Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Kültür, Sanat, Edebiyat > Kültür Sanat Bölümü > Genel Kültür

Kayıt Ol SSS



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 26-04-2007, 10:51 PM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: MogadişU
Mesaj: 27,726
Üye No: 4306
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 62182
Rep Puanı : 6215208
Rep Derecesi
PCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond repute
Varsayılan Kİtle İletİŞİm AraÇlarinin Etkİlerİ






KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ ETKİLERİ

Kitle iletişimi toplumsal araştırmalarda üzerinde ısrarla durulan ve belki de en az açıklığın sağlandığı konu değişik araçların etkileridir. Birçok ülkede kitle iletişim araçları izlenirken sarf edilen zaman ve bu araçların üretim ve dağıtımı için ayrılan kaynakların miktarı düşünüldüğünde, böyle bir sorgulamanın nedeni yeterince anlaşılabilir. Bir yanıt oluşturmak için çok şey yazılmış ve epeyce araştırma yapılmışsa da konunun hem kitle iletişim araçlarının genel önemi, hem de özelde kitle iletişiminin belirli düzeylerinin olası etkileri açısından yine de tartışmalı olduğu kabul edilmelidir. Bu konuda bitmeyen zorluklardan birisi araçların etkilerini araştıranlarla kitle, kitle iletişim araçları üreticileri ve alanda kamu politikalarını oluşturanlar arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklandığından tartışma kaçınılmaz olarak kullanılan terimlere bazı açıklıklar getirilmesiyle başlamıştır.

Kitle iletişim araçları içerikleri ve örgütlenmiş biçimleriyle çok çeşitlilikler gösterir ve toplum üzerinde etkili olabilecek geniş bir alandaki faaliyetleri kapsarlar.

Birey, grup, kurum ister bütün toplum ya da kültür düzeyinde olsun, etkilerin hangi düzeyde oluştuğu konusunda açıklığa sahip olmak zorunluluğudur. Bunların her biri veya hepsi herhangi bir yolla kitle iletişiminden etkilenebilir. Kitle iletişim araçlarının sadece bireysel siyasi görüşleri değil, yürütülüş ve başlıca etkinliklerinin düzenlenme biçimlerini de etkilenmesinin olası olduğu siyaset alanı iyi bir örnek oluşturmaktadır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

İletişimin geniş, heterojen ve bilinmeyen izleyiciye doğru yöneltilen şeklidir. Genişliğin ölçüsü iletişimcinin / göndericinin izleyicilerle yüz yüze bir şekilde ilişki kurma olanaksızlığıdır. Heterojen olması kesinlikle saptanmış belli bir grup, elit gibi kamuya açık olmayanın ötesinde olmasıdır. Bilinmeyenin anlamı göndericiye izleyicilerin genellikle yabancı, bilinmeyen kişiler olmasıdır.

Kitle iletişime hızlı, kamusal ve geçici olarak tanımlanabilir: Kamusaldır, çünkü ileti halkın izlemesine açıktır. Hızlıdır, çünkü ileti izleyicilere kısa sürede ya da aynı zamanda yetişmesi için hazırlanmıştır. Geçicidir, çünkü genellikle o an, alındığı an, tüketilmesi amaçlanmıştır, devamlı kayıtlara geçmesi için değil. Bunun istisnası film, radyo ve video kütüphaneleridir. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

Kitle iletişim araçları geniş izleyici topluluklarının ilgisini çekmesi, düşüncelerinin değiştirilmesi ve davranışlarında değişiklik gösterebilir. Kitle iletişim araçları toplumdaki bireyler arası düşünce tarzındaki farklılıkları ortaya çıkartır ve bu sadece bireyler arası değil örgüt, grup ve kurumlar arasında da olur.

Kitle İletişim Etkisi Üzerine Araştırmaların Tarihi

Kitle iletişimi araştırmalarının "doğal bir tarihi" vardır. Araçların etkilerinin incelenmesi kamuyu çok yakından ilgilendirmektedir. Bir yanda suç, şiddet, kültürel ve ahlaki durum, iletişim araçlarının eğitici ya da beyin yıkayıcı gücü gibi kaygı kaynağı başlıca konular vardır. Bunların her biri , zaman içinde artan ya da azalan önemlerde etkilere uğramışlardır. Diğer yandan da kullanılan iletişim aracının ya da onun kullanım biçiminin değişmesine neden olan teknoloji ve sosyal davranıştaki değişme olguları bulunmaktadır. Popüler gazeteler, çizgi dergiler, sinema, radyo ve televizyon kamunun ilgisini üzerlerinde toplayış sırasıyla birbiri ardına araştırma konuları olmuşlardır. Kitle iletişim araçları sanayinin gereksinmeleri, özellikle reklamcılığın etkililiği konusuyla ilgilenmeleri de önemli bir rol oynamıştır. Kitle iletişim araçlarının modern toplumlara katkısının anlaşılabilmesinde temel olabilecek birçok konuda boşluklar bulunduğunu kabul etmemiz gerekir.

Bununla beraber bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. İletişim araçlarının etkisinin araştırmakla olduğu elli yılı aşkın süreyi üç ana aşamada inceleyebiliriz.19 uncu yüzyılın sonunda 1930' lara kadar süren birinci aşamada iletişim araçları Avrupa ve Kuzey Amerika' da görüş ve inançları biçimlendiren, yaşam alışkanlıklarını değiştirebilen, davranışların yönlendirilmesinde etkin olan, bazı dirençlerle karşılaşması halinde dahi siyasi sistemleri belirleyen önemli bir güç olarak değerlendirilmekteydi. Böyle görüşler, bilimsel araştırmalara değil, popüler basının, sinemanın, radyonun ilgi görerek izleyizi topluluklarının toplumun geniş kesimlerine doğru hızla yaygınlaşmasının ampirik gözlemlenişine dayandırılmaktaydı. Ayrıca iletişim araçlarının bu denli güçlü olduğu varsayımı reklamcılar, Birinci Dünya Savaşında hükümet propaganda görevlileri, gazete sahipleri ve totaliter devletler yöneticileri arasında destek bulmuş ve bu koşullarda hemen herkesçe en doğru düşünce olarak benimsenmiştir. Kitle iletişim araçlarının -araştırmaların çoğunun yapıldığı dönemde mevcut başlıca araçlar radyo, film ve baskıdır- bireysel kanaatleri, tutumları ya da davranışları değiştirmede doğrudan katkıların pek olmayacağı gibi, suç işlenmesinin saldırganlığın veya beğenilmeyen diğer sosyal olguların da doğrudan nedeni olmadıkları ortaya çıkmıştır. Araştırmalar elbette değişik iletişim araçlarının hiç etkileri olmadığını göstermemiştir; ancak başka toplumsal olguların öncelikli geldiğini belirlemiş ve iletişim araçlarının gücünü varolan toplumsal ilişkilerin yapısı ile kültür ve inanç sistemi çerçevesinde yerini bulduğunu ortaya çıkarmışlardır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

Kitle iletişim araçları hemen hemen her şeyden etkilenmiştir. Ortaya çıkan yayınlar ile kitle iletişim araçları genişletilmiştir. Zamanla toplumdaki davranışlar değişmiş ve kitle iletişim araçlarını gelişmiştir.

Kitle İletişim Araçlarının Süreç ve Modelleri

Etkilerin nasıl ve niçin beklenildiği gibi olduğu ya da olmadığının kavranması yolunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Kitle iletişiminin etkilerini araştırılırken sorulara yanıt bulmada güçlük çekilmesinin nedenlerinden birisi, etkilerin ortaya çıkışıyla ilgili mekanizmalar konusundaki bilirsizliktir.

İletişim araçlarının iletilerinin izleyici topluluğu üyelerinin kişilik özelliklerine göre belirli uyarılma nitelikleri olduğu kabul edilerek, izleyici topluluklarının gösterdikleri çeşitliliğin değerlendirmeye alınması amaçlanmaktadır. Bu, kısacası karmaşık uyarılara karşı farklı kişilerinin tepkilerinin de farklı olacağını da anlatmaktadır. İletişim araçları davranış biçimlerini dolaylı olarak etkilemektedirler. Bu kitle iletişim araçlarının etki gücüne gösterilen ilginin canlı kalmasına yardımcı olan temel süreçlerden birisini ortaya çıkaran önemli bir belirlemedir. Çünkü , inşa edilmiş bir dünya ve toplumsal yaşam imgesi ile sosyal gerçekliğin tanımlarını sağlayarak kitle iletişim araçların bilinç üzerinde doğrudan etkide bulundukları düşüncesini içermektedir. Gerçekten de izleyici toplulukları üyeleri, kendileri ve sosyal dünyaları hakkındaki bilgileri iletişim araçlarıyla toplumun kendilerine sunuç biçimlerinden öğrenirler. Yaşamdan uygun davranma için gerekli bilgileri iletişim araçları sağlarlar ve bu bilgiler zaman içinde uzun bir toplumsallaşmış süreciyle birikirler. İletişim araçlarının bireyler üzerinde etkileri sadece dolaylı değildir. Birey bu etkilere çok önceleri, geçmişte de uğramış olabilir. Böyle bir sürecin incelenmesinin zorluklarını dile getirmeye bile gerek yoktur. Ancak böylece hiç olmazsa dikkatimiz iletişim araçlarının içeriğine, zaman içinde tutarlı olup olmadıklarına bakılması gereğine ve değişik iletişim aracı kaynaklarına yönelmiş olmaktadır.

Kitle iletişim araçları bireylerin siyasal sistem üzerine bilgilerini de bu sisteme bağlılıklarına etkileyebilirler. Bu etkileme iletişim aracının yapısının değişmesine bağlı olarak zaman içinde gerçekleşebileceği belirli insan ya da konuları iletişim araçlarında yer buluşuyla da olabilir. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

Kitle iletişim araçlarını bireyler, kurumlar ile toplum ve kültür için önemli sonuçları olduğunu ortaya koymaktadır. Çok kesin nedensel bağları göstermemiz ya da gelecekle ilgili güvenilir öngörülerde bulunamayışımız varlığımız bu sonucu ortadan kaldırmaz. Kitle iletişim araçlarının gücü konusu işe, daha farklı bir şeydir. Bu, özünde, kitle iletişim araçlarını, yöneten, onlara sahip olan ya da denetleyenlerin ya da bir iletide bulunmak için onları kanal olarak kullananların başkalarına yönelik amaçlarını ne kadar etkin olarak yerine getirdiklerini ya da getirebildiklerini sormaktadır. Böyle bir görüşün dayanağı, tartışmalarla açığa çıkarılmıştır. Kitle iletişim araçları üzerinde denetim, çeşitli olanaklar sağlar. Birincisi , kitle iletişim araçları belirli sorunlara, çözümlere ya da insanlara çekip yönlendirerek güç sahibi olanları kayırıp buna bağlı olarak da rakip birey ya da gruplara yönelmesini önlerler. İkinci olarak kitle iletişim araçları statü sağlar, meşruiyeti güçlendirir. Üçüncü olarak, kitle iletişim araçları belli koşullarla inandırma ve seferber etmenin bir kanalı olabilir. Dördüncüsü , kitle iletişim araçları belirli toplulukların oluşmasına ve varlıklarını sürdürmesine yardımcı olabilir. Beşincisi , iletişim araçları psişik ödül ve doyumları sunulmasında araç olabilir. Rahatlatır , eğlendirir ve gururları okşayabilir. Genellikle kitle iletişim araçları toplumda bir iletişim aracı olarak aldıklarını geri vermektedirler. Aynı zamanda hızlı, esnek, planlanmaları ve kontrolleri kolaydır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

