Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Kültür, Sanat, Edebiyat > Kültür Sanat Bölümü > Bydigi Kaizen Team

Kayıt Ol SSS

 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 08-03-2008, 04:51 PM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: MogadişU
Mesaj: 27,571
Üye No: 4306
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 76730
Rep Puanı : 7669908
Rep Derecesi
PCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond repute


Wink Hepimiz Kadınız - 8 Mart Dosyası [Kaizen Team Çalışmasıdır]


Merhaba Dostlar...

8 Mart Dosyası ile Kaizen team olarak Karşınızdayız...

Bu seferlik dosyayı günün anlam ve önemine uygun olaraktan "Bayan arkdaşlar" hazırladı...

Yaklaşık 10 gündür sanal alemi taramadan geçiriyor arkadaşlar ; ve belirlenen başlıklarda Çok kapsamlı bilgiler yakaladılar diyebilirim

Konu çok geniş ve bizde yoğunluğu belli alanlara vererek konsepti belirleyip süreç aşamasına geçtik...

Umuyoruz iyi bir kaynak olarak[bir kitap degerinde var] degerlendirirsiniz..

Konu Sahipleri:

Alıntı:
eylem güzeli

nasa

rupeenas

kraliçe

leila

rojhanali

zilan_80
Konu adı: "8 mart dünya kadınlar günü dosyası"


Saygılar..



Özel Bölüm - Bydigi Anneleri ile Röportaj



-Rojhanali Röportajı

Alıntı:
PCkoo
Mrblar rojhanali....nasılsın?? iyisin umarımm
Rojhanali:
mrb iiyim tskler sen?
PCkoo
saol...Bydigi 8 mart dosyası için seni rahatsız ediyorum...kabul ettiğin için tşkrler...
Rojhanali:
rica ederim ben tsk ederim
PCkoo
senin için anne ve annelik kavramı nedir ?
Rojhanali:
benim için annelik anlatılmaz yasanır derler ya işte öyle bişeydir yani kelimelere sığdıramayacağım kadar kutsal bi duygudur annelik
ben annemi tam anlamıyla anne olduktan sonra anlamaya basladım diyebilirim
bebeğimi ilk kucağıma aldığım zaman bana ihtiyacı olduunu anladığım zaman
yani pcko anlayacağın annelik anlatılmaz yasanır
PCkoo
tabi ki annelik cidden farklı bişi...dediğine katılıyorum..en azından annemi anlamaya çalıştığım dönemler oluyor ama zor çok zor...bu işi illa doğum gibi spantone bir sebebe bağlamakta istemiyorum...şuphesiz bi ton olgu var anneliğin içeriğinde.....
anne olduğun andan şimdiye kadar ki bölumde ne tür değişimler oldu sende? yani neler değişti....fark edebildiğin kadarıyla?
Rojhanali:
neler değişmedi ki hayatımda, tamamen olgunlastım diyebilirim. daha sakin, olaylara daha farklı bakmaya basladım. eskiden biçok şeye cok kolay kırılan ben simdilerde herseyi enine boyuna düşünebiliyorum ve alacağım kararlar daha doğru oluyo yani kısacası artık cocuk dilim büyüdüm
PCkoo
çocuk buyutmek nasıl birşey? bu kadar zor olabileceğii biliyormuydun?
Rojhanali:
asla bu kadar zor olacağını düşünmemiştim yani dokuz ay cok kolay geçiyo ama bebeği elime ilk aldığımda allahım ben ne yapacam bununla dedim kendi kendime. yani bebeğime acıdım da diyebilirim cünkü ben cok genc yasta anne oldum ve bebek bakımı hakkında en ufak bi bilgim yoktu. eşimin ve ailemin desteğiyle hamdolsun altından kalkabildim.ama şimdi cok daha kolaylastı cünkü bebeğim 2 yasına girmek üzere şimdi en azından bebeğimle birbirimizi anlıyoruz daha konusamıyo ama bakıslarla anlaşıyoruz diyebilirim. ve bebek büyütmenin keyfini yeni yeni cıkarabiliyorum. birbirimize gün içinde cok fazla zaman ayırıyoruz oyunlar oynuyoruz, beraber diş çıkarıyoruz (benim 20 likler onun azı dişleri)
PCkoo
Allah bağışlasın....sağlıklı büyüsün diyorum....
Rojhanali:
tskler
PCkoo
sende kadın statüsünde birisin artık.....kadın haklarını biliyormusun? sahip olduğunu düşünüyormusun?
Rojhanali:
kadın haklarını biliyorum kendimce ama sahip olduumu düşünüyorum. ya zaten bizim toplumumuzda kadınların baş üzerinde tutulduuna inanıyorum. en azından benim için öyle.
Kürt kadınının artık eskisi gibi sadece evlenip cocuk doğurduuna inanmıyorum günden güne kendini geliştirdiine ve geliştirmeye de devam ettiğine inanıyorum.
mesela benim annem ortaokul mezunuydu eskiden köylerinde okul olmadıı için ama azimle okula yazdırdı kendini ve suan kendi cabalarıyla lise mezunu,bunun gibi bircok örnek verebilirim.
PCkoo
ama sonuçlarda ortada....tabi uzun konu sıkboğaz etmek istemiyorum seni.....kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesini duydun mu bilmiyorum...1981 de çıktı ...turkiyede 85 martta kabul edildi sanırım....30 maddelik bu sözleşmeyi okursan dersin biz cennet gibi ortamda yaşamalıyız..öyle gorunuyor....ama genel anlamda kadın zor bi yaşam suruyor...kadın zorda..şiddete maruz kaliyor......neden olabilir sence?...
Rojhanali:
yaa bunun en büyük sebebi eğitimsizlik bence yani baba evinde kız cocuğu die kapıya bile cıkarmazlardı kaldı ki okula göndersinler.azcık büyüdümü de hemen evlendirip sonu gelmeyecek ızdırap dolu hayata sürüklerlerdi kız cocuklarını. ve genelde de aile sahip cıkmayacağı için bosanamayacakları için intihara bas vurulurdu malesef. ama dedim ya son zamanlarda birtakım calısmalar sonucu artık kız cocukları da okutuluyo ve bu saydıım maddelerden dolayı hayatı ızdırap olmaktan cıkıyo.
ve dikkat ettiysen üniversitelerde 'Kürt kız' sayısı gözle ggörülür derecede coğaldı. ve bu beni,bizi cok cok mutlu ediyo. ve böylece kadın hayatının hiçbir payında ezilmiyo ezdirilemiyo. cünkü aldıı eğitim sayrsinde herseyin farkında oluyo.
PCkoo
kızların okutulmasına yönelik birtakım çalışmalardan bahediyorsun...baba beni okula gönder vs...yalnız bunlar kürtleri asimile etme çalışmalarıdır..kim ne derse desin...eğitim sorunu bir bütündür ve sadece guneydoğuda bu sorun varmiş imajı veriliyor kızlar ailelerinden kopartılıp göturuluyor....kardelen projesi keza öyle...reklam faciası guncel bir örnek....bunuda söylemeden geçemedim
….8 mart çalışmalarına katıldın mı hiç?
Rojhanali:
ben kız cocukları için yapılan calısmalar derken zaten onları kastetmemiştim, birbirimizden gördüklerimizi kastetmiştim. yani babalarımız birbirinden etkilenerek kızlarını okula göndermeye basladılar bence.hayır maalesef calısmalarına katılamadım ama 8 mart için yapılan kermes de bol bol ürün satın aldım aldırdım
PCkoo
cinsiyet ayrımcılığında en son 2007 raporu yayınlandı ve turkiye 128 ülke arasından 120.sırada yer aldı.....sence sen ve senin arkadaşların şanslı mı? yani bu işler eğitim dışında nasıl bir alternatif ile çözulur??
Rojhanali:
ya bu işler kafada biter yani düşüncede. geri kalmıs düşüncelerimizi yakıp atarsak ki bu da eğitimle alakalı üstesinden gelemeyeceğimiz sorun olmaz die düşünüyorum. yani toplum olarak kenetlenirsek her anlamda,her türlü şeyin üstesinden gelebiliriz.
PCkoo
kadın özgürlüğü ve değişimi neler getirebilir bizlere?
Rojhanali:
yaa bence bir kadının özgürlüğü demek ırkın özgürlüğü demektir. bi kadını kısıtlarsanız ondan alacağınız verim düşer ve dolayısıyla o ailenin de verimi düşer ve buna bağlı olarak da toplumun verimi düşer. yani kadın isterse bi ev cennet ister se de cehnnem olur ve bu da onun ne kadar özgür olduuna bağlıdır.yani toplumun yaşanılır durumda olması her ne kadar erkeğin elinde gibi görünüyosa bile bu tamamen böyle diildir cünkü her erkeğin arkasında kadını vardır.
PCkoo
her başarının arkasında cinayette vardır....o halde kadında cinayetin arkasındaki kişidir. çok mu amele mantığı oldu?
Rojhanali:
e biraz öyle oldu sanırım
PCkoo
Çocuğuna nasıl bi gelecek dulunyorsun?
Rojhanali:
cocuğunu seven her anne gibi kusursuz bi gelecek düşünüyorum ama ne kadar öyle olur bilemiyorum içinde bulunduumuz sartlar değişebiliyor yani insanın her istediği her planladığı olamayabiliyor ama ben ve babası elimizden geldiğince ii bi gelecek sağlamaya calısıyoruz.
PCkoo
bydigide yarın öbur gün yoneticilik yapsın mı oda?.
Rojhanali:
kendi bileceği seydir yani sunu yap sunu yapma diyemeyeceğim bi yastır bydigi de yöneticilik yası. ama yapmasını kendimce isterim
PCkoo
ee umarım o gunleri göruruz.....
Rojhanali:
umarım
PCkoo
zaman ayırıp bizimle kadınsal bi roportaj yaptığın için tşkr ederim.....son olarak bydigideki bayan arkadaşlara söylemek istediğin birşey var mi?....
Rojhanali:
ben tsk ederim pcko yani pek de sölemek istediim bişi yok ama hani eğitimdi suydu buydu diyerek anne olmayı tadamayan arkadaslarımız varsa bence bi an önce sevdii adamı bulup anne olmayı tatsınlar derim. eğitime bu sekilde de devam edebilirler. ben öyle yaptım ve ii ki anneliği tatmısım dünyanın en ilginç en güzel duygusuve genc yasta anne olmanın bircok avanyajını da yasadım, yasıyorum
PCkoo
yani diyorsun haydi kızlar evlenmeye
Rojhanali:
ewt ama doğru erkekle
PCkoo
tew zor mesele....bol şans diliyorum o halde..
PCkoo
tekrar tşkr..
Rojhanali:
ben de…ben tsk ederim




-Gülazer Röportajı


Alıntı:
PCkoo
Merhaba gülazer..Nasılsın?
Gülazer...:
sağol teşekkürler seni sormalı
PCkoo
saol ablası.8 mart dünya kadınlar günü için hazırlanan dosyada bydigi anneleri ile röportaj yapma kapsamında seni rahatsız ediyorum.İstedim ki bir anne olarak duygularını almak az sohbet etmek..Kaç çocuğun var?
Gülazer...:
rica ederim bu benim için çok güzel bir duygu.3 tane çocuğum var
PCkoo
Allah bağışlasın. aranız nasıl? çocuk buyutmek nasıl bir iş?
Gülazer...:
Zor.çok teşekkür ederim darısı siz bekarların başına diyelim..valla çalışan bir bayan olarak tabiki zorlukları var.manevi açıdan benim için
PCkoo
aynı zamanda çalişiyorsun....Çocuklara kim bakiyor?
Gülazer...:
eşimin annesi,sağolsun evet çalışıyorum
PCkoo
peki çocuklar zorlanmiyor mu? gunun çoğu kısmını onlardan uzak geçiriyorsun.
Gülazer...:
çok hemde büyüğü ve ortancası gene iyi ama küçük kız beni çok zorluyo hergün anne nerdesin diye telefon açar..dediğim gibi manevi açıdan çocuklar biraz zorlanıyorlar
PCkoo
Bir çocuğu buyuturken en çok neye dikkat edersin?
Gülazer...:
ya aslında herşein desem,biz anneler çocukların herzaman dört dörtlük olmasını isteriz tabi ben çalışan bi bayan olduğum için çocuklarımda bazı eksiklikler hissediyorum özellikle dilimiz ve kültürümüz onlarla beraber zaman geçirsem öğeteceğim çok şeyler var,ama inşlh ilerki zamanlarda hep beraber öğrenicez onlarla ee canım bende daha küçüğüm beraber büyüyoruz onlarla
PCkoo
8 mart senin için bir anlam ifade ediyor mu? yani herhangi bir etkinliğe katldğn oldu mu?
Gülazer...:
tabiki her yıl kutlamalara giderim,bu yılda gidiceğim
PCkoo
8 martın sende uyandırdığı duygu ne? değişiyor mu senin için birşeyler
Gülazer...:
yok aslında benim için hiç bir şey değişmiyorve ben kendimi çok kadından şanslı hissediyorum neden diyeceksin kadınlarımız gerçektende bütün baskı ve şiddete maruz kalıyorlar. ben kendi aileme bile baktığımda mesela kadılar hep arka saflarda herzaman erkek egemenliği
bence kadınlar için sadece 8 mart olmaması gerek yani evde dışarda herşeyde kadın.
kadınlarımızın kıymeti çok iyi bilinmeli bu konuda,annelerin özellikle
PCkoo
de kadına baskı dört bir yanda var. Kendimi şanslı hissediyorum dedin...peki salt çoğunluğu oluşturan kesimden yani şiidete amruz kalan kadınlardan tanıdığınvar mi? konştuğun duygularını paylaştığın var mi? çevrende vs..?
Gülazer...:
tabiki hemde çokk çok yakın çevremde bile,var malesef kadın işyerlerinde sürünüyor erkek ise kahve köşelerinde okey oynuyor buçok zor benim için yani şimdi anlatsam bitmez
PCkoo
peki bir annenin sanala bakışı nasıl? gençler hakkında ne düşünüyorsun? gözlemlerin var mi
Gülazer...:
gençlerimiz bakıyorumda gerçektende zamanlarının çoğunu sanalda geçiriyorlar yani ben baktığımda mesela benim oğlumda böyle olurmu diye düşünüyorum gençlerimiz ne bileyim herşeyden uzak sadece bütün saatlerini pc başında geçiriyorlar içler acısı benim için her şeyden uzak.. ben çocukları mümkün oldukça pc başından uzaklaştırmaya çalışıyorum özellikle akşamları evde olduğumda ama bydigi hariç
PCkoo
çocuklarında mı bydigiye giriyor?
Gülazer...:
evet hemde çeşit çeşit isimlerle malesef
PCkoo
bismillah.....
Gülazer...:
hehe bencede ama oğlum çok meraklıdır ve bydigiyi çok sevdi bende artık karışmıyorum başka bir yere girmesindense bydigiye girsin genel kültürü çoğalır hem kötümü.
PCkoo
bir anne için artık kendini ve ailesini bi tarafa çocuklarını koruma derdi daha zor gunumuzde...artık sorunlar farklılaştı..sanal var...filmler var...kitle iletişim araçalrı kontrolsuz ve ebeveyinler kontrolu sağlayamiyor..bir anne olarak oturup düşündün mu çözum?
Gülazer...:
evet çok düşündüm ama malesef pckoo bunda pek yapıcağımız bir şey yok neden dersen okula gidiyorlar mesela 6 saat ben onların yanında değilim ne yapıp ne ettiklerini bilmiyorum evde dersen aynı oturupta ailece bir flim mesela biz seyredemiyoruz tabi elimden gldiği kadar onları kötülüklerden korumaya çalışıyorum ama çocuklar büyüdükçe herkes kendini ben büyüdüm kimse karışamaz bana diyor ve özellikle istanbul gidi biryerdeyiz burda herşey çok farklı..hani bizim otaraflarda çocuğu bırakırsın köylerde kendiliğinden büyür hiç bi kötülüten haberleri yok ama burda öyle değil 5 yaşındaki bir çocuğun artık neyin ne olduğundan haberi var
PCkoo
işler cidden zor...bizde çevremizde ailemizde göruyoruz...oto kontrol zor iş..Tekra konuya dönecek olursam.. ..sence kadınlar neden şiddete maruz kaliyor?
Gülazer...:
çoğu cahillikten derim ben okumamış hiç birey bilmiyor belki ters gelebilir ama gerçektende %60 cahillikten benim mesela ben biryere gittiğimde bana kimse birşey diyemez.ama başka birisi olsa der çünkü etrafımda çok tanıdığım var aman şuraya gitmesin işte şu böyle olur bilmem ne quzzulgurt ben bu konuda çok hassasım her kadın kendi ayağının üstünde durabilir bence ama bazı kadınlarımızda azim yok.herşeyi erkeklerden bilirler.
PCkoo
erkekler kadınları anlamaz mi cidden?
Gülazer...:
eski topraklarımız malesef heval anlamıyorlar ama şimdi gençlerimiz iyiler yani gidiş bende biraz iyi:9
PCkoo Kaczynski:
bu 8 martta işten izin alabilecek misin?
Gülazer...:
kesinlikle alıcam vermezse patronum bı şeref kapının polikliğin önünde lastik yakarım bi pankartta oh işte alsana 8 mart kadınlar günü
PCkoo
ee baaşrılar dilerim sana o zaman...
Gülazer...:
teşekkürler
PCkoo
Güzel sohbetin için tşkr ederim....son olarak bydigi bayan yelerine iletmek istediğin birşey var mi?
Gülazer...:
herşey gönüllerince olsun derim ben teşekkür ederim pckoopat şimdiden bütün kadınlarımızın ve bydigideki bayan arkadaşların kadınlar gününü en içten dileklerimle kutluyorum..
PCkoo
Günün güzel olsun..Bende şimiden kadınlar günün en içten dileklerimle kutluyorum
Gülazer...:
sağol hevalim.


