|
|
#6 (permalink) | |||||||||||||||||
|
Aklın ve zarafetin adı: Orhan DOĞAN Evet, 'ölüm adın kalleş olsun!' Ama ölüm; bir yerde uyarıcıdır. Ölümler, (eğer kirli siyasete/siyasetin kirine kurban edilmezlerse) insanın, hatta bir ulusun, halkın kendiyle yüzleştiği insan yanının öne çıktığı anlardır da. Neden böyledir? Belki de 'ölmüş olan' da, birey ya da toplum olarak kendimizi görmüş olmamızdandır. Belki de beynimizdeki bu hızlı 'yer değiştirmenin' ortaya çıkardığı 'kendine gelmeler'den, 'kafamıza dank etmeler'dendir. Ya da yaşama istencimizin şiddetinden... Hayatın 'yorucu' kavgalarında birbirimize itiraf edemediğimiz, çoğu zaman hesap-kitaplara kurban ettiğimiz gizli kalmış, itiraf edilmemiş, daha çok basılı tutulmuş sevgimizden de olabilir bu. Belki de yaşarken sevme/sahiplenme gücünü gösteremeyişimizin nedeni de budur. Hayattayken çoğunlukla politik/öznel yargılarımıza, terbiye edilmemiş davranışlarımıza kurban ettiğimiz, 'ölürken' de yücelttiğimiz bir garip tutum da bundan mıdır ne? Bilemiyorum... Bildiğim şu ki; çoğumuzun yaşarken de saygı duyduğu Orhan DOĞAN, o hep empati yapan sempatik düşünür; düşünen, düşünmeyi seven fikir insanı 'öldü'! Sadece Kürtler için değil, Türkiye için de bir 'kayıp' olduğunu idrak edinceye dek geçecek zamana üzülerek söylüyorum: Orhan DOĞAN, politikacı olmaktan öte İNSAN'dı. Çözülmüş, insani kimliği dejenere olmuş bir toplumda, her şeyden önce 'insan olma' kavgasını yürüttü. Gücü, erki, iktidarı sevmedi. Güç, erk ve iktidar da onu! İlginç, dikkat çekici bir ilişkiydi bu. Trajik tarihin yanıtsız sorusu şuydu: Savaştan şiddetten bu kadar uzak duran/bağdaşmayan biri, nasıl olur da 'şiddet kışkırtıcısı' diye kovuşturulup soruşturulur, zindana atılır, baskı görüp ağır mahpuslar yatar, yasaklanırdı? Bu da Türkiye'nin gerçeğiydi... Ama DOĞAN, bu kıskaca alınmış hakikate rağmen dilinden demokrasi, barış ve kardeşlik sözcüğünü düşürmedi. Bir barış savaşçısı olarak yaşadı, mücadele etti. Halkı onda kendini, yazgısını, azmini, istem ve özlemlerini gördü ve kıskandıran bir kitlesellikle yüz binlerle uğurlandı... Ne güzel! Sevdiği, umudunu yaşattığı bir halk tarafından böylesine sahiplenilmekten daha güzel, daha dokunaklı ne olabilir ki? Şöyle düşünüyorum: Siyaset harcının, ne yazık ki kan ve küfür olduğu, kirli/karanlık yüzlerin 'vatan-bayrak' söyleminin arkasına gizlenerek insan katlettiği; saygı ve nezaketin, etik değerlerin anlam taşımadığı bir ülkede, Orhan DOĞAN, nazik ve estetik kişiliğiyle, bu kişiliğe uygun duruşuyla çok çekiciydi... Ve bu çekiciliğiyle yarattığı yakınlık, karşılığını Cizre'de, o kıpır kıpır özgür yurttaşlar kentinde yüz binlerin, yaralı ancak onurlu uğurlaşışında buldu... Ne güzel! 