Etkinin Kanıtları

Kitle iletişim araçlarını etkilerini inceleyen araştırmaları anlamlı bir biçimde tartışabilmek için bileşik bir sorunu daha önce değinilen düzey, etki ve süreç türü, araştırma yöntem ve stratejisi gibi çeşitli ayrımları yansıtan bir dizi başlık altından ele almak yararlı olacaktır. Ayırt edici özellikleri olan ve ayrı değerlendirilmeleri gereken bir dizi iletişim araçları durumları ve süreçleridir. En önemli iletişim araçları durumları şunlardır: 1) Kampanya, 2) Toplumsal gerçekliğin tanımlanması ve toplumsal normlar, 3) Ani tepki ya da reaksiyon, 4) Kurumsal değişme, 5) Kültür ve toplumda değişmeler. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]






Kampanya


İletişim araçlarının etkileri veya etkililiği üzerine yazılanların çoğu ya kampanyalar konusunda yapılan araştırmalardan çıkartılmıştır. Ya da varsayımsal kampanya durumlarına ilişkin kestirimleri kapsamaktadır. Gerçekte , kampanya iletişim araçlarının ne en yaygın rastlanıldığı koşulları gösterir ne de izleyici topluluklarının en olağan olarak karşılaştığı bir durumdur. Kampanya değişen derecelerde aşağıdaki özellikleri gösterir: Belirli amaçları vardır ve bunları gerçekleştirmek için planlanmıştır; belirli ve genellikle kısa olan bir zaman süresi vardır; yoğundur ve geniş bir alanı kapsamayı amaçlar; ilke olarak etkililiği değerlendirmeye açıktır; dayanakları genellikle yetkileridir; hedef kitlesi içinde popüler olması gerekmez ve onlara "satılmak" zorundadır; çoğu kez paylaşılan değerlerden oluşan bir çerçeveye oturtulmuştur. Kampanya genellikle kendileri tartışmalı olamayan amaçları gerçekleştirmeye çalışır; oy verme, bağışta bulunma, satın alma, eğitim, sağlık, güvenlik gibi. Bu biçim iletişim içeriğinin çok değişik çeşitliliğini, günlük örneklerini ve ayırt edici özelliklerini kolayca görebiliriz. İzleyici topluluğuna ilişkin etkenler içinde en açık birinci koşul bir kitleye ulaşılma zorunluluğudur. İkincisi ise, ulaşılan kitlenin büyüklüğü tek başına ulaşılmak istenilenlerin kapsanmasının güvencesi olmadığından, izleyici topluluğundan uygun olanları mutlaka ulaşılmasıdır. Önceden bilgilendirirmiş ve iyi yönlendirirmiş bir kitleye ulaşan bir "bilgilendirme ve yönlendirme" tarafından anlatılmaktadır. Üçüncü koşul izleyici topluluğunun en azından ters duygularla dolu ya da dirençli olmamasıdır. Bu sınırlama en çok siyasal kampanyada görülür. Dördüncüsü , izleyici topluluğu içinde kişisel iletişim ve ilişkili kişiler arasından statünün yapısı, kitle iletişim araçlarıyla yürütülen kampanya ve onun amaçlarından yana ise başarı çok daha büyük olur. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

Toplumsal Gerçekliğin Tanımı ve
Toplumsal Normların Oluşumu

Burada esas olarak çok kez rastlantısal, planlanmamış ve alıcı için bilinçsiz, gönderici bakımından ise neredeyse her zaman belirli bir amaca dayanmayan, iletişim araçları yoluyla öğrenme sürecini ele almaktayız. Bu nedenle "etkililik" kavramının kullanımı, toplumsal gelişmede iletişim araçlarını planlanmış ve bilerek bir rol üstlendiği toplumlar dışında genellikle yerinde olmayacaktır. Sosyalist iletişim araçlarının bazı yönleri ya da gelişmekte olan ülkelerde kullanılmakta olan iletişim araçları için bu kavram uygun olabilir. Olup bitenin başlıca iki yönü vardır. Bir yön iletişim araçları ile sunulan toplumsal dünyanın tutarlı görüntü ve izleyici topluluklarının gerçekliği sunulan bu biçimini "olguları" , normların, değerlerin, beklentilerin gerçekliği olarak benimsemesi, bir diğer yön de bireyin davranışlarının ve ben kavramının biçimlenmesin yeri olan iletişim araçları ile kişinin kendisi arasında sürekli ve selektif bir iletişim olmasıdır.

İletişim araçlarının şiddet olayları üzerine etkileri tartışıldığında çok kez tam tersi bir sonuç çıkarılmaktadır. Genel kamuoyunun toplumda yasa tanımazlığın artışında hala önemli ölçüde iletişim araçlarını sorumlu tuttuğu anlaşılmaktadır. Bu görüş büyük olasılıkla çok nadiren "kazanan taraf" olarak gösterilse de cürümce şiddetin iletişim araçlarında çok sık yer bulunmasından kaynaklanır. Etkilerin güç ve yönü ne olursa olsun kitle iletişim araçlarının şiddet, suç ve toplumsal olarak kınanan davranış tasarımlarının en inandırıcı kaynağı olduğu ve kişisel ve ortak izlenimlerinin biçimlenmesi için malzeme sağladı görüşünün yaygın görüş olduğu sonucuna varmak haklı gibi görünmektedir. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

Ani Tepki ve Tepkinin Etkileri

Kitle iletişim araçlarının edinilen bilginin aniden yaygın ve ortak panik halinde tepkilere yol açabileceği çokça tartışılmış ancak pek seyrek olarak gösterilebilinmiştir. Wells' in Dünyalar Savaşı' nın 1938 yılında radyo piyesi olarak yayınlanışı sırasında Marslıların dünyayı işgal etmekte oldukları haber bültenine benzetilerek aktarılması -büyük ölçüde Cantril' in (1940) olaydan sonra yaptığı araştırmaya dayanılarak- bu konuda en çok anılan örnektir. Bazı benzerlikler gösteren bir başka olay da İsveç' te 1973 yılında Rosengren tarafından incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar ileri sürülen tez konusunu bütünüyle kuşkulu hale getirmektedir. Görüldüğü kadarıyla her iki olayda da çok fazla bir davranışsal tepki olmamış ancak olanlar sonradan başka iletişim araçları tarafından abartılmışlardır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

Başka Toplumsal Kurumlara Yönelik Sonuçlar

Kitle iletişim araçları gelişirlerken iki şeyi tartışmasız başarmışlardır. Başka faaliyetlere ayrılan zamanı ve gösterilen ilgiyi kendilerinde toplamışlar ve "kitle iletişim araçları öncesi" koşullarda elde edilebilecek olandan fazla bilginin daha fazla sayıda kişiye ulaşmasında bir kanal olmuşlardır. Bu olgular özellikle büyük sayılarda ve miktarlarda bilgi iletişimine zaman ayrılmasına ve dikkate gereksinimi olan başka kurumlar için birtakım sonuçlar doğurmuştur. İletişim araçları başka kurumlarla rekabet ederler ve varolan kurumsal amaçlara ulaşmanın yollarını gösterirler. Böylece diğer toplumsal kurumlar bir yolla uyum sağlamak ya da tepkide bulunmak veya kitle iletişim araçlarından yararlanmak için baskı altında kalmışlardır.

Liberal-demokrat genel bir çerçevenin bulunduğu toplumlarda siyaset kurumu kamunun başlıca bilgi kaynağının kitle iletişim araçları olduğu bir toplum koşullarına değişerek daha fazla uyum sağlayabilmektedir. Bu durumda modern kitle iletişim araçları kamunun ve baskı gruplarının sesi, seçmenlerin ve politikacıların tercih ve karalarının oluşmasında bilgi kaynağı olarak basından miras kalan yerleşik bir siyasi işlevi yerine getirirler. Kitle iletişim araçlarının "gündemi" belirledikleri ve sorunları sürekli olarak, günü gününe yeniden tanımladıkları görüşü giderek ağırlık kazanırken, siyasetçiler ve siyasal partiler de artan biçimde ne yapılması gerektiği konusunda bir oy birliği sağlayan görüşe karşı tepki gösterme durumunda kalmaktadırlar. Modern kitle partilerinin kontrol altında tuttukları iletişim ağı, kitle iletişim araçları şebekesi ile kolayca rekabet edemez. Bu nedenle partiler ulusal platformda kendilerine yer bulabilmek için kısmen iletişim araçları kurumlarının belirlediği koşullar çerçevesinde diğerleriyle rekabet halinde bulunmak zorundadırlar. Örneğin İngiltere' de özellikle televizyon konusunda son yirmi beş yılda bu duruma ilişkin çeşitli gelişmeler görülmüştür. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

Kültür ve Toplumda Değişmeler

İletişim kurumlarının gelişmesiyle kültür ve toplumsal yapının bir ya da birden fazla biçimde etkilendiğini fark etmek zor olmayacaktır. Eğer bildiklerimizin içeriği, bir şeyler yapış tarzımız, zamanı kullanışımız ve toplum-da temel olan etkinliklerin düzenlenişi kısmen iletişim araçlarına bağımlı ise, karşılıklı birbirine bağımlılık olgusu apaçıktır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

Kitle iletişim araçlarının bireyler, kurumlar ile toplum ve kültür için önemli sonuçları olduğunu çok açıkça ortaya koymaktadır. Çok kesin nedensel bağlantıları gösteremememiz ya da gelecekle ilgili güvenilir öngörülerde bulunamayaşımız vardığımız bu sonucu ortadan kaldıramaz. Kitle iletişim araçlarının gücü daha farklıdır. İletişim araçlarını yöneten, onlara sahip olan ya da denetleyenlerin veya bir iletide bulunmak için onları kanal olarak kullananların amaçlarının gerçekleşip gerçekleşmediklerine bakılır. Kitle iletişim araçlarının tarihi, politik ve ekonomik güç peşinde koşanların bunu değerli bir mülk olarak gördüklerini göstermektedir. Denet kitle iletişim araçları üzerinde bazı önemli olanaklar sağlar. Birincisi, iletişim araçları dikkatleri belirli sorunlara, çözümlere ya da insanlara çekip yönlendirerek güç sahibi olanları kayırıp buna bağlı olarak ta rakip birey ya da gruplara yönelmesini önlerler. İkinci olarak kitle iletişim araçları statü sağlar, meşrutiyeti güçlendirir. Üçüncü olarak, iletişim araçları belirli koşullarda inandırma ve seferber etmenin bir kanalı olabilir. Dördüncü olarak, kitle iletişim araçları belirli türden kamuların oluşmasına ve varlıklarını sürdürmesine yardımcı olabilir. Beşincisi , iletişim araçları psişik ödül ve tatminlerin sunulmasında araç olabilir. Rahatlatır , eğlendirir ve gururları okşayabilir. Genelde kitle iletişim araçları toplumda bir iletişim aracı olarak aldıklarını geri vermektedirler.