.....

Özel Bölüm 2 - Kürt Kadını Dosyası



....

Alıntı:


kürt kadını tüm diğer göçebe halklarda olduğu gibi çalışkanlığı ve dayanıklılılğı ile tanınır...
çocuğu sırtında çadır kurar,keçi ve koyunları sağar,erkeğinin silahının bakımını yapar...kürt kadını tüm doğa şartlarında çalışabilen bir bireydir...
kürtlerde kadına olan tutku oldukça buyuk ve derin bir içtenliğe dayanır...
kürtler müslüman olmalarına rağmen kadınlar hareme sokulmaz .açılmış bir çiçek kadar güzel olan kürt kızları burnunda hızması ,saçlarında metal süs takıları ile ilgi duyduğu karşı cinse kur yapma özgürlüğüne sahiptir......buda gösteriyor ki kürt kadını kendi içinde diğer toplumlardan farklı olarak RÖNENANS'ı yaşamiştir...

KÜRT KADIN KAHRAMANLAR....


Ataerkil bir toplum olarak tanımlanan kürt toplumu ,yüksek mevkilere ulaşmış,politik olarak söz sahibi olmuş ve bunu da ötesinde askeri kahramanlıklar yapmış kürt kadınları bulmak muumkun...
kürt coğrafyası kadın kahramanlar açısından oldukça zengin bir tarihe sahiptir.....bunlardan bir kaçı:
>KARA FATMA..../en ünlü destanlardan biridir.../
>EDALA HANIM
>HANZADE SULTAN
>HEFSE XAN NAGİP
>KOÇGİRİ BAŞKALDIRISININ ÖNDERLERİNDEN ALİŞERİN EŞİ , ZARİFE.
>DERSİM BAŞKALDIRISININ ÖNDERİ SEYİT RIZANIN EŞİ , BESé.
>LEYLA BEDİRXAN
>ZEKİYE ALKAN
>RONAHİ
<BERİVAN
>ZİLAN
VS......VS...........VS
gibi kadınlar kürt tarihinde yerini almış değerli kadınlardır....


PCkopat





Özel Bölüm 3 - Video
Alıntı:
[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]


[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]


Bu mesaj en son " 08-03-2008 " tarihinde saat 07:02 PM itibariyle PCkopat tarafından düzenlenmiştir....
PCkopat is offline  
Eski 08-03-2008, 04:55 PM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: MogadişU
Mesaj: 27,571
Üye No: 4306
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 76730
Rep Puanı : 7669908
Rep Derecesi
PCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond repute
Varsayılan


