süleyman ile DiYARBAKıR'ın Arap'lar tarafından alınması sırasında şehit düşen diğer sahabeler yatmaktadır. Camii Selçuklu tarzında, mimarisi ise Arap usulüdur. NEBii CAMii: Akkoyunlu eseri olup, 15. Yüzyıldan kalma taşla örtülü tek kubbeli bir camiidir. Minaresinde Peygamber Efendimizden (Kaalen Nebiye) diye bahseden kitabelerin çokluğundan dolayı Nebi veya Peygamber Camii denildiği sanılmaktadır. 1530 yılında Hacı Hüseyin adlı bir kasap tarafından yaptırılan minaresi 1960 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce yeri değiştirilerek onarılmıştır. FATiHPAŞA CAMii: Kurşunlu Camii'de denilmektedir. 1516-1520 yılları arasında şehrin ilk Osmanlı valisi DiYARBAKıR'lı Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. ilk Osmanlı eseridir. Duvarlı çok güzelOsmanlı çinileri ile kaplıdır. Mihrabı ve minberi görkemli bir sanat yapıtı olan camii'nin ayrıntıları Selçuklu tarzındadır. Cumhuriyet devrinde onarılan camii'nin yanında birde türbe vardır. HÜSREVPAŞA CAMii: Osmanlı devri DiYARBAKıR Valilerinin ikincisi olan Hüsrevpaşa tarafından 1512-1528 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Bina önce Üsreviye Medresesi adı ile yaptırılmıştır. Kesme taştan yaptırılmış olan minaresi Selçuklu tarzında olup, sarkıtlarla süslüdür. MELEK AHMET CAMii: Melek Ahmet Paşa tarafından 16. Yüzyılda yaptırılmıştır. Tümü çiniden yapılmış mihrabı çok ilgi çekicidir. Minaresine yarıya kadar birbirini görmeyen iki merdivenle çıkılır, yarıda bu iki merdiven birleşir. Kaidesinin süslemeciliği oldukça inceliklidir. Çini mozaiklerle süslü kabartmalar ince ve ustalıkiı bir beğeni örneğidir. iSKENDER PAŞA CAMii: Vali iskender Paşa tarafından 1551 yılında yaptırılmıştır. Önünde şadırvanı, doğusunda türbesi vardır. Kara ve beyaz taşlarla süslü olan camii güzel bir Osmanlıeseridir. DÖRT AYAKLI MiNARE: Akkoyunlu Kasım Han tarafından yaptırılan Şeyh mutahhar Camii'sinin dört ayaklı minaresi yekpare dört sütun üzerinde inşaa ettirilmiş ilginç anıtlardandır. Minarenin sütunları altından yedi defa geçenin her dileğinin yerine geldiğine inanılır. MESUDiYE MEDRESESi: Ulu Camii'nin kuzeyinde ve camii'ye bitişiktir. 1198 yılında Artuklu Melikül Mesut Kutbudin Ebu Muzaffer Sokman zamanında inşaasına başlandığı üzerindeki kitabeden anlaşılmaktadır. Motif ve kitabeleriyle çok değerli bir sanat eseri olan medresenin avlusundçıki mihrabın iki yanına ustaca yerleştirilmiş döner taş sutünlar binanın herhangi bir yerinde meydana gelecek çökmeyi veya kaymayı tespit için konulmuştur. Bina kesme taştan iki katlı olarak yapılmıştır. Mesudiye medresesi içinde öğrenim yapılan Anadolu'nun ilk üniversitesidir. ZiNCiRiYE MEDRESESi: Sincariye Medresesi'de denilir. Bina 1198 yılında yapılmış olup, mimarının adı isa Ebu Dirhem'dir. MERYEMANA KiLisESi: 3. Yüzyıldan kalmadır. Zamanla birçok onarım görmüş olup, Bizans devrinden kalma mihrabı, Roma biçimi kapısı ilginçtir. Kilisede bazı azizlerin türbesi bulunmaktadır. Şehrimizin en güzel Süryani Kadim Yakubi mezhebi kilisesidir. Diğer bir kilisede Keldani Kilisesidir. DELiLLER HANI: Hüsrev Paşa Hanı adıyla anılan yapı 1527 yılında aynı şahıs tarafından yaptırılmıştır. Halk arasında Deliller hanı denilmesinin nedeni her yıl islam ülkelerinden Hicaza gitmek üzere bu handa toplanan hacı adaylarını götürecek delillerin burada kalmalarındandır. Yapı iki katlıdır. Restore edilerek 120 yataklı turistik modern bir otel olarak hizmete açılmıştır. HASAN PAŞA HANI: Ulu Camii'nin karşısındadır. Osmanlı­lar dönemi 3. Valilerinden Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1572-1573 