|
|
#1 (permalink) | ||
|
GELİŞİM PSİKOLOJİSİ
Gelişimin Temel Kavramları Gelişim psikolojisinin kapsamındaki konular iyi anlayabilmek için belirli kavramları ve bu kavramların anlamlarını bilmek gerekir.Gelişim psikolojisi alanında sıklıkla kullanılan temel kavramlar ve açıklamaları aşağıda verilmiştir. Büyüme : Organizmanın boy, ağırlık ve hacim olarak artmasıdır.Büyüme kavramı bedende meydana gelen değişikleri içermektedir. Gelişme : Hem niceliği hem niteliği içerir.İnsanın bedensel, ahlaki, ruhsal ve cinsel büyümeyi ve bunlar arasındaki ilişkiyi kapsar.Gelişme sürekli bir süreçtir ve sadece fiziksel büyümeyi değil bireyin geçirdiği gelişim dönemi yada özelliklerdeki değişmeleri de içerir. Olgunlaşma : Organizmaların büyüyerek kendisinden beklenen bir işi yapabilecek düzeye ulaşması sürecidir.Olgunlaşma biyolojik değişmelerin tamamlanması anlamında kullanılır. Hazır bulunuşluk : İnsanın belli bir gelişim görevini olgunlaşma ve öğrenme yoluyla yapabilecek düzeye gelmesidir.Yeni bir öğrenme ortamında, bireyin önceden sahip olduğu özelliklerin tümünü kapsar. Gelişimi Etkileyen Etmenler Bireyin gelişimini etkileyen etmenler kalıtım ve çevre olarak iki grupta toplanmaktadır. Gelişimde kalıtımın mı yoksa çevrenin mi daha ağırlıklı bir role sahip olduğu konusunda kesinlik kazanmış bir görüş yoktur. Kalıtım Kalıtım, bireyin anne-babasından ve daha önceki akrabalarından aldığı ve genler aracılığıyla bireye geçen tüm özelliklerdir. Gelişim süreci döllenme anından itibaren başlar.Babanın sperm hücresi annenin yumurta hücresini döller.Babadan gelen sperm hücresi ile anneden gelen yumurta hücresinin birleşmesiyle zigot oluşur.Yumurta ve spermde 23 kromozom vardır.Zigot, genetik yapısının 23 kromozomunu anneden 23 kromozomunu babadan alır.Toplam 46 kromozomdan oluşur.Her kromozomun içinde çok sayıda gen bulunur.Bu genlerde kişinin tüm genetik özelliklerinin kotlandığı DNA’lar vardır. Cinsiyet kromozom düzeni ile belirlenen bir özelliktir.Genler çocuğun kalıtsal yapısını oluşturur.Bu genlerin 22 çifti vücut kromozomlarıdır.Genlerin 2 çifti ise cinsiyet kromozomlarıdır.Cinsiyet kromozomların X ve Y olmak üzere iki tiptir.Kadının cinsiyet kromozomları XX tipindeyken erkeğin cinsiyet kromozomları XY şeklindedir.Döllenme sırasında kadındaki X kromozomu ile erkekteki X kromozomu birleşirse bebeğin cinsiyeti kız, kadındaki X kromozomu erkekteki Y kromozomu birleşirse bebeğin cinsiyeti erkek olacaktır. Çevre Çevre bireyin sürekli içinde bulunduğu ortamdır.Kalıtım yolu ile getirilen birçok özellik çevresel değişkenlerin etkisi ile biçimlenmektedir.Çevremiz genetik yapımızla birlikte gelişim sürecimizi belirler. Gelişim İlkeleri Bireyin gelişim sürecinin temelinde yatan bazı ilkeler vardır.Bu ilkeleri şöyle özetleyebiliriz: 1. Gelişimde belli bir sıra vardır.Gelişim süreci belli sıra içinde gerçekleşir. 2. Gelişimin belli bir yönü vardır.Gelişim işten dışa ve baştan ayağa doğrudur. 3. Gelişimde bireyler arasında bir takım farklıklar vardır. 4. Gelişimin hızı her dönemde farklıdır.Gelişimde bir yön yavaşlamışken diğer bir yön hızlanabilir. 5. Bireyin yaşam sürecinde belli dönemlerde belli özellikler gelişir. Yaşam Dönemleri ve Gelişim Görevleri Yaşam süreci içerisinde birey belli dönemlerinde bir takım gelişim görevlerini yerine getirmek zorundadır.Bir sonraki dönemlerdeki görevlerdeki başarı önceki görevleri başarı ile yerine getirmiş olmayı gerektir. Bireylerin geçirdikleri yaşam dönemleri ve bu dönemlerde yerine getirmek durumlarda oldukları gelişim görevleri şöyledir (Havighurst’e göre) : Bebeklik Dönemi 1. Doğum sonrasında fiziksel çevreye uyum sağlama 2. Nefes almayı öğrenme 3. Katı yiyecekleri yemeyi öğrenme 4. Dışkı kontrolünü gerçekleştirme 5. Belli zamanlarda uyumayı ve uyanık kalmayı öğrenme İlk Çocukluk Dönemi 1. Yürümeyi ve koşmayı öğrenme 2. Öz bakım becerilerini elde etme 3. El göz koordinasyonunu sağlama 4. Cinsiyet faklılıklarını öğrenme 5. Ailesini model alma, yaşantılarıyla, kardeşleriyle ilişki kurabilir. 6. Toplumsal kuralları öğrenmeye başlama İkinci Çocukluk Dönemi 1. Gündelik oyunlar için gerekli olan fiziksel becerileri geliştirme 2. Yaşantılarıyla iyi geçinmeyi öğrenme, kişiler arası ilişkileri zenginleştirme 3. Okuma, yazma ve hesap yapma ile ilgili üç temel beceriyi geliştirme 4. Kendisi için önemli olan cinsiyetine uygun rolü gerçekleştirme 5. Gündelik yaşam için gerekli becerileri geliştirme 6. Ahlak, vicdan ve değerler sistemi geliştirme Ergenlik Dönemi 1. Her iki cins yaşantılarıyla yeni olgun ilişkilere girme 2. Bir yetişkin erkek ya da kadın sosyal rolünü edinme 3. Bedenini kabul etme ve etkili bir şekilde kullanma 4. Yetişkinlerden bağımsız, kendi duygusal özerkliğini elde etme 5. Bir mesleğe doğru yönelip, hazırlamaya başlama 6. Evliliğe ve aile kurmaya hazırlamaya başlama 7. Toplumsal sorumluklar almaya istekli olma ve toplumsal görevini yerini getirebilme Gelişim Dönemleri Çocuğu doğumdan yüksek öğrenim çağına kadar olan gelişim sürecini inceleyen bazı psikologlar, bu gelişimde birbirinden oldukça farklı dönemler bulunduğunu savunmaktadırlar. Bireyin gelişimin en hızlı olduğu dönem doğum öncesi dönem ve yaşamın ilk yıllarıdır. Daha sonra ergenlik dönemine kadar gelişme hızında bir düşüş gözlenir.Ergenlik döneminde gelişim tekrar hızlanır. Gelişim süreci içinde gelişirken, değişik zaman dilimleri içinde belirli özelliklerin öne çıktığı gözlenir. 0 - 3 Yaş Arası Dönem İnsan doğduğunda yalnızca bir ifade amacına sahiptir, o da ağlamaktır.Daha sonraları sesleri duyu organlarıyla algılar, zamanla gelişen konuşmalara başlar, konuşmayı öğrenir.Çocuklar kendi kendine beslenemez, devamlı bakıma ihtiyacı vardır.Önce sıvı sonra katı yiyecekleri yeme becerisi kazanır.Çocukta önce oturma sonra emekleme da ha sonra yürüme gerçekleşir.Doğumdan sonraki dönemde boy uzaması ve kilo artışı çok hızlı olmaktadır. 3 – 6 Yaş Arası Dönem Üç yaşından itibaren bilincin belirmesiyle bir anlamda yeni yaşam başlar.Bir önceki dönemde bilinçli hatırlama olanağı yoktur.Bu dönemin en belirgin özelliği dilin gelişmiş olmasıdır.Kendi beni yöneltmekte, elleri ve ayakları etkin olmaktadır.Artık çocukta belirli yetenekler gelişir.Yemek yeme ve tuvalet alışkanlığı kazanır. Yürümeyi ve koşmayı öğrenir. 