Batı Literatüründe Kürt Kadını

Alıntı:
19. Yüzyılda Mirliklerin çözülmesinden ve Kürt halkının Osmanlıya başkaldırmasından sonra, kadının yeniden savaş ve politika sahnesine çıktığı görülüyor. 19. Yüzyıla ilişkin Batılı seyahatnameler; Kürt kadınlarının ustalıklı at biniciliğinden(süvarilik) övgüyle söz ediyorlar. Sözgelimi 19. yüzyılın ilkyarısında Kürdistan'ı gezen Fransız gezgin M. B. Poujoulat, Kürt kadınlarına ilişkin gözlemlerini şöyle yansıtıyor: "Kürt kadınları gerçek amazonlar; mükemmel ata biniyorlar ve kocaları gibi silahlılar. Zarif vücutlular, ama güneşten yanmış yüzleri hiç de sevimli değil. Kesinlikle peçe takmıyorlar; giysileri deri kemerle sıkılan, göğsü açık gri kumaştan oluşuyor. Küçük paralar bağladıkları uzun siyah saçları omuzlarında dal [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]alanıyor. Başlarına, geriye sarkıttıkları sarı veya mavi ince bir örtü takıyorlar, çıplak ayakla geziyorlar".
Aynı yıllarda Gulistan'ı gezen İngiliz gezgin Rich de benzeri gözlemlere sahiptir: "Gülistan kadınlarının durumu Türkiye ve İran'dakinden çok daha iyidir; onlar eşleri tarafından eşit muamele görüyorlar."
Üç yıl boyunca İran ve Gülistan'ı gezen Alman gezgin Georg Fowler'in tesbitleri de aynı doğrultudadır:
bydigi.com/pckopat
"Yedi yaşından itibaren erkek çocuklar silahla tanıştırılırlar. Kadınlar bile, bedenlerine büyük güç kazandıran silah kullanma alıştırmalarından nefret etmezler. Kürt kadınları, buğday tenli, pazılı; bazen örgülü, bazen sarkık, bazen de yabanice dağılmış uzun saçlıdırlar. Büyük siyah gözleri parlak ve hayat doludur. Fakat gözündeki bu hayatiyet ve canlılık, vahşi tabiat ortamından dolayı ele-avuca sığmayan karakterdedir."
Kırsal kesimdeki Kürt kadınlarının, çoğu zamanlarını ev işlerinde ve kirmenle yün eğirmekle geçirdiklerini belirten yazar, bu kadınların takıyı çok sevdiklerini, alınlarında ve vücutlarının başka yerlerinde sıralamış oldukları metal takılan taşıdıklarını söyler.
bydigi.com/pckopat
Fowler, başlık geleneğini ise şöyle değerlendirir: "Havva'nın güzel kızları ebeveynlerinin yanında o kadar değerlidirler ki, bu değerden dolayı, evlendiklerinde kendilerine para verecekleri yerde, başlık parası talep ederler. Evlenecek koca, evlilikten dolayı kızın anne ve babasının mahrum edildikleri hizmet yerine maddi bir bedel öderler.
Eşiyle birlikte Kürtler arasında uzun çalışmalar yapmış Fransız gezgin ve antropolog Ernest Chantre, gözlemlerine dayanarak şu belirlemelerde bulunur:
"Kürt kadınları, genellikle güzel ve iri yapılıdır. Özellikle dağlarda yaşayan Kürt kadınları, yabancı erkeklerin yanında yüzlerini gizlerler.
Kadınlar, burunlarına hızma, kollarına metal bilezikler takarlar. Kostümleri genellikle Ermenilerinkine, bir kısmınınki ise İranlılar'a benzer.
Kürt kadınları, genellikle çadırların kurulmasında ve yerleştirilmesinde büyük hüner gösterirler. Kürt kızları çok güzel halı dokurlar.
Tıpkı Arap ve İranlılarda olduğu gibi, çokeşlilik özellikle aşiret reislerinde görülür. Evinde iki gün kaldığımız ve arkadaş olduğumuz Haydaran aşiret reisinin üç eşi vardı. Bunlardan en genci 20'li yaşlarda çok güzel ve rengarenk giysiler ve değerli takılarla süslü, uygar görünümlü İranlı bir bayandı."
Yazar, erkek çocukların doğumunun sevinçle karşılandığını, ancak aynı şeyin kız çocukları için söylenemeyeceğini de ekliyor.
bydigi.com/pckopat
"Türkiye'de Kadın ve Folklorları" üstüne önemli bir çalışma yapmış olan İngiliz kadın araştırmacı Lucy Garnett, eserinin önemli bir bölümünü de Kürt kadınına ve folklorlarına ayırır. Doğrudan gözlemlerinin yanısıra daha önce yayımlanmış olan seyahatnamelerden ve araştırmalardan yararlanan Garnett, Kürt kadını konusunda ilginç belirlemelerde bulunur:
"Müslüman olmalarına karşın, Kürt kadını dışarıya çıkarken peçe ile örtünmez. Ancak Süleymaniye gibi büyük şehirlerde soylu kadınlar, İç Anadolu'daki Türk kadınlar gibi mavi bir örtü ile örtünür ve yüzünü siyah at kılından yapılmış peçe ile gizlerler. Ancak bu zorunlu bir davranış değildir ve daha çok tanınmadan kentte dolaşmak isteyen yüksek sınıftan kadınlar tarafından uygulanır. Alt sınıftan kadınlar ise yüzünü örtmez. Köylü kadınları evden çıkınca, göçebe kadın ise yolda iken yüzünü tülbentle örter. Türklerden farklı olarak, erkek hizmetkârlar kadınların bulunduğu odalara serbestçe girebilir ve erkek konuklar tüm aile tarafından ağırlanır.
Davranışlarında açıkça görülen bu özgürlüğe karşın, Kürt kadınları son derece gururlu ve terbiyeli bir yapıya sahiptir ve ne Ermeni kadınları gibi ürkek, ne de Osmanlı kadınları gibi küstah davranırlar."
Garnett'in, Kürtler'de anaerkilliğin izlerini taşıyan şu belirlemesi de ilginçtir:
"Kürt kadınları, özellikle de göçebe aşiretlerdeki kadınlar, aşiretin kan davası, planlar ve düzenler gibi sosyal ve siyasal tüm meseleleri ile ilgilidir ve katkıda bulunurlar. Erkekleri gibi eğlenmesini bilir ve yorulmazdırlar ve her an atlara atlayıp kocalarının yanında maceralara atılabilirler."
bydigi.com/pckopat
Yazar, ev ortamında kadın-erkek ilişkileri konusundaysa şöyle diyor: "Ev ortamında, ana baba, kız kardeş ve çocuklarına karşı son derece bağlı olan erkekler, kadınlara eşit davranır. Koca rolünde ise erkekler saygılı, nazik ve anlayışlı davranır."
19. Yüzyılın sonlarında Türkiye'de uzun süre bulunan ve literatürde "Löbel Efendi" olarak adlandırılan Hollandalı araştırmacı D. Theophil Löbel, gözlem ve araştırmaları ile güvenilir kaynaklara dayanarak hazırladığı "Türkiye'de Düğün Törenleri" konulu çalışmasında da benzeri tesbitlerde bulunur:
"Kürt kadınları, Şark'taki diğer kadınlardan daha fazla özgürlüğe sahiptir ve erkekleri kadar yiğittir. Bunun güzel bir örneğini Kürt kadını Kara Fatma sergilemektedir. Toroslar'da bulunan Revandiz'de yaşayan Kara Fatma, Kırım Savaşı çıktığında bir süvari bölüğünü toplayıp, Padişaha, Ruslar'a karşı savaşmaya hazır olduklarını belirtmek için İstanbul'a gitmiştir.
Kürt kadınları ve genç kızları genel olarak peçesiz dolaşır. Bazen zengin ve soylu aşiret kadınları, başlarını kırmızı bir örtüyle örterler."
bydigi.com/pckopat
Yazar, Yezidi Kürt kadınlarının da belli bir güzellikten yoksun olmadıklarını, kadınların hep eşlerinin yanında bulunduklarını ve yorucu, tehlikeli yaşamlarını onlarla paylaştıklarını ve toplum tarafından hoş tutulduklarını belirtir.
"Çeşitli Irklarda Kadın Güzelliği" konusunda görsel ürünlere dayalı bir araştırma yapan başka bir Hollandalı araştırmacı Dr. C. H. Stratz da, daha çok Kürt kadınının fiziki özelliklerinden yola çıkarak, "Pers yani İran kökeni ile akrabalığı olan Kürt kadınlarının göze çarpan güzellikleri, yüz hatlarının uyumluluğu, el ve ayaklarının küçüklüğü açıkça görülmektedir; ince ve uzun elleri, özellikle ikinci parmaklarının uzunluğu dikkat çekmektedir" demektedir.
1881'de yayımladığı "Das Frauenleben der Erde" (Yeryüzü Kadınlarının Yaşamı) adlı kapsamlı gravürlü çalışmasında Kürt kadınına da epeyce yer veren ünlü Avusturyalı araştırmacı Amand Freiherr von Schweiger-Lerchenfeld, 1904'te yayımladığı "Die Frauen des Orients" (Doğu Kadınları) adlı fotoğraflı eserinde de Kürt kadınına epeyce yer ayırır.
bydigi.com/pckopat
Araştırmacı-yazar, "Önasya'nın dağlık bölgelerinde yaşayan Kürtler hakkındaki yargı ve düşüncelerini" özet olarak şöyle sıralar: Özgürlük tutkunu, misafirperver, sözünün eri, soygun ve talana eğilimli, kinci ve incir kabuğunu doldurmayan sorunları büyütüp ölüme kadar götürmek. .
Konuyu oldukça araştırmış bir oryentalist olarak Lerchenfeld, ilginç belirlemelerde bulunur:
"Kürtlerin yukarda belirttiğimiz bağımsız ve özgür olma tutkusunun gelişip yerleşmesinde,, Kürt kadınının önemli bir katkısı olmuştur. Doğanın en ağır ve hırçın ortamında şekillenen Kürt kadını, aylarca yaylalarda kendi başına kalırken bazen de eski bir kalede kocasının yanında misafirlerine ev sahipliği yapar. Kürt kadını Türk ve Persli kadınlar gibi haremi tanımadığı gibi, ev yaşamında ve ev işlerinde oldukça hünerli ve çabuktur.
Günün erken saatlerinden başlayarak hiç dinlenmeden geç saatlere kadar ev veya çadırda, yemek yapmakla, çocuklarının bakımıyla, ava veya çatışmaya giden kocasının silahını, atını, yolluğunu hazırlamakla geçirir.
bydigi.com/pckopat
Kürt kadını kilim tezgahlarının önüne oturduğunda veya ipliğ eğirirken, dağ kokularıyla dolu ezgiler mırıldanır. Tabii bu dağ kokularıyla dolu ezgiler, daha sonra kendini kilimde doğanın renkleri olarak dışa vurur.
Kürt kadınları, dış görünümleriyle de oldukça ilgi toplarlar. Vücudunun çeşitli yerlerinde bulunan dövmelerin dışında Asya kadınlarına özgü burunlarındaki hızmalarıyla da ilginç bir görünüm sergilerler. Genel olarak yapılı bir vücuda sahiptirler. Vücudun bu iri yapısı, Kürt kadınlarının estetik ve canlı görünmesine engel olmaz.
Kürtler, kızlarını oldukça disiplinli yetiştirir. Dışarıya karşı sürekli bir utangaçlık gösterirken, Kürt kızları her zaman ciddi ve kendinden emindir. Kürt kadınları arasında mavi gözlü ve sarışın saçlı kadınlar bulmak mümkün.
Kostümü andıran elbiseleri giymeyi severler. Alınlarını gümüş ve altın paralarla süslemeleri meşhurdur."
Kürt toplumunu yakından tanıyan Kock gibi yazarlar, "Kürt kadınları erkeklerinden geri değildirler" derken; yine Kürtler'i yakından tanıyan ve uzun süre ünlü Kürt aşireti Caflar'ın liderliğim yapan Adile Hanım'in yanında bulunan İngiliz subay ve yazar Soane de, "Kürt kadınları diğer hiç bir Müslüman ırkta görülmeyen bir mevkiye sahiptirler" belirlemesinde bulunmaktadır.
Soane, şöyle bir anısını aktarır:
"Birçok kez evin hanımı kocası evde olmadığı halde, beni bir erkek gibi karşılamış, yanıma oturarak benimle konuşmuştur. Bu hareketleri yaparken de İranlı ve Osmanlı kadınlarında görülen garip bir bönlük ya da yapmacık namuskâr anne davranışlarında bulunmamıştır. Hatta kocası gelip, atını bağlayıp çadıra girinceye kadar da bana hizmetini sürdürmüştür."
Kürt halkını çok yakından tanıyan bir ingiliz diplomat ve yazar da, C. J. Edmonds'dur. Kürdoloji bölümünün önemli eserlerinden biri olan "Kurds, Turks and Arabs" adlı kitabında, başta Caf aşiretinin reisi Halepçe'li Adile Hanım olmak üzere birçok ünlü Kürt kadını hakkında bilgiler verir ve anekdotlar sunar.
bydigi.com/pckopat
"Köylerde, Kürt kadınları da, Ortadoğu'daki komşuları kadar güç koşullarda yaşamlarını sürdürmektedir, güç işlerin tümü onların omuzundadır. En zor işlerden birisi de, deriden yapılmış tulumlar içinde, pınardan doldurdukları buz gibi suyu sırtlarında köye taşımaktır; bu sadece kadınlara mahsus bir iştir. Bununla birlikte aşiret reisi aileler içinde kararlarda söz sahibi olan kadınlara rastlamak olağan bir durumdur. Bunların içinde en ünlüleri belki de Halepçeli Adile Hanım'dır" diyen yazar, benzer yapıda bir başka Kürt kadınını, Fatma Han'ı da tanıtır:
"Revanduz yakınlarında yaşayan ve memurlar tarafından Fatma Han olarak bilinen başka bir hatun vardır. Bu kadın, kocasının ölümünden sonra sekiz köyden oluşan bir grubu yönetmiş. Hükümetle ilgili tüm işleri Fatma Han halledermiş ve Parlamento seçimlerinde, köy halkı onu kendileri için oy vermek üzere vekil olarak görevlendirmiş; oysa yasaya göre sadece erkekler seçme ya da vekalet etme hakkına sahipmiş. Sıradan Kürt kadınının büyük bir potansiyel barındırdığı aşikârdır" .
Bildiğimiz kadarıyla, doğrudan Kürt kadınına ilişkin ilk kitapçık, Ekim Devrimi'nden sonra 1927'de Moskova'da yayımlanıyor: . Kürt Kadını
O dönem Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin, çeşitli halkların kadınlarına dönük genel bir çalışması çerçevesinde yayımlanan kitapçık, sözkonusu partinin yarı-resmi bir yayını durumundadır. N. A. Smirnov tarafından kaleme alınan çalışma, parti yayını olması dolayısıyla kuşkusuz bilimsel olmaktan çok, bir resmi ideolojinin bakış açısını yansıtmaktadır. Buna rağmen, gerek bölge halklarıyla karşılaştırmalı bir çalışma olması, gerekse tarihsel ve toplumsal gerçeklikleri yansıtması açısından üzerinde durulmaya değer bir çalışmadır. Biz burada ayrıntıya girmeden, kimi ilginç tesbitleri aktarmakla yetinmek istiyoruz:
bydigi.com/pckopat
"Küçük Asya'nın büyük çoğunluğuna, İran'a ve Sovyet Kafkasya'sına dağılmış bütün Kürt kabilelerindeki yaşantı, aile ilişkileri ve kadının konumu temel çizgilerde aynıdır. Kürtler çeşitli islami mezheplere (Türkiye ve Irak Kürtleri Sünni, Alevi ve Yezidi; Batı Kafkasya'dakiler Şii,Yezidi -Sünnilerin büyük çoğunluğu 1918'den sonra Türkiye'ye geçmiştir-; İran'dakiler Şii ve Ali-İlahi) dağılmış olmalarına karşın din, diğer Müslüman ülkelerde gördüğümüz gibi, onlarda belirgin bir ayrım ve kadının konumuna belirgin bir etki yapmamıştır. Kürtler genel olarak dindarlıklarıyla göze çarpmamaktadırlar. Kürt kadını, onlara komşu Ermeni, İran ve Türk halklarının kadınından daha bağımsız bir konum almaktadır. Bunun yanısıra kadın, kabile hayatındaki bütün önemli olaylara katılmakta, çoğunlukla kadın atamalar ve bazı grupların kadın önderleri görülmektedir. Bu, kadınların kabile yaşamını yönettiği eski dönemlerdeki anaerkil kalıntıların burada henüz korunduğunu ispatlamaktadır. Kadınlar, sıklıkla askeri müfrezelerin başında yer almakta ve savaş sırasında Türk ordusunda komuta görevleri üstlenmektedir.
bydigi.com/pckopat
Kürtler'de çok eşlilik ve kadınların inzivası tam olarak gözlemlenmemektedir. Bu, bir yandan kısa zaman öncesine dek göçebe olan Kürtlerin ekonomik hayatının karakteriyle, diğer yandan tarlada, hayvancılıkta ve evdeki bütün işlerde kadının yer aldığı aile yapısıyla açıklanmaktadır.
Gerçekte çevrenin etkisiyle Kürt aristokrattan, Türk ve İran aristokratlarını her alanda taklit etmek isteyerek haremler kurmuş, kendi eşlerini eve kapanmaya zorlamış ve birkaç eş almışlardır. Fakat bu yeni uygulama Kürt halkına hiç de uygun gelmemiştir.
Kürtlerin toprağa yerleşme süreciyle birlikte Kürt kadınının konumunun sürekli olarak eşe daha fazla bağımlılık ve daha fazla kişiliksizleşme yönünde değişmeye başladığını belirtmek gerekir. Yerleşik Kürtler, Türkler ve İranlılardan aile yapısını ve onların kadına yaklaşımını daha kolaylıkla benimsemişlerdir. Aynı durum, bizim Sovyet Kürtleri'nde de gözlemlenmektedir. Bu Kürtler, aralarında yaşayan Türklerden pekçok şey almışlardır. Burada, çevre halklarla karışma süreci de büyük öneme sahiptir. Kürtler, ilke olarak sadece kendi aşiretlerinden kadınlarla evlenmelerine karşın gerçekte onlar sıklıkla komşu halklardan da eş almaktadır; bu durum özellikle Batı Kafkasya'ya gözlemlenmektedir.
Kürt kadınları yüzlerini kapamazlar, onlar erkeklerle birlikte toplumda yer alır ve kendi toplum hayatlarına erkeklerle eşit olarak katilırlar. Erkeğin olmadığı köyde, kadın misafirleri kabul eder. Komşu Türkler'de olduğu gibi Kürtler'de inziva yoktur. Eğer bir Kürt kadını aklı ve güzelliğiyle göze çarpıyorsa, onun adı oğlunun adına eklenir. Bu nedenle, Kürt kadınının daha özgür konumu, yabancıların gözlerinden saklanan Türk kadınından onu ayrı kılmaktadır. Yeni hayata ve yeni bağımsız duruma geçişini zorlaştıran cahillik ve geri kalmışlığına rağmen Kürt kadınının, Azerbaycan'daki Türk kadınından daha ileride olduğunu belirtmek gerekir. Bunun ilk bakışta nedeni, münzevi bir hayat süren Türk kadınıyla karşılaştırmada, Kürt kadınının daha özgür bir konuma sahip olmasıdır. Daha önce de belirtildiği gibi, Kürt kadını yüzünü kapamamakta, tanımadığı bir erkekten saklanmamakta, eskiden beri erkeklerin toplantılarında bulunmakta ve çeşitli sorunların tartışılmasına katılmaktadır."
Bu dönemde ve sonrasında bir bütün olarak Kürtler, özelde de Kürt kadını üzerinde çalışma yapan iki Rus/ Sovyet araştırmacı da, ünlü Kürdolog ve Doğubilimci V. Minorski ile Bazil Nikitin'dir.
Minorski, doğrudan gözleme ve bilimsel araştırmalara dayanarak "Kürtler'de kadının yeri" konusunda şu gerçekçi değerlendirmeleri yapar:
"Diğer İslam halklarına göre Kürtler, kadın konusunda daha hoşgörülüdürler. Bununla birlikte Kürtler'de kadının görevi zorunluluklar gereği gerçekten de ağırdır. Kürt kadını, evinin güç işlerinden başka, pınardan su getirir, dağlara tırmanarak odun toplar, davarların sütünü sağar, bütün bu işleri yaparken de küçük yavrusunu sırtında taşır. Ayrıca erkeğiyle birlikte tarım ve benzeri işlerde çalışır. Diğer Müslüman ulusların aksine kadınların yüzü örtülü değildir. Erkeklerle birlikte otururlar ve zaman zaman konuşmalara katılırlar. Kürtler'de genç kızla erkek arasında İslamcı tutuculuğa sahip halklar gibi, uzaklık ve çekingenlik yoktur. Birbirleriyle konuşurlar ve kendilerine özgü geleneklere göre evlenirler. Kürtler, düğün ve eğlencelerini de kadın-erkek birlikte yaparlar ki, bu da, diğer Müslüman halklar tarafından yapılmayan, dince yasak bir şeydir. Kürtler'in bu eğlencelerde kendilerine özgü oyunları vardır. Bu oyunlara katılanlar el-ele tutuşurlar ve çalgılar arasında birtakım ritmik hareketlerle dans ederler. "
Nikitin, Kürdoloji biliminin temel taşlarından biri olarak kabul edilen ünlü sosyolojik ve tarihi incelemesi "Kürtler"de,"Kürt toplumunda kadının yeri"konusuna oldukça geniş yer ayırır. "Kadının durumu bir kavmin karakterini çok iyi çizer"diyen Nikitin, Minorski'nin düşüncelerini daha da temellendirir ve örneklerle açımlar. Kürt kadınlarının iyi at biniciliği özelliğini o da vurgular:
"Kadınların hepsi, dış görünüşleri ne olursa olsun, çok iyi ata binerler ve erkeklerle boy ölçüşmekten çekinmezler. Dağlara tırmanırken hiç bir engelden yılmazlar ve büyük bir beceriklilik gösterirler."
Nikitin'in, Kürt kadınına ilişkin kimi belirlemeleri ise şöyledir:
"Kürt kadınları yüzlerini örtmezler. Kalabalıkta erkekler arasına karışırlar. Toplantılarda daima söyleyecek sözleri vardır. Kürt kadını, hoşa gitmeye çalışmakla ve neşeli olmakla birlikte, erdemlidir. Gerek fuhuş, gerekse Doğu'da çok yaygın olan bazı kötü huylar Kürtler arasında görülmez. Kadın, Kürtler'de tartışma götürmez bir biçimde kişiliğine sahiptir. Bir anne zeki ya da güzel diye tanınmışsa, adı oğlunun adına eklenir."
"Aşiretlerin başına geçip onlara tamamiyle baş eğdiren birçok kadınlar gösterilebilir" diyen Nikitin, buna, Halepçeli Adile Hanım, Nehrili Meryem Hanım, Kafuruşi aşiretinden Pura Halim, Şuvan aşiretinden Qaha Nergiz gibi isimleri örnek veriyor. Yazar, Kamuran Bedirhan'ın 1933'te l'Orient gazetesinde yayımlanan bir yazısından yola çıkarak ve üstteki örneklere dayanarak şu ilginç belirlemede bulunuyor: "Yazar (Bedirhan), Kürt kadınının ilerde ulusal dirilişin etkenlerinden biri olacağına işaret etmektedir."
İki yazarın üstünde mutabık kaldıkları ilginç bir husus da şudur: "Lirik Kürt şiiri çoğunlukla kadın duygularından esinlenir. Esasen şarkıların, ninnilerin, romansların büyük bir kısmı kadınlar tarafından yazılmıştır."
Güney Gülistan'da Kürt toplumu içinde doğrudan gözleme dayalı incelemeler yapan tanınmış Fransız rahip ve Kürdolog Thomas Bois (Lucien Ranbout), doğrudan gözlemlerden ve folklorlarından yola çıkarak şu değerlendirmeyi yapıyor:
". . . İslam ülkelerinde genel olarak düşlenilen şeyin tersine, Kürtler'de kadın, erkekle eşit tutulmaktadır. Kadın peçe takmaz. Evin işlerini yönetir. Para kesesini kadın taşır ve ev harcamalarını kendisi yapar. Harcamalarda özgürdür. Bir yabancı eve geldiğinde, kadın topluluğa rahatlıkla girebilir ve kimseyi gücendirmeksizin bazı konuşmalara katılabilir. Kürt erkeğinin, gerçekte her şeyde olduğu gibi, karısına güveni sonsuzdur. Ayrıca, kadının engin düşüncesinden de yararlanır. Kürdistan'da çok şarkı söylenir. Kürt kadını şarkılarda kendini bulur. Zira, savaş sarkıları dahil şarkıların çoğu, özellikle de aşk şarkıları, kadınlar tarafindan söylenmektedir. Uzun epopelerden başka savaşa gidişi anlatan şer ve delal'lerden başka, günlük yaşamlarının binbir uğraşılarını dile getiren birçok şarkılar vardır. Genç kızların rengarenk halı dokurken ya da ip eğirirken mırıldanarak söyledikleri berdolavi'ler, çıkrıkbaşı şarkıları; genç oğlan ve kızların çıktıkları yayladan (zozan'dan) inerken sırayla dönerek söyledikleri güz şarkıları, konuşmaksızın oynadıkları halk şarkıları'nın birçokları, tambur ve kaval eşliğinde söylenen dilok'lar ve her ezgiden sonra nakarat olarak söylenen, çocuk oyunlarından çıkarılan belite, lori ya da ninni'ler yalınlığı ve tatlılığından dolayı özellikle göze çarpan bir tür oluştururlar."
Yıllarını Kürt toplumu arasında geçiren Fransız Kürdolog Thomas Bois, "Kürtler"e ilişkin en son eserinde; "Kürtler'de Aile Yaşamı"na geniş yer verir. Bois, gerek doğrudan gözlem ve incelemeleri, gerekse anekdotlarla konunun oldukça ayrıntısına dalar. Bu arada, özellikle Müslümanlığın Kürt yaşamı üzerinde yarattığı olumsuz etkileri örneklerle tesbit eder.
"Genellikle Müslüman olan Kürtler'de, dini bir vecibe olarak çok eşliliğin bulunduğunu" belirten yazar, sözlerini şöyle sürdürür:
"Daha önceleri, aşiret reisleri, siyasi kaygılarla çok sayıda kadınla evlenir ve sayısız çocukları olurdu. Bugün bu durum değişmiş, çok eşlilik gittikçe azalan bir duruma gelmiştir. Günümüzde, eğitimsiz toplumlarda çok eşliliğe rastlanır. Ancak buralarda da iki eşten fazlası görülmez. Kırsal alanlarda tek eşlilik daha yaygındır, iki eşli evlilik oranı yüzde 2'yi geçmez".
Bois, başka bir çalışmasında da; Müslüman ve Yezidi Kürtler'de çok eşliliğin bulunduğunu, ancak Alevi Kürtler'de çok eşliliğe pek rastlanmadığını vurgular. Yazar, geçmişte siyasi nedenlerle yapılan çok eşli evliliklere şu örnekleri verir:
"Aşiret reisleri çoğu kez Kur'an'ın müsaade ettiği dört kadınla evlenmekle yetinmezler. Süleymaniye aşiretinin kurucusu ibrahim Paşa'nin 40 tane karısı vardı. Botan Miri Bedirhan Beyin 14 karısı, 99 tane de çocuğu vardı. Öldüğünde 21 oğlu, 21 kızı hayattaydı."
Kırsal kesimde yer yer rastlansa da, çok eşlilik geleneğinin günümüzde artık son bulmak üzere olduğunu da vurgulayan yazar, köy-kent bağlamında kadının değişen konumunu ise şöyle özetliyor:
"Kürt ailesinde asıl yetki kocanın elinde. Ancak kadının da söz hakkı var. Eşler arasındaki ilişkide kadın köylerde asttır. Köy aristokrasisinde ve kentlerin eğitimli kesimlerinde erkekle eşit konumdadır. Kentin eğitimsiz kesimlerinde ise üsttür."
1950'li yıllarda, genelde Kürtler ve özelde kadınlar üzerinde odaklanan kimi sosyolojik, antropolojik ve etnolojik çalışmalar da bulunuyor. Özellikle Güney Gülistan'da incelemelerini yürüten ve bunların sonucunu 1953'de "Principles of Social Organization in Southern Gülistan "(Güney Gülistan'da Toplumsal Örgütlenmenin İlkeleri) adıyla yayımlayan Fredrik Barth'ın eseri (Oslo, 1953), bunlardan biridir. Yazar, burada farklı bir yaklaşımla Kürt toplumunda insan topluluklarını şöyle kategorize eder: 1-yüksek prestijli erkeklerin toplandıkları odalar, 2-daha düşük statülü erkeklerin biraraya geldiği çatıüstü toplulukları, 3-kadın topluluğu.
Aynı bölgede daha sonra incelemeler yapan bir başka yazar da Danimarkalı ilk kadın antropolog Henny Harald Hansen'dir. Prof. Hansen'in, Kürt kadınını da işleyen ilk çalışması "Allah'sDotre"dir.
"Irak'ta kaldığım süre boyunca, ülkenin azınlığı içinde olan ve Kuzey Irak dağlarında saklanmış olan Kürt kadınlarıyla yaşadım" diyen yazar, ilginç bulduğu bir gözlemini şöyle aktarır:
"Bana en ilginç gelen şeylerden biri de, benimle karşılaşan hiç bir Kürt kadınının bana gıpta etmemesi oldu. Tam aksine, benim sıradan Avrupai giysilerimin içinde açınası ve zavallı olduğumu ve dünyayı tek başıma dolaştığımı düşündüklerinden benim için çok üzülüyorlardı."