yıllarında yaptırılmıştır. ARKEOLOJi MÜZESi: DiYARBAKıR ve çevresinden sağlanan çoğunluğu Hitit, Asur, Roma, Bizans, Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı'lara ait eserlerin sergilendiği bu müzede neolitik çağa ait eserlerde bulunmaktadır. Bu müzedeki arkeoloji ve etnografik eser sayısı: 10.000 aşmaktadır. ZiYA GÖKALP MÜZESi: Ziya Gökalp'in doğdu ev müze haline getirilerek, şahsi eşyaları sergilenmektedir. CAHiT SITKI TARANCI MÜZESi: Cumhuriyet devrinin ünlü şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı' nın doğduğu ev 1973 yılında müze haline getirilmiştir. Aynı zamanda DiYARBAKıR mimarisinin tüm özelliklerini taşıyan müzede ünlü şairin şahsi eşyaları da sergilenmektedir. KOMUTAN ATATÜRK MÜZESi: Mustafa Kemal Paşa'nın 1916 yılında DiYARBAKıR da Kolordu Komutanı iken karargah olarak kullandığı iç kaledeki bina, Atatürk'e ait hatıra eşyaların ve resimlerin sergilendiği bir müze haline getirilmiştir. GAZİ KÖŞKÜ: Gazi veya Seman Köşkü de denilmektedir. Şehrin güneyindeki Dicle vadisinin hakim bir noktasında bulunmaktadır. Köşkün içinde Atatürk'ün kullandığı eşyalar bulunmaktadır. 1937 yılında DiYARBAKıR Belediyesince alınan köşk Atatürk'e armağan edilmiştir. Burası DiYARBAKıR' lıların gezi ve mesire yeridir, nefis bir manzaraya sahiptir. DİCLE KÖPRÜSÜ: On Gözlü Köprü de denilir. Köprü kesik on kemer üzerine bloklarla karaya birleşir. Üzerindeki kitabesinden Hicri 457 (Miladi 1065) tarihinde Mervaniler zamanında inşaa olunduğu ve mimarının Übeydoğdu Yusuf isimli biri olduğu anlaşılmaktadır.
__________________ Bu mesaj en son " 30-05-2007 " tarihinde saat 12:52 PM itibariyle keyakser tarafından düzenlenmiştir.... |
|||||||||||
|
|
|
|
#4 (permalink) | |||||||||||
|
DiYARBAKıR ÇEVRESİNDE GÖRÜLEBİLECEK OLAN YERLER:
ÇAYÖNÜ: Diyarbakır'ın 65 kilometre kuzey batısında, Ergani yakınlarında yer alan eski bir yerleşim merkezidir. çayönü'nde yapılan araştırmalarda yörenin tarihi M.Ö. 7000 yıllarına Cilalı Taş Devrine kadar inmektedir. çayönü buluntuları Diyarbakır Arkeo­loji Müzesinde sergilenmektedir. MALABADi KÖPRÜSÜ: Silvan ilçesi yakınında ve Diyarbakır - Bitlis Yolu üzerinde muhteşem bir Artuklu eseri olan Malabadi köprüsü Dünyadaki taş kemeri i köprüler içinde kemeri en geniş olanıdır. Kemerin her iki yanında kervan ve yolcular için iki barınak odada bulunmaktadır. GÜVERCiNLiKLER : Dicle boyundaki köyleri n birçoğunda el sayısı kadar güvercinlik (Borhane) vardır. Buralarda binlerce güvercin beslenir. Her güvercinlikten 2-4 ton Koğa adı verilen güvercin gübresi elde edilir. Koğa karpuz ekiminde gübre olarak kullanılır. ASUR KALESi: Eğil ilçesinde, Dicle ırmağının sarp yamaçları üzerindeki sarp kayalar oyularak meydana getirilen kale Asurlular tarafından yapılmıştır. Kale Dicle nehrinde değişik yönlere giden gizli yollar ve geçitlerle doludur. Ayrıca Dicle nehri kıyısın­da Asur hükümdarlarına ait birçok mezar ve ehram vardır. ULU CAMii: Silvan ilçesinde bulunan bu eseri büyük hükümdar Selahaddin-i Eyyubi 1185 yılında Meyyafarıkin'i (Silvan) zaptettikten sonra Bizans Bazilikasının sütunlarını da kullanarak meydana gelmesini sağlamıştır. HiLAR MAĞARALARI : Ergani ilçesindeki Hilar köyünde bulunan mağaralarda antik çağdan kalma kabartmalar bulunduğu, köy yakınında yapılan kazılar sonunda bunların ilk yerleşme yer­lerinden olduğu da ortaya çıkmıştır. ZÜLFiKiL DAĞI: Ergani ilçesinde bulunan bu dağda, Zülkifil Peygamberin makamı ile bir kilisenin kalıntıları bulunmaktadır. burası Hıristiyan ve müslümanlarca ziyaret edilmektedir. DAKYANUS HARABELERi VE ESHAB-ÜL