6 – 12 Yaş Arası Dönem Bu dönemde çocuktan büyüklerin dediğinin yapması beklenir.Çocuklar dar çevreden kurtulmak için sokakta değişik oyunlar oynar.Akranlarıyla olan ilişkilerini zenginleştirir.Çocuk çevresinde olup bitenleri öğrenir.Yetişkinlerle ilişkiler kurabilir.Kendi kararlarını verme ve sorumluluk almayı öğrenir.Bu yaşlardaki çocuklar ilköğretim döneminde bulunmaktadır.Okuma yazma ve hesap yapma becerisini geliştirir. 12 – 18 Yaş Arası Dönem Bu dönemde dış görünüşte bedensel ve cinsel değişikler ortaya çıkar.Bu dönemde kemik ve iskelet sistemindeki gelişmeler, daha ileri düzeydedir.Bu dönem ergenlik olarak adlandırılır. Ergenlik dönemi buluğa ermeyle başlar.Kızlar erkeklere göre daha erken ergenlik dönemine girmektedir.Ergenler için dış görünüş önemlidir.Karşı cinsle ilişkiler kurar.Hassas bir dönemdir.Ergende kendisine ait duygu, düşünce ve değerler oluşur. BEDENSEL GELİŞİM İnsan gelişimi belli alanlara ayrılarak incelenir.İnsanın bedensel gelişimi farklı dönemlere ayrılabilmektedir.Her dönemde insan bedensel yönden değişikliğe uğramaktadır. Doğum Öncesi Dönem Yaşam, annenin yumurtasının, babanın spermiyle döllenmesiyle başlamaktadır.Döllenmiş olan yumurtanın bölünmesiyle hücre grupları oluşmakta, değişik aşamalardan geçerek insan yavrusu oluşmaktadır.Döllenmeden ortalama 280 gün sonra da doğum gerçekleşmektedir.İşte bu ana kadar geçen zamana doğum öncesi dönem denilmektedir. 0 – 2 Yaş Dönemi Bu dönem bebeklik dönemi olarak adlandırılmaktadır.Doğumdan sonraki dönemde bedensel gelişim çok hızlı olmaktadır.Bu dönemde boy uzaması ve kilo artışı çok hızlıdır.Bebeklerde önce oturma sonra emekleme da ha sonra yürüme gerçekleşir. 2 – 6 Yaş Dönemi Çocukluk dönemi diye adlandırılan bu dönemde bedensel gelişim, bir önceki döneme göre daha azdır.Ancak sürekli bir artış gösterir. Bu dönemde boy uzaması ve kilo artışı olur.3 –6 yaşlarında elleri ve ayakları etkin olmaktadır. Çocukta belirli yetenekler gelişir.Bu dönemde hareket kazanır.Yürümeyi ve koşmayı öğrenir. 6 – 12 Yaş Dönemi Bu yaşlarda çocuklar ilköğretim döneminde bulunmaktadır.Bu yaş dönemindeki çocukların büyüme hızında önemli yükselmeler görülmez.Boy uzaması yavaştır.Kızlar on bir yaşlarında erinlik dönemine girdikleri için erkeklerden daha hızlı gelişirler. 12 – 18 Yaş Dönemi Bu dönem ergenlik olarak adlandırılır.Ergenlik dönemi buluğa ermeyle başlar.Bu dönemde kemik ve iskelet sistemindeki gelişmeler, daha ileri düzeydedir.Bedenin yapısında önemli farklılıklar görülür. BİLİŞSEL GELİŞİM Bilişsel gelişim, düşünmede, problem çözmede,akıl yürütmede, kavrama sisteminde meydana gelen değişiklerdir.Dünyayı algılama ve anlamaya dönük bilişsel süreç ve etkinliklerdeki gelişme, bilişsel gelişim diyebiliriz.Bebeklikten yetişkinliğe kadar, bireyin çevreyi, dünyayı anlama yolların daha sistemli ve etkili hale gelmesi sürecidir.Bilişsel gelişim bir dizi dönem yolu ile gerçekleşir. PİAGET’İN ZİHİNSEL GELİŞİM EVRELERİ Piaget zihin gelişimini birbirini izleyen dört dönemle açıklamıştır.Her dönem algılama ve anlama açısından bir önceki döneme göre niteliksel olarak daha gelişmiştir.Her dönem kendinden önceki dönemlerin özelliklerini içerir. 1. Duyusal Motor Dönemi Bu dönem 0 – 2 yaşlarını kapsamaktadır.Yeni doğan bebekler dış dünyaya refleksleri ile tepkide bulunurlar.Bebekler kendilerini ve dış dünyayı duyularını ve motor becerilerini kullanarak anlarlar.Görme, duyma, tat alma gibi duyularıyla ve bedenin çeşitli bölgelerini hareket ettirme yoluyla dış dünya ile ilişki kurarlar. 2. İşlem Öncesi Dönem Bu dönem 2 – 7 yaşlarını kapsamaktadır.Bu dönemde çocuklar artık varlıklara ve olaylara basit algısal ve motor uyumlarda bulunmazlar.Varlıklar ve olayları temsil etmek için semboller kullanabilirler Bunları artan bir organize ve mantıksal düzende kullanırlar.Çocukta mantıklı düşünme işlemi gelişmemiştir.Bu nedenle nesnelerin görüntülerinin etkisinde kalır. 3. Somut İşlemler Dönemi Bu dönem 7 – 11 yaşlarını kapsamaktadır.Bu dönemde çocuklar belli mantıksal yapılar edinirler.Bu yapılar onların değişik bilişsel işlemleri yapabilmelerini sağlar.Bu dönemde çocuklar, sıralama, sınıflandırma ve karşılaştırma işlemlerini yapabilecekleri şemalar geliştirirler. 4. Soyut İşlemler Dönemi Bu dönem 12 yaş ve sonrasını kapsamaktadır.Bu dönemde bilişsel işlemler yalnızca somut varlıklarla sınırlı değildir. Bireyler soyut düşünebilme yeteneği kazanır.Bir soruna değişik açıdan yaklaşabilirler. KİŞİLİK GELİŞİMİ Kişilik gelişimi alanları içerisinde üzerinde en fazla araştırma yapılanlardan biridir.Bireyi diğer kişilerden ayıran, bireye özgü ve tutarlı olarak gösterilen davranış özelliklerinin kişiliği oluşturduğu kabul edilmektedir. Kişilik, bireyi diğer kişilerden ayıran, bireye doğuştan gelen, bireye özgü ve tutarlı, çevresiyle ilişkileriyle çevresinden edindiği kişinin davranış yapısıdır. FREUD’UN PSİKO-SEKSÜEL GELİŞİM KURAMI Freud geliştirdiği kuram ile, yaşamın ilk altı yılına dikkati çekmiştir.Bu dönemdeki anne-baba tutumlarının çocuğun gelecekteki kişiliğini belirlediğine öne sürmüştür. 1. Oral Dönem Bu dönem doğumdan itibaren başlar ve 1 yaşına kadar sürer.Bebek beslenme konusunda anneye bağımlıdır Gereksinimleri annesi tarafından zamanında karşılanan bebek kendine güven ve bağımsız, gereksinimleri karşılanmayan bebek ise ileride kendine güvensiz ve bağımlı bir kişilik gelişir. 2. Anal Dönem 1 – 3 yaş arasındaki dönemdir.Bu dönemde çocuğa tuvalet alışkanlığı kazandırılır ve kendini denetim altına tutması öğretilmeye çalışılır. Bu dönemde çocuğa ilgisiz davranma ya da aşırı baskıcı tutum çocuğun bağımsız davranmayan bir yetersiz olmasına neden olur. 3. Fallik Dönem 3 – 6 yaş arasındaki dönemdir.Bu dönem çocuğun cinsel kimliğinin gelişmeye başladığı ve erkek-kız arasındaki cinsiyet farlıklarını keşfettiği bir dönemdir. Bu dönende sürekli sorular sorar, kendi cinsel kimliğiyle ilgili bilgiler edinmek ister.Çocukların soruları olabildiğince doğru cevaplanmalıdır.Bu durum onun cinsel kimliğiyle barışık olmasını sağlar. 4. Gizil Dönem 6 – 12 yaş arasındaki dönemdir.Bu dönemde örtüklük söz konusudur.