|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
KÖTÜLÜK PROBLEMİ:
TANRININ VARLIĞI ALEYHİNDEKİ DAVA Kötülük probleminin felsefe için önemi: Dünyada kötülüğün olması, çoğu kez pek çok insanın seven ve kudretli bir tanrıya güçlük çekmesinin ve hatta bazı müminler için iman kriziyle karşılaşmanın sebebi olarak görülür. * Kötülüğün varlığı görmezden gelinemez; çünkü o bir şekilde hepimize dokunur. Bazı insanlar tanrı inancıyla kötülüğün varlığını bir şekilde uyuşturmadıkça, kimsenin entelektüel olarak Tanrı’ya inanmaya hakkı olmadığını savunur. * Dini veya dindışı, her dünya görüşü kötülük fenomenine değinmişse de, Batı felsefesinde kötülük problemi tarihsel olarak Hıristiyanlık teizmi etrafında dönmüştür. Hristiyanlık teizminin iddiaları pek çok insanı, içerdiği kötülük bakımından şu an olduğundan çok daha farklı bir dünya beklentisine götürür (tanrının kamil ahlakı, ulu amaçları hasebiyle var olan beklenti). à O halde kötülük probleminin Tanrı’nın varoluşuna dair sayısız felsefi ve teolojik tartışmanın merkezinde yer alması doğaldır. Pek çok düşünür bu problemin, teist inanca karşı en güçlü itiraz olduğuna inanır. Kötülük problemi, “ateizmin kayası” diye betimlenir. Kötülük mefhumu: Bu problem geniş ve herkesçe anlaşılan bir kötülük mefhumu varsayılarak başlar. Bunun sebebi insanların kötülük tanımları ne kadar farklı olsa da, hangi durumların kötülük sayılacağı konusunda hemfikir olmalarıdır à İnsanlar kötülülük ibaresinin kullanıldığı örnekler kümesi konusunda anlaşırlar fakat bunun ne kapsadığı konusunda farklı görüşler savunulur. Kötülükler 2 kategoride tasnif edilir:
Teist olmayanlar kötülüğü, teizme karşı kuvvetli bir itirazın temeli kıldılar ve bu itirazı iki tarzda formülleştirdiler:
MANTIK PROBLEMİ OLARAK KÖTÜLÜK Mantık problemi türünü öne süren eleştirmenler tanrıya dair bazı teist iddialar ve kötülük arasında bir tutarsızlık olduğunu ileri sürerler. Mackie bu konuda: “Burada dini inançların akli bir destekten mahrum olduğu değil fakat onların gerçekten akla aykırı olduğu, temel teolojik öğretinin birçok parçasının birbiriyle tutarsız olduğu gösterilebilir” der. à Teist şunu kabul eder:
Mackie ve diğer eleştirmenler bu iki önermenin mantıksal olarak birbiriyle tutarsız olduğu ve ikisinin bir arada olamayacağı konusunda ısrar ederler. Eğer gerçekten bu iki önerme tutarsızsa o taktirde ikisine birden inanmak akla aykırıdır. Eleştirmenin ek önermeleri Eleştirmenler yukarıdaki çelişkiyi aşikar kılmak için bazı ek önermelere ihtiyaç duyulduğunu söylerler. Eğer tanrının bilgisi, kudreti ve kötülüğü ortadan kaldırma iradesi varsa ve eğer kötülük zorunlu değilse, o zaman hiçbir kötülük varolmamalıdır. Bu ek önermeler argümanın mantığını tamamlar, teist iddiaların tutarsızlığını gösterir. Teist filozof Platinga’nın, tutarsızlık suçlamasını çürütme teşebbüsü Kadir-i Mutlak, alim-i mutlak ve salt iyi olan bir tanrı & kötülüğün varlığı; bu iki önerme arasındaki tutarlılığı ispat etmenin genel yöntemi, doğruluğu mümkün olan birinci önermeyle tutarlı ve birinciyle birlikte ikinci önermeyi de kapsayan üçüncü bir önerme bulmaktır. Bu önermenin doğruluğunun sadece mümkün olması gerekir çünkü önermeler arasında tutarlılığı tespit ederken yapılan iş, onların hep birlikte doğru olmalarının imkanı ile ilgili olmak zorundadır, onlardan birinin veya hepsinin fiilen doğru olup olmadığıyla ilgili değildir. 