KEHF MAĞARALARI : Efsanesi tüm dünyaca bilinen, çeşitli ülke ve şehirlerin sahip çıktığı Eshab-ül Kefh Mağarasının aslı efsanede adı geçen Dakyanus şehri tüm özellikleri ile DiYARBAKIR'da Lice ilçesi yakınındadır. Efsanede belirtildiği gibi mağaraya yaya dört saatlik mesafede bulunan Fis ovasındaki Dakyanus şehri kalıntılarında zaman zaman köylüler tarafından kazılarda eski paralar, heykeller, işlemeli taş ve sütunlar bulunmaktadır. ÇERMiK KAPLıCALARI: Çeşitli deri ve adele ağrıları ile felç ve romatizmal hastalıklara çok iyi gelen Çermik kaplıcaları Çermik ilçesindedir. Yine Çermik'te bulunan Belkıs hamamı özellikle çocuk sahibi olmak isteyen bayanların akın ettikleri bir yer haline gelmiştir. Burada özel bir dua ile yıkanan kadınların çocuk sahibi olacağına inanılır. İÇ KALE Mezopotamya’nın bereketli toprakları pek çok kavmin gelip geçtiği ve uygarlık ürettiği bir coğrafyadır. M.Ö. 3 binli yıllarda bölgenin egemeni Asurlulardır. Diyarbakır’ın bilinen ilk adı Asur metinlerinde karşımıza çıkar: “Amidi” Binyıllar içinde;Hurri-Mitanniler, Urartular, Persler, Romalılar, Selevkoslar, Partlar, Büyük Tigranlar, Araplar, Emeviler, Abbasiler, Şeyhoğulları, Mervaniler, İnaloğulları, Nisanoğulları, Selçuklular, Artuklular, Eyyübiler, İlhanlılar, Diyarbakır tarihine izler bırakırlar. Bütün bu farklı kültürler ve devletler ;şaşırtıcı bir biçimde kentin temel yerleşme doğruları konusunda uzlaşırlar: İçkale’den günümüze ulaşan kanıtlara ve konumuna bakılarak burasının son yıllara kadar, kentin “yönetim merkezi” olarak sürekli bir işlev gördüğü anlaşılıyor. Bu nedenle, Kanuni Sultan Süleyman 16 burç ve iki yeni kapı ekleterek İçkale’yi genişletir. İçkale’deki Virantepe Höyüğü’nde yapılan kazılarda, 13. yüzyılın başlarına ait olan Artukoğulları Sarayı’nın kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Kalıntıların en önemli kısmını, dört tarafa eyvanlarla açılan süslü bir havuz oluşturmaktadır. Artuklularda görülen ve suyun hem sesinden, hem de serinliğinden yararlanmak için yapılan “selsebil”çözümü, aynı dönem yapısı olan Gazi Köşkü’nde hâlâ yaşar.Yakın dönemlere kadar yönetim merkezi olan İçkale’de, bazıları yeni işlevler için boşaltılmış olan önemli yapılar yer alır. Eski Adliye, Cezaevi, Kolordu ve Jandarma binaları Saint Corc Kilisesi yeni bir hayata kavuşmayı bekliyor. İçkale’deki tarihi binalarda Dünya standartları’ nda Arkeoloji Müzesi, Taş Eserler Müzesi, Müze Kafeterya, Kilise; Sanat Galerisi, Cezaevi Binası; Kongre Merkezi olarak işlevlendirildi DİYARBAKIR SURLARI Diyarbakır surları burçların büyüklüğü ve yüksekliği itibariyle birinci, uzunluğu bakımından Çin Seddinden sonra dünyada ikinci olarak bilinmektedir. Surlarda dört ana kapı ( Dağkapı, Urfakapı, Mardinkapı ve Yenikapı) ve surların üzerinde 82 burç vardır. Duvarların yüksekliği 12 m. , genişliği 12 m. , uzunluğu ise 5 km. dir. Bugün dahi özelliğini kaybetmeyen önemli burçlar şunlardır: Keçi burcu, Yedi kardeş burcu, Evli beden (Ben-u sen) burcudur. Her tarafı çesitli devir ve medeniyetleri yansıtan kitabeler, asma ve kabartma motiflerle doludur Çesitli yazıtlar,meyve ve tahıl motifleri, silah şekilleri, güneş ve yıldız sembolleri, gamalı haç, kaplan, boğa, çift başlı kartal, akrep ve at kabartmaları bulunmaktadır. İlk yapılış tarihi bilinmemekte, ancak M.S. 349 yılında Roma imparatoru Konstantinos tarafından genişletilerek bazı kısımları onarılmıştır. Bugünkü şeklini Büyük imparator Justinianus tarafından yaptırılan onarımla almıştır. Yontma bazalt taştan yapılmıs olan Diyarbakır kalesi iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İlk surların M.