7.1. Elektronik İletişim

Türkiye son yıllarda yaptığı uluslararası TCP/IP Internet' ine bağlanmıştır. Internet ile bilimin hemen hemen her dalında ülkemizde yapılan araştırma ve geliştirme çalışmalarına birinci derecede katkıda bulunabilecek bir bilgi denizine erişmiş bulunuyoruz.

Okuyucuyu Internet ile erişebilecek bilginin önemine ikna etmek üzere bir iki örnek vermeyi uygun bulduk. Birincisi Internet ile erişilmesi mümkün olan teknik raporlardır. Bu teknik raporlar büyük çoğunlukla dergilere ya da konferanslara kabul edilmiş yayınlanmayı bekleyen makaleler ve tebliğlerdir. Bilindiği gibi ülkemizde yurtdışında yayınlanan bu tip yayınları kütüphanelerimizde bulmak her zaman mümkün olmamakta ve bir yayının dergide basılması 2-3 yıl süre alabilmektedir. Dolayısıyla bu yayınlara internet kanalıyla erişmek çok büyük bir avantaj yaratmaktadır.

Diğer bir konu da elde edilebilen, public domain yazılımlarıdır. Bu yazılımlar da araştırma ve geliştirme çalışmaları için büyük olanaklar doğurmaktadır.

Internet Nedir?

Günümüzde veri iletişimi bilişim dünyasının en önemli parçalarından biri haline gelmiştir. Dünya üzerinde değişik amaçlara hizmet eden irili ufaklı çok sayıda ağ gelişmiştir. Her ağ kendi amacına uygun ve genellikle diğerleri ile uyumsuz bir teknoloji kullanmaktadır. Herkesin birbiri ile haberleşebileceği evrensel bir ağın, kullanıcıları aynı tip yazılım ve donanım kullanmaya zorlayarak oluşturulamayacağı açıktır. Internetworking ya da internetting denen teknoloji bu sorunun çözümü olarak ortaya atılmış ve başarı ile uygulanmıştır.

TCP/IP Nedir?

TCP/IP bir yazılım ya da donanım ürününün adı değil, bir standart iletişim protokolları topluluğun adıdır. Internet' i oluşturan protokoller hakkında ayrıntı bilgi için Internet standartlarının kendilerine, RFC bulunabilir.

TCP/IP Numaraları

TCP/IP ağlarında ağa bağlı her üyenin bir numarası vardır. Bu numara dört byte uzunluğundadır ve noktalarla ayrılmış dört desimal sayı olarak ifade edilir. Bir Internet numarası iki parçadan oluşur, ağ numarası ve üye numarası. Toplam dört byte olan Internet numaralarının hangi kısmının ağ numarası, hangi kısmının üye numarası olduğunu belirtmek Internet numaraları alt-ağ büyüklüğüne göre beş sınıfa ayrılmıştır.

Elektronik Posta

TCP/IP "internetwork" una bağlı bilgisayarlar sistemleri arasında SMTP kullanarak elektronik mektup alışverişi yapabilirler. Elektronik mektup göndermek ve gelen mektupları okumak için en basit yol genelde bütün sistemlerde standart olarak sağlanan mail komutunu kullanmaktır. Bu komut hakkında gerekli bilgi kullanılan sistemin kitaplarından ya da çevrimiçi yardım sistemlerinden sağlanabilir. Ses , görüntü gibi çoklu ortam unsurları içeren elektronik mektupların alışverişlerine izin vermektedirler.

Usenet

Usenet elektronik mektup ile sağlanan bir kişiden bir kişiye haberleşmenin çok kişiden çok kişiye olanı olarak açıklanabilir. Usenet pek çok kullanıcısı için Internet' in kendisidir. Pek çok kişinin Internet ile Usenet' i karşılaştırmaları bu yüzdendir. Usenet yapı taşı olarak haber grupları üzerine kurulmuştur. Bir haber grubuna ağın değişik yerlerinden gönderilen elektronik mektuplar bu grup ile ilgilenen kurumlara dağıtılır. Kurumlar değişik gruplara ait mesajları bir yerde toplayarak kullanıcılarının ulaşımına açarlar. Usenet mesajları bir merkezden diğerine yol alarak bütün Internet' e yayılırlar.

Telnet

Telnet TCP/IP internetwork' lerinde ağ üzerinde bulunan başka bir bilgisayara "login" olmak için kullanılan bir protokolu kullanılan yazılımın adıdır. Telnet yetkili kişilerinin ağ üzerinde kendilerine ayrılmış bilgisayar kaynaklarını sağladığı gibi tüm ağ kullanıcılarına verilen bazı servislere erişim için de kullanılır. Örneğin pek çok kurum misafir kullanıcıların kendi kütüphane sistemlerine telnet ile ulaşabilmelerine izin verilmiştir. Böyle durumlarda normalde kullanıcıdan istenen şifre ya hiç sorulmaz ya da sabit ve bilinen bir şifre kullanılır.

Gopher

Gopher elektronik haber gruplarının ve veri tabanlarının özelliklerini birleştirerek kullanıcıya Internet üzerindeki bilgilere daha kolay ulaşım olanağı veren bir yazılımdır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

7.1.1. Dünyadan Bu Güne Veri İletişimi

Bilgi işlem verilerin iletimi için oluşturulan ağlar, bilgi çağının en büyük başarılarından biridir. Başta bankacılık olmak üzere, havayolu rezervasyon büroları, haber alma teşkilatları ve basın gibi kuruluşların gereksinmeleri bu başarıyı yarattı. Bu gelişme, iletişim teknolojisinin yöntem çeşitliliğine yol açtı Bu çeşitlilik ise bazen birbirini tamamlayıcı etki yaptı; bazen de bir yöntem, diğerinin sonu oldu.

Bilgi iletişim tarihi, büyük sistemler ile başladı. O zamanlarda bilgisayar ile kullanıcılar arasındaki iletişimi, yerel terminaller sağlıyordu. Daha sonra büyük sistemlerin alternatifi mini bilgisayarlar geliştirildi; ama yöntem aynı: Yerel terminaller. Nihayet kişisel bilgisayarlar, bilinen yerlerini aldılar.

Teknoloji geliştikçe bilgisayarlar küçüldü. Ancak gereksinimler, amaçlar büyüdü, tek bir mekana sığmaz oldu. Uzak bilgi depolarına erişim gereği ortaya çıktı. Aynı zamanda yerel işlem gücünün yetersiz olduğu durumlarda, uzaktaki büyük sistemlerin işlem gücüne gereksinim vardır.

Sayısal sinyallerin iletişimi için bir ağ oluşturmak, bunu tüm ülkeye hatta dünyaya yaymak zor olacağından, halen ses (telefon) iletişiminde kullanılan altyapıdan yararlanmak, çözüm olarak düşünüldü. Bunun gerçekleştirilmesi için de, sayısal bilgiyi sese (analoğ sinyale) dönüştürecek bir cihaz -modem- geliştirildi. Aynı hat üzerinden birçok terminalin verisini iletmek için ise çoklayıcılar (multiplexer) devreye sokuldu.

Tüm bu gelişmeler hiyerarşik yapıdaki iletişimin devamı oldu. Çok daha hızlı erişim teknikleri, yedeklemeli, alternatif yollu veri yolları gerekiyordu. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]




7.2. Yerel İletişim

Yerel İletişim Ağları

Her ne kadar bir organizasyon içerisinde yer alan bilgi işlem kaynakları, teknolojisinin gelişimi ile beraber artsa da mikro işlemci ve bununla ilgili bütünleşik devre teknolojisindeki gelişmeler, daha önce anlatılan sistemlere ek olarak, değişik bilgi işlem tabanlı cihazların aynı bina ya da bina grupları içerisinde yer almasına çok olağan hale getirdi.

Her bir sistemin kendine ait işlem gücü olsa da çoğu zaman bu sistemlerin birbiri ile iletişim gereksinimleri oluşmaktır. Bu gereksinimler özel bir görevi olan güçlü bir bilgisayarın ya da pahalı bir başka kaynağın paylaşılması, elektronik postalama olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu arada bilgi işlem cihazlarının birbirine bağlanarak oluşturdukları sistemi Yerel İletişim Ağı (LAN) diye adlandırmaktayız Bir LAN' a bağlı iş istasyonu ülkenin ya da dünyanın başka bir noktasındaki başka bir LAN' a bağlı bir bilgisayar ile görüşebilmektedir. Dünyada organizasyonların yeni teknolojileri kendi bünyeleri adapte etmeleri çok hızlı gerçekleşmektedir. Örneğin veri iletişim iletişim sanayinde faaliyet gösteren bazı şirketlerin cirolarının yarıdan fazlasını son bir yıl içerisinde çıkarılan ürünlerden yapıldığı göz önüne alınırsa, uygulamaların ve sistemlerin bu teknolojilere ne kadar büyük bir gereksinim oluşturduğu anlaşılmaktadır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

Günümüzde teknoloji her geçen gün gelişmektedir. Her şeye daha kolay ulaşılabiliniyor. Kendimden örnek vermek gerekirse, gazete almıyorum bunun yerine günlük olarak internete girip istediğim gazeteden bütün haberleri takip edebiliyorum. İletişim artık çok kolaylaştı herkesin dediği gibi "bir tıkla" her şey haloluyor. Bir örnek daha vermek gerekirse bankaları verebilirim. İler ki zamanlar da bankaya gitmek bile çok zor gözükecek gözümüzde, çünkü iletişim dediğim gibi gün geçtikçe hızlanıyor ve zorluklar ortadan kalkıyor. Bence bu durum insanoğlu için sevindirici bir olay.

Internet bence iletişim adına yapılan en iyi gelişme, çünkü insanlar bu ınternet aracılığı ile birbirlerine çok kolay bir şekilde ulaşabiliyorlar. Hatta chat denilen sohbet ortamı ile hiç birbirini tanımayan insanlar tanışıyor. Aynı zamanda bu ınternet iletişim aracı bazıları için bütün işlerini yönettiği, denetlediği bir ortamdır. Internetteki siteler sayesinde insanlar tanıtmak istedikleri ürünü büyük kitlelere çok rahat ve kolay bir şekilde ulaştırabiliyor. Bu iletişim adına dediğim gibi çok büyük bir gelişme.