3. anahtar önermeyi bulma arayışı mümkün bir dünyanın tasviriyle başlar. İlahi mutlak kudret karşısında insan özgürlüğüne dair kısa bir senaryodur bu: Tanrı özgür yaratıklar yaratabilir fakat onların sadece doğru olanı yapmalarına neden olamaz veya bunu zorunlu kılmaz. Çünkü eğer böyle yaparsa onlar önemli derecede özgür olamazlar. Doğru olanı özgürce yapamazlar. Ahlaki iyiye yetenekli yaratıklar yaratmak için o halde ahlaki kötüye yetenekli yaratıklar da yaratmak zorundadır. O halde tanrı hem onları kötülük yapmada serbest bırakıp hem de kötülük yapmaktan alıkoyamaz. à Tanrı önemli derecede özgür olan yaratıklar yaratmıştır; ne yazık ki onlardan bazıları özgürlüklerini kullanmada yoldan çıkmışlardır. İşte ahlaki kötülüğün kaynağı budur. Bu savın önermesi şudur: Tanrı kadir-i mutlaktır ve bünyesinde ahlaki iyiliğin bulunup ahlaki kötülüğün bulunmadığı bir dünya yaratmak tanrının kudreti dahilinde değildi. Bu yeni önerme tanrının varolduğunu belirten önermeyle birlikte kötülüğün varolduğunu da kapsar. Mackie, Flew ve diğer eleştirmenlerin Platinga’ya karşı çıkışı Eleştirmenlerin iddiaları: önemli oranda özgür olup daima doğru olanı yapan yaratıkların olduğu bir dünya mantıksal olarak mümkündür ve tanrının mutlak kudretinin nesnelerin mantıksal olan her halini temin etme kudreti varsa, tanrı gerçekten her zaman doğru davranan yaratıkları mantıksal olarak da yaratabilirdi. à Eleştirmenler bu konuda haklıysa o zaman Özgür İrade Müdaafası (Platinga’nın savı) hatalıdır. Mackie’nin dediği gibi “tanrı neden insanları her zaman özgürce iyiyi seçecek surette yaratmadı? Sonuçta tanrı her şeye kadirdir” Platinga’nın Mackie’nin itirazına cevabı Bu cevap mutlak kudret mantığı ve özgürlükle ilgili karmaşık bir akıl yürütmeyi kapsar. Mutlak kudret tanımı; kadir-i mutlak bir varlığın yapabileceği şeyin mantık dışı sınırlarının olamayacağıdır. Yani tanrı ancak nesnelerin özü itibariyle mümkün olan durumda yaratabilir. Dolayısıyla tanrının yaratmasının mümkün olmayacağı durumlar vardır. Özgür irade mantığı; Eğer kişi bir fiili bakımından özgürse o takdirde bu fiili yapmak ya da ondan geri durmak o kişiye kalmıştır, tanrıya değil. Her ne kadar içindeki bütün kişilerin hep doğruyu yaptığı bir dünya mümkünse de böyle bir hal tanrının yaratma kudreti dahilinde değildir. à Özgür irade müdafisi, tanrının özgür kişilerin fiillerini zorunlu kılamayacağında ısrar eder. Mackie ve Flew’un karşı çıkışı Platinga’nın ısrarına, özgür irade ile determinizmin (belirlenimcilik)mantıksal olarak bağdaşmaz olduğunu öne sürerek karşı çıktılar. Özgür irade ve determinizmin ister fiziksel olsun