|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||
|
. ORGANİK TARIM
Tarımsal üretimde kullanılan kimyasalların (ilaç, gübre gibi) olumsuz etkilerinin insan ve toplum sağlığı üzerindeki zararları artarak kendini hissettirmeye başlamıştır. Tüm bu olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması amacıyla kimyasal gübre ve tarımsal savaş ilaçlarının hiç ya da mümkün olduğu kadar az kullanılması, bunların yerini aynı görevi yapan organik gübre ve biyolojik savaş yöntemlerinin alması temeline dayanan Ekolojik Tarım Sistemi geliştirilmiştir. FAO ve Avrupa Birliği tarafından konvansiyonel tarıma alternatif olarak da kabul edilen bu üretim şekli değişik ülkelerde farklı isimlerle anılmaktadır. Almanca ve Kuzey Avrupa dillerinde “Ekolojik Tarım”, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca’da “Biyolojik Tarım”, İngilizce’de “Organik Tarım” Türkiye’de ise "Ekolojik veya Organik Tarım" eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Organik Tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, esas olarak sentetik kimyasal tarım ilaçları, hormonlar ve mineral gübrelerin kullanımını yasaklaması yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, bitkinin direncini artırma, doğal düşmanlardan faydalanmayı tavsiye eden, bütün bu olanakların kapalı bir sistemde oluşturulmasını öneren, üretimde sadece miktar artışının değil aynı zamanda ürün kalitesinin de yükselmesini amaçlayan alternatif bir üretim şeklidir. 4.1. ORGANİK TARIMIN İLKELERİ Ekolojik tarımın başlıca 3 ilkesi bulunmaktadır. Bunlar: Doğa ile uyumlu üretim Kapalı Sistem (Kendine Yeterli Tarım) Ekim Nöbeti Bu ilkeler altında ülkesel ve yöresel koşullar dikkate alınarak ekolojik tarım aktiviteleri değişkenlikler kazanabilirler. Ancak, genel olarak aşağıdaki faaliyetleri içerirler. Bitkisel Üretimde; * Uygun yöntemlerle minimum toprak işleme * Toprak verimliliğinin korunmasına ve artırılmasına yönelik çalışmalar * Kimyasal gübre yerine organik gübre kullanımı * Dayanıklı, sağlıklı tohum ve bitki çeşitlerinin seçimi * Uygun ekim-dikim yöntemi * Bitki korumada doğrudan kimyasal girdi kullanımı yerine ekolojik yöntem ve girdi kullanımı * Hasat, depolama, işleme ve paketleme faaliyetlerinin ekolojik yöntemler içinde yürütülmesi. 4.2. DÜNYADA ORGANİK TARIM Ekolojik Tarım Avrupa’da 1910’larda uygulanmaya başlamış, kontrollü üretim ise 1930’lu yıllarda yaygınlaşmıştır. Zaman içerisinde küçük çapta da olsa artan oranda bir gelişme göstermiş ve 1970’li yıllarda ticari anlamda önem arzetmeye başlamıştır. Bu hareket 1972 yılında Almanya’da Uluslararası Ekolojik Tarım Hareketleri Federasyonu’nun (IFAOM) kurulmasıyla daha düzenli bir hale gelmiştir. IFAOM tüm dünyadaki ekolojik tarım hareketlerini bir çatı altında toplamayı, hareketin gelişimini sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi, gerekli standart ve yönetmelikleri hazırlamayı, tüm gelişmeleri üyelerine ve çiftçilere aktarmayı amaçlamaktadır. Ekolojik Tarım uygulanan alanlar Avrupa ülkelerindeki tarım alanlarının % 2-3’ü dolayındadır. Bunda tarımsal hareketler üzerinde kuvvetli bir etkiye sahip olan kimyasal endüstrinin etkisi büyüktür. Tüm bunlara karşın ekolojik tarım faaliyetleri her yıl yaklaşık %20-30’luk büyüme hızındadır. 