Çocuk cinsel kimliği üzerinde fazla durmaz, onunla ilgilenmez.Cinsel dürtüler bastırılmış, sosyal olaylara yönelmiştir. 5. Genital Dönem 12 yaş ve sonrasını kapsayan dönemdir.Bu dönem bireyin ergenlik yıllarına denk gelir.Cinsel kimlik ve ona özgü roller gelişmeye başlar. ERİKSON’UN PSİKO-SOSYAL GELİŞİM KURAMI Erikson’da Freud gibi ilk yaşantıların önemini vurgulamış.Sekiz evrelik bir kuram öne sürmüştür.Her evrede bir takım gelişmeleri tamamlamakta, sorunları çözmekte ve evreye özgü bulanımı atlatmaktadır. 1.Evre: Güvene karşı güvensizlik Bebeklik dönemine denk gelen bir evredir.Anne ve bebeğin davranışları birbirine uyumlu,anne davranışlarının yanında olduğunda güvenli bir kişilik, tam tersi durumunda ise güvensiz bir kişilik gelişir. 2.Evre: Özerkliğe karşı utanç ve kuşku 2 – 3 yaşları arasına denk gelen evredir.Bu dönemde çocuklar çevrelerini keşfetmeye eğilimlidirler.Eğer anne-babaların çocuklarının keşfetme isteklerine rehberlik ederler ve onlarla çatışmazlarsa çocuklar sağlıklı bir bağımsızlık duygusu geliştirirler, tam tersi durumda ise bağısızlık duyguları zedelenir. 3.Evre: Girişkenliğe karşı suçluluk İlk çocukluk dönemidir.Bu dönemde çocuklar sürekli bir merak ve hareket halindedir. Girişkendirler ve sorgulayıcıdırlar.Eğer anne-babalar bu davranışları özendirirse çocuklar girişken ve aktif kişilik geliştirirler,tam tersi durumda ise çocuklar suçluluk duygusu yaşayacaklar. 4.Evre: Çalışkanlığa karşı aşağılık duygusu İlköğretim dönemine yani çocukluğa denk gelir.Okuma-yazma, yeni bilgilerin ve becerilerinin öğrenilmesi söz konusudur.Bu dönemde çocukların başarıları övülürse çalışkanlık duygusu geliştirilecektir, tam tersi durumda aşağılık duygusu geliştirecektir. 5.Evre: Kimliği karşı rol karmaşıklığı Bu evre ergenlikle başlar,okulun bitmesi, iş sahibi olma ve evlenmeyle sonlanır.Bireyin kimliğinin oluştuğu bir evredir.Bu gelişim olumlu olursa başarılı bir kimlik gelişir, eğer bu bunalım olumlu bir biçimde aşılmazsa kimlik karmaşıklığı ortaya çıkar. 6.Evre: Yakınlığa karşı yalıtılmışlık Bir önceki dönemdeki rol karmaşıklığı başarıyla çözmüş olan birey kişiler arası ilişkilerde ve karşı cinsle olan iletişiminde yakınlık kurabilecek ve mutlu olabilecektir. Rol karmaşıklığı olumlu bir şekilde çözülmediği durumlarda, bireyin kendi kimliğiyle problemi olduğu için kişiler arası ilişkilerdeki yakınlıktan kaçınacak ve kendini yalnız hissedecektir. 7.Evre: Üretkenliğe karşı durgunluk Orta yetişkinlik dönemini kapsar.Bu evre en uzun evredir.Bireyin en çok üretken dönemini kapsar. Bu evrede mutsuz ve doyumsuz yaşantılar söz konusu olursa birey durgun, mutsuz ve gerileyişin olduğu bir dönem yaşar. 8.Evre: Bütünleşmeye karşı umutsuzluk İleri yetişkinlik dönemine denk gelir.Bu evrede yaşamın sonuna doğru gelindiği hissi yaşanır.Bu evrede birey geçmiş yaşamını gözden geçirir. Önceki dönemlerdeki bunalımları başarı ile atlatan bireylerin değerlendirmeleri olumlu alacak ve şimdiye kadar olan yaşantılarından hoşnut olacaklardır.Tam tersi olan bir durumda birey kendisini umutsuz hissedecek, yaşamının başa geçmiş olduğu duygusunu yaşayacaktır. AHLAK GELİŞİMİ Çocuğum toplumlaşma süreci içinde neyin, neyin kötü olduğu konusunda bir bilinç geliştirmesiyle ilgilidir. Birey tarafından geliştirilen veya benimsenen değerler sisteminin incelediği alan da ahlak gelişimi alanı olarak bilinmektedir. KOHLBERG’İN AHLAK GELİŞİMİ Kohlberg, kuramında ahlaki gelişimi üç düzeye ayrılmıştır. Her düzey iki evreden oluşur. Ahlak gelişiminin bilişsel gelişiminde olan dikkati çekilmiştir. 1. DÜZEY: GELENEK ÖNCEKİ DÜZEY 1.Evre: İtaat ve Ceza: Bu evrede olayları sonuçlarına göre değerlendirme söz konusundur, amaçlar o kadar da önemli değildir, başkalarının menfaatlerini göz önüne alamaz. Cezadan kaçınma ve kuralları çiğnemekten korkma bunun sonucu olarak itaat söz konusudur. 2.Evre : Çıkarlara dayalı alışveriş (Karşılılık): Çocuk bu evrede kendi çıkarlarını düşünür. Birisine bir şey yaparsa karşılığında ondan bir şeyler bekler. Aynı şekilde ceza ve ödül onların davranışlarına yön verir. 2. DÜZEY: GELENEKSEL DÜZEYİ 3.Evre: Kişiler arası uyum (İyi çocukluk evresi): Çevresinden onay almak, anne ve babanın akranlarının takdirini oldukça önemlidir, artık amaçlarında dikkate almaya başlar. 4.Evre: Yasa düzen evresi: Otoriteye uymak, düzenin kurallarına saygı göstermek önemlidir. Yasalar önemlidir ve toplumun barış içinde yaşaması gereklidir. 3. GELENEK ÖTESİ DÜZEN 5.Evre: Sosyal anlaşma ( Toplumsal sözleşme evresi): Diğer insanlardan kendine özgü düşünce ve değerlerinin olduğu kabul edilir, bu bakış açılarının dikkate alınması ve zaman zaman çatışabileceğinin bilinmesi söz konusudur, kurallara toplumsal bir sözleşme oldukları için uygundur. 6.Evre: Evrensel ahlak ilkeleri: İnsan haklarının eşit olduğu her bireyin eşit onura sahip olduğu ve saygı duymak gerekli gibi evrensel ahlak ilkelerinin benimseme ve onlara bağlanma söz konusudur. PİAGET’ İN AHLAK GELİŞİMİ Piaget, ahlak gelişiminin bilişsel gelişime paralel olarak hiyeraşik bir sıra ile dönemler içinde ortaya çıktığını savunur. Piaget ahlak gelişimini incelemek için çocukları oyun oynarken gözlemiş ve kuralları nasıl yorumlandıkları öğrenmeye çalışmıştır. 1. Ahlak Öncesi Dönem Doğumdan 4 – 5 yaşlarına kadar olan dönemi kapsar. Birey ben merkezci düşünür. Bundan dolayı kendi görüşleri dışındaki görüşleri dikkate alma konusunda güçlükler yaşar. 2. Dışa Bağlı Dönem Dışa bağlı dönemde birey ahlaki yargılar açısından başkalarına bağlıdır. Yetişkinler tarafından konulan kuralları sorgulamadan kabul eder. Bu dönemdeki çocuklara göre kurallar değişmez niteliktedir ve her kesin mutlaka kurallara uyması gerekir. 3. Özerk Dönem 11 yaş ve sonrasında ahlaki değerlendirmeler içinde bulunan koşullar dikkate alınarak yapılır. Ahlaki kurallar ve değerlendirmeler görelik olmalıdır. Bu dönemlerde ahlaki yargılarda başkalarının değerlendirmelerin çok bireyin kendi değerlendirmeleri önem kazanır. |
|||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