PCkopat is offline  
Eski 07-11-2007, 06:50 PM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Nov 2007
Konum: MELEKLİ DÜNYADAN
Yaş: 99
Mesaj: 694
Üye No: 176471
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 1752
Rep Puanı : 175056
Rep Derecesi
anarchist18 has a reputation beyond reputeanarchist18 has a reputation beyond reputeanarchist18 has a reputation beyond reputeanarchist18 has a reputation beyond reputeanarchist18 has a reputation beyond reputeanarchist18 has a reputation beyond reputeanarchist18 has a reputation beyond reputeanarchist18 has a reputation beyond reputeanarchist18 has a reputation beyond reputeanarchist18 has a reputation beyond reputeanarchist18 has a reputation beyond repute
Varsayılan


emeğine saglık kekem süpersinn....
Kürt Hareketinde Kadınlar ve Kadın Kimliğinin Oluşumu

Alıntı:
Handan Çağlayan'ın Analar, Yoldaşlar, Tanrıçalar: Kürt Hareketinde Kadınlar ve Kadın Kimliğinin Oluşumu isimli incelemesi geçen aylarda İletişim Yayınları'ndan çıktı. Kürt siyasetinde kadınlık kimliğinin farklı evrelerde ve farklı şekillerde kurgulanışını ve bu siyasete katılan kadınların gene farklı şekillerde bu kurguları üstlenişini kapsamlı olarak ele alan bu kitap bir çok açıdan bir ilk özelliğini taşıyor. Kanımca kitabın en önemli özelliği kullandığı teorik literatür ve metodolojik yaklaşım aracılığıyla hem Kürt siyasetini hem de Kürt kadınlarını basitleştirici tanımlara hapseden söylemlere karşı son derece ayrıntılı bir cevap arz etmesi. Çağlayan, kadınların siyasete katılımlarına odaklanırken, bu katılımın biçimlerini ve etkilerini, Kürt hareketinin ideolojik dönüşümü, entelektüel birikimi, farklı siyasetlerle diyaloğu ve kitlesel mobilizasyonda etkinlik kazanan söylemleri bağlamında inceliyor ve böylelikle Kürt hareketi'nin kendine has üretim ve yaratıcılık süreçlerine ışık tutuyor. Çağlayan, bir yandan da hem anketlere hem de mülakatlara dayanarak kadınların bu süreçte nesne ile özne olma arasında gidiş gelişlerini ve hareketi biçimlendirişlerini ortaya koyuyor, siyaset-gündelik hayat, güçlenme- kısıtlanma, iktidara direniş - kolektif kimlikle uyuşma gibi gerilim alanlarını haritalandırıyor.
Öncelikle Handan Çağlayan'ın kitabının İletişim Yayınları'ndan çıkmış olmasının anlamını vurgulamakta yarar var. Her ne kadar çok farklı yayınevlerinden çıkan kitaplar aracılığıyla hem Kürt kadınlarının anlatılarına, hem de Kürt hareketi'nin ideolojik üretimine dair fikir sahibi olmak mümkün olsa da, bu kitapların genellikle kendini belli siyasetlerin içinde tanımlayan bir okuyucu kitlesine ulaştığı ve Kürt hareketi ve direnişini "öteki" ne anlatırken görünmeyen ve kanıksanmış dil, inanç vs. gibi sınırlara dayandığı bildiğimiz bir durum. Bir diğer deyişle Kürt hareketi söz konusu olduğunda elimizde çoğunlukla iki tür yayın var. Bunlardan birincisi Kürt anlatılarının dolaşıma girdiği ve Kürt kamusunu kuran ve sağlamlaştıran, ideoloji ve dili ile başka kamulardan ayrışmış bir halde duran yayınlar. Diğeri ise Kürt hareketini basitleştiren, başka bir şeyi örneğin Türkiye demokratikleşmesi, devlet reformları gibi konuları anlatmanın aracı kılan daha akademik ve daha geniş bir sözde evrensel sol ve demokrat eğilimli okuyucu kitlesine ulaşan yayınlar. Çağlayan'ın kitabı bu iki kamunun kesişmesinden, eklemlenmesinden doğan bir kitap. Akademik dil ile, İletişim Yayınları'nın savunuculuğunu yaptığı sol, demokratik, "evrensel" dil ile, Kürt kamusunun deneyim ile ideolojiyi, direniş ile mağduriyeti "ben" ve "biz" üzerinden anlamlandığı dilin buluştuğu yerde ortaya çıkan oldukça emek sarf edilmiş bir kitapla karşı karşıyayız.
Bu anlamda Çağlayan'ın kitabı yeni bir soluk hepimiz için. Chatterjee'nin sömürge sonrası milliyetçilik incelemelerini ve bu milliyetçiliklerin üretici yanına işaret ettiği yazıları son derece ciddiye almış, üzerinde düşünmüş ve kurduğu dil aracılığıyla da ödevini başarmış bir kitap. Örneğin Çağlayan'ın 80 sonrası Kürt hareketi'nin kadınlığa dair söylemlerinde aile ve yeni kadın ve yeni erkek üzerinden ortaya çıkan ideolojik yaratıcılığa dair analizi, hareketin kendine kurduğu otonom alanı ve dolaşıma soktuğu toplumsal bilgileri değerlendirişi takdire şayan. Çağlayan, Kürt hareketinin de tüm yeni toplum yaratmaya soyunan hareketler gibi bu toplumu cinsiyet kimliklerinin yeniden inşası üzerinden yaptığının anlatıyor. Ancak bunu yaparken ne Türkiye'deki gibi çekirdek aileye uygun, ilerici ve modern, birbirini tamamlayan cinsiyet kimlikleri kurguluyor Kürt hareketi, ne de örneğin Hindistan'daki gibi kadını otantikliğin, erkeği ise bilimin ve mantığın taşıyıcısı haline getiriyor.
Kürt hareketi kadınların iktidarın sessiz mağdurları, erkeklerin ise hane içinde iktidar taşıyıcıları olmalarını topyekun eleştirerek, erkekleri kendi erkekliklerini öldüremeye, kadınları ise özgürleşmeye çağırıyor. İki cins için de dağa çıkmak, siyasete katılmak hem halk için haksızlığa karşı savaşmak, hem de kendilerini toplumun baskın kadınlık ve erkeklik kimliklerinden kurtarmak demek. Toplumsal ilişkileri ve hiyerarşileri anlamlandırmakta önemli bir yer işgal eden namus kavramı da böylelikle başka bir anlam kazanıyor hareket içinde. Namus kolektifleşiyor. Kadın bedeninden uzaklaşıp, her türlü haksızlığı, köleleştirmeyi işaretlemeye yarayacak şekilde yaşanan toprağa ait olarak kurgulanıyor. Kolektivitenin bedensel ve kültürel bütünlüğüne karşı yapılan tüm zulümleri içererek korunması gereken bir ulusal değer olarak beliriyor. Kadınları savaşa, siyasete çağıran, kadın kurtuluşunun ve erkek egemen toplumsallığa karşı mücadelenin merkeze konulduğu bir direniş ideolojisinin Türk milliyetçiliğinin bir türevi olmadığı, tam tersine kendi özgün otonom alanını oluşturduğu son derece açık böyle bir durumda. Çağlayan'ın gene kitabın üçüncü bölümünde anlattığı gibi Abdullah Öcalan'ın hareket üzerindeki etkisini de bu bağlamda ele almak mümkün. Öcalan erkekliği öldürmüş ve kendini cinsiyet kalıplarından kurtarmış androjen bir kimlik olarak beliriyor. Öcalan'ın cinsiyetleri aşmaya dair yaptığı çağrı, çağrıcının son kertede söylem dışında kurgulanabilmesini sağlıyor. Bu bir yandan Öcalan'a mutlak bir kuvvet verirken bir yandan da en azından ideolojik boyutta kadınlar ve erkekleri eşitliyor. Ne gerçek kadınlar, ne de gerçek erkekler hiç bir zaman öngörülen yeni kadın ve erkek olamayacaklar (belki sadece şehitler dışında) ve bu yüzden de hiç birinin iktidarı sorgulanamaz değil. Nitekim Çağlayan'ın sonraki analizlerinde Kürt hareketi'nin tam da bu yüzden sürekli olarak yeni eleştiriler ve yeni sorgulamalara girebildiğini, kemikleşen iktidarlara yönelik sürekli yeni söylemler oluşturabildiğini görüyoruz.
Ancak Çağlayan bilhassa 3. ve 4. bölümlerde kadınların kendi anlatılarına yer vererek hareketi idealleştirmemize, fetişleştirmemize de izin vermiyor. Bunu da hem deneyim anlatıları hem de ideolojik çözümlemeler (ideolojileri sınıra dayatıp oradan okuma metodu ile) aracılığıyla, hareketin limitlerini algılamamızı sağlıyor. Her şeyden önce kadınlar gündelik hayatta halihazırda var olan kültürel kodlarla başa çıkmak durumunda. Toplumsal ilişkileri kuran bu kodlar toplumsal dönüşümle birlikte değişmekte ancak yine de çeşitli bağlamlarda kadınların denetimini sağlamaya imkan tanımakta. Üstelik bunların ne işlev gördüğü aile, dernek, parti, cezaevi, dağ mekansallıklarında farklılaşmakta ve hareket içinde de gerilim yaratmakta. Kadınların aktörlüğü ve mücadelesi tam da buralarda erkeklerinkinden kimi zaman ayrışarak harekete de damgasını vurup, dönüştürücü bir etkileşim sağlıyor.
Ayrıca farklı dönemlerde farklı kadınların harekete dahil olmaları da ayrı bir gerilim alanı. 80ler ve 90larda kadınlar çoğunlukla kendi mağduriyet deneyimleri ile harekete girip, ana, eş, kardeş olarak var olmuşlarsa da, hali hazırda hareketin tümünde olduğu gibi kadınlar arasında da eğitimli, orta sınıf kadınların çoğaldığını söylemek mümkün. Bu kadınlar feminist bakış açısı ile iş yapsalar da sınıfsal bağlamda ki iktidar dönüşümünün kadın hareketindeki izdüşümlerinin ne olduğuna dair söyleyecek sanırım daha çok şey olsa gerek.
Kitabın belki de tek sorunlu bölümü birinci bölümü. "Kürt kadını'nın Konumu" isimli bu bölümde Çağlayan farklı kaynaklara dayanarak Kürt toplumunda kadınların nasıl tanımlandığına ve ezilme biçimlerine sair bir özet veriyor. Her ne kadar bu bölüm okuyucuyu belli bir izlek içine oturtmak amacıyla ve okuyucu düşünerek yazılmış olunsa da tüm kitap boyunca kimliklerin çoğul ve hiç bir zaman tamamlanmamış olduğunu söyleyen Çağlayan burada kültürel antropolojinin kimi zaman yaptığı indirgemeciliğin tehlikeli sularında gezinmekten kurtulamıyor. Kendisinin de gösterdiği gibi Kürt kadın kimliği çok uzun bir dönemden beri mücadele ve mağduriyet içinde, son derece ağır siyasal ve ekonomik koşullarda oluşuyor. Bu bağlamda da Kürt kültürünün dayattığı tekil ve siyasal ve ekonomik sömürü süreçlerinden bağımsız bir kadınlıktan bahsetmek haliyle hiç bir zaman için mümkün değil.
Son olarak bu yazı aracılığıyla Handan Çağlayan'a Türkiye akademisinde Kürt hareketi ve Kürt kadınları üzerine basitleştirilmiş ve araçsallaştıran bilgiler üretilmesini son derece zorlaştıracak olan bu çok şey öğrendiğim kitap için teşekkür etmek isterim. Çağlayan bir kez daha teorik birikim kadar, ezilenlerin öznelliğiyle diyalog halinde kurulan bir siyasi angajmanın ve kapsamlı araştırmanın akademik bilgi üretiminde olmazsa olmaz şartlar olduğunu bize göstermiş oldu.