1986 yılında 120.000 hektar olan üretim alanı 1977’de 1,8 milyon hektara ulaşmıştır. Aynı dönemde işletmelerin sayısı da 7.000'den 73.000'e yükselmiştir. Bazı tahminlere göre önümüzdeki 10 yıl içinde dünya ticaret hacminin 11 milyar'dan 100 milyar ABD dolarına yükseleceği tahmin edilmektedir. Özellikle AB Ülkelerinde bu konunun önemi anlaşılmış olup; hükümetler düzeyinde ve üniversitelerde büyük gelişmeler görülmektedir. Avrupa Ülkelerinde ekolojik tarımın bu denli hızlı gelişmesinde 2078/92 tarih ve sayılı ortak tarım çerçevesinde alınan kararlar etkili olmuştur. Ekolojik üretim 1988 yılında AB ve EFTA (European Free Trade Association) ülkelerinde 85.337 tarım işletmesi ile 2 milyon hektara ulaşmıştır. 4.3. TÜRKİYE’DE ORGANİK TARIM 4.3.1. Tarihçe Dünya ticareti 1970'li yıllarda başlamış olan ekolojik tarımdaki gelişmelere uygun olarak, Avrupa kökenli firmalar Türkiye'deki firmalardan ekolojik ürün talebinde bulunmuş ve böylece 1984-1985 yıllarında ülkemizde ekolojik tarım başlamıştır. Bu yıllarda Türkiye‘nin geleneksel ihraç ürünlerinden kuru incir ve kuru üzüm ile Ege Bölgesi’nde gerçekleştirilmiştir. Daha sonra bu ürünlere kuru kayısı, fındık gibi ürünler de katılarak farklı bölgelerimize yayılmıştır. İlk yıllarda Avrupa kökenli bazı firmalar kendi ihtiyaçları olan ürünleri anlaşmalı çiftçilerle yetiştirmek ve elde edilen ürünleri Türk ihracatçıları vasıtasıyla kendi ülkelerine ithal edebilmek için Türkiye'de ekolojik üretim projeleri tesis etmişlerdir. İlk yıllardaki bu ekolojik üretim faaliyetlerinin danışmanlık, teftiş ve sertifikasyon gibi vazgeçilmez esasları tamamıyla yabancı kişi ve kuruluşlarca yerine getirilmiştir. 1990'lı yılların başında bu konularda az sayıda da olsa Türk uzmanlar yetişmişler ve yabancı firmaların ülkemizdeki temsilciliğini yapmaya başlamışlardır. Ekolojik Tarım hareketini sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla 1992 yılında Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) kurulmuştur. Aynı yıl içinde İzmir'de yapılan "2. Akdeniz Ülkelerinde Ekolojik Tarım Konferansı", ETO tarafından organize edilmiştir.Bu şekilde ekolojik tarım alanında ülkemizde yeni bir süreç başlamış olup, İzmir bu hareketin merkezi durumuna gelmiştir. Ekolojik Tarım faaliyetlerinin ülkemizde ilk olarak Ege bölgesinde İzmir'de başlamış olması, ürün işleme tesislerinin büyük kısmının İzmir'de olması ve üretilen ürünlerin büyük kısmının İzmir limanından ihraç edilmesi nedeniyle, organizasyon kuruluşları, kontrol ve sertifikasyon firmaları gibi ekolojik tarım sektörünün tüm kuruluşlarının merkez büroları İzmir'de yer almaktadır. ETO’nun da katkılarıyla "Bitkisel ve Hayvansal Tarım Ürünlerinin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik", Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından 18 Aralık 1994 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelik AB normlarına uygun olarak hazırlanmıştır. Organik ürünlerin dış satımını düzenlemek üzere çalışmalar da devam etmektedir. Günümüzde yaklaşık 92 değişik üründe, 46.523 bin hektarlık arazi üzerinde 12.275 kadar üretici 168.306 ton ekolojik üretim yapmaktadır. Gümrük mevzuatındaki bazı problemler nedeniyle ekolojik tarım sektörünün dışsatım yoluyla ekonomiye katkısı net olarak bilinmemekle birlikte yıllık 150 milyon dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. 4.3.2. Üretim ve Dışsatım Ülkemizde ekolojik tarımın gelişimini ürün çeşitliliği, üretim alanı ve üretici sayısındaki değişim ortaya koymaktadır. Üretilen ekolojik ürün çeşitlerinin sayısı 1990 yılında 8 iken, 1999 yılında 92'ye ulaşmıştır.1990 yılında 1.037 hektar olan üretim alanı ise 9 yıl içinde 1999 yılında 46.523 hektar; 1.037 adet olan üretici sayısı ise aynı süre içerisinde 12.275 üreticiye ulaşmıştır. Ülkemizde üretilen ekolojik ürünlerin hemen hemen tamamı ihraç edilmektedir. 