BİRİNCİ BÖLÜM / İ. GELİŞİM PSİKOLOJİSİ / 1. Gelişim Psikolojisinin Tanımı / 2. Gelişimle İlgili Temel Sorunlar / 3. Gelişimle İlgili Temel Kavramlar / 4. Gelişim Psikolojisinde Yöntemler / 5. Gelişim Kuramları / İİ. YETİŞKİNLİK PSİKOLOJİSİ / 1. Yetişkinliğin Tanımlanması / 2. Yetişkinliğin Evreleri / 3. Yetişkinlik Kuramları / 4. Yetişkin Psikolojisinin Temel Sorunları / İKİNCİ BÖLÜM / GENÇ YETİŞKİNLİK / İ. GENÇ YETİŞKİNLİKTE PSİKOLOJİK OLGUNLAŞMA / 1. Olgunluğun Tanımlanması / 2. Olgunlaşma Yönleri / 3. Olgunlaşmada Güçlükler / 4. Gelişim Görevleri / 5. Bireysel Gelişim / İİ. TOPLUMSAL BAĞLAMDA GENÇ YETİŞKİNLİK / 1. Aile / 2. Seçenek Yaşam Biçimleri / 3. İş ve Meslek / 4. Toplumsal Çevre, İlişkiler ve Katılım / 5. Ahlak Gelişimi / ÜÇÜNCÜ BÖLÜM / YETİŞKİNLİKTE ORTA YILLAR / İ. ORTA YILLARA GENEL BAKIŞ / 1. Kişilik Psikolojisi Açısından Yetişkinlik / 2. Yetişkinlikte Kişilik / 3. Cinslere Bağlı Kişilik Özellikleri / 4. Cinslere İlişkin Kalıpyargılar / 5. Cinslere Bağlı Özelliklerin Sürekliliği / İİ. ORTA YILLARDA BİREYSEL GELİŞİM / 1. Bedensel Değişimler / 2. Zihinsel Değişimler / 3. Cinsel Değişimler / İİİ. ORTA YILLARDA TOPLUMSAL YAŞAM / 1. Aile / 2. İş ve Meslek / 3. Toplumsal Çevre / İV. YETİŞKİN EĞİTİMİ / DÖRDÜNCÜ BÖLÜM / YETİŞKİNLİKTE İLERİ YILLAR / İ. YAŞLILIK / 1. Yaşlılığa Genel Bakış / 2. Yaşlılık Kuramları / İİ. YAŞLILIKTA BİREYSEL GELİŞİM / 1. Fiziksel Değişimler / 2. Bilişsel İşlevler / 3. Kişilik Özellikleri / İİİ. YAŞLILIKTA TOPLUMSAL GELİŞİM / 1. Aile Yaşamı / 2. Toplumsal Çevre / İV. YAŞLILIKTA RUH SAĞLIĞI / V. ÖLÜM / 1. Yaşam Süresince Beklentiler / 2. Düşünce Olarak Ölüm / 3. Yaşam Süresince Ölüm Yönelimleri / 4. Ölme Süreci / 5. Ölümü Karşılama / YARARLANILAN KAYNAKLAR / ÖNERİLEN KAYNAKLAR / GELİŞİM PSİKOLOJİSİ SÖZLÜĞÜ
BİRİNCİ BÖLÜM İ. GELİŞİM PSİKOLOJİSİ Psikoloji, genellikle, insan davranışının ve zihin süreçlerinin bilimi olarak tanımlanır. Bu geniş alanın incelenmesi birtakım alt dalların ortaya çıkmasını gerektirmiştir. İşte gelişim psikolojisi de bu temel uzmanlık alanlarından biridir. Ayrıca, gelişim psikolojisinin de hem temel araştırma, hem de uygulama dalları vardır. A. T. Jersild'e (1979) göre, gelişim psikolojisi alanındaki çalışmalar başlıca iki bölümde toplanabilir. Birincisi, insan gelişiminin çeşitli yönlerini ele alan ve betimleyen araştırmalardır. İkincisi, gelişime ilişkin temel kavramları, ilkeleri, kuramları ortaya koyan incelemelerdir. Gelişim alanındaki en yararlı çalışmalar, kuşkusuz, olgu ile kuramı birleştiren, böylece insan bilimlerine katkısı olan çalışmalardır. Bu açıdan, insan gelişimine ilişkin çalışmalar biyoloji, sosyoloji, antropoloji, tarih gibi diğer bilim dallarını da ilgilendiren çok disiplinli ve disiplinlerarası bir alana yayılmaktadır. Bu nedenle günümüzde gelişim psikolojisi çok yönlü bir araştırma ve inceleme alanı olmak durumundadır. ::::::::::::::::: 1. Gelişim Psikolojisinin Tanımı İlke olarak, geçmişi bilmek şimdiyi anlamamıza, şimdiyi anlamak da geleceği kestirmemize yardımcı olur. Bu genel ilke embriyoloji, jeoloji, coğrafya, tarih, gelişim psikolojisi gibi bütün gelişim bilimlerinde geçerlidir. Kuşkusuz, değişimin konusu ve zaman evreleri bütün bu bilimlerde aynı değildir; fakat hepsinde ortak olan nokta, birşeylerin zaman düzeni içinde geliştiği ve bu sistemli değişimin nedenlerinin bulunabileceği inancıdır. Gelişim psikolojisinde zaman periyodu insan ömrünü içerir ve değişen şey bireydir. Şu halde, gelişim psikolojisinin konusu bireyin fiziksel ve ruhsal yapısının ve davranışının değişimidir. Gelişim Psikolojisi, bireylerin yaşam boyunca geçirdiği değişimlerin betimlenmesi ve açıklanmasıyla ve aynı zamanda bireyler arasındaki değişim benzerlik ve farklılıklarıyla uğraşır. Gelişim psikologları gelişimi betimlemek isterler, dolayısıyla gelişim normlarıyla ilgilenirler. Fakat aynı zamanda gelişim süreçlerini açıklamak da isterler; yani gelişimin neden belirli bir yolda ilerlediğini ve gelişim yolunda bireylerin neden birbirinden farklılaştığını bulmaya çalışırlar. Modern gelişim psikolojisi oldukça yeni bir bilim dalıdır. En azından 1960'lara kadar bebek, çocuk ve ergen konusundaki psikolojik araştırmalar "çocuk psikolojisi" adıyla biliniyordu. Bugünkü psikolojik gelişim anlayışı -bazı büyük kuramcılara karşın- şimdiki biçimiyle son on yıllara kadar ortaya çıkmış değildi. Bütünleşmiş bir gelişim anlayışının daha önce ortaya çıkmayışının nedenlerinden biri, alanın 1950'lere kadar değişimleri açıklamaktan çok betimlemeye yönelmiş olmasıdır. İlk gelişim psikologları çocuğu doğum öncesinde, ilk haftalar ya da aylarda, ilk çocukluk, orta çocukluk dönemlerinde -olduğunca eksiksiz biçimde- betimlemekle yetiniyorlardı. Ancak betimsel bilgi araştırmacılar için giderek çekici olmaktan çıkmaya başladı. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde 1938'de çocuk gelişimi konusunda yaklaşık beşyüz yayın çıktığı halde, 1949'da bu sayı yarısına inmişti. Daha sonra, 1950'lerin başlarında gelişim psikolojisi yeniden canlandı. Bu gelişmeye katkısı olan pek çok etken arasında en önemlisi, gelişim psikologlarının yeni bir yaklaşım kabul etmeleriydi; artık ilgilerini gelişimin temelini oluşturan süreçlere yöneltmeye başlıyorlardı (Liebert ve Wicks-Nelson, 1981). Yaşamboyu gelişim psikolojisi (life-span developmental psychology) gelişimi incelemede yeni bir yönelimdir ve iki temel sayıltıya dayanır. Birincisine göre, gelişim döllenme ile başlayan ve ölüm ile sona eren yaşamboyu bir süreçtir. Bu bakış açısı, bebeklik, çocukluk, ergenlik gibi bedensel büyümeye bağlı yaş dönemlerini kendi araştırma alanları sayan gelişim psikologlarının görüşlerinden ayrılmaktadır. İkinci sayıltıya göre, gelişim büyümenin sonlanması ya da olgunlaşma ile sona ermez. Tam tersine, yaşamboyu gelişim psikologları yetişkinlik ve yaşlılık yıllarıyla büyük ölçüde ilgilenirler. Yaşamboyu gelişime duyulan ilgi 1970'lerde başlamış ve 1980'lerde artarak sürmüştür. Yaşamboyu gelişim yaklaşımının ele aldığı temel konular "gelişim sırasında ortaya çıkan değişimlerin doğası" ve "bu değişimleri hangi etkenlerin belirlediği" sorunlarıdır (Honzik, 1984). Paul B. Baltes'e (1987) göre de, yaşamboyu gelişim psikolojisi, yaşam akışı boyunca davranışta ortaya çıkan sabitliğin ve