Yazarın, doğrudan Kürt kadını üzerinde yoğunlaşan çalışması ise, "The Kurdish Woman's Life" (Kürt Kadınının Yaşamı) adını taşıyor.
bydigi.com/pckopat
Batı'da, Kürt toplum tarihi konusunda 1960'tan sonra yayımlanan, Kürdoloji biliminin iki önemli eseri bulunuyor. Bunlardan biri, Prof. Wadie Jwaideh'nin 1961'da Amerika'da hazırladığı ve ancak ilk kez 1999'da Türkçede basılan "Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi / Kökenleri ve Gelişimi" konulu doktora çalışması ; ikincisiyse Prof. Martin van Bruinessen'in ilk kez 1978'de Hollanda'da yayımladığı "Agha, Skeikh and State: On the social and political organisatıon o f Kurdistan" (Ağa, Şeyh ve Devlet: Kürdistan'ın Sosyal ve Politik Örgütlenmesi) konulu doktora çalışmasıdır.
bydigi.com/pckopat
Bruinessen'in eserinde, aşiretler ve aşiret dışı gruplar bağlamında aile organizasyonu ve kadın konusu irdelenmektedir.
Jwaideh'nin çalışmasında ise, geniş bir kaynak birikimine yaslanılarak, "Aile Yaşamı" bağlamında Kürt kadınına geniş yer verilir. Biz burada, yazarın çıkardığı sonuçlar konusunda fikir verebilmek için birkaç alıntı vermekle yetineceğiz:
"Birçok yazar, Kürt kadınlarının kayda değer şekilde özgür olduğu konusunda fikir birliği içindedir. Bu özgürlük farklı biçimlerde kendini gösterir. Kürt kadını eve kapatılmaz ve peçe takmaz. Özgürce erkeklerin arasına karışır ve kapatılmanın getirdiği mahcubiyeti göstermez. Kürt kadın ve erkekler, bayram, düğün ve diğer kutlamalarda birlikte dans eder. Soane, bu durumun, muhafazakâr addedilen Müslüman halklar arasında alışılmamış bir şey olduğunu belirtir. Soane, Kürtlerin bu konuda Ortadoğu halklarından çok, Doğu Avrupalılara yakın olduğuna işaret eder. Kürt kadınının, kocasının yokluğunda ailenin reisi gibi davranarak erkek misafirleri ağırlaması şaşılacak bir durum değildir. Burada, söz konusu rahatlığın nadiren kötüye kullanıldığını belirtmek gerekir. Kürt kadını iffetlidir. Fuhuş, Kürtler arasında bilinen bir şey değildir ve gerçekte çok sayıda yazar, Kürt dilinde 'fahişe' sözcüğünü karşılayan bir sözcük olmadığını not etmektedir.
Kürt kadını evinin hanımıdır. Aile içinde etkinliği oldukça fazladır ve fikirleri önemsenir, saygı duyulur. Hem göçebe hem de yerleşik aşiretlerde, Kürt kadını çok sayıda zor işin üstesinden gelir. Ancak kadınlar, kocaları zamanlarını aylaklıkla geçirirken bütün işi yapan köleler değildir. Soane'a göre, erkek ve kadın arasında önemli ölçüde bir işbölümü vardır. Erkekler tarlalarda çalışır, sürüleri güder, toprağı sürer, meyve ağaçlarına veya tütün tarlalarına bakar, ürettiklerini komşu pazarlara taşır; kadınlar ise meyveleri ve tütünü kurutur, halı dokur veya farklı ev işleriyle uğraşırlar."
Kürt kadınları arasında iyi binici ve mükemmel atıcı olanların sayısının çok olduğunu ve savaşçı aşiretlerde, kadınların sık sık erkeklerin yanında cesurca dövüştüklerini belirten yazar; "Kürdistan'da kadınların sık sık büyük güç ve nüfuza sahip konumlara yükseldiklerini, hatta içlerinden bazılarının aşiretlerinin reisleri olarak tanındıklarını" vurgulamakta ve 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında yaşamış olan Hakkarili Halime Hanım, Ezdinan aşiretinin reisi Fatma, Nehri şeyhleri ailesine mensup Meryem Hanım, Caflı Osman Paşa'nın karısı ve sonradan aşiret reisi Adile Hanım, Şeyh Mahmud Berzenci'nin kuzeni ve kardeşinin karısı Hafsa Hanım, Yezidi prensesi Mayan Hatun gibi isimleri sıralamaktadır.
Basında rastladığım, Kürt kadınını da ilgilendiren Batılı bir çalışma ise, Anadolu'yu iki yıl süreyle dolaşan Amerikalı bayan araştırmacı Katherine Begley'in "Anadolu Kadınıyla Diyalog" konulu çalışmasıdır. Kendisiyle yapılan bir röportajda, Kürt kadını konusunda şunları söylüyor:
"Kürt kadını çok rahat, kocasını eleştirebiliyor. Alevilerde de kadınla erkek çok modern. Türk kadınları ise yaşlanınca saygı görüyorlar"
Bilindiği gibi, geçmiş yüzyıllarda Batı'da Kürtler'e ilişkin yüzlerce seyahatname yayımlanmış. Bunlar, bir bütün olarak Kürt halkının yanısıra, özelde Kürt kadını açısından da büyük önem taşımaktadır.
1987'de Eskişehir/Anadolu Üniversitesince, Türk ve Batı imaji açısından bu seyahatnamelerin değerlendirildiği bir sempozyum düzenlenmiştir.
Bu sempozyuma sunulan bildirilerden biri de Prof. Dr. Reinhold Schiffer'e ait olup, "19. Yüzyıl Seyahatnamelerinde Türk Kadını ve Türk Erkeği imajı" adını taşımakta ve genelde Doğulu, özelde Osmanlı/Türk kadını konusunu işlemektedir.
Elimizde, konuyu salt Kürt kadını açısından işleyen Fransa'da yapılmış bir doktora tezi de bulunmaktadır. Kürt kadın araştırmacı Nazand Abdullah-Begikhani tarafından hazırlanan tez,"19. ve 20. Yüzyılın Başında Özellikle Fransız ve ingiliz Literatüründe Kürt Kadını" adını taşımaktadır.
bydigi.com/pckopat
Son yıllarda, biri Almanya'da diğeri Amerika'da olmak üzere, Kürt kadını konusunda iki önemli çalışma yayımlandı. Eva Savelsberg, Siamend Hajo, Carsten Borck tarafından editörlüğü yapılan "Kurdische Frauen und das Bild der kurdischen Frau" adlı toplu eser içinde Kürt kadınına ilişkin sekiz bildiri yer alıyor.
Editörlüğü Shahrzad Mojab tarafından yapılan "Women Of A Non-State Nation: The Kurds" adlı toplu eserde ise oniki bildiri yer alıyor. Ancak bunların dördü üstteki eserdekilerle aynı.
Batı'da son yıllarda yapılan Kürt kadınına ilişkin çalışmalara, Kürt araştırmacı Rohat Alakom tarafından kaleme alınan ve konuyu folklor bağlamında ele alan "Di Folklora Kurdi De Serdestiyeke Jinan" ile Kürt kadınını tarihsel ve güncel boyutuyla değerlendiren "Li Gülistane Hezeke Nuh Jinen Kurd" adlı görsel ürünlü incelemesini de eklememiz gerekiyor.