1998 verilerine göre 14.307,52 ton kuru ve kurutulmuş meyveler 3.172,3 ton yaş meyve 187,6 ton sebze 2.684,17 ton tarla bitkileri 11,66 ton tıbbi bitkiler 502,92 ton diğerleri 4.3.3. Sözleşmeli Üretim Ülkemizde üretilen ekolojik ürünler büyük ölçüde yurt dışı pazarlara gönderildiğinden ekolojik ürün üretim miktarı ve çeşitliliği yurt dışından gelen talepler doğrultusunda şekillenmektedir. İhracat organizasyonunun gerekliliğinden dolayı üretimler sertifikasyon kuruluşları tarafından sözleşmeli olarak çiftçilere yaptırılmaktadır. Sözleşmeli tarım üreticilere fiyat ve satış garantisi getirerek avantaj sağlamaktadır. Yapılan sözleşmede taraflar üretim ile ilgili koşulları, fiyat ve varsa prim miktarını açıklayarak mahkemeye başvurma hakkı saklı olmak koşulu ili kanuni güvence altına alınmaktadır. Ekolojik üretimde belirli yasakların olması ve 2-3 yıllık bir geçiş sürecinden sonra ekolojik üretime geçilebilmesi, uzun dönem üretim planlamasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle yapılan araştırmaların yasal geçerliliğinin olması ve taraftarların uyması ekolojik tarımın başarısı için şarttır. 4.3.4. Organik Tarım Sisteminin Avantajları; Ülkemizde sentetik kimyasallar çiftçilerimizin büyük bir kısmı tarafından ya çok az kullanılmakta, ya da hiç kullanılmamaktadır. Bu nedenle ekolojik tarıma geçişin kolay olması beklenebilir. Üretici geliri ürüne bağlı olarak artmaktadır (Ortalama %10-20 artış olduğu tahmin edilmektedir.). Fiyatı hızla artan kimyasal gübre, pestisit ve enerji girdilerinden tasarruf edilmektedir. Sözleşmeli tarımla üreticinin tüm ürününün alınması garanti edilmektedir. Ekolojik ürünlerin ihraç fiyatı diğer ürünlerden % 10-20 oranında daha yüksektir. Ekolojik Ürünlerin ihracatı ile ülkemiz tarım ürünleri için ilave bir kapasite yaratılmaktadır. Dolayısıyla ihraç edilen her ton daha önce ulaşılamayan tüketici kitlesine gitmektedir. Özel bilgi isteyen ekolojik tarım modeli Ziraat mühendisleri için yeni istihdam sahaları yaratmaktadır. 5. EKOLOJİK TURİZM VE AGRO-EKO TURİZM "Agro-eko turizm” ve “eko turizm” iç içe geçmiş iki kavramdır. Eşzamanlı ve ziraatla birlikte gelişen bir turizm modelini tanımlayan sözcüklerdir. Kırsal alanlarda yaşayanlar tarafından verilen turizm hizmeti olarak tanımlanabilir. “Turiste” değil, “misafir yolculara” yönelik bir faaliyetler zinciridir. Amaç kitle turizmiyle, beton yığınlarından oluşan dev otellerle çevreyi yok eden, tüm ülkeleri, tüm toplumları birbirinin kopyasına dönüştüren turizm anlayışına karşı bir alternatif oluşturmak ve bu amaç doğrultusunda kırsal alanın, köyün ve orada yaşayanların özelliklerini, kültür birikimlerini yüceltmektir. İlk kez 1983'de Yunanistan kadın erkek "Eşitlik Bakanlığı" önderliğinde, Petra köyünde bir "Kadın Agro/Eko-turizm Kooperatifi" kurulmuştur. Bu harekete önce beş kadın, sonra yirmi, daha sonra ise kırk kadın katılmıştır. Çoğu eğitimsiz ve parasız kadınlar... Yunanistan Ziraat Bankası,Turizm Bakanlığı , yerel yönetim, en önemlisi Avrupa Ekonomi ve Toplumsal Fonu parasal katkı sağlamıştır. O güne kadar Petra köyünün kadınları yalnız hizmet sektöründe çalışırlarken, kooperatifin kurulmasıyla hepsi üretici olmaya, becerilerini sermaye olarak kullanmaya başlamışlardır. İlk iş olarak kendi yöreleri hakkında bilgilenmişler ve yöresel kaynakları, yöresel kültürü ve malzemeyi yüceltme bilincini edinmişlerdir. Evde üretilen erişte makarna, reçel çeşitlerini ve bahçelerinde yetiştirdikleri tüm sebze ve meyveleri değerlendirmişlerdir. Tavukçuluk, balıkçılık, zeytincilik