....










__________________

Bu mesaj en son " 08-03-2008 " tarihinde saat 06:48 AM itibariyle PCkopat tarafından düzenlenmiştir....
anarchist18 is offline  
Eski 21-11-2007, 10:47 AM   #3 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: MogadişU
Mesaj: 27,726
Üye No: 4306
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 62182
Rep Puanı : 6215208
Rep Derecesi
PCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond repute
Varsayılan


spasi keke..estfrlh...
Ezilen ulus üyesi olan Kürt kadınının sorunu

Alıntı:
Türkiye ile ilgili kadın haklarını tartışırken ince noktalar vardır. Bunlardan önemlisi Türkiye’de kadın hakları kapsamı içine Kürt kadını giriyor mu?
Feminist örgütlerden çoğu Kürt kadını terimini kullanmaktan çok ’’Doğudaki kadın’’ isimlendirerek bu kadınların haklarını tartışmaktadır. Bir sorunu isimlendirmeden o¬nunla ilgili hak arayışları lokal bazı çözümler getirse bile o¬nun muhtevasındaki ihtiyaç duyduğu sorunu çözmüyor. Aksine gizliyor.

Kürt kadının gerçek sorununu adlandırmadığımız zaman o¬na verilecek bir hakta yoktur. Örneğin Kadın örgütleri , ’Doğuda okuma yazma oranındaki kadınların düşüklüğünden’ bahsetmekte ve kızların okula gönderilmediğinden dolayı mücadele vermekteler.Doğu ve Güneydoğu dedikleri bölgeler Kürtlerin yaşadıkları bölgelerdir.
’Töre ve namus cinayetleri’ konusunda tekrar ad verilmeden Kürt kadınının mağduriyetinden ve mücadele edilmesi gerektiğinden bahsedilmektedir. Bu bir çelişkidir. Bu sorunlar lokal düzeylerde kadın örgütlerinin çabalarıyla tartışılmışsada sonuç vermemiştir.
Türk kadınının sorunu ile Kürt kadınının sorunu birbirinden farklı değerlendirmek gerektirmektedir. Biri kendi ulus kimliğini bilmekte ve daha ötesi için yani kadın için mücadele etmekte diğeri ise hem ezilen bir ulustan olmanın getirdiği baskıyı yaşamakta, Türk devletinin ordusu ve polisinin baskısı altında yaşamakta hem de kadın olarak aile ve toplumdaki baskılar içinde yaşamaktadır.
Kürt kadını ile ilgili hem devletin asimilasyon amaçlı hemde kadın kuruluşlarının işlediği eğitim sorunu ’Doğu ve Güneydoğuda kızların okula gönderilmesi’ adı altında çalışmalar , kampanyalar yapılmaktadır.
Devletin kurmuş olduğu GAP Projesi çerçevesinde ÇATOM’ların, Unesco desteklediği ’Haydi Kızlar Okula’ kampanyaları ile Feminist kuruluşlarda dilini bilmeyen henüz ulus sorununu çözmemiş olan Kürt kadınının asimilasyonu için çalışmaktadırlar.








Çatomlar’ın amacını kısaca özetlersek:
’Entegrasyon diye Kürt kadinlarina asimilasyon
Kuzey Kürdistanda yaşayan,yani dünyanın tanımladığı üzere Türkiye’de yaşayan Kürtlerin sayısı 30 milyonu bulurken Kürtler üzerine asimilasyon programları Türk devleti tarafından usulce uygulanmaktadır.Kürtler,ulus olarak kendisini temsil edecek siyasi bir otoriteden yoksun herşeye boyun eğmektedir.
Kuzey Kürdistan’da bir çok entegrasyon veya açık anlamıyla asimile programları hayat bulmaktadır.
Bunlardan biride Güney Doıu Anadolu projesidir.Bu projenin ekonomik kalkınma düzeyinde yaptığı barajlar ve fabrika vb 1970 lerden beri bilinmektedir. Ancak Türk devletininde ifade ettiği gibi her ekonomik proje ,sosyal kalkınma projelerinide birlikte getirir.Sosyal eylem planı adı altında devletin resmi GAP internet sayfalarındaki informasyonda bakın ne diyorlar.

’’ GAP idaresi tarafından, uygulamalarda yön göstermek, temel ilkeleri belirlemek, toplum katılımını harekete geçirmek ve farklı toplumsal grupları (kadınlar, göçerler, kent yoksulları, gençler, sokakta çalışkan çocuklar, küçük çiftçiler ve topraksızlar vb.) kalkınma sürecine entegre ederek sosyo-ekonomik düzey farklılıklarının azaltmanın yollarının belirlemeye yönelik 1992-1994 yılları arasında bir dizi sosyal araştırmalar yaptırılmıştır.* Bu araştırmalar bilimsel objektivite ilkesiyle ele alınmış olup, hükümet dışı kuruluşlar ve akademisyenler tarafından yürütülmüştür. Bu çalışmalar çerçevesinde toplumun farklı kesimlerinden (kadın, erkek, genç, kır, gecekondu ve kent vb.)yaklaşık 10.000 kişi ile yüz yüze ve odak grup görüşmeleri yapılmış ve soru kağıtları uygulanmıştır’’

Büyük bir araştırma. Ve 10 bin Kürtle yüzyüze görüşerek programları oluşturmuşlardır.Hiç kimse Türk Devletinin gerçekten yakıp yıktığı Kürdistana ve öldürdüğü Kürtlere ekonomik ve sosyal kalkınma amacıyla bu araştırmaları yapmamıştır
.Bu araştırmalar sonucu ’Çok Amaçlı Toplumsal Merkezler’ olan ve Kürt kadınının asimilesini hedef alan ÇATOM lar oluşmuştur.Gerçekten Türk Devleti bu araştırmalarda büyük çaba sarfetmiştir.
Gap’ın Kadın Araştırma sonuçlarında Köylerde kadınların evlilik yaşı 17 ve kadınların %37’si dahada küçük yaşlarda evlenmektedirler.Kendi isteği ile evlenmiş olanlar %12.4 düzeyindedir.Çocuk doğurma oranı yüksektir.

Şehirlerde ise kadınların yarısından fazlasının evlilik yaşı 15-19 arasıdır.Daha fazla karar almaya aile içinde katılmaktadırlar.şehirlerde de çocuk yapma oranı yüksektir.Köylerde 5.1 iken şehirlerde 3.5 tir. şehirlerde kadının ev içindeki rolü daha büyüktür.
Bu veriler Kürt kadınını durumunu ortaya koymaktadır.Bu araştırmaların yayınlanmayan yanlarıda tabiiki vardır.Araştırma yapanlar Kürt kadınlarının,özellikle köylerde Türkçeyi bilmediklerini saptamışlardır.ÇATOM ların programına bakıldığı zaman asıl amacın okuma yazma adı altında Türkçeyi kadınlara öğretmektir. Türk devletinin belirttiği gibi
’’Kadın odaklı Çok Amaçlı Toplum Merkezleri (ÇATOM), "GAP Bölgesi’nde Kadının Statüsünün Yükseltilmesi ve Kalkınma Sürecine Entegrasyonu Araştırması" sonucunda ortaya çıkan cinsiyet dengeli kalkınma ve toplumsal-kültürel değişme yönünde tasarlanmış alternatif arayışlardan, katılımcı ve entegre uygulamalardan biridir.’’

Entegrasyon denilirken daha çok yabancı bir toplumsal yapıya uyum sağlamanın adıdır. Kürt kadınlarının kendi içinden geldikleri topluma yabancı olmadıklarına göre entegrasyon diye bir sorunu yoktur.Buradaki amaç bellidir.Türkleştirerek kadınlarımızın kendi ulusal kimliklerinden uzaklaşıp ,çocuklarınıda o doğrultuda yetiştirmelerini sağlamaktır.
ÇATOM ların kadınları entegre etmede hangi maddeleri sıraladığına bakalım.


’ Okuma-yazma oranını yükseltmek
Kürtçe dilini kullanan ve büyük çoğunluğun Türkçeyi bilmediği kadınlarımızın hangi dilde eğitim alacakları bellidir.Türkiye burada Avrupa Birliğinede Kürtçe dilini serbest bıraktım diyerek yalan atmaktadır.Eğer okuma yazma oranı yükseltilmek isteniyorsa anadilimizi koruyan kadınlarımız Kürtçe dilinde eğitim yapabilmelidirler.Kürtlerin bu taleplerini Türkiyedeki legal Kürt kökenli partilerin ifade etmesi gerek.
’ Sağlık alanında temel bilgi ve bilinç kazandırmak
’ Üretim becerisi paralelinde gelir elde etme olanakları yaratmak
’ Ev ekonomisi ve sağlıklı beslenmenin yol ve yöntemlerini göstermek
’ Çocuk bakımı ve eğitiminde pratik bilgiler sunmak
’ Gelir getirici alanlarda becerilerini geliştirmek
’ Toplumun ve bizzat kendilerinin ortak sorunlarının farkına varmalarını sağlamak
Kürt toplumunun sorunlarının ve Kürt kadınlarının yıllarca Türk ordusu tarafından tecavüze uğrayan sorunlarının mı farkına varmalarını sağlayacaklardır.Bu kadınlarımızla dalga geçmektir.Köylü kadınlarımızın çoğu Türk askerinin yıllarca tecavüzüne maruz kaldı.Bundan daha büyük toplumsal bir sorun olabilirmi.
’ Kendini ifade etme güçlerini artırmak
’ Örgütlenme ve ortak davranışları teşvik suretiyle kadın ve genç kızlarda kendine güven duygusunu güçlendirmek
’ Kamu hizmetlerine ulaşabilirliklerini artırmaktır.
Diğer maddelerin yorumu bile gereksizdir.
Kürdistanın bir çok bölgesi doktor ve hastahanenin olmadığı yerlerdir.Bu nedenle sağlık konusu,çocuk eğitimi garnitür programlar olarak Avrupalıları inandırmak içindir.En iyi eğitim kendi dilinde olanıdır.
Asimilasyon programları neden bu kadar çok kadını hedef almıştır.Belkide Kürt Partilerinin zamanında göremediği olguyu Türk devleti daha çabuk farkına varmıştır. Toplumun yarısını kadınlar oluşturmakta ve Kürt kültürü ve dili daha çok kadınlar tarafından korunmaktadır. Kadın çocuğu yetiştiren ve ona dil,kültürü öğreten ilk unsurdur.Bu kesimin asimilesi bir müddet sonra toplumuda asimile edecektir.
Eğitim bombardmanı başka kuruluş ve eylemliliklerle Kürdistanda devam etmektedir.
ÇATOM lar 65 bin üzerinde kadının eğitimini sağlamış.Ayrıca UNICEF in desteğiyle de bunu uygulamiş.
Aşırı talep ve başarılı bulunduğu için 27 ÇATOM kuruluşunun sayısını 63 e çıkarmayı Türk devleti planlamaktadır.
Haydi Kızlar Okula Kampanyası nın ikinci uygulama planını TC Başbakanının eşi Emine Erdoğan Urfadan başlatmıştır.Bu törenlere ise UNICEF Türkiye temsilcisi Edmond Mc Loughney de katılmıştır.’