değişimin araştırılmasını içerir. Bu psikolojinin amacı, yaşamboyu gelişimin genel ilkeleri, gelişimde bireylerarası farklılıklar ve benzerlikler hakkında, aynı zamanda gelişimde bireysel esnekliğin ya da değişebilirliğin derecesi ve koşulları hakkında bilgi elde etmektir. Perlmutter ve Hall (1992), gelişime ve yaşlanmaya ilişkin sayıltıların, araştırmacıların sorduğu soruları, bulguları yorumlama biçimlerini ve ileri yaşlardaki yaşamın doğasına ilişkin sonuçlarını etkilediğini belirtmektedir. Otuz yıl önce yaşlılığın doğasına ilişkin soruları yanıtlamak çok kolaydı; çünkü herkes gelişimi gençlikle özdeş tutuyordu, yetişkinlerin gelişmediği varsayılıyordu. Oysa araştırmalar olgunlaşmadan sonraki bütün değişimlerin bozulma ya da düşüş içermediğini göstermektedir. Örneğin, zekanın bazı yönlerinde ilerlemeler yaşamın ikinci yarısında da sürmektedir. Araştırmacılar farklı sistemlerin farklı oranlarda yaşlandığını ve gelişimin yönünün değişebileceğini de buldular. Yaşlanma, hangi işlevin incelendiğine bağlı olarak kararlılık, artma ya da azalma içerebilir. Örneğin, zekanın bir yönünde ilerleme gösteren bir yetişkin bir başka yönünde gerileme gösterebilir. İşte bu tür bulgular araştırmıacıları sayıltılarını yeniden gözden geçirmeye zorlamıştır. Gelişimi döllenmeden olgunlaşmaya kadar izleyen ve fetus, bebek, çocuk ve ergenle sınırlı tutan eski tanım işe yaramaz olmuştur. Böylece, yaşamboyu gelişim yaklaşımında gelişim, döllenmeden ölüme kadar bedende ya da davranışta ortaya çıkan yaşa bağlı değişimler olarak tanımlanmaktadır (Perlmutter ve Hall, 1992). :::::::::::::::::
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||||
|
2. Gelişimle İlgili Temel Sorunlar
Gelişim psikologlarının sık sık tartıştıkları birtakım önemli sorunlar vardır. Bunlardan birincisi, gelişimi sağlayan etkenlerin kaynağı sorunudur. Bu sorun kalıtım-çevre, doğa-kazanım ya da başka adlarla yapılan tartışmalarda ortaya konmaktadır. Bugün artık "hangisi?" ve "ne kadar?" sorularının sorunu çözmedeki yararsızlığı anlaşılmıştır. Bunların yerine, davranışta biyolojik ve toplumsal etkilerin "nasıl?" birleştiği sorusu sorulmaktadır. Gelişim psikologları kendi alanlarında veri toplamak için üç dizi ilkeye dayanırlar: 1) Fiziksel büyüme ilkeleri, 2) Olgunlaşma ilkeleri, 3) Öğrenme ilkeleri. Fiziksel büyüme ilkeleri fiziksel yapı ve organlardaki değişimleri dikkate alır. "Olgunlaşma" terimi -gelişimcilerin kullandığı biçimiyle- reflekslerin, içgüdülerin ve diğer öğrenilmemiş davranışların gelişimiyle ilgidir. Fiziksel büyüme ve olgunlaşma biyolojiktir. "Öğrenme" ilkeleri ise, geniş anlamda, sadece geleneksel koşullanmayla değil, aynı zamanda okuldaki öğrenimle ve diğer çevre etkileriyle birlikte tanımlanır. Öğrenme ve kalıtımın gelişime katkıları konusunda bugün kabul edilen görüş, gelişimin ortaya çıkmasında iki etkenin birleştiğini kabul eden "etkileşimci" görüştür. Her ikisi de zorunludur, hiçbiri tek başına yeterli değildir. Kalıtım gizil sınırları saptar, çevre de bu sınırlara ne kadar yaklaşılacağını belirler. Gelişim üzerindeki biyolojik etkiler iki çeşittir. Birincisi, bir türün bütün üyelerince paylaşılan türe özgü etkilerdir (bebeğin beslenme ve bakım için başkalarına gereksinme duyması gibi). İkincisi, her kişiye özgü olan genetik özelliklerdir (bireyler arasındaki farklılıklar gibi). İşte, gelişim psikologları doğanın insanlar arasındaki benzerliklerin ve farklılıkların oluşumuna nasıl katkıda bulunduğunu araştırmaktadırlar. Öte yandan, gelişim üzerindeki çevresel etkiler de iki çeşittir. Birincisi fiziksel çevredir (doğum öncesi dönemde ana rahmi, kent ya da kır gibi). İkincisi toplumsal çevredir (diğer insanlar, toplumsal kurumlar gibi). Bazı çevresel belirleyiciler bizi başkalarından farklı kılan etkenlerdir (özel bir okulda okumak, trafik kazasına uğramak, işini yitirmek, piyangoda kazanmak gibi). Başka bazı çevresel belirleyiciler de bizi başkalarına benzer kılan etkenlerdir (içinde doğduğumuz kültür ya da tarihsel zaman gibi). Önemli tarihsel olaylar gelişim üzerinde derin etkilerde bulunur, ama bu etkinin niteliği kişinin o zamanki yaşına bağlıdır. Bu konu gelişimle ilgili temel kavramlar bölümünde "bölük" kavramı çerçevesinde yeniden ele alınacaktır. İkinci sorun, davranış değişikliğinin sürekliliği ya da süreksizliği sorunudur. Gelişim derece derece ve düzgün bir biçimde mi ilerler, yoksa kendine özgü nitelikler gösteren birtakım evrelerden mi geçer? Evre kuramcıları evrensel biyolojik temelli etkenlerin gelişimde egemen bir rol oynadığını savunurlar; psikolojik süreçlerde hep aynı yapısal deeişimlerin ortaya çıktığını ve davranış değişimlerine göreli bir süreksizlik verdiğini ileri sürerler. Buna karşılık, sürekliliği savunan kuramcılar toplumsal ve yaşantısal etkenlerin gelişimdeki değişmelerin temelini oluşturduğunu savunurlar; öğrenme, dereceli bir süreçtir. Ancak bu görüş ayrılığına karşın, bütün kuramcılar gelişimde hem süreklilik hem de süreksizlik olduğu konusunda birleşmektedirler. Özellikle kişilik psikolojisi alanında varılan sonuç, kişiliğin karmaşık ve çok yönlü bir yapısı olduğu, bazı ögelerinin süreklilik bazılarının da süreksizlik gösterdiği biçimindedir. Genellikle en büyük sabitlik çeşitli zihinsel ve bilişsel boyutlarda (ZB, bilişsel üslup, benlik kavramı gibi) ve en düşük değişmezlik kişilerarası davranış ve tutumlarda ortaya çıkmaktadır. Gelişim psikolojisinde temel tartışmalardan biri de bunalım (crisis) kavramı çevresinde toplanır. Diyalektik bakış açısından psikolojinin görevi, değişen dünyada değişen bireyi anlamaya çalışmaktır. İnsan yaşamı karşıtlıklar ve çatışmalarla belirlenir. Her değişim karşıtlar arasındaki sürekli bir çatışmanın ürünüdür. Gelişim, varolan karşıtlıkların çözümü ve sonunda yeni karşıtlıkların ortaya çıkışı ile ilerler. Bireyin yaşamındaki karşıt güçler arasındaki çarpışmanın sonucu bir uzlaşma değil, tümüyle yeni bir üründür. Riegel'e (1975) göre, insan gelişimi en azından dört boyutta eşzamanlı bir harekettir: 1) İçselbiyolojik, 2) Bireysel-psikolojik, 3) Kültürel-sosyolojik, 4) Dışsalfiziksel. Gelişim, bu boyutların dengesi bozulduğu zaman ortaya çıkar. Çeşitli