isterse ilahi olsun mantıksal olarak birbiriyle bağdaşır olduğunu benimserler. Platinga; Özgür irade, determinizmin hiçbir türüyle bağdaşmaz ve dolayısıyla tanrı her istediği dünyayı yaratamazdı diye cevap verir. Platinga önemli ölçüde özgürlüğü “bir kişi ancak ve ancak hiçbir nedensel kanun ve önceden varolan hiçbir şart onun yaptıklarını yapmasını veya yapmaktan kaçınmasını zorunlu kılmıyorsa özgürdür.” diye tanımlar. à Bu takdirde Özgür İrade Müdafası başarılıdır. Ahlaken önemli ölçüde özgürlük, determinizminin hiçbir türüyle bağdaşır değildir. Bazı eleştirmenler kabul etmektedir ki: Kötülüğün başlıbaşına varlığı teist ilahın varoluşuyla muhtemelen tutarsız değildir fakat onlar dünyadaki kötülüğün belki de miktarının tutarsız olacağını ileri sürmüşlerdir. Onlar, tanrının mevcut dünyanın sahip olduğundan daha az kötülüğe sahip bir dünya yaratılabilirdi diye iddia ederler. Tanrının var oluşuyla ahlaki kötülüğün var olmasını birbiriyle bağdaşır olduğunu kabul eden başka eleştirmenler, özellikle tabii kötülüğün tanrının var oluşuyla tutarsız olduğunu düşünmüşlerdir. Onlara göre her ne kadar tanrı özgür iradeye riayet etmek zorundaysa da kör fiziksel güçlerin insanlara zarar vermesine müsaade etmesi gerekmez. Platinga bu konuda şöyle der: Bizim tabii kötülülk dediğimiz şeyler önemli ölçüde özgür insan dışı kişilerin (mesela asi ruhların) fiilleri yüzünden olabilir. Böylece özgür irade müdaafası hala geçerlidir. DELİL PROBLEMİ OLARAK KÖTÜLÜK Mantık problemi olarak kötülük tartışmaları sürüp gitse de 1980’ler boyunca tartışma delil problemine dönüştü. Delil problemi olarak kötülük özü itibariyle teistlere, tanrıya inanmalarını dünyadaki kötülük vakalarıyla uyuşturmaları yönünde bir meydan okumadır. Onların ithamı teizmin kendi kendisiyle tutarsız olduğu değil fakat akla yatkın olmadığıdır. à İhtimaliyetçi kötülük problemi (Salmon): Alemdeki maksatsız kötülük, alemin son derece akıllı, cömert ve kudretli bir varlıktan başlangıçta bekleyecek olduğumuz bir varlık olmasını engeller. Dolayısıyla kötülüğün olması tanrının varolmasını ihtimal dışı ya da gayrimuhtemel kılar sonucu çıkar. Bu sava karşı çıkış (Cartwright) istatistik bir yaklaşımın metafizik konuları ele almada büsbütün uygunsuz olduğudur. Sonuç olarak teist olmayan eleştirmenlerin ezici çoğunluğu delil problemi olarak kötülüğün ciddi şekilde ifade edilmesinin imkan dahilinde olduğunu düşünürler. Kötülüğün delaleti dikkate alınınca tanrının varolmadığına inanmak akla daha uygundur. Önemli olan delil, sadece kötülüğün varlığı değildir. Zira bazı kötülüklerin teizm bakımından makul bir izahı var gibi görünebilir. Buna karşılık iyi bir izahı yok gibi görünen kötülükler zahiren delil olarak alınmaktadır. Bir teist izah, neden o kötülüklerin daha büyük iyilikler için gerekli olduğunu gösterecektir. Eğer böyle zorunlu bir bağlantı bulunmazsa, o zaman genellikle söz konusu kötülüklerin maksatsız ve sebepsiz olduğu farz edilir. Bu meselede teist hipotezin (bir tür ilahın