Ö 3000 yıllarında şehrin hakimi olan Huriler tarafından yapıldığı sanılmaktadır ULU CAMİ Anadolu 'nun en eski camisidir. 639 yılında Diyarbakır'a egemen olan müslüman Araplar tarafından şehrin merkezindeki en büyük mabedin (Martoma Kilisesi) camiye çevrilmesiyle oluşturulmuştur. Daha sonra 1091 yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah'ın buyruğu ile büyük bir onarım gördüğünü, değişik dönemlerde birçok kez onarım ve eklentilerle bugünkü şeklini aldığını kitabelerinden öğrenmekteyiz. Erken islam döneminin ünlü Şam Emeviye Cami'nin (benzerliklerden dolayı) Anadolu'ya yansıması olarak yorumlanan Diyarbakır Ulu Camii, İslam aleminin 5. ı Harem-i Şerifi olarak kabul edilmektedir. Ortadaki büyük avlunun doğu ve batısında yer alan maksureleri, güneyinde Hanifiler Cami'i, kuzeyindeki Şafiiler Camii ve Mesudiye Medresesi ve Caminin batı girişinin hemen yakınındaki Zinciriye Medresesi ile dinsel ve kültürel yapıları biraraya getiren bir yapılar grubu niteliğindedir. Ulu Cami'nin avlu cephelerinde farklı dönemlere ait Mimari bezekler, kabartma ve yazıtlar büyük bir uyum içerisinde yerleştirilmişlerdir. Ki bu da bize sanatın birbiri üzerine eklenerek geliştiği bu yapıda inançların ve hoşgörününde uyum içerisinde geliştiğini ve gelişebileceğini kanıtlar gibidir
__________________ Bu mesaj en son " 30-05-2007 " tarihinde saat 01:00 PM itibariyle keyakser tarafından düzenlenmiştir.... |
|||||||||||
|
|
|
|
#5 (permalink) | |||||||||||
|
BİSMİL
İlçe Basmıl Kabilesi adı altında, Urfa ve şimdiki Arak Mezopotamya yöresinden gelenler tarafından kurulmuştur.Bismil’de çıkan eski mezar taşları 250-400 yıllıktır. Halkının önemli bir kısmı da Türkmendir. Bunların bir kısmının Konya ve bir kısmının da Musul tarafından geldikleri söylenir.Önceleri köy durumunda olan Bismil, bir ara nahiye olmuş, Mermer ve Akpınar da buraya bağlanmıştı.Sonra bu teşkilat dağıtılarak adı Şark olarak belirlenen bu nahiye merkezden idare olunmuştur. 1926 yılında yapılan idari bölünmede Şark nahiyesi’nin merkezi bu kez Seyithasan Köyü olmuş ve bu köy buraya bağlanmış, 1936 yılında da Bismil Diyarbakır’ın altıncı ilçesi olmuştur. Bismil Diyarbakır’ın önemli tahıl merkezlerindendir. Hem kara hem demiryolu bağlantısı. Dicle nehri ,ilçe tarımının hayat kaynağıdır. Turizm:İlçe yeni kurulduğu için burada herhangi bir tarihi anıt bulunmamaktadır.Ancak Türkmen Hacı Köyü’nde Kabasakal, Sarısakal ve Yedi Kızlar Türbeleri Koği Tepe, Saladum ve Matar Köylerinde bulunan höyükler incelenmeye değer enteresan yerlerdir. Ayrıca Bismil’de eskiden dört zyaret vardır: Develi,Kaypi,Karababa ve Ali Zyareti Sittioğlu Ziyareti Demirhan Köyündedir. Kurtuluş,Fatih,********Akpınar,Altok,Dicle,Şentepe ,Esentepe mahallelrinden oluşan Bismil’in merkeze olan uzaklığı 52 km’dir. İlçeye beğlı 105 köy, 90 mezra vardır.Tepe beldesi olarak 1 belde Yukarısalat olarakta 1 nahiyesi vardır. BİSMİL'İN TARİHİ 1936 yılında ilçe olan BİSMİL,Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Diyarbakır iline bağlı en büyük ilçedir. Kuruluşu yeni olmakla beraber son yıllarda yapılan arkeolojik kazılar neticesinde tarihinin çok eskilere dayandığı anlaşılmıştır. İlçenin merkezinde eski kalıntılara rastlanmamakla beraber İlçe yakınlarında bulunan bazı köylerde çok eski yerleşim ve ören yerlere rastlamak mümkündür. Rivayetlere göre bu yerleşim ve ören yerleri tarih süreci içerisinde ilçemize ev sahipliği yaptığı söylenmektedir. İlçemizin Kuruluşu yeni olmakla beraber adının varlığı ile ilgili şimdiye kadar 3 görüş ortaya atılmaktadır. Bu üç görüş ve rivayet çeşitli zaman dilimlerinde meydana geldiği için üç görüşün de haklılık payları mevcuttur. Ancak son görüş halen kabul görmektedir. Bundan 4.000 yıl önce(M.