|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||
|
Kaçımız bir kar çukuruna atabildik yüreğimizi? Çok az. Çünkü buna dayanacak ateşimiz yok. Bunun için soğuğun verdiği acıyı da hazzı da tanıyamayız. Ölüm de yaşam da özgürlük ister. Değer ve değersizlik-Newzat TEDİK Kendini henüz bulma arayışında değil iken kendinden daha güçlü yeteneklere sahip birinin peşinden giden kişi kul olmaya mahkumdur. Kul ya da mürit olanların içine düştükleri durum tam da böyle bir durumdur. Şeyhlerin peşlerinde sürükledikleri müritler arayışa girmemiş olan topluluklardır. Bu yüzden bütün inançların aslı yoktur ya da asıl olan güçlü yetenek ve düşünce sahipleridir. Güçlü kişi ortadan kalktı mı peşinde sürüklediği topluluğu da beraberinde değer ve değersizlik karmaşasının içine iter. Kendini bulma arayışına girmeyen kişi değer bellediği kişi veya kişilerin etkilerinin bitmesi ile birlikte biter. Büyük bir çıkmaza giren kişi neyi değer neyi değersiz sayacağına bir türlü karar veremez ve sağa sola çarpıp tükenir gider. Hep birilerinin elinden tutmasını ve kendisine yol göstermesini bekler. Bu durum da ölümü beklemekten başka bir anlam ifade etmemektedir. Tarihin her aşamasında özellikle Ortadoğu toplumlarında sıkça rastlanan durum budur. İman etmenin ya da inanç getirmenin kaynağını burada aramak gerekir. Bu nedenle bütün imanların aslı da yoktur aslında. Kendini bir değer olarak görmeyen Ortadoğu insanın yaşamı ve ölümü bu derece ucuz görmesinin kaynağı da buraya dayanmaktadır. Bu düşün, yaratıcı iradenin önüne geçtiği andır. Kendi kendine emir veremeyen kişi başkalarının buyruğu altına girmek zorunda kalır. İnsanlık tarihi bir nevi buyuranlar ve buyrulanlar tarihidir. Ama kendini gerçekleştiren insan için birine emretmek, emre uymaktan daha zordur. Her emir aynı zamanda bir cesaret ve güç gösterisidir. Kişi kendine emrettiği zaman emrin cezasını çekmek zorundadır. “O, kendi yasasının hakimi, intikam alanı ve kurbanı olmaya mecburdur.” Başkalarının güdümünde olan kişi daima kul olmaya meyillidir. Kulluk iradesinin altında da daima efendi olma arzusu yatar. “Daha zayıfın, daha güçlüye hizmet etmesi için zayıfın iradesi kendinden daha zayıfa hakim olmaya ikna olur; fakat o bu isteğe sahip çıkmaz. Küçük büyüğün buyruğuna uyarken daha küçüğüne hakim olmanın keyfini barındırır içinde.” Bu tarihsel bir gerçekliktir. Bu gerçeklik bugün bile Ortadoğu toplumlarında kökleşmiş bir şekilde yaşamayı sürdürmektedir. Bu konuda Kürdler diğer halklara oranla daha şanslı durumdalar. Kürd Ulusal Özgürlük Mücadelesinin yaratığı özgürlük bilinci ve mücadele etme iradesi diğer halklara da esin kaynağı olma niteliğindedir. Kürdistan ulusal özgürlük mücadelesinin bireyde yarattığı en vazgeçilmez değer kişinin iradesi uğruna gerektiğinde canını feda edebilmesidir. Kürdün bu ilkeyi temel değer olarak benimsemesinin nedeni Kürdleri denetiminde bulunduran devletlerin eşitlik anlayışında aramak gerekir. Bu devletlerin eşitlik anlayışı şu temel gerçek üzerine kurulmuştur: Güçsüzlük ve iktidarsızlığın gaddar çığlığı bu devletlerde eşitlik diye haykırılıyor. Oysa gözlerinin derinliklerinde katil ve devlet köpeği sırıtır. Hayatı yaşamanın ve hayata anlam katmanın, yeni değerler yaratmanın, biricik yolu geçmişte yaşanmış şuanda yaşanan ve gelecekte yaşanacak olan hiçbir şeyin mucize olmadığına ve olmayacağına kendi öz irademizle kendimizi inandırmamızdır. Bunu başardığımızda hiçbir tanrıya hiçbir efendiye kulluk yapmamış olacağız. Bunu başardığımızda tanrıları ve efendileri insan iradesinin nelere kadir olduğuna inandırmış olacağız. Şu karınca ve balık hikayesine bir kulak verelim: “sular yükselince balıklar karıncaları yer, çekilince de karıncalar balıkları.” Yani üstünlük bugün karıncada ise yarın balığa geçebiliyor ya da tam tersi. Karınca ya da balık olmanın sağladığı üstünlüğe sevinmek ya da üzülmek yanılgıdan öte bir anlam taşımıyor. Çünkü kimin kimi yiyeceğini gerçekte suyun hareketi belirliyor. Öyle ise kıyıda izleyici olup sevineceğimize ya da üzüleceğimize su olmamız gerekiyor. Yani dengeyi belirleyen, olmamız suyun yarattığı enerjiyi yaratmamız gerekiyor. Kendini gerçekleştiren insan her şeyden önce kendinde ahlaki değerler yaratan insandır. Ve ahlak da her şeyden önce ilkedir yasadır. Ahlaklı insan kendi ahlak yasalarına uygun yaşayan insandır. Kendisini gerçekleştiren insan, kendisini bir değer olarak gördüğü oranda başkalarını da değer olarak görür. Bu, Onun ahlaki yasasının gereğidir. O ne karıncadır ne de balıktır. Ne başkasını yer ne de kendisini yedirir. O, sudur. Ancak aynı zamanda özgür bir irade ve bilinç sahibidir. Özgür iradeyi, ahlaki yasayı değer belleyen ve özgürlük için savaşan insan, tanrısız ve efendisiz dağlara giden ve insanlığa sunduğu yüreğini parçalayandır. Şahin olmayan uçurumlarda yuva yapmamalı. Ilık olmayalım ılımanlaşmayalım. Çünkü her derin ırmak soğuk akar. Emekçi elleri ve ateşli yürekleri serinletir. Kaçımız bir kar çukuruna atabildik yüreğimizi? Çok az. Çünkü buna dayanacak ateşimiz yok. Bunun için soğuğun verdiği acıyı da hazzı da tanıyamayız. Ölüm de yaşam da özgürlük ister. “Ölüm anında özgür olabilen kişi, evet demeye zamanı kaldığında hayır diyebilendir.” Bu, özgür iradenin ta kendisi ve kürdün vazgeçilmez değeridir. Newzat TEDİK sevgili dostum yüreğin var olsun.... çok güzel yazmışsın..... |
|||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.