varolmasının) başka varsayımlarla takviye edilmesi zorunludur. Bu varsayımlardan biri (teistler ve teist olmayanların ortak genel kabulu): Tanrının maksatsız veya manasız olan herhangi bir kötülüğün varolmasını engelleyecek veya ortadan kaldıracak olmasıdır. Eğer tanrı varsa alemde maksatsız ve manasız hiçbir kötülük beklenmemelidir. Ama alemde böyle kötülükler varmış gibi görünüyor. O halde teistler eşyanın nasıl olduğunu hakkıyla açıklamaz, bu da tanrının varolmasının muhtemel olmadığı sonucunu çıkarır. BU SONUCA MUKABİL, TESİTLERDEN İLAHİ ADALET TEORİSİ Tesitler hangi daha büyükiyiliklerin hangi kötülüklerle bağlantılı olduğunu tasvir eden bir teoriye ya da teori öğretisine sarılırlar. Geleneksel olarak böyle bir teoriye ilahi adalet teorisi denir, bu da harfiyen tanrının işlerinin gerekçelendirilmesidir. Rowe’un karşı çıkışı: Kadir-i mutlak ve alim-i mutlak bir zatın daha büyük bir iyiliği kaybetmeksizin veya eşit derecede ya da daha beter bir kötülüğe izin vermeksizin engelleyebilecek olduğu kötülükler vardır. Örn: yaralı karaca. à İyiliklerin görünmemesi Rowe’a karşı Wkystra (İdrak Sınırlaması Müdafaası): Tanrının katında bir kötülüğü gerekçelendirici bir iyilik olsaydı biz onu bilirdik diye düşünmek yanlıştır. Tanrının işleri sınırlı zihinlerin ihata (kavrayış) gücünün ötesindedir. Bu İdrak Sınırlaması Müdafaası sadece bir maksadı varmış gibi görünmedikleri için kötülüklerin maksatsız olduğunu düşünmenin haklı olmadığını savunur. Rowe: Wkystra’nın savı İlahi amaçların kavranamazlığı, insan idrakinin sınırlılığı gibi konularda işin içine karıştırılması başlangıçta tartışma konusu olan daraltılmış teizmin bir müdafaası olarak başarısızdır. SONUÇ: Tanrının varlığı ve mahiyeti konusunda bazı iddialar ileri süren ve sonrada bu iddiaların ciddi kötülükleri nasıl anlamlandıracağını gösterme konusunda çetin zorluklarla karşılaşan kişi: teizme inanan kişidir. Bu durumda teist olmayan kişinin delil problemi olarak kötülüğün teist görüşün inandırıcılığını büyük ölçüde azalttığında ısrar etmesinin teminatı vardır. Kötülüğe dayanan delil argümanını çürütmek için başka bir yol arayan bazı teistler, vakaya dayanan öncülü felsefi ve teolojik zeminlerde müdafaa ederler. Eğer teistler teizmin dünya tasavvuru içinde maksatsız kötülüğe dair bir yer olduğunu ikna edici bir surette ortaya koyabilirlerse o zaman delil argümanının zararından kurtulurlar. Başlangıç noktalarından birisi, özgür irade sahibi olmanın anlamının önemini bütünüyle takdir etmektir. Eğer yaratıklara bahşedilmiş özgür seçimler alanı bayağı olmayıp gerçekten önemli olacaksa, o zaman yaratıklar hem en yüce iyilikleri hem de en berbat kötülükleri yapmaya yetenekli olmak zorundadırlar. Tanrının çok ciddi kötülüklerin imkanını sınırlandırması yüce iyiliklerin imkanını da sınırlandırması demektir. O halde önemli derecede özgürlük düpedüz anlamsız kötülükleri bile yapma yeteneğini ihtiva eder. Bu tanrının insanlık için hazırladığı programın tabiatında var olan bir risktir. O halde