ö.2000) Asurlular ile Huriler arasında Dicle ovasının paylaşımı ve Mezopotamya üzerinde egemenlik kurma nedeniyle sürekli savaşlar meydana gelmiştir. Asurlular şimdiki ÜÇTEPE köyünde bulunan ve halen çok büyük bir kısmı tepe altında bulunan büyük bir saray yaparak burayı Hurilere saldırıda ileri üs karakolu olarak kullanmışlardır. Bu sarayın adı TUŞPA olup Asur kralı Banibal tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu Sarayın bulunması 1865 yılında ünlü İngiliz Seyyahı TAYLOR'un Bismil'e gelerek ÜÇTEPE höyüğü üzerinde yapmış olduğu kazıda Asurca yazılı iki DİKİLİTAŞ'ı bulması ile başlamıştır. İngiliz Seyyah TAYLOR,bulduğu bu DİKİLİTAŞ'ları alarak Dünyaca ünlü en büyük müze olan BİRİTİSH Müzesine götürmüş ve halen bu kitabeler orada sergilenmektedir. İşte bu DİKİLİTAŞLAR'ın müzede sergilenmesi ile dünyanın gözü İlçemize çevrilmiştir. Bunun üzerine İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Ana Bilim Dalı Profesörlerinden Sayın Veli SEVİN'in başkanlık ettiği 12 kişilik bir kazı heyeti İlçemize gelerek bu Höyük üzerinde kazı ve incelemelere başladı. Yapılan 4 kazı sonucunda 1989 yılında dünyanın harikalarından sayılan ve 6 metre kalınlığında ve adı tarihte TUŞPA olarak geçen büyük bir Asur Sarayının kalıntıları bulundu. Yine bu kazılarda Huriler,Asurlular,Romalılar ve Helenistik çağa ait bir çok altın,bronz heykeller,çeşitli paralar,cam eşyalar ve çok sayıda tarihi eserler bulunmuştur. Bulunan bu eserler halen Diyarbakır Müzesinde sergilenmektedir. Ancak daha önce bulunan Dikilitaşlar(Kitabeler) ne yazık ki ülkemize getirtilememiştir. Bu höyük dünyanın en eski yerleşim birimlerinden biri olduğu ve bulunan sarayı Asurlara ait dünyanın en büyük casusluk merkezi olduğu ortaya çıkarılmıştır.(Bu yazı Bismil Haber Gazetesinin 1989 yılında yayınlanan 47.sayısından alınmıştır.)Asurlar stratejik önemi bulunan bu sarayı Şimdiki Diyarbakır'a bağlamak için Üçtepe ile Anbar beldesi arasında bulunan Dicle nehri üzerine bir karayolu köprüsü yaptırmıştır. İpek Yolunun güney kolu bu köprü vasıtası ile yapılmakta idi. Bu köprünün halen kalıntıları Dicle altında mevcut olup,taşlarının Demiryolu Köprülerinde kullandığı rivayet edilmektedir. Asurlar M.Ö. 1050 yılında Hurileri büyük bir yenilgiye uğratarak Mezopotamya’nın içlerine çekilmelerini sağlamıştır. Bu savaşta Dicle nehrinin insan kanından dolayı kırmızı aktığı rivayet edilmektedir. Asur Orduları yaptıkları her seferde hem Huri,hem de Urartu medeniyetlerine büyük zarar vermiş-lerdir. Asur Kralı Salmanasar'ın TUŞPA'da ortaya çıkarılan ve kendi adına diktirdiği ve halen Londra BİRİTİSH müzesinde sergilenen iki Dikilitaşta (kitabede),"Güzel Fidanlıkları dağıttım,Dillere destan asma bağlarını tahrip eyledim,bahçeleri ve eşsiz güzellikteki sarayları atlarımızın ayakları altında ezdim,sazlık kadar sık ormanları yaktırıp kestirdim"ibaresine rastlanmıştır. Daha sonra Huriler toparlanarak Asurlulara büyük bir saldırı düzenleyerek Asurluların Diyarbakır havalisi üzerindeki hakimiyetine son vermiştir. İşte bu nedenle halen ilçemizin bulunduğu çevre çok eskilerde de çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. İlçemizin ismi ile ilgili rivayetlere gelince; Birinci Rivayet:-Bundan takriben 2000 yıl önce İran tarafından gelen köle tacirleri Bismil'in Kurmuşlu köyü yakınlarında konaklarken köleler arasında çıkan bir isyanla köle tacirlerinin