Kürtçe ve Türkçe Eserlerde Kürt Kadını
Kürt aydınlanmasının doğal bir sonucu olarak, modern anlamda ilk Kürt kadın örgütlenmesinin Kürd Kadınları Teali Cemiyeti adıyla 1919'da, o dönemin politika ve kültür merkezi İstanbul'da gerçekleştirildiği biliniyor.
Cemiyet'in Nizamname'sinde kuruluş amacı şöyle vurgulanıyordu: "Kürd kadınlığının çağdaş anlayışla yükseltilip geliştirilmesini sağlamak, aile yaşamında köklü sosyal reformlar gerçekleştirmek, göç ettirme ve kitle halinde öldürmeler dolayısıyla sefalet içine düşen Kürt öksüz ve dullarına iş bulmak ve nakdi yardımda bulunmak suretiyle onları sefaletten kurtarmak."
Kuşkusuz Kürt kadınına ilişkin incelemeler ve yazışmalar, bu Cemiyetle başlamıyor. Konunun Batı literatüründeki yansımasını yukarıda özetlemeye çalışmıştık. "Kara Fatma" bölümünde ayrıntılı olarak değineceğimiz gibi, daha 19. yüzyılın ikinci yansında konuya"Amazonlar ve savaşta Kürt kadını" bağlamında değinen Osmanlı/Türk yazarları Namık Kemal ve Ahmed Midhat gibi yazarların ötesinde, özellikle 1908 Meşrutiyet Devrimi'nden sonra kurulun Kürt örgütlerinin yayın organlarında ve kadın dergilerinde Kürt kadınını tanıtan ve sorunlarını işleyen makalelere rastlıyoruz.
Bunların en eskilerinden biri, 1913'te Kürt kimlikli Roji Kurd dergisinde yayımlanan, Ergani-Madenli Y. C. 'nin "Kültlerde Kadın Sorunu" konulu yazısıdır. Dönemine göre son derece ilginç bulduğumuz bu yazının kimi kesitlerini vermekte yarar görüyoruz. Yazının giriş bölümlerinde"Osmanlıda kadın" konusunda bir genelleme yapılır:
"Hemen bütün Osmanlı dünyasında kadının maddi ve manevi konumunun acınacak bir durumda bulunduğunu söylemek gereksizdir sanırız. Erkeklerimiz baştan başa koyu bir cehalet içinde mahsurdurlar. Kadınlarımız ise erkeklerimizin bu cahilane gururuna kurban olmuş, hem cahil ve hem de zavallıdırlar. Kürt ailesi de doğal olarak bu hastalıktan etkilenmiş ve zarar görmüştür."
bydigi.com/pckopat
Daha sonra "Kürtlerde kadının saygınlığı" üzerinde duruluyor:
"Gülistan'da asıl karakterini kaybetmiş şehir merkezlerini saymazsak çoğunlukta, köylü hayatında kadının konumu bütün ilkelliğiyle beraber sevinmeye değer özelliktedir. Kürtler arasında kadın pek saygın kabul edilir. Kadın adeta tarafsız ve masum sayılır. Herkes kadına saygı göstermeyi bir görev sayar. Taraf olan köyler, aşiretler birbirleriyle günlerce düşmanlık ederken, vuruşurken, birbirine vızır vızır kurşun yağdırırken kadınlar düşmanlığın olduğu yerde serbestçe gezerler, iki tarafın zorunlu ilişkisini sağlarlar. Karşı tarafin kadınına saldırmayı kimse hatırına getirmez. Köyün herhangi bir kadınına ufak bir saldırı olsa bütün o köy halkı harekete gelir, tek bir kadının dokunulmazlık hakkı için mücadele eder. Erkeklerin geçmekten korktuktan ıssız yerlerden, hırsızların gizli bulunduğu yörelerden kadınlar yapayalnız geçerler. . . Bunlar gösteriyor ki Kürt toplumunda hüküm süren bütün cehalete rağmen, kadın hatırı sayılır bir saygıyla karşılaşıyor. "
Kürt kadınında örtünmenin boyutları konusundaysa şöyle deniyor:
"Kürt köylerinde, kasabalarında örtünme de nesbeten makul bir durumdadır. Dinin, mantığın emrettiği örtünmeden fazla birşey yoktur. Kürt kadınları hiç bir zaman kalın ve yorucu çuvallar içerisinde mahpus değiller. Son derece serbestçe gezerler, dolaşırlar, hiç bir saldırdan korkmazlar.
"Gülistan'da çalışmanın yarısını kadınlar üzerlerine alırlar" denilen yazıda, şöyle devam ediliyor: "Kadın evdeki aile göreviyle beraber tarlada, bahçede eşiyle beraber durmaksızın çalışır. En zahmetli ve güç işleri görür."
Yazının sonundaysa şu gerçekçi belirlemeler yapılıyor:
"Kürt kadını gerçekten cahildir, kültürsüzdür fakat sağlam bir karaktere sahiptir. Kürt kadınının bu sağlam karakteri, akla uygun bir eğitim ve fenle (sanat ve bilimle) süslenirse, Kürt toplumunda kadın sorununun çözümü hayli kolaylaşır. Kürtler'de aile kurumunun, evlilik biçiminin, kadının erkeğe göre durumunun birçok yönleri fena ve müzmindir, düzeltilmeye şiddetle muhtaçtır. Yukarda gösterdiğimiz esaslar hastalığın tedavisini kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır. Kürt gençleri kadın ve aile sorununun bir hayat ve yaşamak sorunu olduğunu anlamalıdır. Her şeyden önce Kürtlüğün kadınlığını yükseltmek çarelerine bakmalıdır. Toplumlara gıda kadar akıllı ve anlayışlı annelerin gerekli olduğunu bilmelidir. 'Bir milletin kadınları, ilerleme derecesinin terazisidir' . 'Milletlerin, insanların ilerleme dereceleri daima kadınlarının düzeyiyle orantılıdır' kuralını her zaman her dakika gözönünde bulundurmalıdır."
bydigi.com/pckopat
Halil Hâmid'in 1914 yılı ortalarında çıkan "Kürd Kadınları" konulu yazısı da, alanının ilk önemli örneklerindendir.
Türk literatüründe yer alan ilk ürünlerden biri olan bu incelemede şu ara başlıklar bulunuyor: Kürdler, Kürd Kadınlarının Mevkii, Kürdlerde İzdivaç, Meşhur Kürd Kadınları, Kürd Oyunları, Şarkıları, Çalgıları.

Meşhur Kürt kadınları arasında Kara Fatma, Gevha Nergis, Hemavend aşiret reisinin zevcesi, Caf aşiretinden Firuze, Cıbran aşiretinden Hanım ve Hansa, ve Mir Muhammedin annesi Delale tanıtılıyor.
1915'te meşhur Kadınlar Dünyası dergisinde yayımlanan bir yazıdaysa salt Kara Fatma üzerinde durulur. 1919'da Kürt Kadınları Teali Cemiyetinin kurulmasıyla, Kürt kimlikli dergi ve gazetelerde Kürt Kadınına ilişkin yazılarda bir yoğunlaşma görülür. Konunun en ilginç yazılarından biri, M. C. Selimbegi'nin imzasıyla Jin dergisinde yayımlanır : Kürd Hanımı".
Yazının girişinde, Roji Kurd'daki yaklaşımla, kadının konumuyla uygarlık arasındaki ilişkiye vurgu yapılır:
"Uygarlığın bir ölçüsü de, kadının toplumdaki yeri ve ulaştığı başarılardır. Uygar uluslarda kadın gerçekten o ulusun yarısıdır; erkeğin sahip olduğu her çeşit hak ve ayrıcalık, saygınlık ve önem, hatta kimi zaman fazlasıyle kadınlara da cömertçe verilir.
Gelecek kuşakların temelini kadınlar kurar. Kadınları iyi yetişmemiş, analık görevlerini takdir etmeyen uluslar öksüz demektirler." Osmanlı kadınlarının karşılaştırılmalı olarak ele alındığı ilginç yazıda, söz doğrudan Kürt kadınına getirilerek şöyle deniyor:
"Kürt kadını esasen özgürdür, evinin hakimidir; örtünmenin Müslümanlığın belirleyici gelenekleri dışındaki gereksiz bağlarından özgürdür; erkeklerin de içinde bulunduğu sosyal yaşama, saygın bir konuma sahip olarak karışmıştır. Biraz daha yukarı tabakaya bakarsak bir kadınlar saltanatı da görürüz." "Kürt kadınının doğal durumunun, günümüzün gereklerine son derece uygun" olduğunu belirten Kürt aydını Selimbegi, sözlerini şöyle noktalıyor:
bydigi.com/pckopat
"Eksik olan birşey varsa, ulusal alışkanlıklardan doğup, yazılı olmayan ulusal gelenekler içinde gelişen karakter belirleyici bu terbiyenin, aydınlatıcı kurallarla ve çağdaş öğretim kuralları ile de olgunlaştırılıp taçlandırılmamış olmasıdır. Bu eğitim kurallarını, bu öğretim kurallarını uyguladığımız gün, Kürt kadınının erdem derecesini, yetiştirdiği çocukların nasıl imrendirici bir vatan temeli kuracaklarını göreceğiz. Bu geleceğin pek uzak olmadığına inanıyoruz." Türkiye'de Cumhuriyetle birlikte, Kürt örgütlenmesinin ve yayıncılığının yasaklanmasıyla, başka konularda olduğu gibi kadın konusu da bir bakıma askıya alınır. Ancak bu arada, Süleyman Sabri Paşa'nın 1928'de İstanbul'da yayımlanan Van Tarihi ve Kürtler Hakkında Tetebbuat adlı eserinde, "Aşiret Kadını" adı altında Kürt kadınına ilginç bir bölüm ayrılır. Bu bölümde, oldukça ilginç ve gerçekçi belirlemeler yapıldığı görülür. Sözgelimi, üretimde Kürt kadını konusunda şunlar söylenir:
bydigi.com/pckopat
"Aşiret hayatında, köy hayatında kadın Türk (Kürt M. B. ) ekonomisinin temelidir. Üretimde birinci derecede tesiri vardır. Evin her günkü işinden başka yakacak tedariki, hayvanları sağmak, yağ, peynir yapmak; şal, kilim, çadır dokumak, çorap örmek kadınlara düşer. Tarla işlerinde de erkekle birlikte çalışır. Hatta tahılı pazar yerine sırtında daha çok kadın taşır. Kadının boş vakti yoktur; hiç işi bulunmadığı vakit iplik büker; kese, belkuşağı, saçbağı dokur. Çocuğun beşiği anasının sırtıdır." Kadının giyim-kuşamı şöyle betimlenir:
bydigi.com/pckopat
"Kadının yaptığı işler takdir görür. Erkekler kıyafetlerine dikkat etmedikleri halde, kadın daha itinalı giyinir, insanın takatini kırar görünen bu çalışma hayatından zevk alırlar. Bunun için neşeli ve çekicidirler. Kadının süsü: Sürme, kına, camından gümüş ve altınına kadar birçok bilezik, altın dizili fesler, küpeler, hızmalar (buruna takılan gümüş yahut altından bir süstür), kemerler, birbiri üstüne giyilen renk renk fistanlar. . . Servetin derecesine göre bu fistanların kıymeti ve sayısı değişir." Kitapta, köy-kasaba ve şehir bağlamında kadın-erkek ilişkileri ise şöyle özetlenir:
bydigi.com/pckopat
"Kadın erkekten kaçmaz, çarşaf bilmez; yalnız memur, asker gibi yabancılardan, o da saygı göstermek için saklanır ve yaşmaklanır. Erlerden kaçmaz; erler tandır başına kadar gidebilir . Anadolu'nun her tarafinda bu böyledir. Kasaba ve şehirlerde iş başkalaşır. Örtünmeye şiddetle riayet olunur. Buda 'medeniyet icabı! ' sayılır.
Kitapta, örtünmenin nedenleri, düğünlerde kadın-erkek ilişkileri ve Kürt kadınının direngenliği, yiğitliği konusunda da ilginç değerlendirmeler yapılır.
Kürt örgütlenmesinin ve yayıncılığının yasaklanmasıyla birlikte, bu etkinlikler de diğer Ortadoğu ülkelerine ve Avrupa'ya taşınır.
Yasaklamalar sonucu ülke dışına çıkan Kürt aydınlarının ilk kurdukları örgütlerden biri Xoybun ilk yayın organlarından biri de Bedirxanlar öncülüğünde Şam'da yayımlanan kültürel nitelikteki Hawar dergisidir. Kürt aydınları, Ortadoğu'daki kimi yayın organlarının yanısıra bu dergide de Kürt kadınına ilişkin yazılar yayımlarlar. Sözgelimi bunlardan biri, Fransızca olarak kaleme alınan "Kürtlerin Konukseverliği ve Aşiret Reisi Bir Kadın" konulu bir yazıdır.Burada 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın başlarında yaşamış olan Yezdinan aşiret reisi Fatma'nın yaşamı anlatılmaktadır.
Bir yıl sonra aynı dergide, Dr. Kamuran Ali Bedirxan'in "Kürt Kadını" ile ilgili ayrıntılı sayılabilecek Fransızca bir incelemesi yayımlanır. Bu incelemede; Giriş, Küçük Bir Kızın Yaşamı, Nişanlı Kız, Evlilik, Siyasal Yaşam gibi bölümler yer almaktadır. Aynı yazı, İngilizce olarak da Bombay'da yayımlanıyor. Bedirxan , aynı yazıyı Lübnan'da L'Orient gazetesinde de yayımladığı gibi, Hawar'da yayımladığı başka yazılarda da bu konuya değinir. Yazar, 1935 yılında yayımladığı bu yazısında, Kürtler'in genel yaşamı çerçevesinde aile ve kadın konusuna da değinir. İlgili kesitte şöyle diyor:
"Kürtler'de aile kavramı çok gelişmiştir. Bir çocuğun doğumu onlar için çok önemlidir. Köylerde, kabileler arasında bir çocuğun doğuşu 3 ile 7 gün arasında topluluk içinde kutlanır. 7. gün çocuğa isim verilir. Eğer yeni doğan çocuğun babası, doğumdan önce ölmüşse babanın adı bebeğe verilmez. Geleneklere göre, anne veya baba tarafından büyükanne ya da büyükbabanın adı çocuğa takılır. Oryantal Müslüman geleneği olan görücü usulüyle evlenme, Kürtler'de hiç bir zaman görülmemiştir. Kürt kadınları hiç bir zaman örtü takmadılar."
Bu aşamada, Prens Süreyya Bedirxan'ın da, Brüksel'de düzenlenen XVI Uluslararası Antropoloji Kongresi'ne Kürt Kadını ve Sosyal Rolü konulu bir bildiri sunduğunu görüyoruz.
Yazar bildirisinde, Batılı gezginlerin anekdotlarından da yararlanarak, Kürt kadınını değişik yönlerden değerlendirmektedir. Aile içi yönetim ilişkileri ve ortaklaşa mücadele konusunda şöyle bir değerlendirme yapıyor:
"Kadının aynı zamanda eşinin üzerinde olan etkisinden dolayı politik yaşamda da yeri vardır. Bir şefin eşi olan kadın, toplantılara katılır, eşine danışmanlık yapar. Eğer bir erkek babasından dolayı bir topluluğun ya da aşiretin yönetimini, şefliğini almışsa ve yeterince zeki değilse, karısının akıllı ve becerikli olması durumunda, erkeğin görevlerini kadın üstlenir ve şeflik yapar.