böyle kötülükler hakikaten sebepsiz olabilir. Fakat bu kötülüklerin imkanı önemli derecede özgür iradenin muhafazası için gerçekten zorunludur. Bu akıl yürütme çizgisine göre eleştirmenlerin varsayımı reddedilebilir. Sebepsiz veya maksatsız gibi görünen kötülük ancak teizmdeki tanrının ona müsaade etmeyeceği farz edildiğinde teizm aleyhine bir delil sayılır. SAVUNMA VE İLAHİ ADALET TEORİSİ Müdafaa ve ilahi adalet teorisi arasındaki ayırım: Müdafaa: Kötülüğe dayalı argümanın (eleştirinin) hususi bir formülleştirmesinin başarısız olduğunu kanıtlamayı amaçlar İlahi adalet teorisi ise tanrının niçin acı çekme ve kötülüğe müsaade ettiğinin bir açıklamasını ya da izahını sunar. Müdafaa: Bazı teistlerce müdafaaya gösterilen yoğun ilgi düzeltilmiş epistemoloji inançlarımızın nasıl gerekçelendirildiği ile ilgili olarak delilci ve katı temelci varsayımlara karşı keskin eleştiriler yöneltir. Düzeltilmiş epistemolojiye göre: uygun şartlar altında bazı inançları biz basit olarak argümana başvurmaksızın kabul edebiliriz. Şu halde eğer bir kişinin inancı basit ise ve istenildiğinde o kişi o inanca yönetilen itirazlara karşı başarılı bir savunma ortaya koyabiliyorsa o kişi aklen tanrıya inanmakta haklıdır. Bu yönelim ilke olarak ilahi adalet teorisinin gereksiz olduğu görüşünü büyük ölçüde destekler. Yani teist kişi kötülük karşısında bir ilahi adalet teorisi ortaya koymaya aklen mecbur değildir. İlahi adalet teorisi: İlahi adalet teorisi kurma girişiminin gerçekleştirilebilir olmadığı konusunda bütün yorumcular hem fikir değildir. Augustine’den Leibniz’e ve Swinburne’e kadar pek çok düşünür ilahi adalet teorisiyle ilgili zengin ve derinlikli fikir beyan etmişti. Onların karşısında ise Voltaire, Hume, Dostoyevski yer aldı. Tanrı vardır önermesinin büyün bir teolojik iddialar ağına çok derinden bağlı olduğunu düşünen teistler ilahi adalet teorisinin gerçekleştirilebilir olduğunu düşünmeye daha meyyaldırlar. Sonuç: her ne kadar müdafaa projesini betimlemek göreli olarak kolaysa da ilahi adalet projesi bir bakıma daha zordur. İlahi adalet teorisinin mahiyeti alanı ve dayandığı zeminlerle ilgili konuların tamamı ilahi adalet teorisi ötesi içinde yer alan konulardır. İLAHİ ADALET TEORİSİNDE İŞLENEN TEMALAR BİRİNCİ TEMA (CEZALANDIRMA) Bazı dindar müminler nazarında itibarı olan bir yaklaşım kötülüğün günahtan dolayı bir cezalandırma olduğudur. İlahi olarak düzenlenmiş ve adaletin hüküm sürdüğü bir alemde tanrı haklı olanı ödüllendirir, haksız olanı cezalandırır. Eleştiri: Bu tür bir dünyada insanı tanrıya imana teşvik sırf mükafat kazanmaya veya cezadan kaçınmaya teşvikten daha azdır. Üstelik cezalandırma teorisi kapsamlı bir ilahi adalet teorisi olarak sunulursa masum çocukların ölümü veya bir köy ahalisininhelak olması gibi durumlar düpedüz saçmalığa çok yaklaşır. İKİNCİ TEMA (MÜMKÜN EN İYİ DÜNYA) Kötülüğü izah etmeyi amaçlayan oldukça ilginç fakat karmaşık bir tema, bu dünyanın mümkün dünyaların en iyisi olduğu iddiasıdır. Leibniz: “Tanrı her