---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------





Bu konuda Radikal gazetesinde ki (2003) bir haber konunun daha önce kadınlar tarafından asimilasyonmu veya gerçekten değişim mi tartışmalarına neden olmuş. Filiz Koçalin’in haber.Yorumu bunun bir asimilasyon olduğunu vurguluyor.

’’Asimilasyon mu, değişim mi?

Duyulmayan Ses, duyulmayan sesleri bize iletirken bir yandan da yıllar önce kadınların/feministlerin ÇATOM’lar üzerine yaptığı bir tartışmayı yeniden hatırlatıyor.

Kabaca özetlemek gerekirse ÇATOM’larla ilgili iki ayrı tez vardı, birincisi bölgede sürdürülmekte olan asimilasyon politikasının ÇATOM’lar aracılığıyla kadınlar üzerinden gerçekleştirilmek istendiğini ileri sürüyordu. Ayrıca kurslarla çeşitli beceriler kazanan kadınların, ucuz iş gücü olarak piyasaya sürüleceği söyleniyordu. Diğeri ise, kadınların yaşamlarının ÇATOM’lar aracılığıyla kısmen de olsa değişeceğini söylüyordu.

Asimilasyona dair ipuçları

Aslında kitabı okuyunca iki tezin de doğru olduğu görülüyor. ÇATOM’a gidip gelen kadınların yaşamlarında az da olsa bir şeylerin değiştiği yazdıklarından belli oluyor. Çok köklü değişiklik olmasa da, evde kapalı kalmak zorunda kalan pek çok kadın için ÇATOM’lar en azından nefes alabilecek bir yer. Kurslarla kuaförlükten, dikiş nakışa yeni beceriler ediniyorlar. Daha da önemlisi kendileri ve kadınlar üzerine düşünüyorlar, kadın haklarından söz ediyorlar.

Ama öte yandan, yine yazılanlarda asimilasyona dair çok sıkı ip uçları var. Bölgeye epeyce gitmiş, orada pek çok kadınla tanışmış biri olarak söyleyebilirim ki, kitabı okuduğunuzda şırnak’ta, Batman’da başka bir hayat olduğunu sanabilirsiniz. Kitaptaki yazılarda ne orada yaşanan ağır çatışmanın izleri var, ne de aslında başka bir alanda, toplumsal mücadelede yaşamını kökten denebilecek şekilde değiştirmiş kadınlara dair izler var.

Türk var, Kürt yok

Ve kitabı okuyunca sanırsınız ki, Bölge’deki kadınlar Atatürk’ün kadunlara verdiği seçme ve seçilme hakku için onu şükran borçlu. Hatta bazıları 8 Mart’ı bize hediye ettiği için de Atatürk’e teşekkür ediyor.

Kitaba yazan pek çok kadın, Türklerde kadınların ne kadar kıymetli olduğu konusunda hem fikirler. Hatta kitaptaki yazılarda geçen yüzlerce Türk, Türk kadını sözcüğüne karşın, bir tek Kürt sözü geçmiyor. Peki ama bu ÇATOM’lar nasıl eğitim veriyor?

ÇATOM’lar ne işe yarıyor?

Dolayısıyla Duyulmayan Ses’i kadınlar yazdığı için, kendisini ifade ettiği için bu kitabı okumak gerek. Elbette ÇATOM’lar ne işe yarıyor, onu anlamak için de okumak gerek.’’




---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Kürt kadını anlamadığı bir dilde eğitime zorlanarak kadın hakları konusunda çözüm yapıldığı düşünülmektedir.Kürt kadınının işsiz, eğitimsiz ve haklarından yoksun oluşunun nedenlerini Feminist kuruluşlar araştırmak istememişlerdir. Kürt erkeğinin aynı sorunları mevcuttur.

Feminist kuruluşlar kadına tecavüzün sosyo-psikolojik sonuçlarını tartışırken ve bu konuda yasal düzenlemeler talep ederken savaş dönemi boyunca Türk ordusu ve polisi tarafından binlerce Kürt kadınının tecavüze uğraması ve bununla ilgili sonuçları ile ilgili hiç bir talepte bulunmamıştır. Lokal düzeylerde belli karşı çıkışlar olmuş ancak toplu bir mücadele kadın örgütleri tarafından verilmemiştir.
Bir toplumda kadın haklarının ilerlemesi o toplumun demokratik niteliğinin gelişmesini sağlıyorsa Türkiye’de bunu görmek mümkün olmayacaktır.
Yeni çıkan TCK’ nunda kadına karşı yapılan tecavüzde ağır cezaların verilmesi karara bağlandığı halde binlerce Kürt kadını şiddet yoluyla tecavüze uğramış ve bununla ilgili polis ve ordudan kimsenin yargılandığı görülmemiştir. (lokal olaylar olabilir)
Kadın örgütleri hiç bir zaman bunun sonuçlarını tartışmamıştır.
Türkiye’de kadın sorununda devletin planlı bir şekilde kadının doğurganlığını durdurmak için değişik projeler uygulamaktadır. Çatomlar başka amaca hizmet ederken Willows vakfıda kadın sağlığı adı altında demografik korkular nedeni ile başka bir amaç taşımaktadır.
Kürt kadınlarının çoğunluğu doğumda doktor bulamadığı için ölürken bunu çözecek öneriler ve çözümler Türkiye’de önerilmiyor.







....

SAVAŞLARIN KÜRT TOPLUMSAL GERÇEĞİ ÜZERİNDE ETKİLERİ VE KADININ DURUMU


Alıntı:

Sürekli işgal ve istilalara maruz kalan Kürdistan'da kadın, savaşlardan etkilenen en önemli kesimdir. Bu savaşlarda kadınlar egemen güçlerin hedeflerine ulaşmak için kullanmak istedikleri bir nesne, savaşın en önemli ganimeti haline dönüştürülür. Diğer yandan Kürt savaş karakterindeki isyan anlayışı ve sonuçları kadın üzerinde derin izler bırakmıştır.
Egemen güçlerin kadını hedefleyerek toplumu pasifleştirme, teslim alma, iğdiş etme yaklaşımları hemen hemen her dönemde yaşanır. Kadın bir düşürme aracı olarak kullanılır. Namus anlayışının çok hakim olduğu Kürdistan erkeği, bu noktada vurularak ulus duygularından uzaklaştırılmak istenir. Bir çok direniş ve isyan bu yolla bastırılmak istenir. Kürt halkının onurunu kırma, tahrik etme, mücadeleden uzaklaştırma en çok bu yolla gerçekleştirilir. Bu durum hem Kürt toplumsal gerçeğinde, hem de kadın üzerinde büyük tahribatlar yaratır.

Halk gerçeğimizde oluşan namus anlayışı oldukça trajiktir. Kadına yönelim, erkeği öldürür. Kadınla erkek arasındaki bağ, ulusal-toplumsal amaçların o kadar dışında ve o kadar geridir ki, bunu tahlil eden sömürgeci sistem gerçekliği, erkeği teslim alabilmek için ya kızına ya eşine yönelir. Kürdistan'da bu, en büyük tuzak durumuna getirilmiştir. Kadın bir koz durumunda kullanılır, öne sürülür ve başta boyun eğmecilik olmak üzere her türlü olumsuzluk aileye ve topluma dayatılır. Toplum içinde namus, yaşam, felsefe anlamına gelen kadın ve de aile tabusu, gittikçe bir kördüğüm haline geliyor. Böylesine tehlikeli bir durumda bırakılan kadının, toplum içinde hiçbir rolü olmaması ise daha acı bir gerçekliktir. Kadının, söz, düşünce, ifade, karar gücü olması bir yanda kalsın, en düşürülmüş konumu yaşamaktadır. Baskıcı sistemin ve özel savaş rejiminin en uç sömürüsü, kadının üzerinden yaşatılmaktadır. Kadına boyun eğdiren erkeğin kendisi hem toplumda, hem de düşmana karşı en fazla boyun eğen gerçekliği yaşamaktadır. Düşmandan baskı gören erkek bunun acısını kadından çıkarmaktadır. Kadının bu konumu, var olan geri, geleneksel ilişkiler içerisinde geliştirilen bir aşamadır. Kadının dilsizliği, güçsüzlüğü kendiliğinden gelişmemiştir. Sömürgeciliğin en fazla kullanıldığı ve kendisini en çok yansıttığı zemin anlamına gelen kadın, Kürdistan'da savaşın da en ağır yükünü kaldırır konumda yer almıştır. Kürt kadınlarının işgalci güçler tarafından farklı farklı biçimlerde kullanılmak istendiği görülür. Büyük İskender Zağroslara geldiğinde binlerce askerini Kürt kadınları ile evlendirir. Amacı Helenizm'i bu yolla Asya topraklarına yerleştirmektir. Erkek egemenliğinin bu biçimiyle Kürt gerçeğine yansıma çabası, Kürt kadınının gücünü görmesinden ileri gelir. Kadın aracılığıyla bu kültürü egemen kılma, kadının salt cins olarak ele alınmasından değil, toplumsal-siyasal etkinliğinden kaynaklanır. Büyük İskender şunu erkenden fark eder; Ortadoğu'ya kadınsız giremeyecektir. Ondandır ki tüm egemenler, amaçlarına ulaşmak için kadını kullanırlar.

Sürekli savaşlar veren Kürt halkında, savaşların şiddetinden en fazla nasibini alan Kürt kadını olur. Irza geçme, işkence hep dayatılır. Köleci dönemde en fazla köle olarak savaş ganimeti olanlar, kadınlar ve çocuklardır. Şiddet ve zor karşısında ve işgalci güçlerin saldırganlıklarından dolayı, binlerce Kürt kadını intihar eder. Hemen hemen birçok savaşta yaşanan bu durum, isyanlar döneminde daha sık yaşanır. Kürt kadını ganimet olmamak için çoğu kez ölümü seçer. Dersim İsyanında 1500 genç kızın, ganimet olarak götürüldüğünü belirten Yalçın Küçük, "Kürt İsyanları" kitabında kadınların düşmanın eline geçmemek için kendilerini ateşe attıklarını, uçurumlardan atladıklarını belirtir. Bu konuda verdiği örnek şöyledir; Bingöl-Genç'in köylerinden birinde yaşayan bir genç kızın, bulunduğu samanlık askerlerce yakılıyor. Kız yanan samanlıktan dışarı çıkıyor. Fakat askerlerce yüz yüze gelince yeniden alevlerin içine dalıyor. Bunun gibi binlerce örnek vardır. General Moltke ise daha önce belirtilen eserinde; Garzan dağlarındaki çatışmadan sonra elli kadar kadının ganimet olarak götürülmek istendiğini, fakat kabaran dağ deresinde hepsinin boğulduğunu anlatır. Kürdistan'ı işgal eden bir çok güç, askerini psikolojik olarak hazırlarken, en çok kadın ganimetleri hatırlatırlar. Erkeğin bu yönlü zaafı iyi çözüldüğünden, bu vaatlere ulaşmaktan başka bir şey düşünmeyen askerler, en acımasız şiddeti uygulayarak ganimete ulaşmak isterler.