'Halkının sevgili vekili' olarak gittiği parlamentodan, yaka-paça atılmış da olsa, halkının, gerçek demokratların, barışseverlerin ve Türkiye aydınlarının yürek kapısından girdi! Aklı ve zarafetiyle öyle bir performans sergiledi ki; Vedat AYDIN'ların, Mehmet SİNCAR'ların yoldaşı olarak kalmayı ve yaşamayı başardı. İçerde ve dışarıda Öcalan'ın geliştirdiği demokratik çözüm projesinin inanılmaz, enerjik, bir o kadar da tutkulu savunucusu oldu. Hakikatlerin savunucusu ve arayışçısı olarak siyaset yaptı. Ancak tek kişiyi incitmedi, küçümsemedi. Bugün seçim meydanlarında Erdoğan'a, idam ipini atarak 'Alın Öcalan'ı asın' diyen Bahçeli'nin Başbuğ'una, bir zamanların kanlı kavgalar mimarına bile 'sayın' diye hitap etti, kin gütmedi, düşmanlık yapmadı. Böyle bir insanın 'ölümü' sarstı bizi. Kendi deyimiyle 'negatif barış' sürecinden 'pozitif barış' sürecine geçiş yapmaya çalıştığımız, ancak toplum olarak generallerin muhtırasını yiyerek sınırötesi operasyonlara koşullandırıldığımız, aklımızı peynir ekmekle yediğimiz bir süreçte O'na, bu düşünen ve üreten insana ne de çok ihtiyacımız vardı... Adını, kişiliğini, kariyerini, bulunduğu, doldurduğu yeri yadırgamadığımız, layık gördüğümüz, doğrusu az da bulduğumuz, haksızlık yaptığımıza da inandığımız insanlardan biriydi sevgili Orhan DOĞAN! O çok şey verdi, çok şey kattı. Biz alabildik mi? |
|||||||||||||||||
|
|
|
|
#7 (permalink) | |||||||||||
|
Orhan Doğan'ın Yüreği Çağının bütün acılarını, açmazlarını ve insanın yabancılaşmasını son derece yakıcı bir şekilde bilince çıkarmış ve bunları ölümsüz eserlere dönüştürmüş olan Franz Kafka, verem olduğunda, beynin kaldıramayacağı yükleri vücudun başka organlarıyla paylaşması gerekiyordu demişti. Onun bilince çıkardığı acıları, insanlığın dramını, yani beyninin yükünü paylaşan organı ciğerleri olmuştu. Orhan Doğan'ınkini ise yüreği paylaştı. Sevgili Orhan Doğan şu an komada. Bilincinin yüküne, tanıklıklarına, bildiklerine, gördüklerine, inandıklarına daha fazla dayanamadı yüreği. Bir ozanın 'aydınlığı gördüm ve onun hapsedildiği yeri biliyorum' dizeleri, Orhan Doğan'ın yürek burkan çabalarının özeti gibidir neredeyse. Onun yüreğini daraltan, varlığına inandığı aydınlığın/çözümün gizlenmiş olmasıydı. Bütün çabaları, bunun ulaşılmaz ve imkansız olmadığını, eğer istenirse gizlendiği yerden çıkarılabileceğini göstermek içindi. Daha açık bir ifade ile barış, demokrasi, adalet ve kardeşliğin sadece gerekli değil aynı zamanda son derece mümkün olduğunu biliyordu. Mahkemelerde, toplantılarda, mitinglerde, tartışma programlarında, görüş günlerinde inançla, inatla bunları söylemeyi sürdürdü. Hiçbir zaman yılmadı. Bu nedenle sonunda yüreğinin eşlik ettiği yük, umutsuzluğun değildir; olsa olsa apaçık ortada duran gerçeğin, bir türlü görülmek istenmemesinden kaynaklanan isyanın yüküdür. Onunla ilgili milyonların hafızasına kazınan en acı görüntü 2 Mart 1994 tarihinde, meclis kapısında göz altına alınması ve özellikle de sivil polislerce kafasına bastırılarak araca bindirilmesi görüntüsüdür. DEP davasının duruşmaları da iç burkucu anlarla doludur. DEP'lilerin tümü de öyle güzel, öyle doğru, öyle anlaşılır ve reddedilmesi imkansız görüşler sunuyorlardı ki, bütün bu konuşmaları dinleyenler, her şeye rağmen mahkeme heyetinden