İşgalcilere karşı Kürtler tarafından yürütülen savaşlarda asırlar boyunca kadınlar da eşlerinin yanında yer almış, bazan eşleri ölünce onuntin yerine geçip askerlere kumanda etmiş ve şerefleriyle savaş alanında ölmüşlerdir.

Gülistan'da çok eşlilik ve boşanma İslam'la girmiştir. Ancak bu durum teoride kalmıştır; pratikte çok eşli Kürt erkeğine rastlmak son derece nadirdir. Boşanma ise, çok eşlilikten daha da nadir olarak görülür. İslam'dan önce, bir kadın artık eşini sevmediğini söylerse hemen boşanabilirdi. İslam'a rağmen bu prensip korunabilmiştir.
"Kürtler'de Evlilik" bağlamında Kürt kadınını işleyen önemli çalışmalardan biri de, Fransa'da yaşayan Kürt aydını Dr. Mohammed Mokri tarafından yapılmıştır. Örneklemeli ve resimli bu bilimsel çalışmada da, Aile Yapısı, Evlilik Hazırlığı vb. gibi başlıklar altında Kürt kadınının yaşamının çeşitli aşamaları anlatılıyor. Bir Kürt bilimadamı, Shahrzad Mojab tarafından 1987 yılında yayımlanan "Savaşta ve Politikada Kürt Kadını" konusunda yaptığı ingilizce bir çalışma ile Yayla Mönch-Bucak'ın editörlüğünü yaptığı ortak bir çalışmayı da buna eklemek gerekiyor. Bu vesileyle Irak'da yayımlanmış Kürt kadınına ilişkin birkaç kitabı da anmak gerekiyor. Bunlardan üçü, 1958 yılında yayımlanan Kürt Kadını , 1969 yılında yayımlanan Meşhur Kürt Kadınları , 1989'da Kürt Tiyatral Gösterisinde Kadın ; biri de Beyrut'ta yayımlanan İslam Tarihinde Kürt Kadınları .
bydigi.com/pckopat
Türkiye dışındaki Kürt aydınlarının çalışmalarını noktalarken, Dr. Kemal Mazhar Ahmed'in, geniş bir kaynak birikimine yaslanan akademik çalışması Kürtlerde Tarih, Tarihte Kadın konulu geniş oylumlu çalışmasını anmamız gerekiyor. Dr. Ahmed'in ders notlarının derlenmesinden oluşan kitapta; "En eski çağlarda kadının toplumdaki yeri ön planda idi. Ama bu bahar kısa sürdü. Onlar daha sonra erkeklerin ve toplum yasalarının kurbanı köleler oldular" belirlemesi yapılıyor ve Kürt kadınının özgürleşme mücadelesi irdeleniyor. Yazar, Kürt yayınlarının kadın konusundaki ketum işleyişini de eleştiriyor.
Bu vesileyle, biri Almanya'da, diğeri Türkiye'de yayımlanmış Kürt kadını ile ilgili iki Türkçe kitabın da adını analım: Kadın Sorunu ve Kürdistan'da Kadın , Metropol'de Kürt Kadını .
Günümüzde Kürt Kadını
Dr. Kemal Mazhar Ahmed'in çalışması biryana bırakılırsa, belirleyebildiğimiz Kürt kadınına ilişkin kitaplar, genellikle tarihte kadın konusu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Günümüz Kürt kadını üstüne çalışmaların da, 1980'li yıllardan itibaren Avrupa ülkelerinde yapıldığını gözlemlemekteyiz.
Bunun ilk örneklerinden biri, 1981'de Berlin'de hazırlanan ve "Türkiye'deki ve Almanya'daki Türk ve Kürt kadınlarını konu alan" bir çalışmadır. Bir başka çalışma ise iki Alman kadın yazar tarafından üç Kürt kadınının memleketlerindeki ve Almanya'daki yaşamları üzerine kurulan çalışmadır.
Bu tarihten sonra, Almanya'da yaşayan Türkiyeli araştırmacı Lale Yalçın-Heckmann'ın özellikle Hakkari bölgesindeki Kürt kadınlarının yaşamını konu alan çalışmaları yayımlanıyor. Aynı konuyu doktora tezi olarak işleyen yazar , ilk Türkçe ve Almanca bir makalesinde Hakkari'nin küçük dağ köylerinden biri olan Sisin'in kadınlarını işler.
"Hakkari'de Akrabalık ve Aşiret İlişkileri konusunda sosyal antropolojik bir çalışma yapmak amacıyla, 1980 ve 1982 yıllan arasında, 12 ay Güneydoğu Anadolu'da bir Kürt köyünde yaşadım. Bu süre içinde köyün kadınları ile yakın ilişkilerim oldu" diyen yazar; yöre kadınının giyim-kuşamma ayırdığı ilk yazısında şunları söylüyor:
"Kadınlar genellikle birçok elbiseyi üst üste giyerler ama, iş yaparken onları yukarı kaldırırlar. En üstteki etek önden açıktır. İş esnasında arkadan bir düğüm atılabilir.
Kadının mahremiyetine ait olan boyun ve yanak erotik bulunmakta ve yanaklar zülüflerle kapatılmaktadır. Sekiz dokuz yaşından başlayarak kızlar için, saç uzatmak, zülüf bırakmak toka takmak büyümenin ve güzelliğe dikkat etmenin bir göstergesidir. Ayaklar da, yanak gibi erotik bölge sayılır ve hiç bir kadın yalın ayak görülmez. Aynı şekilde kolun dirsekten bileğe kadar olan kısmı ve gerdan gösterilmez. Ama kadınlar, erkekler yanlarında olsa bile, çocuklarını emzirirler.
Dini inançların, giyim kuşam üzerinde etkisi olmasına rağmen, kadınların kendi kıyafetlerini açıklamada, din geri planda kalır. Estetik, güzellik ve âdet kavranıları ön plandadır."
Kadınların kılık kıyafette renklere çok önem verdiklerini ve düğünlerde herkesin parlak sarı, kırmızı, beyaz, turuncu giysiler giydiklerini vurgulayan yazar, sözü başörtüye getirerek şöyle der: "Her başörtünün bir adı vardır. En sık rastlanan başörtü, kofi ile ya da kofişiz taşınan ebri'dir.". Yazar, bazı yörelerde ise poşu kullanıldığını ekler.
1989'da Bremen'de düzenlenen "Gülistan'da insan Hakları Uluslararası Konferansı"na yine Hakkari yöresi kadınından yola çıkarak "Kürt Kadını ve Etnik Kimlik" konusunda bir bildiri sunan yazar ; Türkiye'de yayımlanan bir yazısındaysa, Aşiretli kadın bağlamında "Göçer ve Yan-Göçer toplumlarda cinsiyet rolleri ve kadın stratejileri" ni inceliyor. Yazarın bu konuda vardığı sonuç şudur:
"Göçer/yarı-göçer aşiret yapısı her ne kadar patriyarkal bir yapı olup, kadını geniş aile içinde ağır bir üretim yüküne soksa da, kadının statüsü ne üretime doğrudan katılması nedeniyle kendiliğinden yüksek, ne de kadınlar toplumun değer yargılarını sorgusuz kabul etmekte. Kadınlar sistemin kendi içinde çelişen cinsiyetçi ve hiyerarşik anlam ve pratik bütünlerini konumlarına göre kendi lehlerine çevirmek üzere çeşitli stratejiler uygulayabilmekteler."
Aynı yazar, bir başka incelemesindeyse, yine aynı yöre kadınlarından yola çıkarak, Kürt kadınının dinsel yaşamını irdeler.
Lale Yalçın-Heckmann'ın sözkonusu çalışmaları dışında, Türkiye'de sınırlı da olsa Kürt kadını üstüne bazı akademik çalışmalara tanık oluyoruz.
ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nden Yakın Ertürk'ün, konuya ilişkin makalesi "Doğu Anadolu'da Modernleşme ve Kırsal Kadın" adını taşıyor.
Yazıda, Kürt kadınını da kapsayacak biçimde Türkiye'de kadının genel konumu şöyle konuyor: "Bugün Türkiye'de, doğu/batı, kır/kent, tarım/sanayi gibi pek çok alanda kadın emeği olarak işe koşulmakta, ancak kadınlar bu alanlarda karar verme/belirleme mekanizmalarının dışında kalmaktadırlar. Bu durumun en belirgin alanı kuşkusuz siyaset kurumudur."
Yazar, yazısının sonunda, kadınlar üzerine yapılan çalışmalarda Kürt kadınının özgül konumuna ve sorunlarına gerektiğince yer verilmediğini belirterek, olaya sadece "kadın hakları" açısından bakan bazı kadın örgütlerinin bu soruna eğildiklerini, ancak onların bakış açısının da egemen elitist ve merkeziyetçi bakış açısından pek farklı olmadığını vurgulamaktadır.
Bu noktada, 1989'da kimi kadın örgütleri tarafından İstanbul'da düzenlenen I. Kadın Kurultayı'nın akla gelmemesi mümkün değil. Bu kurultayın önemi, Türkiye'de bir ilk olması ve kurultaya Kürt kadını konusunda da bir bildiri sunulmuş olmasıdır.
bydigi.com/pckopat
Kürt kadınının, genelde kadın üzerine hazırlanan eserlerde esgeçilmesinin nedenlerini sergilemesi bakımandan da anlamlı bir kurultay olmuştur bu. . . Kurultaya, "Kürt Kadınının Sorunları" konusunda bir bildiri sunan Dr. Nuray Özkan, bu bildirinin çok sınırlı bir özetinin Özgür Gelecek dergisinde yayımlanması bahane edilerek, yedi aylık hamile olduğu halde tutuklanmış, ancak dış baskılar sonucu dokuz aylık hamileliği aşamasında serbest bırakılmıştı. . .
Özkan, konuşmasında, Kürt kadınlan üzerindeki ulusal, sınıfsal ve cinsel baskıları dile getiriyor ve şöyle diyordu: "Kürt halkının sorunlarının varlığının kabul edilmesini, Kürt halkına ve kadınlarına uygulanan baskı, terör ve işkencenin kaldırılmasını herkese anadilini özgürce kullanma hakkının tanınmasını, asimilasyon politikasına son verilmesini, Kürt kadınlarının örgütlenme hakkının bir an önce gündeme getirilmesini ve savunulmasını istiyoruz."
Kürt kadın konuşmacıların talepleri, Kurultay Sonuç Bildirgesi'nde de belli ölçüde yansımasını buluyor ve Kürt kadınının bazı özgül sorunları bildirgede şöyle yer alıyordu:
-Kürt kadınlarına dillerini özgürce kullanma hakkı verilmesi,
-Çocuklarına istediği ismi koyma hakkı verilmesi,
-Kürt kadınlarına ayrı örgütlenme hakkı verilmesi,
-Devletin güvenlik ve kolluk kuvvetlerince Kürt kadınına uygulanan baskılara son verilmesi, Fırat Üniversitesinden Doç. Dr. Ali Güler ise, resmi ideoloji doğrultusunda, Kürt aşiretleri ve Türkmen boy ve oymakları açısından aşiret ailelerini incelemeyi dener. Bir sivil toplum örgütü olan "Kadının insan Haklan Projesi"yöneticisi Pınar İlkkaracan'ın "Doğu Anadolu'da Kadın ve Aile" konulu alan çalışmasına dayalı incelemesi ise, akademik düzeyde yapılan çalışmaların en son örneklerinden biri.
Girişte incelemenin amacı şöyle belirtiliyor: "Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kadınların yaşamını etkileyen en önemli kurumlardan biri olan aileye ilişkin resmi, geleneksel ve dini yasaları ve uygulamaları 1996-1997'de Ümraniye, Doğu ve Güneydoğuda gerçekleştirdiğimiz bir alan araştırmasının verilerine dayanarak incelemek ve bölgedeki cinsiyet ilişkilerinde bu yasaların ve uygulamaların oynadığı role ışık tutmak."
bydigi.com/pckopat

Mehmet Bayrak

__________________

Bu mesaj en son " 08-03-2008 " tarihinde saat 05:11 PM itibariyle PCkopat tarafından düzenlenmiştir....
PCkopat is offline  
Eski 08-03-2008, 05:03 PM   #3 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: MogadişU
Mesaj: 27,571
Üye No: 4306
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 76730
Rep Puanı : 7669908
Rep Derecesi
PCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond repute
Varsayılan


Ezilen ulus üyesi olan Kürt kadınının sorunu

Alıntı:

Türkiye ile ilgili kadın haklarını tartışırken ince noktalar vardır. Bunlardan önemlisi Türkiye’de kadın hakları kapsamı içine Kürt kadını giriyor mu?
Feminist örgütlerden çoğu Kürt kadını terimini kullanmaktan çok ’’Doğudaki kadın’’ isimlendirerek bu kadınların haklarını tartışmaktadır. Bir sorunu isimlendirmeden o¬nunla ilgili hak arayışları lokal bazı çözümler getirse bile o¬nun muhtevasındaki ihtiyaç duyduğu sorunu çözmüyor. Aksine gizliyor.

Kürt kadının gerçek sorununu adlandırmadığımız zaman o¬na verilecek bir hakta yoktur. Örneğin Kadın örgütleri , ’Doğuda okuma yazma oranındaki kadınların düşüklüğünden’ bahsetmekte ve kızların okula gönderilmediğinden dolayı mücadele vermekteler.Doğu ve Güneydoğu dedikleri bölgeler Kürtlerin yaşadıkları bölgelerdir.
’Töre ve namus cinayetleri’ konusunda tekrar ad verilmeden Kürt kadınının mağduriyetinden ve mücadele edilmesi gerektiğinden bahsedilmektedir. Bu bir çelişkidir. Bu sorunlar lokal düzeylerde kadın örgütlerinin çabalarıyla tartışılmışsada sonuç vermemiştir.
Türk kadınının sorunu ile Kürt kadınının sorunu birbirinden farklı değerlendirmek gerektirmektedir. Biri kendi ulus kimliğini bilmekte ve daha ötesi için yani kadın için mücadele etmekte diğeri ise hem ezilen bir ulustan olmanın getirdiği baskıyı yaşamakta, Türk devletinin ordusu ve polisinin baskısı altında yaşamakta hem de kadın olarak aile ve toplumdaki baskılar içinde yaşamaktadır.
Kürt kadını ile ilgili hem devletin asimilasyon amaçlı hemde kadın kuruluşlarının işlediği eğitim sorunu ’Doğu ve Güneydoğuda kızların okula gönderilmesi’ adı altında çalışmalar , kampanyalar yapılmaktadır.
Devletin kurmuş olduğu GAP Projesi çerçevesinde ÇATOM’ların, Unesco desteklediği ’Haydi Kızlar Okula’ kampanyaları ile Feminist kuruluşlarda dilini bilmeyen henüz ulus sorununu çözmemiş olan Kürt kadınının asimilasyonu için çalışmaktadırlar.