boyutlardaki değişimler her zaman eşzamanlı olmadığı için, aralarında çatışma gelişir ve bir bunalıma yol açar. Bunalım, bireylerin davranışlarını yeni koşullara ayarlamalarını gerektiren son derece zorlayıcı bir durumdur. Ancak diyalektik psikoloji açısından bunalımların mutlaka olumsuz olaylar olması gerekmez. Bu psikoloji, Piaget'in bilişsel gelişim konusundaki görüşlerinin yeterli olmadığını ileri sürer. Piaget gelişimin dengenin oluştuğu anda ortaya çıktığını vurgulamaktadır. Oysa Riegel'e göre gelişimsel ilerlemenin temeli karşıt koşullardır ve gelişim süreci hiçbir zaman sona ermez. Piaget gelişimi denge ve uyumun periyodik düzeylere ulaşması olarak gördüğü halde, Riegel bu gelişim düzeyinin ancak kısa süreli olduğunu kabul eder. Riegel'e göre Erikson, bunalımların içsel-biyolojik ve kültürel-sosyolojik güçlerle birlikte belirlenmesini vurgulayan ilk modern yazarlardan biridir, ancak Erikson da organizmanın neden evreden evreye geçerek geliştiğini açıklamakta yeterince başarılı olamamıştır. Riegel bunalım kavramına farklı bir açıklama getirmektedir: "Bunalım (crisis) kavramı çelişik biçimde denge (equilibrium), kararlılık (stability), uygunluk (consonance) ve denge (balance) kavramlarıyla bağlantılıdır. Denge (equilibrium) kavramı arzu edilir bir amaç olarak davranış ve toplum bilimcilerin düşüncesine tam anlamıyla girmiştir ve bunalımı olumsuz yönde tanımlar. Böylece, bunalım kavramı, ancak uzun vadeli bir durum olarak ya da bir sakinlik durumunun kesilmesi eylemi olarak gördüğümüz zaman dengesizlik (disequilibrium) anlamını kazanır. Fakat, karşıt durumlar ya da olaylar birbirine sıkıca bağımlı olduğuna göre, denge kavramı dengesizlik kavramı olmadan ve kararlılık kavramı bunalım kavramı olmadan anlaşılamaz. Bizim araştırmamız gereken nokta, bu koşulların her birini tek başlarına kavramak değil, birbiri içine girişlerini kavramaktadır. Kararlılık ve bunalımı olumlu ve olumsuz değil, birbirine karşılıklı bağımlı olarak görmemiz, yalnızca diyalektik bağlantılarında gelişimi olanaklı kılan çelişik koşulları düşünmemiz gerekmektedir" (K. F. Riegel, 1975). Gelişim psikolojisinin bir başka temel sorunu, davranış'ın mı yoksa zihinsel süreçlerin mi vurgulanacağıdır. Katı davranışçı yaklaşım doğrudan gözlemlenemeyeceği gerekçesiyle zihinsel süreçleri araştırmak istemez; buna karşılık, çağdaş psikologlar nesnel yöntemler kullanarak zihin süreçlerini de araştırma alanına katmışlardır. İç zihinsel süreçlerin psikolojik gelişimdeki yeri ve rolü artık kabul edilmekte ve araştırılmaktadır. Aynı bağlamda bir başka sorun da, "normatif" gelişimin mi yoksa idiyografik gelişimin mi vurgulanacağı konusudur. Kimi psikologlar bütün çocuklarda varolan ortak yönler anlamına gelen normatif (normative) gelişimle ilgilenirler; kimi psikologlar da çocuklar arasındaki bireysel farklılıkları anlamayı amaçlayan idiyografik (idiographic) gelişimi vurgularlar. Normatif araştırmalar genellikle gelişimin biyolojik temellerine dayanırlar. Gesell ve bir ölçüde de Piaget gibi kuramcılar gelişimi, içsel biyolojik süreçlerin yönlendirdiği, çevresel etkenlerden pek etkilenmeyen, önceden kestirilebilir bir olgu olarak görürler. Bu bakış açısı "ortalama" çocuk üzerinde yoğunlaşmakta ve "normal" gelişimin aşama aşama nasıl ilerlediğini belirleme amacını gütmektedir. İdiyografik araştırmalar ise çocuğu birey olarak almakta ve onu diğerlerinden farklılaştıran etkenleri incelemektedir. Vasta ve arkadaşlarına (1992) göre, dil gelişimi konusundaki çağdaş araştırmalar bu iki yaklaşımı sergileyen örneklerdir. Kimi kuramcılar dil yeteneğinin bütün çocuklarda benzer biçimde ortaya çıktığını, çünkü büyük ölçüde beyindeki mekanizmalar tarafından denetlendiğini kabul etmektedirler. Dolayısıyla bu araştırmalar belirli bir dildeki çocukların ortak dil gelişimi örüntülerini, aynı zamanda binlerce dil için evrensel olan özellikleri araştırmaktadırlar. Buna karşılık başka kuramcılar da konuşma gelişimindeki bireysel farklılıklarla ve dilin kazanılmasındaki çevresel etkilerle, yani dilin farklı çocuklarda farklı gelişmesine yol açan nedenlerle ilgilenmektedirler.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#4 (permalink) | |||||||||||
|
3. Gelişimle İlgili Temel Kavramlar
Yaş (age) kavramı, gelişim psikolojisini psikolojinin diğer alanlarından ayıran temel kavramdır. Yaş zaman ile eşanlamlı bir kavramdır ve kendi başına hiçbir şeyin nedeni değildir. Yaş kavramının yarattığı karışıklıklar nedeniyle kimi gelişim psikologları evre (stage) kavramını kullanmayı yeğlerler. Bir bağımsız değişken olarak "evre", "yaş"tan daha kullanışlıdır. Günümüzde evre kavramı gelişim psikologlarınca iki anlamda kullanılmaktadır. "Güçlü" anlamda evre kavramı süreksizliği dile getirir. Örneğin, çocuğun hareket gelişimi emekleme, ayağa kalkma, yürüme, koşma biçimindedir. Bu evrelerden herbiri diğerinden niteliksel olarak farklıdır. Bu anlamda evreler her zaman belirli bir zaman aralığında ortaya çıkmak durumundadırlar; dikkate alınmasını gerektirir. Her birey aşağı yukarı aynı zamanda doğmuş insanlar grubu demek olan bölük (cohort) içinde yer alır. Amerika Birleşik Devletleri'nde 1930'lardaki büyük ekonomik bunalımın gençler üzerindeki etkisinin olumlu ya da olumsuz olması gencin ait olduğu bölüğe bağlıdır. Bu etkinin o tarihlerde ergenlik çağında olan çocuklar üzerinde olumlu, okul öncesi çağda olanlar üzerinde ise olumsuz olduğu belirtilmektedir. Yaş, basitçe bakıldığında, bireyin doğumundan itibaren dünyanın güneş çevresindeki dönüşlerinin sayısıdır sadece. Ancak, yaşla gelen değişimler, farklı yaşlardaki insanlar arasındaki farklılıklar, yaşlanma süreci vb. önemli konulardır. Yaşa ilişkin bu değişimlerin çoğu -özellikle yetişkinler için- bireyin içinde yaşadığı toplum tarafından belirlenir. Ancak, hangi toplum içinde olursa olsun biyolojik değişimler de önemlidir. Yaşın önemini kavramak için aşağıdaki tabloya bakabiliriz: Tablo 1: İnsan Yaşam Çizgisi 0- Gebelik, doğum 6- Okula başlama 12- Erinlik 18-30 Oy verme, işe başlama, evlenme, anababa olma 30-48 Anababa ölümü, menopoz, çocukların evden ayrılması, büyük anababa olma 48-65 Emeklilik, eş ölümü, büyük-büyük anababa olma 65 ve üzeri- Ölüm (Önemli olayların yaşları ortalama olarak verilmiştir, bu yaşlar önemli bireysel ve cinsel farklılıklar gösterir). Kaynak: D.C. Kimmel, Adulthood and Aging, 1974. Her bireyin döllenmeyle başlayıp ölümle sonuçlanan böyle bir yaşam çizgisi (life line) vardır. Bu yaşam çizgisi insanın yaşam döngüsünün (life cycle) şematik bir tasarımıdır ve insan yaşammın tüm süresinin (life span) ilerleyen ve sırasal yönlerini vurgular. Bu çizgide belirli yaşlar, yaşa bağlı özel değişimler için işaretlenmiştir. Biyolojik büyümenin rolü, gebelikten doğuma, doğumdan erinliğe, erinlikten orta yaşa vb. ilerledikçe önemini yitirmektedir. Şu halde biyolojik değişkenlerin dışında hangi etkenlerin yaşam çizgisindeki olayların önemini belirlediği sorulabilir. Örneğin, 6 yaş, çocuğun okula girişini ve uzun bir resmi eğitimden geçişini göstcrdiği için anlamlıdır. 