imha edildiği ve bu kafilede bulunanların uzun yıllar halen kalıntıları bulunan eski mağara ve köprünün bulunduğu mevkide kalarak hayvancılık ve balıkçılıkla uğraştıkları tahmin edilmektedir. Dicle Nehrinin sık sık yatak değiştirmesi sonucunda yapılan evlerin yıkılması ile yerleşim yerlerini değiştirmek zorunda kaldıkları ve bu amaçla halen harabeleri bulunan ve Bismil'in içme suyunun önemli bir kısmının sağlandığı KIRK-PIYAR mevkiinde 20 evlik bir yerleşim yeri kurdukları ve farsçada BİSTMAL olarak adlandırılması sonucunda Dicle’nin Şimdiki güney kesiminden geçen İpek Yolu kervancıları bu mevkiie BİSTMAL denildiği ve daha sonraki yıllarda bu adın Bismil olarak değiştirildiği rivayet edilmektedir. İkince Rivayet-Evliye Çelebi 1600 li yıllarda Seyahatnamesinde Diyarbakır hanlarında konaklayan Kervan sahiplerinin biri birine "PİS MİLİ" nasıl geçtiklerini sorduklarını,çünkü Dicle nehrinin oluşturduğu ve bataklık haline gelen alevyonları(ki;bu yörede buna MİL denildiği bilinmektedir)deve kervanlarının aşmakta zorlandıkları ve bu mevkiin PİSMİL olarak adlandırıldığı ve daha sonraki yıllarda PİSMİL adının BİSMİL olarak değiştirildiği rivayyet edilmektedir. Kurmuşlu Çayı ile Dicle Nehrinin birleştiği yer ile Aralık Köyü önündeki eski yerleşim birimlerinde yapılan kazılarda buraların eski yerleşim yerleri olduğu ve kazılar sonucunda Asurlara ait bazı eserler bulunmaktadır. Üçüncü Rivayet-1700 li yılların başında tahminen Konya'dan veya Musul'dan gelen bir aşiret şimdiki Of Köyü ve Pamuk Çay karşısındaki DOLAMA mevkii denilen yerde yerleşim alanı kurup,bilahare Dicle nehrinin güney kesiminde konakladıkları ve bu aşiretin isiminin BASMİL aşireti olduğu ve bu yerleşim yerine uzun zaman BASMİL denildiği ve Cumhuriyet döneminde adının BİSMİL olarak değiştirildiği rivayet edilmektedir. Üç görüş de çeşitli zaman birimlerinde meydana çıktığı için haklılık payları çoktur. Ancak rivayet ne olursa olsun İlçemizin isminin BESMELEYİ (Bismillahi Rahmani Rahim) çağrıştırdığı,yani BİSMİLLAH'ın ilk iki hecesi olan BİSMİL olması bizler için mutluluk kaynağıdır. Arkeologlar tarafından yapılacak kazılar neticesinde Bismil'in tarihi hakkında daha fazla bilgi edileceği tahmin edilmektedir .Terör nedeniyle durdurulan bu kazıların bu yıl(1999) tekrar başlatılacağı bizler için büyük bir mutluluktur. Yapılacak kazıların yanlızca ÜÇTEPE höyüğü ile sınırlı kalmayacağı,Bismil'in çeşitli yerlerinde bulunan Ören Yerlerini ve diğer yığma tepeleri de kapsayacaktır. Üçtepe mevkiinde yapılan kazılar neticesinde ortaya çıkan tarihi eserler halen Diyarbakır Müzesinde sergilen-mektedir. -Sosyal Yapı: b)-Bitki örtüsü:İlçemizde orman bulunmamaktadır. Yer yer yabani ağaçlara rastlamak mümkündür. Genellikle su kenarlarında söğüt ve sazlıklar bulunmaktadır. Her nedense bir türlü ağaçla aramız düzelmemiştir. Ancak çok eski tarihlerde İlçemizin sık ormanlarla kaplı olduğu bilinmektedir. En çok rastlanan ve çabuk büyüyün ağaç cinsleri dut,akasya ve kavaktır.1930-40 yılları arasında İlçemizde İpek böcekçiliğinin yapıldığı büyüklerimiz tarafında söylenmektedir İpek Böceği için binlerce dut ağacı ekilmesine rağmen gerekli koruma yapılmadı-ğından şimdide yerlerinde yeller esmektedir. c)-Yapılaşma : Genelde Bismil'e özgü yapılar, kerpiçten ve tek katlı binalardır. Her evin mutlaka bir bahçesi olup,bu bahçelerde mutlaka her çeşit meyve süs bitkileri bulunur. Sokaklar her 100 metrede bir,dört yolla kesişir. Ancak son yıllardaki çarpık kentleşmeden ilçemizde nasibini almıştır. Bu çarpık kentleşme neticesinde Diyarbakır'a özgü ÇIKMAZ SOKAKLAR ilçemizde de oluşmuştur. Bismil artık yayılabileceği kadar yayılmış olup,Dicle nehirinin diğer yakasına da taşmıştır. Yayılma bittiğinden şimdilik ilçemiz yükselmeye başlamıştır. Özellikle Altıok mahallesi 6,7 katlı modern binalarla dolmuştur. Buradaki yükselme bittiğinde sıra Fatih,Kurtuluş,ve Bozkurt. Bozkurt Mahalelerine gelecektir. Yeni oluşan Sanayi,Tekel Esentepe, Şentepe, Seyrantepe mahalleleri maalesef İmara uygun yapılmadığından Cadde ve sokakla yetersizdir. d)-Çalışma hayatı ve Yaşayış. 