Çatomlar’ın amacını kısaca özetlersek:
’Entegrasyon diye Kürt kadinlarina asimilasyon
Kuzey Kürdistanda yaşayan,yani dünyanın tanımladığı üzere Türkiye’de yaşayan Kürtlerin sayısı 30 milyonu bulurken Kürtler üzerine asimilasyon programları Türk devleti tarafından usulce uygulanmaktadır.Kürtler,ulus olarak kendisini temsil edecek siyasi bir otoriteden yoksun herşeye boyun eğmektedir.
Kuzey Kürdistan’da bir çok entegrasyon veya açık anlamıyla asimile programları hayat bulmaktadır.
Bunlardan biride Güney Doıu Anadolu projesidir.Bu projenin ekonomik kalkınma düzeyinde yaptığı barajlar ve fabrika vb 1970 lerden beri bilinmektedir. Ancak Türk devletininde ifade ettiği gibi her ekonomik proje ,sosyal kalkınma projelerinide birlikte getirir.Sosyal eylem planı adı altında devletin resmi GAP internet sayfalarındaki informasyonda bakın ne diyorlar.

’’ GAP idaresi tarafından, uygulamalarda yön göstermek, temel ilkeleri belirlemek, toplum katılımını harekete geçirmek ve farklı toplumsal grupları (kadınlar, göçerler, kent yoksulları, gençler, sokakta çalışkan çocuklar, küçük çiftçiler ve topraksızlar vb.) kalkınma sürecine entegre ederek sosyo-ekonomik düzey farklılıklarının azaltmanın yollarının belirlemeye yönelik 1992-1994 yılları arasında bir dizi sosyal araştırmalar yaptırılmıştır.* Bu araştırmalar bilimsel objektivite ilkesiyle ele alınmış olup, hükümet dışı kuruluşlar ve akademisyenler tarafından yürütülmüştür. Bu çalışmalar çerçevesinde toplumun farklı kesimlerinden (kadın, erkek, genç, kır, gecekondu ve kent vb.)yaklaşık 10.000 kişi ile yüz yüze ve odak grup görüşmeleri yapılmış ve soru kağıtları uygulanmıştır’’

Büyük bir araştırma. Ve 10 bin Kürtle yüzyüze görüşerek programları oluşturmuşlardır.Hiç kimse Türk Devletinin gerçekten yakıp yıktığı Kürdistana ve öldürdüğü Kürtlere ekonomik ve sosyal kalkınma amacıyla bu araştırmaları yapmamıştır
.Bu araştırmalar sonucu ’Çok Amaçlı Toplumsal Merkezler’ olan ve Kürt kadınının asimilesini hedef alan ÇATOM lar oluşmuştur.Gerçekten Türk Devleti bu araştırmalarda büyük çaba sarfetmiştir.
Gap’ın Kadın Araştırma sonuçlarında Köylerde kadınların evlilik yaşı 17 ve kadınların %37’si dahada küçük yaşlarda evlenmektedirler.Kendi isteği ile evlenmiş olanlar %12.4 düzeyindedir.Çocuk doğurma oranı yüksektir.

Şehirlerde ise kadınların yarısından fazlasının evlilik yaşı 15-19 arasıdır.Daha fazla karar almaya aile içinde katılmaktadırlar.şehirlerde de çocuk yapma oranı yüksektir.Köylerde 5.1 iken şehirlerde 3.5 tir. şehirlerde kadının ev içindeki rolü daha büyüktür.
Bu veriler Kürt kadınını durumunu ortaya koymaktadır.Bu araştırmaların yayınlanmayan yanlarıda tabiiki vardır.Araştırma yapanlar Kürt kadınlarının,özellikle köylerde Türkçeyi bilmediklerini saptamışlardır.ÇATOM ların programına bakıldığı zaman asıl amacın okuma yazma adı altında Türkçeyi kadınlara öğretmektir. Türk devletinin belirttiği gibi
’’Kadın odaklı Çok Amaçlı Toplum Merkezleri (ÇATOM), "GAP Bölgesi’nde Kadının Statüsünün Yükseltilmesi ve Kalkınma Sürecine Entegrasyonu Araştırması" sonucunda ortaya çıkan cinsiyet dengeli kalkınma ve toplumsal-kültürel değişme yönünde tasarlanmış alternatif arayışlardan, katılımcı ve entegre uygulamalardan biridir.’’

Entegrasyon denilirken daha çok yabancı bir toplumsal yapıya uyum sağlamanın adıdır. Kürt kadınlarının kendi içinden geldikleri topluma yabancı olmadıklarına göre entegrasyon diye bir sorunu yoktur.Buradaki amaç bellidir.Türkleştirerek kadınlarımızın kendi ulusal kimliklerinden uzaklaşıp ,çocuklarınıda o doğrultuda yetiştirmelerini sağlamaktır.
ÇATOM ların kadınları entegre etmede hangi maddeleri sıraladığına bakalım.


’ Okuma-yazma oranını yükseltmek
Kürtçe dilini kullanan ve büyük çoğunluğun Türkçeyi bilmediği kadınlarımızın hangi dilde eğitim alacakları bellidir.Türkiye burada Avrupa Birliğinede Kürtçe dilini serbest bıraktım diyerek yalan atmaktadır.Eğer okuma yazma oranı yükseltilmek isteniyorsa anadilimizi koruyan kadınlarımız Kürtçe dilinde eğitim yapabilmelidirler.Kürtlerin bu taleplerini Türkiyedeki legal Kürt kökenli partilerin ifade etmesi gerek.
’ Sağlık alanında temel bilgi ve bilinç kazandırmak
’ Üretim becerisi paralelinde gelir elde etme olanakları yaratmak
’ Ev ekonomisi ve sağlıklı beslenmenin yol ve yöntemlerini göstermek
’ Çocuk bakımı ve eğitiminde pratik bilgiler sunmak
’ Gelir getirici alanlarda becerilerini geliştirmek
’ Toplumun ve bizzat kendilerinin ortak sorunlarının farkına varmalarını sağlamak
Kürt toplumunun sorunlarının ve Kürt kadınlarının yıllarca Türk ordusu tarafından tecavüze uğrayan sorunlarının mı farkına varmalarını sağlayacaklardır.Bu kadınlarımızla dalga geçmektir.Köylü kadınlarımızın çoğu Türk askerinin yıllarca tecavüzüne maruz kaldı.Bundan daha büyük toplumsal bir sorun olabilirmi.
’ Kendini ifade etme güçlerini artırmak
’ Örgütlenme ve ortak davranışları teşvik suretiyle kadın ve genç kızlarda kendine güven duygusunu güçlendirmek
’ Kamu hizmetlerine ulaşabilirliklerini artırmaktır.
Diğer maddelerin yorumu bile gereksizdir.
Kürdistanın bir çok bölgesi doktor ve hastahanenin olmadığı yerlerdir.Bu nedenle sağlık konusu,çocuk eğitimi garnitür programlar olarak Avrupalıları inandırmak içindir.En iyi eğitim kendi dilinde olanıdır.
Asimilasyon programları neden bu kadar çok kadını hedef almıştır.Belkide Kürt Partilerinin zamanında göremediği olguyu Türk devleti daha çabuk farkına varmıştır. Toplumun yarısını kadınlar oluşturmakta ve Kürt kültürü ve dili daha çok kadınlar tarafından korunmaktadır. Kadın çocuğu yetiştiren ve ona dil,kültürü öğreten ilk unsurdur.Bu kesimin asimilesi bir müddet sonra toplumuda asimile edecektir.
Eğitim bombardmanı başka kuruluş ve eylemliliklerle Kürdistanda devam etmektedir.
ÇATOM lar 65 bin üzerinde kadının eğitimini sağlamış.Ayrıca UNICEF in desteğiyle de bunu uygulamiş.
Aşırı talep ve başarılı bulunduğu için 27 ÇATOM kuruluşunun sayısını 63 e çıkarmayı Türk devleti planlamaktadır.
Haydi Kızlar Okula Kampanyası nın ikinci uygulama planını TC Başbakanının eşi Emine Erdoğan Urfadan başlatmıştır.Bu törenlere ise UNICEF Türkiye temsilcisi Edmond Mc Loughney de katılmıştır.’



---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------





Bu konuda Radikal gazetesinde ki (2003) bir haber konunun daha önce kadınlar tarafından asimilasyonmu veya gerçekten değişim mi tartışmalarına neden olmuş. Filiz Koçalin’in haber.Yorumu bunun bir asimilasyon olduğunu vurguluyor.


’’Asimilasyon mu, değişim mi?

Duyulmayan Ses, duyulmayan sesleri bize iletirken bir yandan da yıllar önce kadınların/feministlerin ÇATOM’lar üzerine yaptığı bir tartışmayı yeniden hatırlatıyor.

Kabaca özetlemek gerekirse ÇATOM’larla ilgili iki ayrı tez vardı, birincisi bölgede sürdürülmekte olan asimilasyon politikasının ÇATOM’lar aracılığıyla kadınlar üzerinden gerçekleştirilmek istendiğini ileri sürüyordu. Ayrıca kurslarla çeşitli beceriler kazanan kadınların, ucuz iş gücü olarak piyasaya sürüleceği söyleniyordu. Diğeri ise, kadınların yaşamlarının ÇATOM’lar aracılığıyla kısmen de olsa değişeceğini söylüyordu.

Asimilasyona dair ipuçları

Aslında kitabı okuyunca iki tezin de doğru olduğu görülüyor. ÇATOM’a gidip gelen kadınların yaşamlarında az da olsa bir şeylerin değiştiği yazdıklarından belli oluyor. Çok köklü değişiklik olmasa da, evde kapalı kalmak zorunda kalan pek çok kadın için ÇATOM’lar en azından nefes alabilecek bir yer. Kurslarla kuaförlükten, dikiş nakışa yeni beceriler ediniyorlar. Daha da önemlisi kendileri ve kadınlar üzerine düşünüyorlar, kadın haklarından söz ediyorlar.

Ama öte yandan, yine yazılanlarda asimilasyona dair çok sıkı ip uçları var. Bölgeye epeyce gitmiş, orada pek çok kadınla tanışmış biri olarak söyleyebilirim ki, kitabı okuduğunuzda şırnak’ta, Batman’da başka bir hayat olduğunu sanabilirsiniz. Kitaptaki yazılarda ne orada yaşanan ağır çatışmanın izleri var, ne de aslında başka bir alanda, toplumsal mücadelede yaşamını kökten denebilecek şekilde değiştirmiş kadınlara dair izler var.

Türk var, Kürt yok

Ve kitabı okuyunca sanırsınız ki, Bölge’deki kadınlar Atatürk’ün kadunlara verdiği seçme ve seçilme hakku için onu şükran borçlu. Hatta bazıları 8 Mart’ı bize hediye ettiği için de Atatürk’e teşekkür ediyor.

Kitaba yazan pek çok kadın, Türklerde kadınların ne kadar kıymetli olduğu konusunda hem fikirler. Hatta kitaptaki yazılarda geçen yüzlerce Türk, Türk kadını sözcüğüne karşın, bir tek Kürt sözü geçmiyor. Peki ama bu ÇATOM’lar nasıl eğitim veriyor?

ÇATOM’lar ne işe yarıyor?

Dolayısıyla Duyulmayan Ses’i kadınlar yazdığı için, kendisini ifade ettiği için bu kitabı okumak gerek. Elbette ÇATOM’lar ne işe yarıyor, onu anlamak için de okumak gerek.’’




---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Kürt kadını anlamadığı bir dilde eğitime zorlanarak kadın hakları konusunda çözüm yapıldığı düşünülmektedir.Kürt kadınının işsiz, eğitimsiz ve haklarından yoksun oluşunun nedenlerini Feminist kuruluşlar araştırmak istememişlerdir. Kürt erkeğinin aynı sorunları mevcuttur.

Feminist kuruluşlar kadına tecavüzün sosyo-psikolojik sonuçlarını tartışırken ve bu konuda yasal düzenlemeler talep ederken savaş dönemi boyunca Türk ordusu ve polisi tarafından binlerce Kürt kadınının tecavüze uğraması ve bununla ilgili sonuçları ile ilgili hiç bir talepte bulunmamıştır. Lokal düzeylerde belli karşı çıkışlar olmuş ancak toplu bir mücadele kadın örgütleri tarafından verilmemiştir.
Bir toplumda kadın haklarının ilerlemesi o toplumun demokratik niteliğinin gelişmesini sağlıyorsa Türkiye’de bunu görmek mümkün olmayacaktır.
Yeni çıkan TCK’ nunda kadına karşı yapılan tecavüzde ağır cezaların verilmesi karara bağlandığı halde binlerce Kürt kadını şiddet yoluyla tecavüze uğramış ve bununla ilgili polis ve ordudan kimsenin yargılandığı görülmemiştir. (lokal olaylar olabilir)
Kadın örgütleri hiç bir zaman bunun sonuçlarını tartışmamıştır.
Türkiye’de kadın sorununda devletin planlı bir şekilde kadının doğurganlığını durdurmak için değişik projeler uygulamaktadır. Çatomlar başka amaca hizmet ederken Willows vakfıda kadın sağlığı adı altında demografik korkular nedeni ile başka bir amaç taşımaktadır.
Kürt kadınlarının çoğunluğu doğumda doktor bulamadığı için ölürken bunu çözecek öneriler ve çözümler Türkiye’de önerilmiyor.