12 yaş, erinliğin başlangıcını, çocukluğun sona erişini ve gençlik kültürüne katılmayı gösterdiği için önemlidir. 18 yaş, birçok toplumda oy kullanma, sürücü belgesi alma, üniversiteye girme, evden ayrılma, işe girme, evlenme gibi önemli toplumsal ve hukuksal anlamlar taşır ve yetişkinlikten pay almayı simgeler. 30 yaş -özellikle kitle iletişim araçlarınca- orta yaşın ve artık inişe geçişin başlangıcı olarak görülür; oysa dönüm noktası olarak ağırlıklı sonuçları olmayan bir yaştır, gene de yetişkinliğin birtakım hareketli olayları bu yaş dolaylarında yaşanır. Yetişkinler diğer yaş dönemlerinden niteliksel olarak farklı bir orta yaş kavramına sahiptirler. Ergenlikten sonraki on yıllarda yaşa bağlı değişimlerin az olmasına karşın, orta yaşlılıkta menopoz ve emeklilik gibi iki olay yaşa bağlı olarak gerçekleşmektedir. İleri yaşlarda eşin ya da arkadaşların ölümü, bireyin kendi ölümünden önce geçtiği dönüm noktalarıdır. Araştırmalar ölümün de önemli bir gelişim olayı olduğunu ortaya koymaktadır. Ölüme yakınlık yaşlılıkta kronolojik yaştan çok daha önemli bir zaman ölçütü olmaktadır. Ölüm kaçınılmazlık kazandıkça, psikolojik değişimlere yol açmaktadır. gelişen birey bir evreyi atlayamaz, evreleri bir başka zaman aralığında yaşayamaz. Evre kavramının bu güçlü anlamı Piaget'in bilişsel gelişim kuramında ve Kohlberg'in ahlak gelişimi kuramında ortaya çıkar. Evre kavramının "zayıf" anlamı da vardır ve yaş, çevre, ilgiler, etkinlikler konusunda bilgi verir. Bütün bu kullanımlarda kavram anlam değişikliği olmadan geçer. Örneğin çocuğun "diş çıkarma evresinde", "ilkokul evresinde", "anal evrede" olduğu söylenebilir. Freud'un psikoseksüel gelişim kuramında ve Erikson'un psikososyal gelişim kuramında bu anlamdaki evre kavramı kullanılır (Ph. G. Zimbardo, 1979). Kullanımdaki bu farklılığa karşın, evre kuramlarının tümü evrelerin temel özellikleri üzerinde birleşirler. Kuramsal olarak evrelerin şu özellikleri taşıdığı kabul edilmektedir: 1) Evreler genel sorunları betimlerler. Bir evre o evreye özgü genel özellikleri ve sorunları vurgular. 2) Evreler davranıştaki nitelik farklılıklarını dile getirirler. Bir evredeki davranışın kendine özgü nitelikleri vardır. 3) Evreler değişmez bir ardışıklık gösterirler. Bir evre diğerini değişmez bir sıra içinde izler. 4) Evreler bütün kültürler için evrenseldir. Kültürler arasındaki farklılıklara karşın, bütün kültürler aynı yaşam sorunlarıyla başa çıkmaya çalıştıkları için gelişim evreleri bütün kültürlerde aynıdır (W.C. Crain, 1986). İlerde de görüleceği gibi, gelişim kuramlarının çoğu evre kuramlarıdır. Ancak evre kuramlarının hepsi evre kavramının gerektirdiği özelliklere sahip değildir. John Flavell'e (1985) göre, tam bir evre kuramındaki her gelişim evresi şu ögeleri taşır: Yapılar (yeteneklerin, becerilerin ya da güdülerin tutarlı bir örüntüsü); niteliksel değişimler (önceki evreyle karşılaştırıldığında yetenekler, beceriler ya da güdüler arasında açık bir farklılık); ani oluş (evrenin tipik yeteneklerinde, becerilerinde, güdülerinde eşzamanlı bir değişim); birliktelik (bütün değişimlerin aşağı yukarı aynı hızla gelişmesi). Çok az evre kuramı bütün bu ölçütlere tam olarak uyabilmektedir. Örneğin, bir evrenin nerede bittiği, diğerinin nerede başladığı konusunda çok az görüş birliği vardır. Bu tür sorunlar nedeniyle günümüzde evre kavramı daha az sınırlayıcı bir biçimde kullanılmaktadır. Özel bir alandaki bellibaşlı yaşam evrelerinin betimlenmesinde hala evre kavramı yeğ tutulmaktadır. Evre kuramıyla yakından ilişkili kavramlardan biri de kritik dönemler (critical periods) kavramıdır. Kritik dönemler, yaşam süresinde, sürekli ve geri dönülmez sonuçları olabilen elverişli ve elverişsiz durumlarla ilgili zamanlardır. Kimi gelişimciler "duyarlı dönem" (sensitive period) terimini kritik dönem terimine yeğ tutarlar. Duyarlı dönem kavramı, kritik dönem kavramına göre, zaman boyutunda daha fazla esneklik ve geri dönüşlülük içerir. Kritik ya da duyarlı dönem anlayışı özellikle ünlü etolog Konrad Lorenz'in çalışmalarından sonra yaygınlık kazanmıştır. Bu anlayış psikanalitik açıklamalarda da önemli bir yer tutar. "Çocukluk nevrozu olmadan yetişkinlik nevrozu olmaz" formülü bu anlayışın anlatımıdır. Bununla birlikte, kimi gelişimciler yaşamın ilk yıllarının bu denli önemli sayılışını reddederler. Evre kavramının sağladığı kuramsal kolaylıklar açık olmakla birlikte, yaş kavramından vazgeçilemeyeceği de ortadadır. Şu halde, yaşın gelişimsel anlamını incelemekten kaçınılamaz. Yaş sadece biyolojik, kronolojik bir kavram değildir, aynı zamanda psikolojik, toplumsal bir gerçekliktir. Bireyin kendini kaç yaşında "hissettiği"ne ilişkin yaşantı herkesçe bilinir. Bir insan 16'sında kendini yetişkin gibi hisseder, öyle davranır ve çevresi de onu öyle algılar; bir diğeri ise 30'unda hala yüksek öğrenimini sürdürmektedir ve öğrenimini bitirmeden kendini tam bir yetişkin gibi hissetmeyebilir. Özellikle yetişkinlik psikolojisinde yaşlanma sürecinin incelenmesi, farklı yaş bölüklerindeki insanların farklılıklarının incelenmesi önem taşır. Ayrıca, bireyin yaşam döngüsü belirli bir tarih içine yerleştiğinden, bireysel zaman ile tarihsel zaman arasındaki etkileşim de önemlidir. Çünkü bireyin örneğin 20 yaşını 1995'te