olumlu bir karşılık gelmesini bekleyecek oluyorlardı. Öyle olmuyordu tabi. Bir adaletsizlik ve eksiklik duygusuyla çıkılıyordu mahkeme salonundan. Özellikle bir duruşmada Orhan Doğan'ın yaptığı konuşma mahkeme salonundaki herkesi çok etkilemişti. AİHM, haklarındaki mahkumiyet kararını bozduktan sonraki ilk ya da ikinci duruşmaydı. O duruşmada Orhan Doğan çok iyi hazırlanmış uzun bir konuşma yaptı. Bir mahkeme savunması değil de üniversite kürsüsünden yapılan bir hukuk ve siyaset konferansıydı sanki. DEP milletvekilleri olarak ne tür bir misyonla karşı karşıya olduklarını, çözümün ne denli olası olduğunu, sonra sürecin ne şekilde ve kimler tarafından adım adım çıkmaza sokulduğunu, kanıtlarıyla, belgeleriyle uzun uzun anlattı. Tutuklanmalarının nasıl siyasi bir karar sonucu gerçekleştiğini, kendilerini suçlayacak malzemelerin nasıl yaratıldığını öyle açık bir şekilde anlatmıştı ki, bu konuşmanın ardından tutuklu kalmaları imkansız gibi geliyordu insana. Tabi o son derece gerçekçiydi ve tüm bunlara rağmen siyasi bir şekilde alınan kararın yine siyasi bir şekilde sürdürülebileceğini tahmin ediyordu. Ve konuşmasını özetle şöyle bitirmişti: 'Sayın mahkeme heyeti tüm bunlara rağmen eski kararınızda ısrar edebilirsiniz. Bizim için on yıl yattıktan sonra iki yıl daha yatmak o denli zor olmaz. Kalan süreyi de cezaevinde geçirebiliriz. Ama bu süre içinde barış için yapılması gereken, yapabileceğimiz öyle çok şey var ki, içeride kalacağımız her gün asıl ülkemiz için kayıp olmaktadır.' Bunlar öylesine söylenmiş sözler değildi. Nitekim çıktıkları günden itibaren tek günlerini bile boş geçirmediler. Orhan Doğan, barış ve demokratik çözüm için aynı nezaket ve kararlılıkla çalışmayı, konuşmayı sürdürdü. Hakkında onlarca yeni soruşturma yapıldı, davalar açıldı, yargılandığı çok sayıda yeni davası oldu. Bunlara aldırmadı.Orhan Doğan, aydınlığı görmüş ve onun nerede gizlendiğini biliyor olmanın, gizleneni göstermeye çalışmanın adı. Bu denli açık olan gerçeğin ve yakın olan çözümün her seferinde başka şekilde gizlenmesi yıldırmadı onu ama anlaşılan o ki, koca yüreği bir yerden sonra isyan etmiş buna. Sevgili Orhan Doğan, yüreğinin isyanını anlıyoruz ama kabul etmiyoruz. Bir an önce sağlığına kavuşmanı ve kaldığın yerden inatla devam etmeni bekliyoruz.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#8 (permalink) | |||||||||||
|
Seni Unutmak Mümkün Değil ßüyük Yoldaş. . Ruhun Şad Olsun..
Spas heval..ji bo parvekirına Te.. Kedâ Dîle Te Sax ßî ..
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Orhan Doğan..mutlak okuyun | ahsa | Genel Kültür | 0 | 02-01-2008 09:02 PM |
| ORHAN DOĞAN(servana AŞİtİ U Demokrasİ) | carsı | Sınırsız Muhabbet Burada | 3 | 04-07-2007 01:04 AM |
| Orhan Doğan kî ye? | Mirza | Çandi Gişti | 3 | 03-07-2007 04:17 PM |
| Orhan Doğan: Size barış ortamını sağlayamadığım için özür dilerim | Firari | Sınırsız Muhabbet Burada | 8 | 30-06-2007 12:41 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.