6-EKONOMİK YAPI: a)-Tarım :İlçenin ana geçim kaynağı Tarımdır. İlçenin ekilebilirlik tarım arazisi açısından Diyarbakır İlinin en büyük İlçesi olan Bismil'de genellikle hububat ekimi yapılmakla birlikte son yıllarda enerji imkanları sağlanması ve çevrede yapılan barajlardan dolayı,başta pamuk olmak üzere diğer endüstri bitkilerinin ekimi çok geniş alanlara yayılmıştır. Hububat ekiminin verimi genellikle yağışlara bağlı olduğundan yağışlı geçen yıllarda ürün rekoltesinde büyük artış görülmektedir. Son yıllarda sulu tarımda büyük artış gözlenmekte ve sondajlarla sulama yapılamakta ve Çukurova'ya rakip olacak şekilde pamuk rekoltesi gözle görülür biçimde artmıştır. Ancak buna paralel olarak Tekstil alanında iş yapacak sanayi tesisleri bulunmamaktadır. Ham madde yönünden oldukça zengin olan İlçemizde bu tür sanayi tesislerinin yapılması teşvik edilmelidir. Tarım Ürünleri rekolteleri: b)-Hayvancılık:İlçemizde hayvancılık gelişmiştir. Genellikle büyükbaş hayvanlar ile küçük baş hayvancılık gelişmiştir. Hemen,hemen her evde mutlaka eti ve sütü için hayvan beslenmektedir. Son yıllarda besicilik hızla gelişmektedir. Yapılan modern besi tesislerinde çok miktarda besi hayvanı modern usullerle yetiştirilmektedir. Genellikle bu tesisler teşviklerle yapılmıştır. Ancak bazı girişimcilerimiz kendi çabaları ile modern çiftlikler kurmuştur. İlçede Mevcut Hayvan Durumu: d)-Sanayi: Sayıları sınırlı olmakla birlikte sanayi alanında özellikle Çırçır,pres işletmeleri,un fabrikaları,plastik fabrikası PAK-PEN ürünlerinin üretimi,mermer işletmeciliği,Bulgur Fabrikaları,Bisküvi Fabrikası mevcuttur. Küçük çapta da olsa ev işletmeciliği gelişmiştir. Ayrıca Tekstil alanında birkaç Tekstil Fabrikası kurulmuştur. Ürünler hem ilçe merkezinde ve hem de komşu il ve ilçelerde Pazar bulmaktadır İlçe de devletin yatırımları yok denilecek kadar az olup,son yıllarda TEKEL deposu açılmıştır. Bahçe ürünleri yönünden İlçemiz zengin olup,her türlü sebze ve meyve yetiştirilmektedir. Özellikle Bismil Karpuzu çok meşhurdur ve Göreneklerimiz: 1-Düğünlerimiz; 2-Nişan ve Sünnetler: 3-Taziyeler: 4-Bayram Ziyaretleri d)-Mahalli Yemeklerimiz:Bismil'e özgü yemeklerimiz ve tarifleri: Bismil Tavası: Tavanın içerisine önce domates,biber ve sarımsak yerleştirilir üstünede yassılaştırılmış kuzu belinden hazırlanmış et parçaları yerleştirildikten sonra bol miktarda pul biber eklenir ve fırına verilir. Gırar(Bulgur Pilavı): Önce bir tencerede su kaynatılır,su kaynadıktan sonra içine tuz atılır suya oranla bulgur koyulur ve su kuruyuncaya kadar ateşte bekletilir. Pıllor:Un ve pekmez sade yağla birlikte pişirilir. Bulamaç haline getirildikten sonra servis yapılır. Şorbeşir:Süt ve pirinçten yapılmış bir çeşit çorbadır.Zevke göre tatlı veya tuzlu olabilir. Kelle Paça: Küçük baş hayvanların kafa ve ayaklarından yapılır.Hayvanların başları fırın veya tandırda tütsülenir.Genişçe bir kapta haşlanır,sarımsak ve diğer baharatlar eklenir. Mumbar: Kesim hayvanlarının işkembe ve sucuklarından meydana gelen bir yemektir.