şeye kadirdir ve mümkün olan her alemi yaratmak isteyecektir, kemal sahibi olması hasebiyle tanrı mümkün olan her alemi yaratmak isteyecektir. O halde bu alem bünyesindeki kötülüklerle birlikte yine de mümkün olan en iyi alemdir. Açıktır ki bazı iyilikler kötülüğün hazır bulunmasıyla mümkün kılınmıştır (merhamet vs). Bu demektir ki tanrı bütün mümkün dünyaların toplam değerini tartmak ve en iyi dünya olmasına bünyesindeki kötülüklerin katkıda bulunduğu dünyayı yaratmak zorundaydı. Eleştiri:
ÜÇÜNCÜ TEMA (NİHAİ AHENK ÇÖZÜMÜ) Bir başka tema nihai ahenk çözümüdür. İki farklı görüşe ayrılabilir:
Eleştiri: Mill bu görüşün tanrıyı, ahlaki standartları bizim en derin ahlaki kanaatlerimizle hiçbir surette kıyaslanamaz olan, ahlaki bir canavara dönüştürdüğünü söyler. Bu eleştirinin gücünü anlamış bazı teistler daha yüksek bir ahlak temasına başvurmazlar. DÖRDÜNCÜ TEMA (TABİİ KÖTÜLÜK) Diğer temalar kötülük problemini genel olarak ele almak için kullanılmışlardır. Tabii kötülük problemini ele alan bir tema vardır: Belki de kötülük probleminin en önemli çözümü tabiat kanunu izahı diye bilinir. Buna göre yaratma programının bir parçası olarak tanrı tabii bir düzen meydana getirmiştir. Bir tabi düzen fiziksel kanunlara göre davranan nesnelerden inşa dilmiş bir dünyadır. Her ne türden olursa olsun fiziksel kanunların işleyişi fizyolojik zevk hisleri veya faydalı olan acı uyarıları gibi bir yığın tabi faydaları mümkün kılar. Eleştiri: McCloskey: tabiat kanunlarına dayalı ilahi adalet teorisi eleştirmenleri tanrı, ya hali hazırdaki sisteme mucizevi bir yolla müdahale ederek ya da tümüyle farklı bir tabii sistem yaratarak tabii kötülükleri büyük ölçüde azaltabilirdi veya bütünüyle ortadan kaldırabilirdi diye iddia eder. Swinburne: eğer tanrı alim-i mutlak ve kadir-i mutlak ise, sık sık müdahale etmesini gerektirmeyen bir tabii düzen yaratırdı. BEŞİNCİ TEMA (ÖZGÜR İRADE) Beşinci tema özgür irade temasıdır. Tanrı özgür ahlak sahibi varlıkların iradeli olarak kötülük yapabileceklerini bilmiş olmakla beraber özgür iradeyi bahşetmiştir. Çünkü dikkate değer bir seçim alanına sahip özgür yaratıkların bulunduğu bir dünya, robotların bulunduğu bir dünyadan daha değerlidir. Bu senaryo insanın hem büyüklüğüne hem de tehlikesine dair teist anlayıştaki önemli bir ögeyi temsil eder. Eleştiri: Tanrı doğru davranışa fiilen yaptıkları davranıştan daha kuvvetli eğilimleri olan özgür insanlar yaratabilirdi. Tabii ki böyle yapmak özgür iradenin kötüye kullanılmasıyla oluşan kötülüğün çoğunu engellerdi. Teistler: tanrı insanları iyiye mümkün olduğunca kuvvetli bir şekilde meyyal olarak yaratmıştır der. Eleştirmenlerse böyle bir hamlenin suni olduğunu ve durumun böyle olduğuna inanmak için bir sebep olmadığı iddiasıyla buna meydan okurlar. BAZI ÖNEMLİ KÜRESEL İLAHİ ADALET TEORİLERİ Küresel ilahi adalet teorileri: Bazı temaları birbirine ören daha geniş ve kapsamlı izahlar. Bu ilahi adalet teorilerinden 3 tanesi kötülüğe dair literatürde oldukça önemli hali geldi.