Feodal dönemin din anlayışı ve namus kavramı ise sıkça kullanılır. Kürt erkeğini, direnişlerden vazgeçirmenin bir aracı olur. Bir yandan erkeği salt kadın konusunda yoğunlaştırarak mücadeleden uzaklaştırırken ve de siyasi yaşamdan alıkoyarak tüm enerjisini bu noktaya kanalize ederken, diğer yandan kadına yönelim tehdidini hep bir kart olarak gösterir. Aşiretçilik ve ailecilikte en fazla kavgalar, kan davaları kadın konusunda çıkar. Sevginin katledildiği bir ortamda, cinsel bir metaya dönüştürülen kadın konusundaki sahte namus-şeref anlayışı ulusallığın, ülkenin önüne geçer. Bir kadını namus olgusu olarak gören Kürt erkeği kolayca savaşmayı göze alırken, ülke değerlerine karşı çok fazla duyarsızlaşır.

Dervişe Avde destanındaki Adule'nin Mirlere karşı verdiği savaş ise bu temelde oldukça anlamlıdır. Sevginin ölçüsü olarak, vatan için savaşmayı koyan Adule, işgal altındaki bir ülkede aşkın, namusun, sevginin olamayacağını açıkça gösterir. Avde ise bu sevdanın ölçüsünü anlayan, sevdasıyla ülke aşkını birleştiren yiğit bir Kürt erkeğidir. Ama istisnadır.
Kürdün trajedisini edebiyatla en iyi ifade eden Derveşê Evdi destanını günümüzde kadının gerçekliği ve geldiği düzeyle birlikte ele alan Başkan Apo bunu şöyle dile getirmektedir: "Derveşê Evdi büyük bir Gerilladır. Adule de öyle. Aslında Adule'ninki büyük bir Aşktı. 'Filan paşa beni istiyor, ancak ben sadece Derveşê Evdi'yi seviyorum. Bu olmazsa mezar beni kabul eder' diyor. Bunlar büyük şeylerdir. Kürtlerin sevgi ilkeleridir. Büyük yiğitliktir. Derveşê Evdi ne Türklere, ne de Araplara teslim oluyor. Bu yurtseverliktir, büyük bağımsızlıktır. Hem aşkı tanıyor, hem de düşmanını tanıyor. Kimse ne Derveşê Evdi, ne de Adule gibi büyük bir aşkın sahibi olamaz. Adule'nin aşkı, büyük bir aşktır. Kimliksiz kadın olmaz, yaşam olmaz, yiğitlik olmaz. Bu Derveşê Evdi'nin felsefesidir. Derveşê Evdi gibi kızlardan önce düşmanın üzerine gideceksiniz. Şimdi birisi Derveşê Evdi gibi dağlara çıkarsa büyük başaracak."

Derveşê Evdi destanı, Kürt kadınının yurtseverliği ve savaştırıcı güç olma özelliklerinin işlenmesi açısından önemlidir. Derveşê Evdi ve Adule aşkında birey sevgisi ile yurt sevgisini birleştirme, sevgiyi hak etme anlayışı hakimdir. Yine destanda geçen bir olay, kadının yurdu karşısındaki duyarlılığını gösterir. Türkmen ve Arap erkekleri yaylalara el koyduklarında, erkekler kayıtsız kalır. Bu durum karşısında kadınlar tavır olarak eteklerini kaldırarak suya giderler. Erkekler buna müdahale eder. Kadınlar ise, Kürt toplumunun temel değerlerden uzaklaşma boyutunu verdikleri cevapla çok açık koyarlar. Cevap şöyledir; "Eğer orda erkekler olsaydı düşman yaylalarımızda oturmazdı. Bunun için biz onlardan utanmıyoruz" derler. Bu cevapla erkekliğin boşaltılmış yönünü ve olması gereken erkeklik ölçütünü, namus anlayışını ortaya koyarlar.

Kürt erkeğinin onuru ile oynamanın en kısa yolu olarak kadın üzerinde cinsel taciz yolunu seçen işgalci güçler karşısında erkeğin çözümsüzlüğünü gösteren bir başka örnek ise, "Ivo Bege Pasine" destanıdır. Kürt-Türk savaşında geçen bu destana göre, komutan olan Ivo Beg savaşta yenilir ve köyüne geri çekilir. Düşman köye gelir ve kapısına dayanır. Evde kızı, karısı ve gelini vardır. Eşi bu esnada "bizi düşmana sağ teslim etme" der, daha sonra kızı ve gelini de "bizi vur" derler. Ivo Beg çaresiz kalır. Fakat sonuçta silahını çeker ve üç kadını öldürür. Bu örnek işgalci güçler karşısında çaresiz kalan bir Kürt erkeğinin dramı değildir sadece. Eli kolu bağlı, bir namus malzemesi olan, kendisini öldürmesini bile erkekten beklemek zorunda kalan, Kürt kadınının dramıdır aynı zamanda. Ve namus cenderesinin trajedilerinden sadece biridir. Bu olayın Ağrı Dağı İsyanı'nda yaşandığı belirtilir. Ağrı Dağı İsyanı liderlerinden Bıra İbrahime Husseke Telle'nin hikayesidir. 1930 yılında büyük bir güçle taarruza geçen Türk ordusu karşısında, halkın nasıl korunacağını tartışan liderler birçok öneri sunarlar. Bıra'nın önerisi kabul edilir. Bu öneri bütün kadınları, güçsüz ihtiyarları ve çocukları kılıçtan geçirmektir. Bıra ilk uygulamayı kendi elleriyle ailesine uygular. Böylece ilk trajedi onun ailesinde yaşanır. Bu yaklaşım karşısında Bıra ikna edilerek uygulama durdurulur. Fakat on kişi kurban olmuştur.
Ailenin düşman eline geçmesi namusun kirlenmesi ve onurun kırılmasıdır. Özellikle isyanlar sonrası yaşanan yenilgili ruh hali, direncin kırılması gibi durumların yaşanması, bu uygulamalarla yakından bağlantılıdır. Bunalımlı feodal yapılanmaların ve dinin Kürt toplumu üzerindeki etkisi, egemen güçlerin bu yolla sonuç almasını kolaylaştırır. Dikkat edilirse Kürt kadını, belki savaşın yürütücüsü değildir, ama temel öznesidir. Bu anlamıyla savaşların çıkışında ve sonucunda kadın olgusuna yaklaşım belirleyici olur.

Savaşlarda kadına uygulanan baskı, zor ve şiddet, kadının kişilik yapılanmasında da olumsuzluklar yaratır. Düşman karşısında birleştiği, kaderini paylaştığı erkeğin, yenilgi psikolojisini aile içinde egemen olma yoluyla dengelemek istemesi, kadını daha çok silikleştirir ve düşürür. Egemenliğe karşı savaşan erkeğin egemenliği ile yaşamak zorunda kalan Kürt kadını, isyancı bir karakter kazanır. Tıpkı Kürtlerin Türkler karşısındaki ezikliği ve ezilenlerin ruh haliyle hareket etmesi gibi Kürt kadını da, dışta yenilen, fakat içte en katmerli erkek egemenliği karşısında aynı durumları yaşar. Kürt isyanları Kürt kadınları üzerinde önemli izler bırakır.Kürt kadınının tarihin büyük bir bölümünde yoğun olarak yaşadığı ve hep sonuçta, ondan tarifi imkansız acılar tattığı savaş olgusunun, günümüzde de halen süren bir sonucu, sürgün ve yarattığı etkilerdir. Neolitikten beri kendisini en fazla toprakla var eden, onu işleyen, üreten ve verdiği emekle sınırsız ve ayrılmaz bir birlikteliği yaşayan kadın, savaş ve baskıyla kendi toprağından koparılmak istenmiştir. Kadın özgür çağlarında, bereketi ve bolluğu nasıl ki kendi özüyle bütünleştirilmiş Toprak Ana biçimini almışsa, köleci dönemden günümüze kadar da yarattığı değerlerden ve ana toprağından savaşlarla, zorunlu göçlerle koparılmak istenmiştir. Köyler yakılmış, ulusal değerler yok edilmek istenmiştir. Bu asimilasyon sürecinde de, en fazla kadın zarar görmüştür. Ruhta, duyguda, düşüncede tam bir parçalanmaya maruz bırakılmıştır. Göçün yanında, düşüncede tam bir parçalanmaya maruz bırakılmıştır. Göçün yanında diğer özel savaş uygulamalarının da hedefi olmuştur. Baskı, zor, cinsel taciz ve daha birçok uygulamaya, sistematik olarak kadın maruz bırakılmıştır. Ama tüm bunlara rağmen sömürgeci sistemin en fazla düşürdüğü ve yönelmeye çalıştığı bir kesim olan kadın, ulusal devrimci mücadeleye ve cins olarak kurtuluşa da en fazla açık ve tutkulu kesimdir de. Aslında kadındaki devrimci potansiyelin çok gelişkin olmasının gerçeği de, bu nedenlerden kaynaklanıyor. Mevcut sistemden en derin etkilenen kesim, kurtuluş yolunda da en fazla iddialı ve bu potansiyeli barındıran kesimdir. Bu anlamda kadının özgürleşme düzeyi, toplumun özgürleşme düzeyinin bir derecesi oluyor. Bugün Kürt kadınlarının tüm ulusal değerlerine, kültürüne, diline sahip çıkması ve ulaştığı düzeyde yaşamın her alanına -siyaset, politika, sanat- aktif olarak katılıyor olması, tüm savaşlar sonucunda yaşadığı ağır acılar ve psikolojilerden sonuç çıkararak, daha bilinçlice, yeniyi yaratma iddiasına yoğunluk verdiğinin göstergesi oluyor. Tarihten günümüze kadar kadının özüne bağlılığı ve destansı bir direnişidir yaşananlar.



...


__________________

Bu mesaj en son " 08-03-2008 " tarihinde saat 06:46 AM itibariyle PCkopat tarafından düzenlenmiştir....
PCkopat is offline  
Eski 21-11-2007, 10:49 AM   #4 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesaj: 27,927
Üye No: 5117
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 192000
Rep Puanı : 0
Rep Derecesi
ßotan is an unknown quantity at this point
Varsayılan


ellerine sağlık pcko bilgiler için tşklr ..
..

....