İşkembe ve sucuklar iyice temizlendikten sonra içine pirinç,küçük et parçaları ve bol miktarda baharat eklendikten sonra genişçe bir kapta haşlanıp pişirilir. Şilleki(Şılkana): Hamur iyice cıvıklaştırılır yer ocağına saç ters çevrilerek bırakılır.İyice ısınan sacın üzerine cıvıklaştırılmış hamur kepçe ile boşaltılır,iki tarafı kızartıldıktan sonra üzerine kaynatılmış pekmez dökülür. Mehir(ayran aşı): Dövülmüş ve kaynatılmış buğday taneleri ayranla pişirilir çeşitli baharatlar eklenir.Özellikle nane tercih edilir. Şam börek: Hamur açılır içine önceden hazırlanmış patates soğan karışımı veya kıyma soğan karışımı eklenip hamur kapatılır.Saçta veya tavada kızartılır. Belloe:Mercimek ve bulgur sıcak su ile yoğrulur.karışımın içine yeşil soğan, maydanoz ve diğer baharatlardan zevke göre eklenir. Nane sıle(Saç Ekmeği): Önce hamur yoğrulur yoğrulan bu hamurdan ince pideler yapılır,ateş üzerinde kızartılan saçın üzerine serpilir ve kızartılır. Çiğ köfte: İnce bulgura kıyılmış soğan,dövülmüş sarımsak,pul biberi,beş türlü baharat ve yeterince domates ve biber salçası eklenir.Yeterince yoğrulduktan sonra içine bulgur miktarı kadar dövülmüş veya kıyma yapılmış danabudu eklenerek tekrar yoğrulur belli bir kıvama geldikten sonra ince kıyılmış yeşil soğan ve maydanoz eklenerek tekrar yoğrulur. Kütlük(İçli köfte): İnce bulgur sıcak su ile yoğrulur.Hamur şekline gelen bu karışımın içine;kıyma ve soğan bırakılır,hamur kapatılıp yuvarlak hale getirildikten sonra kaynamış suda haşlanır.Zevke göre haşlanan bu köfteler yumurtaya bulanıp,kızartılır veya olduğu gibi bırakılır. Meftune: Domates,patlıcan ve kabaklar ince doğrandıktan sonra kıyma veya kuş başı etle birlikte tencerede pişirilir.Bol miktarda Sımmak ve sarımsak eklenir. Tırşik(Güveç): Domates,biber,patlıcan küçük parçalara ayrılarak bir kapta pişirilir.Önceden haşlanmış kuş başı et ve sarımsak eklenir.Fırında veya ocakta iyice pişirilir. Babakanuç: Kesilmemiş patlıcanlar şişe takılarak fırına veya tandıra bırakılır kavurulduktan sonra kabukları soyulur.İyice dövülür,üzerine yumurta ve dövülmüş sarımsak eklenerek ateşte pişirilir. Avsirik: Tandır ekmeği doğranır.Uzerine sıcak su içinde eritilmiş yağ dökülür ve karıştırılarak yenir. Murtığa: Un sade yağda kızartılır.İçine yumurta eklenir. Kuzu dolma: Kuzu kolu(Beytülhem)haşlanır.İçine önceden hazırlanmış ve pişirilmiş iç pilav(pirinç,antep fıstığı,kuş üzümü ve çeşitli baharatlar)kuzu kolu yarılarak içine bırakılır,giriş kısmı dikilir ve tepsiye bırakılarak fırına sürülür. Sarma: Dut veya asma yaprağına iç pilavı (pirinç,küçük kıyılmış et ve çeşitli baharatlar) bırakılır.Rulo haline getirildikten sonra tencereye yerleştirilip pişirilir. Düzme: Patlıcan veya patatesten yapılan bir yemektir.Patlıcan veya patatesler i Saç Tava: Kuyruk yağı saç tavada iyice kızartılır.Posası alındıktan sonra az haşlanmış kuş başı et eklenir.Etler kızartıldıktan sonra ince kıyılmış sivri biber eklenir.Biberler renk değiştirdikten sonra kabuğu alınmış ve sos haline getirilmiş domates eklenir.İyice piştikten sonra iyice haşlanmış pirzolalık et eklenir.Birlikte tekrar pişirilir. Aşureaşı: En az on çeşit yemiş ve baharat(Ceviz,fındık,kuru üzüm,incir,nohut,buğday, fasulye v.b.) iç içe bırakılarak iyice pişirilir. Kereng Aşı:Kengerler iyice temizlenip,döğme ile birlikte pişirilir içine sumak eklenir.
__________________ Bu mesaj en son " 30-05-2007 " tarihinde saat 12:58 PM itibariyle keyakser tarafından düzenlenmiştir.... |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Diyarbakır ve İlçeleri !!! | Qerejdağ | Genel Kültür | 31 | 23-10-2008 06:10 PM |