Augustineci ilahi adalet teorisi Alemin iyi olduğu fikrine sahip. Tanrı sadece iyi şeyler yaratır ve dolayısıyla yaratmış olduğu her şey özü itibariyle iyidir. O halde kötülük bir şey, nesne değildir. Metafizik bakımdan söylemek gerekirse, kötülük olumlu anlamda hiçbir şeyin var oluşunu temsil etmez; daha ziyade iyinin yokluğudur, iyilikten mahrumiyettir. İnsan tecrübesine günahın veya kötülüğün girmesine neden olan şey özellikle özgür iradenin istismar edilmesidir. Eleştiri: Bu fikrin tanrının sorgulanamaz hükümranlığı ve haşmetli kudreti hakkındaki güçlü inancı karşısında kötülüğün yol açtığı açmazı çözmekte başarısız olduğunu söylediler. Eğer insanlar bir zamanlar kötülük barındırmayan bir ideal çağ yaşamışlarsa nasıl olmuş da onlar kötülük yapmayı seçmişlerdir? İrenaeci ilahi adalet teorisi Ahlaki olgunluk kesinlikle bir süre ayartılmaya maruz kalma ve hatta bazılarına göre bizzat kötülüğe iştirak etmek tecrübesini gerektirir. Şu halde kötülük bildiğimiz kadarıyla eskiden var olan saflığın ve iyiliğin bozulması olarak değil beşeriyetin kademeli evriminin kaçınılmaz bir merhale olarak izah edilmek zorundadır. Bu teorinin Hick tarafından yorumlanması: Nefs eğitimi teodisesi Bu yaklaşım, insanların ahlaken ve manevi olarak olgunlaşmasına yardım etmeye yönelik tanrının büyük planının bir resmini çizer. Bu görüşe göre bütün bir nefs eğitimi süreci için özel bir tür çevre gereklidir. Bu öyle bir çevre olmalıdır ki burada gerçek çetin zorluklar, ahlaki fazileti sergilemek için gerçek fırsatlar ve imanı ifade etmek için gerçek imkanlar olması gerekir. İrenaeci ilahi adalet teorisine göre tanrının nihai planı bütün kişilerin külli olarak kurtuluşa ermesidir. Bu yeryüzündeki hayatın ötesine, ahiret hayatının içine uzanan bir süreçtir. Hangi sebeple olursa olsun ölümlü hayatı ahlaki olgunlukta uygun bir dereceye erişmeden terk edenler için tanrı aynı hedefi ahiret hayatında da sürdürür. Eleştiri: Hick’in görüşü deneysel desteğe sahip olmadığı için eleştirilir. Sadece zaman içindeki hayatta bile bir nefs eğitim programı olup olmadığını fazlasıyla şüpheli kılacak yeterince başarısızlık vardır. Pek çok eleştirmen bu nefs eğitme amacının, eğer çok sayıda örnekte başarılı olsa bile bu amaca ulaşmak için kullanılan büyük zorluk, felaket vs. gibi araçları kullanmayı meşrulaştırıp meşrulaştırmayacağını merak eder. Hick son tahlilde bu nefs eğitme sürecinin zahmete değer olup olmadığına herkesin kendisinin karar vermesi gerektiğini belirtir. Süreççi ilahi adalet teorisi Süreççi ilahi adalet teorisi tam tamına klasik ilahi mutlak kudret kavramının reddine dayanır. Sınırlı yaratıklar da birer kudret merkezidirler ve dolayısıyla onlar da yeni işler meydana getirebilirler. Dolayısıyla diyebiliriz ki tanrı bir varlığın sahip olabileceği bütün kudrete sahiptir fakat var olan bütün kudrete değil. Yaratıklar da kısmen kendi kudretlerine sahiptirler, bu kudret onların kendi hayatlarında iyi ya da kötü imkanları seçmelerine izin verir. O takdirde tanrının kudretine yaratıklar gerçekten direnebilirler. Süreç felsefesinin temsilcisi Griffin tanrının kötülüğü ortadan kaldıramayacağını söyler. Çünkü der tanrı işlerin herhangi bir durumunu tek taraflı yapamaz. Bunun yerine tanrı, kişilere iyiliğin gerçekleşmesi için imkanlar sunar, o kişiler ilahi plana uymakta başarısız olduklarında tanrı planlarını yeniden ayarlar ve o kişileri bir sonraki ideal imkanlar tanımını icra etmek için cezp etmeye çalışır, burada nihai amaç onların tecrübesinin yükseltilmesi ve zenginleştirilmesidir. Eleştiri:
KORKUNÇ KÖTÜLÜKLER VE TEİZMİN DEĞERLENDİRİLMESİ Hem teizm karşıtı kötülük argümanlarının hem de bunlara verilen teist cevapların temelinde yatan ortak bir varsayım vardır: tanrı eğer daha büyük bir iyilik için zorunlu olmasaydı hiçbir kötülüğe müsaade etmezdi. Pek çok düşünür tanrıya kötülüğe izin vermesinde ahlaken yeterli nedeni sağlayacak yegane şeyin bu ölçüte uymak olduğunu iddia eder. Eleştirmenler daha büyük bir iyilik için zorunlu olmayan kötülüklerin var olduğunu iddia ederler ve teistler de bu kötülüklerin nasıl olup da böyle iyiliklere bağlantılı olduğunu izah ederler. Marilyn Adams’ın korkunç kötülükler dediği kötülükler insanın hayatındaki anlamı öylesine yıkar ki o kişi için hayat büyük bir iyilik falan değildir (ören: sue bebek). Buna ek olarak, fizik ötesi mahiyeti gereği tanrının değerin kaynağı olduğunu fakat kötülük probleminin çok sayıda formülleştirmesinin yaratıklar arasında geçerli saydığı normal haklar ve yükümlülükler ağına tabii olmadığını iddia eder. Nihayetinde kötülüğe dayalı argümanların ezici çoğunluğu, yaratıklarda olduğu gibi tanrının zikredilen kötülükleri tazmin edici iyilikler meydana getirmek yükümlülüğü bulunduğunu ve hakikaten tanrının iyi olmasının başka bir yolu olmadığını varsayar. Hıristiyanlıkta bedenlenme teorisi (tanrının nasıralı isa da insanlaşması) acı çekme dahil olmak üzere tanrının beşeri durumla kişisel olarak özdeşleşmesini simgeler. Bu durum ona (Adams’a) bütün acı çekmenin ne kadar berbat olursa olsun olumlu bir yana sahip olduğunu iddia etme imkanı verir. Adams: Kişisel ilahi varlık olan ve anlamın mükemmel kaynağı olan tanrı, nihai olarak her sorunlu kişiyi kurtaracaktır. Buna dayanarak Adams korkunç kötülükleri tecrübe etmiş olan yaratılmış kişilerin bir yerde kendi hayatlarının değerini kabul edeceğini iddia eder. SONUÇ: Kötülüğe dair bir tartışma teist inancın aklen kabul edilmesi veya reddedilmesiyle ilgili pek çok münazara konusundan biridir. O halde akla dayanan bir yargı, teizmin tanrısının lehinde ve aleyhindeki bütün ilgili argümanların ışığında verilmelidir. Dahası nihai bir yargı genel olarak teist görüşün ister dini olsun isterse din dışı, diğer dünya görüşleriyle kıyaslandığında ne kadar başarılı olduğunu hesaba katmak zorundadır. |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Bilginin Kaynağı Problemi | İsyan Ateşi | Diğer Dersler | 0 | 14-03-2008 07:21 PM |
| Kötülük kazanmıştır artık! | ahmedo | İlginç Konular | 7 | 29-02-2008 08:59 PM |
| Kötülük yapmayı düşünmek mesuliyet gerektirir mi? | Sumaye | İslamiyet | 8 | 18-09-2007 11:21 PM |
| İçinizdeki kötülük ateşini söndürün!!! | deja vu | Genel Kültür | 6 | 15-09-2007 02:08 PM |
| AtasÖzlerİ SÖzlÜĞÜ | Global | Açık Öğretim Lisesi | 11 | 02-05-2007 07:40 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.