ya da 1935'te yaşaması farklı anlamlar taşır. Öte yandan, gelişim araştırması açısından da, farklı insanlar arasındaki yaş farklılıkları (bireyin ve ana babasının) ile, bireyin kendisinin yaş farklılığı (şimdiki hali ve 30 yıl sonrası) farklı etkenlerin Bireyin yaşam döngüsü boyunca gelişimi yaşa bağlı değişimin kaynaklarından sadece biridir. Yaşam çizgisi ile çakışan "tarihsel zaman" da bireyin yaşam döngüsü içinde ilerlemesini etkileyen yaşa bağlı bir diğer boyuttur. Söz gelimi, yirmi yıl önce üniversite öğrencisi olan bir gencin ana babası büyük olasılıkla Birinci Dünya Savaşı sonlarında ve büyük ekonomik bunalımın ilk yıllarında doğmuştur. O insanlar uluslararası dayanışmayı öğrenmişler, ama ekonomik güvenliklerinin ve maddi varlıklarının kendi denetimleri dışında birden bire yok olabileceğini de görmüşlerdir. Ekonomik bunalım yıllarında okula giden o insanlar ilk toplumsal deneyimlerini, ilerdeki tutum ve değerlerini etkileyen maddi sıkıntılar içinde yaşamışlardır. Belki İkinci Dünya Savaşı'nı yaşamışlar, hatta içinde bizzat yer almışlardır. 1940'larda doğanlar ise yalnız ekonomik büyümeyi ve orta sınıfın gelişmesini değil, aynı zamanda hiç eksilmeyen nükleer savaş tehdidini de yaşamışlardır. Son zamanlarda çevre kirlenmesi ve nüfus patlaması gibi diğer yok olma tehditlerini de yaşamaya başlamışlardır. Bugünün dünyası, yalnız teknolojik gelişmeyi değil, dünyanın küçülmesini ve uzaya gidilmesini de yaşamaktadır. Bilgisayarlarla yaşama zorunluluğunun getirdiği sorunları da eklemek gerek! Bu tür tarihsel-kültürel olayların bireylerin tutum, değer ve dünya görüşlerini büyük ölçüde etkilediği bilinmektedir. Bu gelişmeler insanları farklı yaşlarda farklı biçimlerde etkiler. Ancak tarihsel olayların kuşaklar üzerindeki etkisi yaşa bağlı olmanın yanında toplumsal kesimlere de bağlıdır. Örneğin A.B.D'de 1950'lerde uzay programlarının önem kazanması o yıllarda meslek seçiminin eşiğinde bulunan gençleri daha fazla etkilemiş, çoğunu fen ve mühendislik dallarına yöneltmiş, sonuçta bu alanda işgücü fazlası oluşmasına yol açmıştır. Bireysel yaşam döngüsü ile tarihsel zaman çizgisi etkileşiminin ilginç bir örneği de "kuşaklararası çatışma" olgusudur. Bu çatışmanın gençlerle anababalarının kuşağı arasındaki değer, tutum ve yaşam biçimi farklılığından oluştuğu kabul edilirse, iki farklı yorum getirilebilir: Gelişimsel ve tarihsel. Gelişimsel olarak kuşaklar arasındaki bu farklılık gençlerin ve anababalarının yaşam döngüsündeki farklı evrelerden kaynaklanmaktadır. Erikson'a göre genç insan "Ben kimim? Toplumla nasıl bir ilişki kurabilirim?" gibi kimlik sorunlarıyla uğraşırken, kendi değer ve tutumlarını oluşturabilmek için toplumun değerlerini irdelediği ve anababa değerlerini kısmen reddettiği bir evreden geçer. Anababalar ise, dünyada sürekliliklerini sağlayan işaretler bırakabilme isteğiyle, ekonomik ve duygusal bir kararlılık sağlayarak, toplumun değerlerini aktarmaya çabaladıkları bir gelişim evresindedirler. İki ayrı evredeki insanların çatışması bir tür insanlık durumudur ve bu nedenle insanlık tarihi kadar eskidir. Kuşaklar arasındaki bu çatışma kuşaklar boyunca ortaya çıkan toplumsal değişimin mekanizması da olabilir. Özellikle, yaşlıların gelişen daha karmaşık ve yeni toplumsal yapıya gençleri hazırlayamadıkları hızlı toplumsal değişim dönemlerinde bu böyledir. Toplumsal gelişimin hızı arttıkça birbirini izleyen kuşaklar arasındaki yeniden uyum sağlama süreci de o ölçüde önem kazanmaktadır. Günümüzde gençlik döneminin uzaması gençlere, kişisel özgürlük, ekonomik güvenlik, entelektüel araştırma açılarından, toplumu ve toplumsal değerleri sorgulamaya zaman ve olanak sağlamaktadır. Yine bu dönemin uzaması gençlerin kendi aralarında bir çevre yaratıp yaşlı kuşakla daha az ilişki kurmalarına olanak vermektedir. Böylece gençler arasında paylaşılan tutum ve değerler artmakta, geleneksel kuşaklararası etkileşimin yerine yaşıtlararası etkileşim geçmektedir. "Gençlik kültürü" olgusu da buradan doğmaktadır. Gençlik dönemiyle çakışan bu tarihsel etkenler -çocuklukla yetişkinlik arasındaki sürenin uzaması, anababaların gençliğine oranla daha maddi varlık içinde yaşayan gençlik, genç nüfusun savaş sonrasında artması- kuşaklar çatışmasını derinleştiren nedenler olmuştur. Şu halde, gelişim olgusunu, gelişim döneminin çakıştığı tarihsel dönemi dikkate almadan tam olarak anlayamayız. Ama aynı zamanda, kuşaklar çatışmasını tam olarak anlayabilmek için gelişimsel (yaş) etkenleri tarihsel etkenlerden ayırabilmemiz gerekmektedir. Margaret Mead, kuşaklar çatışması konusunda gelişimsel etkenlerin yerine tarihsel değişimlere ağırlık verdiği bir açıklama getirmiştir. Mead, savaş sonrası insanların içinde yaşadıkları dönemin olumsuz niteliklerini özellikle vurgulamaktadır. Mead'a göre, "kültürel süreksizlik" yaşam döngüsünde ilerledikçe, 1980'lerde 41 yaşındakiler 55 ve daha yukarı yaşta olanları anlayamaz hale geleceklerdir ve bu böyle sürüp gidecektir. Sadece tarihsel etkenlere dayanarak kurulduğu için abartılan bu sav, kuşak çatışmasının gençlerle yaşlılar arasında sonsuza dek var olacağı doğrultusundaki gelişimsel savla çelişmektedir. Kuşaklar çatışmasına ilişkin bu örnek, yaş farklılıklarının anlaşılmasının ve yorumlanmasının çok zor olabileceği gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, yaş farklılıkları üzerindeki araştırmaların, gelişimsel (yaş) ve tarihsel (zaman) etkenlerin etkileşimini dikkate alması gerekmektedir. Gelişimsel sav ile kültürel süreksizlik savı arasındaki çelişki ancak amprik araştırmalarla giderilebilecektir. İdeal bir araştırma yöntembilimi, insanları bu kuşaklar farkının her iki tarafında da belirli bir süre izleyebilmelidir (D. C. Kimmel, 1974).
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Gelişim Dönemleri | carsı | Genel Sağlık | 0 | 05-10-2007 09:28 PM |
| Gelişim (Gelişme), Ve Temel Kavramları | Heval | Genel Kültür | 0 | 21-04-2007 11:46 AM |
| Gelişim ve Öğrenmenin Temel Kavramları | rojekanu | Felsefe | 1 | 22-02-2007 06:53 PM |
| bebeğiniz neler yapabilirr?? | PCkopat | Çocuk | 12 | 03-02-2007 10:17 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.