Batı Literatüründe Kürt Kadını


Alıntı:
19. Yüzyılda Mirliklerin çözülmesinden ve Kürt halkının Osmanlıya başkaldırmasından sonra, kadının yeniden savaş ve politika sahnesine çıktığı görülüyor. 19. Yüzyıla ilişkin Batılı seyahatnameler; Kürt kadınlarının ustalıklı at biniciliğinden(süvarilik) övgüyle söz ediyorlar. Sözgelimi 19. yüzyılın ilkyarısında Kürdistan'ı gezen Fransız gezgin M. B. Poujoulat, Kürt kadınlarına ilişkin gözlemlerini şöyle yansıtıyor: "Kürt kadınları gerçek amazonlar; mükemmel ata biniyorlar ve kocaları gibi silahlılar. Zarif vücutlular, ama güneşten yanmış yüzleri hiç de sevimli değil. Kesinlikle peçe takmıyorlar; giysileri deri kemerle sıkılan, göğsü açık gri kumaştan oluşuyor. Küçük paralar bağladıkları uzun siyah saçları omuzlarında dal [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]alanıyor. Başlarına, geriye sarkıttıkları sarı veya mavi ince bir örtü takıyorlar, çıplak ayakla geziyorlar".
Aynı yıllarda Gulistan'ı gezen İngiliz gezgin Rich de benzeri gözlemlere sahiptir: "Gülistan kadınlarının durumu Türkiye ve İran'dakinden çok daha iyidir; onlar eşleri tarafından eşit muamele görüyorlar."
Üç yıl boyunca İran ve Gülistan'ı gezen Alman gezgin Georg Fowler'in tesbitleri de aynı doğrultudadır:
bydigi.com/pckopat
"Yedi yaşından itibaren erkek çocuklar silahla tanıştırılırlar. Kadınlar bile, bedenlerine büyük güç kazandıran silah kullanma alıştırmalarından nefret etmezler. Kürt kadınları, buğday tenli, pazılı; bazen örgülü, bazen sarkık, bazen de yabanice dağılmış uzun saçlıdırlar. Büyük siyah gözleri parlak ve hayat doludur. Fakat gözündeki bu hayatiyet ve canlılık, vahşi tabiat ortamından dolayı ele-avuca sığmayan karakterdedir."
Kırsal kesimdeki Kürt kadınlarının, çoğu zamanlarını ev işlerinde ve kirmenle yün eğirmekle geçirdiklerini belirten yazar, bu kadınların takıyı çok sevdiklerini, alınlarında ve vücutlarının başka yerlerinde sıralamış oldukları metal takılan taşıdıklarını söyler.
bydigi.com/pckopat
Fowler, başlık geleneğini ise şöyle değerlendirir: "Havva'nın güzel kızları ebeveynlerinin yanında o kadar değerlidirler ki, bu değerden dolayı, evlendiklerinde kendilerine para verecekleri yerde, başlık parası talep ederler. Evlenecek koca, evlilikten dolayı kızın anne ve babasının mahrum edildikleri hizmet yerine maddi bir bedel öderler.
Eşiyle birlikte Kürtler arasında uzun çalışmalar yapmış Fransız gezgin ve antropolog Ernest Chantre, gözlemlerine dayanarak şu belirlemelerde bulunur:
"Kürt kadınları, genellikle güzel ve iri yapılıdır. Özellikle dağlarda yaşayan Kürt kadınları, yabancı erkeklerin yanında yüzlerini gizlerler.
Kadınlar, burunlarına hızma, kollarına metal bilezikler takarlar. Kostümleri genellikle Ermenilerinkine, bir kısmınınki ise İranlılar'a benzer.
Kürt kadınları, genellikle çadırların kurulmasında ve yerleştirilmesinde büyük hüner gösterirler. Kürt kızları çok güzel halı dokurlar.
Tıpkı Arap ve İranlılarda olduğu gibi, çokeşlilik özellikle aşiret reislerinde görülür. Evinde iki gün kaldığımız ve arkadaş olduğumuz Haydaran aşiret reisinin üç eşi vardı. Bunlardan en genci 20'li yaşlarda çok güzel ve rengarenk giysiler ve değerli takılarla süslü, uygar görünümlü İranlı bir bayandı."
Yazar, erkek çocukların doğumunun sevinçle karşılandığını, ancak aynı şeyin kız çocukları için söylenemeyeceğini de ekliyor.
bydigi.com/pckopat
"Türkiye'de Kadın ve Folklorları" üstüne önemli bir çalışma yapmış olan İngiliz kadın araştırmacı Lucy Garnett, eserinin önemli bir bölümünü de Kürt kadınına ve folklorlarına ayırır. Doğrudan gözlemlerinin yanısıra daha önce yayımlanmış olan seyahatnamelerden ve araştırmalardan yararlanan Garnett, Kürt kadını konusunda ilginç belirlemelerde bulunur:
"Müslüman olmalarına karşın, Kürt kadını dışarıya çıkarken peçe ile örtünmez. Ancak Süleymaniye gibi büyük şehirlerde soylu kadınlar, İç Anadolu'daki Türk kadınlar gibi mavi bir örtü ile örtünür ve yüzünü siyah at kılından yapılmış peçe ile gizlerler. Ancak bu zorunlu bir davranış değildir ve daha çok tanınmadan kentte dolaşmak isteyen yüksek sınıftan kadınlar tarafından uygulanır. Alt sınıftan kadınlar ise yüzünü örtmez. Köylü kadınları evden çıkınca, göçebe kadın ise yolda iken yüzünü tülbentle örter. Türklerden farklı olarak, erkek hizmetkârlar kadınların bulunduğu odalara serbestçe girebilir ve erkek konuklar tüm aile tarafından ağırlanır.
Davranışlarında açıkça görülen bu özgürlüğe karşın, Kürt kadınları son derece gururlu ve terbiyeli bir yapıya sahiptir ve ne Ermeni kadınları gibi ürkek, ne de Osmanlı kadınları gibi küstah davranırlar."
Garnett'in, Kürtler'de anaerkilliğin izlerini taşıyan şu belirlemesi de ilginçtir:
"Kürt kadınları, özellikle de göçebe aşiretlerdeki kadınlar, aşiretin kan davası, planlar ve düzenler gibi sosyal ve siyasal tüm meseleleri ile ilgilidir ve katkıda bulunurlar. Erkekleri gibi eğlenmesini bilir ve yorulmazdırlar ve her an atlara atlayıp kocalarının yanında maceralara atılabilirler."
bydigi.com/pckopat
Yazar, ev ortamında kadın-erkek ilişkileri konusundaysa şöyle diyor: "Ev ortamında, ana baba, kız kardeş ve çocuklarına karşı son derece bağlı olan erkekler, kadınlara eşit davranır. Koca rolünde ise erkekler saygılı, nazik ve anlayışlı davranır."
19. Yüzyılın sonlarında Türkiye'de uzun süre bulunan ve literatürde "Löbel Efendi" olarak adlandırılan Hollandalı araştırmacı D. Theophil Löbel, gözlem ve araştırmaları ile güvenilir kaynaklara dayanarak hazırladığı "Türkiye'de Düğün Törenleri" konulu çalışmasında da benzeri tesbitlerde bulunur:
"Kürt kadınları, Şark'taki diğer kadınlardan daha fazla özgürlüğe sahiptir ve erkekleri kadar yiğittir. Bunun güzel bir örneğini Kürt kadını Kara Fatma sergilemektedir. Toroslar'da bulunan Revandiz'de yaşayan Kara Fatma, Kırım Savaşı çıktığında bir süvari bölüğünü toplayıp, Padişaha, Ruslar'a karşı savaşmaya hazır olduklarını belirtmek için İstanbul'a gitmiştir.
Kürt kadınları ve genç kızları genel olarak peçesiz dolaşır. Bazen zengin ve soylu aşiret kadınları, başlarını kırmızı bir örtüyle örterler."
bydigi.com/pckopat
Yazar, Yezidi Kürt kadınlarının da belli bir güzellikten yoksun olmadıklarını, kadınların hep eşlerinin yanında bulunduklarını ve yorucu, tehlikeli yaşamlarını onlarla paylaştıklarını ve toplum tarafından hoş tutulduklarını belirtir.
"Çeşitli Irklarda Kadın Güzelliği" konusunda görsel ürünlere dayalı bir araştırma yapan başka bir Hollandalı araştırmacı Dr. C. H. Stratz da, daha çok Kürt kadınının fiziki özelliklerinden yola çıkarak, "Pers yani İran kökeni ile akrabalığı olan Kürt kadınlarının göze çarpan güzellikleri, yüz hatlarının uyumluluğu, el ve ayaklarının küçüklüğü açıkça görülmektedir; ince ve uzun elleri, özellikle ikinci parmaklarının uzunluğu dikkat çekmektedir" demektedir.
1881'de yayımladığı "Das Frauenleben der Erde" (Yeryüzü Kadınlarının Yaşamı) adlı kapsamlı gravürlü çalışmasında Kürt kadınına da epeyce yer veren ünlü Avusturyalı araştırmacı Amand Freiherr von Schweiger-Lerchenfeld, 1904'te yayımladığı "Die Frauen des Orients" (Doğu Kadınları) adlı fotoğraflı eserinde de Kürt kadınına epeyce yer ayırır.
bydigi.com/pckopat
Araştırmacı-yazar, "Önasya'nın dağlık bölgelerinde yaşayan Kürtler hakkındaki yargı ve düşüncelerini" özet olarak şöyle sıralar: Özgürlük tutkunu, misafirperver, sözünün eri, soygun ve talana eğilimli, kinci ve incir kabuğunu doldurmayan sorunları büyütüp ölüme kadar götürmek. .
Konuyu oldukça araştırmış bir oryentalist olarak Lerchenfeld, ilginç belirlemelerde bulunur:
"Kürtlerin yukarda belirttiğimiz bağımsız ve özgür olma tutkusunun gelişip yerleşmesinde,, Kürt kadınının önemli bir katkısı olmuştur. Doğanın en ağır ve hırçın ortamında şekillenen Kürt kadını, aylarca yaylalarda kendi başına kalırken bazen de eski bir kalede kocasının yanında misafirlerine ev sahipliği yapar. Kürt kadını Türk ve Persli kadınlar gibi haremi tanımadığı gibi, ev yaşamında ve ev işlerinde oldukça hünerli ve çabuktur.
Günün erken saatlerinden başlayarak hiç dinlenmeden geç saatlere kadar ev veya çadırda, yemek yapmakla, çocuklarının bakımıyla, ava veya çatışmaya giden kocasının silahını, atını, yolluğunu hazırlamakla geçirir.
bydigi.com/pckopat
Kürt kadını kilim tezgahlarının önüne oturduğunda veya ipliğ eğirirken, dağ kokularıyla dolu ezgiler mırıldanır. Tabii bu dağ kokularıyla dolu ezgiler, daha sonra kendini kilimde doğanın renkleri olarak dışa vurur.
Kürt kadınları, dış görünümleriyle de oldukça ilgi toplarlar. Vücudunun çeşitli yerlerinde bulunan dövmelerin dışında Asya kadınlarına özgü burunlarındaki hızmalarıyla da ilginç bir görünüm sergilerler. Genel olarak yapılı bir vücuda sahiptirler. Vücudun bu iri yapısı, Kürt kadınlarının estetik ve canlı görünmesine engel olmaz.
Kürtler, kızlarını oldukça disiplinli yetiştirir. Dışarıya karşı sürekli bir utangaçlık gösterirken, Kürt kızları her zaman ciddi ve kendinden emindir. Kürt