baş tacı edilmiştir. Yörenin mimarisini yansıtan evler onarılmış, bir bölümü pansiyona dönüştürülmüştür. Bu pansiyonlar başlangıçtaki kırk yatak iken, sonraları iki yüzü aşkın yatak kapasitesine ulaşmıştır. Kadınların işlettiği lokantalarda yalnız yöresel yemekler hazırlanmaktadır. Sonuçta; Kadınlar para kazanır duruma gelmiştir. Kadınlar ve köyün gençleri, iş bulmak için başka kentlere gitmekten kurtulmuş, bu sırada köylerini, çevresel ve kültürel değerleri korumuşlardır. Yerel halk, eko-turizmden hatırı sayılır bir gelir elde etmektedir. Turistler kamping, doğa yürüyüşü, bitki ve –özellikle- kuş gözlemlemek gibi etkinliklerin yer aldığı turlara kişi başına 25-30 dolar ödemektedirler. Turizm sektörü, dünyada ve ülkemizde doğa, özgün kimlik ve aktif tatil arayışının giderek arttığı yeni bir süreç içine girmiştir. Ülkemiz sahip olduğu çok zengin doğal değerler ile doğa sporlarına yönelik büyük bir potansiyeli de bünyesinde barındırmaktadır. Değişik iklim koşullarının bir arada yaşandığı Karaburun, botanikle ilgilenen turistler için oldukça cazip bir bölgedir. Bunun yanı sıra Karaburun bir yarımada olduğu için kıyı turizmi açısından da oldukça önemlidir. Yine coğrafi yapısı, bitki örtüsü ve av kaynakları açısından bir potansiyele sahip olmasına karşın; tüm dünyada önemli gelişmeler kaydetmiş, nerdeyse bir sanayi haline gelmiş olan av turizmi yarımadada hiç yer almamaktadır. Ayrıca Eko-turizmin son halkası olan ve ABD’de bilinçli tüketicilerin rağbet ettiği ‘yeşil’ otel akımı, Birleşmiş Milletler’in 2002 yılının eko-turizm yılı olacağını ilan etmesi üzerine Avrupa’yı da sarmaya başlamıştır. Bu otellerin restoranlarında sunulan yemeklerde asla genetik olarak değişime uğramış besinler kullanılmamaktadır. Mutfağa hormonlu sebze ve meyvelerin girmesi de yasaktır. Otellerin inşaatında toksit boyalar ve maddeler kullanılmamakta; tuvaletlerde yağmur suyundan yararlanılmakta, çatılarda ise ahşap malzemeler kullanılmaktadır. Ekolojik otellerin özelliklerinden biri de araba garajının bulunmamasıdır. Arabayla gelen müşterilerin araçları otelin dışında bir yere park edilmektedir ve müşteriye, tesis içi ulaşımı için bisiklet verilmektedir. Sonuçta Karaburun’da yürüttüğümüz çalışma için ekolojik turizm ve Argo-Eko-Turizm oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Eğer organik tarımı temel dönüşüm için başat araç olarak kabul edersek, eko-turizm ve argo-eko-turizm onun ayrılmaz parçaları olacaktır. Zira argo-eko-turizmin gerçekten işlevsel olabilmesi için organik tarım bir mecburiyettir. Turizm faaliyetlerinin ekolojik bir perspektifte yapılması ise, hem eko-sistemi korumak için hem de organik üretime zarar vermemek için bir zorunluluktur. Farklı biçimlerde birbirini determine eden bu üçlü, Karaburun’un geleceğinde önemli değişimler yaratabileck güçtedir. Organik tarım, ekolojik turizm ve argo-eko-turizm bu bakış açısıyla kavranmalıdır. Birbirini destekleyen, birbirini yeniden üreten bir zincir gibi… |
|||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Nüfus Ve Dağiliş | MÊVAN | Coğrafya | 2 | 11-04-2007 03:26 PM |
| Enerji Dönüşümleri (Fotosentez-Solunum) | Global | Biyoloji | 0 | 07-04-2007 11:32 AM |
| Topraklarin Siniflandirilmasi | Qerejdağ | Coğrafya | 0 | 04-04-2007 07:30 PM |
| Ege Üniversitesi organik güneş pili üretti | serdaryek | Bilim ve Teknoloji | 0 | 25-03-2007 11:08 AM |
| Ege Üniversitesi organik güneş pili üretti | PCkopat | Bilim ve Teknoloji | 0 | 25-03-2007 08:27 AM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.