__________________

Bu mesaj en son " 08-03-2008 " tarihinde saat 06:24 PM itibariyle PCkopat tarafından düzenlenmiştir....
PCkopat is offline  
Eski 08-03-2008, 05:05 PM   #4 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: MogadişU
Mesaj: 27,571
Üye No: 4306
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 76730
Rep Puanı : 7669908
Rep Derecesi
PCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond repute
Varsayılan


SAVAŞLARIN KÜRT TOPLUMSAL GERÇEĞİ ÜZERİNDE ETKİLERİ VE KADININ DURUMU

Alıntı:


Sürekli işgal ve istilalara maruz kalan Kürdistan'da kadın, savaşlardan etkilenen en önemli kesimdir. Bu savaşlarda kadınlar egemen güçlerin hedeflerine ulaşmak için kullanmak istedikleri bir nesne, savaşın en önemli ganimeti haline dönüştürülür. Diğer yandan Kürt savaş karakterindeki isyan anlayışı ve sonuçları kadın üzerinde derin izler bırakmıştır.
Egemen güçlerin kadını hedefleyerek toplumu pasifleştirme, teslim alma, iğdiş etme yaklaşımları hemen hemen her dönemde yaşanır. Kadın bir düşürme aracı olarak kullanılır. Namus anlayışının çok hakim olduğu Kürdistan erkeği, bu noktada vurularak ulus duygularından uzaklaştırılmak istenir. Bir çok direniş ve isyan bu yolla bastırılmak istenir. Kürt halkının onurunu kırma, tahrik etme, mücadeleden uzaklaştırma en çok bu yolla gerçekleştirilir. Bu durum hem Kürt toplumsal gerçeğinde, hem de kadın üzerinde büyük tahribatlar yaratır.

Halk gerçeğimizde oluşan namus anlayışı oldukça trajiktir. Kadına yönelim, erkeği öldürür. Kadınla erkek arasındaki bağ, ulusal-toplumsal amaçların o kadar dışında ve o kadar geridir ki, bunu tahlil eden sömürgeci sistem gerçekliği, erkeği teslim alabilmek için ya kızına ya eşine yönelir. Kürdistan'da bu, en büyük tuzak durumuna getirilmiştir. Kadın bir koz durumunda kullanılır, öne sürülür ve başta boyun eğmecilik olmak üzere her türlü olumsuzluk aileye ve topluma dayatılır. Toplum içinde namus, yaşam, felsefe anlamına gelen kadın ve de aile tabusu, gittikçe bir kördüğüm haline geliyor. Böylesine tehlikeli bir durumda bırakılan kadının, toplum içinde hiçbir rolü olmaması ise daha acı bir gerçekliktir. Kadının, söz, düşünce, ifade, karar gücü olması bir yanda kalsın, en düşürülmüş konumu yaşamaktadır. Baskıcı sistemin ve özel savaş rejiminin en uç sömürüsü, kadının üzerinden yaşatılmaktadır. Kadına boyun eğdiren erkeğin kendisi hem toplumda, hem de düşmana karşı en fazla boyun eğen gerçekliği yaşamaktadır. Düşmandan baskı gören erkek bunun acısını kadından çıkarmaktadır. Kadının bu konumu, var olan geri, geleneksel ilişkiler içerisinde geliştirilen bir aşamadır. Kadının dilsizliği, güçsüzlüğü kendiliğinden gelişmemiştir. Sömürgeciliğin en fazla kullanıldığı ve kendisini en çok yansıttığı zemin anlamına gelen kadın, Kürdistan'da savaşın da en ağır yükünü kaldırır konumda yer almıştır. Kürt kadınlarının işgalci güçler tarafından farklı farklı biçimlerde kullanılmak istendiği görülür. Büyük İskender Zağroslara geldiğinde binlerce askerini Kürt kadınları ile evlendirir. Amacı Helenizm'i bu yolla Asya topraklarına yerleştirmektir. Erkek egemenliğinin bu biçimiyle Kürt gerçeğine yansıma çabası, Kürt kadınının gücünü görmesinden ileri gelir. Kadın aracılığıyla bu kültürü egemen kılma, kadının salt cins olarak ele alınmasından değil, toplumsal-siyasal etkinliğinden kaynaklanır. Büyük İskender şunu erkenden fark eder; Ortadoğu'ya kadınsız giremeyecektir. Ondandır ki tüm egemenler, amaçlarına ulaşmak için kadını kullanırlar.

Sürekli savaşlar veren Kürt halkında, savaşların şiddetinden en fazla nasibini alan Kürt kadını olur. Irza geçme, işkence hep dayatılır. Köleci dönemde en fazla köle olarak savaş ganimeti olanlar, kadınlar ve çocuklardır. Şiddet ve zor karşısında ve işgalci güçlerin saldırganlıklarından dolayı, binlerce Kürt kadını intihar eder. Hemen hemen birçok savaşta yaşanan bu durum, isyanlar döneminde daha sık yaşanır. Kürt kadını ganimet olmamak için çoğu kez ölümü seçer. Dersim İsyanında 1500 genç kızın, ganimet olarak götürüldüğünü belirten Yalçın Küçük, "Kürt İsyanları" kitabında kadınların düşmanın eline geçmemek için kendilerini ateşe attıklarını, uçurumlardan atladıklarını belirtir. Bu konuda verdiği örnek şöyledir; Bingöl-Genç'in köylerinden birinde yaşayan bir genç kızın, bulunduğu samanlık askerlerce yakılıyor. Kız yanan samanlıktan dışarı çıkıyor. Fakat askerlerce yüz yüze gelince yeniden alevlerin içine dalıyor. Bunun gibi binlerce örnek vardır. General Moltke ise daha önce belirtilen eserinde; Garzan dağlarındaki çatışmadan sonra elli kadar kadının ganimet olarak götürülmek istendiğini, fakat kabaran dağ deresinde hepsinin boğulduğunu anlatır. Kürdistan'ı işgal eden bir çok güç, askerini psikolojik olarak hazırlarken, en çok kadın ganimetleri hatırlatırlar. Erkeğin bu yönlü zaafı iyi çözüldüğünden, bu vaatlere ulaşmaktan başka bir şey düşünmeyen askerler, en acımasız şiddeti uygulayarak ganimete ulaşmak isterler.

Feodal dönemin din anlayışı ve namus kavramı ise sıkça kullanılır. Kürt erkeğini, direnişlerden vazgeçirmenin bir aracı olur. Bir yandan erkeği salt kadın konusunda yoğunlaştırarak mücadeleden uzaklaştırırken ve de siyasi yaşamdan alıkoyarak tüm enerjisini bu noktaya kanalize ederken, diğer yandan kadına yönelim tehdidini hep bir kart olarak gösterir. Aşiretçilik ve ailecilikte en fazla kavgalar, kan davaları kadın konusunda çıkar. Sevginin katledildiği bir ortamda, cinsel bir metaya dönüştürülen kadın konusundaki sahte namus-şeref anlayışı ulusallığın, ülkenin önüne geçer. Bir kadını namus olgusu olarak gören Kürt erkeği kolayca savaşmayı göze alırken, ülke değerlerine karşı çok fazla duyarsızlaşır.



Dervişe Avde destanındaki Adule'nin Mirlere karşı verdiği savaş ise bu temelde oldukça anlamlıdır. Sevginin ölçüsü olarak, vatan için savaşmayı koyan Adule, işgal altındaki bir ülkede aşkın, namusun, sevginin olamayacağını açıkça gösterir. Avde ise bu sevdanın ölçüsünü anlayan, sevdasıyla ülke aşkını birleştiren yiğit bir Kürt erkeğidir. Ama istisnadır.
Kürdün trajedisini edebiyatla en iyi ifade eden Derveşê Evdi destanını günümüzde kadının gerçekliği ve geldiği düzeyle birlikte ele alan Başkan Apo bunu şöyle dile getirmektedir: "Derveşê Evdi büyük bir Gerilladır. Adule de öyle. Aslında Adule'ninki büyük bir Aşktı. 'Filan paşa beni istiyor, ancak ben sadece Derveşê Evdi'yi seviyorum. Bu olmazsa mezar beni kabul eder' diyor. Bunlar büyük şeylerdir. Kürtlerin sevgi ilkeleridir. Büyük yiğitliktir. Derveşê Evdi ne Türklere, ne de Araplara teslim oluyor. Bu yurtseverliktir, büyük bağımsızlıktır. Hem aşkı tanıyor, hem de düşmanını tanıyor. Kimse ne Derveşê Evdi, ne de Adule gibi büyük bir aşkın sahibi olamaz. Adule'nin aşkı, büyük bir aşktır. Kimliksiz kadın olmaz, yaşam olmaz, yiğitlik olmaz. Bu Derveşê Evdi'nin felsefesidir. Derveşê Evdi gibi kızlardan önce düşmanın üzerine gideceksiniz. Şimdi birisi Derveşê Evdi gibi dağlara çıkarsa büyük başaracak."

Derveşê Evdi destanı, Kürt kadınının yurtseverliği ve savaştırıcı güç olma özelliklerinin işlenmesi açısından önemlidir. Derveşê Evdi ve Adule aşkında birey sevgisi ile yurt sevgisini birleştirme, sevgiyi hak etme anlayışı hakimdir. Yine destanda geçen bir olay, kadının yurdu karşısındaki duyarlılığını gösterir. Türkmen ve Arap erkekleri yaylalara el koyduklarında, erkekler kayıtsız kalır. Bu durum karşısında kadınlar tavır olarak eteklerini kaldırarak suya giderler. Erkekler buna müdahale eder. Kadınlar ise, Kürt toplumunun temel değerlerden uzaklaşma boyutunu verdikleri cevapla çok açık koyarlar. Cevap şöyledir; "Eğer orda erkekler olsaydı düşman yaylalarımızda oturmazdı. Bunun için biz onlardan utanmıyoruz" derler. Bu cevapla erkekliğin boşaltılmış yönünü ve olması gereken erkeklik ölçütünü, namus anlayışını ortaya koyarlar.

Kürt erkeğinin onuru ile oynamanın en kısa yolu olarak kadın üzerinde cinsel taciz yolunu seçen işgalci güçler karşısında erkeğin çözümsüzlüğünü gösteren bir başka örnek ise, "Ivo Bege Pasine" destanıdır. Kürt-Türk savaşında geçen bu destana göre, komutan olan Ivo Beg savaşta yenilir ve köyüne geri çekilir. Düşman köye gelir ve kapısına dayanır. Evde kızı, karısı ve gelini vardır. Eşi bu esnada "bizi düşmana sağ teslim etme" der, daha sonra kızı ve gelini de "bizi vur" derler. Ivo Beg çaresiz kalır. Fakat sonuçta silahını çeker ve üç kadını öldürür. Bu örnek işgalci güçler karşısında çaresiz kalan bir Kürt erkeğinin dramı değildir sadece. Eli kolu bağlı, bir namus malzemesi olan, kendisini öldürmesini bile erkekten beklemek zorunda kalan, Kürt kadınının dramıdır aynı zamanda. Ve namus cenderesinin trajedilerinden sadece biridir. Bu olayın Ağrı Dağı İsyanı'nda yaşandığı belirtilir. Ağrı Dağı İsyanı liderlerinden Bıra İbrahime Husseke Telle'nin hikayesidir. 1930 yılında büyük bir güçle taarruza geçen Türk ordusu karşısında, halkın nasıl korunacağını tartışan liderler birçok öneri sunarlar. Bıra'nın önerisi kabul edilir. Bu öneri bütün kadınları, güçsüz ihtiyarları ve çocukları kılıçtan geçirmektir. Bıra ilk uygulamayı kendi elleriyle ailesine uygular. Böylece ilk trajedi onun ailesinde yaşanır. Bu yaklaşım karşısında Bıra ikna edilerek uygulama durdurulur. Fakat on kişi kurban olmuştur.
Ailenin düşman eline geçmesi namusun kirlenmesi ve onurun kırılmasıdır. Özellikle isyanlar sonrası yaşanan yenilgili ruh hali, direncin kırılması gibi durumların yaşanması, bu uygulamalarla yakından bağlantılıdır. Bunalımlı feodal yapılanmaların ve dinin Kürt toplumu üzerindeki etkisi, egemen güçlerin bu yolla sonuç almasını kolaylaştırır. Dikkat edilirse Kürt kadını, belki savaşın yürütücüsü değildir, ama temel öznesidir. Bu anlamıyla savaşların çıkışında ve sonucunda kadın olgusuna yaklaşım belirleyici olur.

Savaşlarda kadına uygulanan baskı, zor ve şiddet, kadının kişilik yapılanmasında da olumsuzluklar yaratır. Düşman karşısında birleştiği, kaderini paylaştığı erkeğin, yenilgi psikolojisini aile içinde egemen olma yoluyla dengelemek istemesi, kadını daha çok silikleştirir ve düşürür. Egemenliğe karşı savaşan erkeğin egemenliği ile yaşamak zorunda kalan Kürt kadını, isyancı bir karakter kazanır. Tıpkı Kürtlerin Türkler karşısındaki ezikliği ve ezilenlerin ruh haliyle hareket etmesi gibi Kürt kadını da, dışta yenilen, fakat içte en katmerli erkek egemenliği karşısında aynı durumları yaşar. Kürt isyanları Kürt kadınları üzerinde önemli izler bırakır.Kürt kadınının tarihin büyük bir bölümünde yoğun olarak yaşadığı ve hep sonuçta, ondan tarifi imkansız acılar tattığı savaş olgusunun, günümüzde de halen süren bir sonucu, sürgün ve yarattığı etkilerdir. Neolitikten beri kendisini en fazla toprakla var eden, onu işleyen, üreten ve verdiği emekle sınırsız ve ayrılmaz bir birlikteliği yaşayan kadın, savaş ve baskıyla kendi toprağından koparılmak istenmiştir. Kadın özgür çağlarında, bereketi ve bolluğu nasıl ki kendi özüyle bütünleştirilmiş Toprak Ana biçimini almışsa, köleci dönemden günümüze kadar da yarattığı değerlerden ve ana toprağından savaşlarla, zorunlu göçlerle koparılmak istenmiştir. Köyler yakılmış, ulusal değerler yok edilmek istenmiştir. Bu asimilasyon sürecinde de, en fazla kadın zarar görmüştür. Ruhta, duyguda, düşüncede tam bir parçalanmaya maruz bırakılmıştır. Göçün yanında, düşüncede tam bir parçalanmaya maruz bırakılmıştır. Göçün yanında diğer özel savaş uygulamalarının da hedefi olmuştur. Baskı, zor, cinsel taciz ve daha birçok uygulamaya, sistematik olarak kadın maruz bırakılmıştır. Ama tüm bunlara rağmen sömürgeci sistemin en fazla düşürdüğü ve yönelmeye çalıştığı bir kesim olan kadın, ulusal devrimci mücadeleye ve cins olarak kurtuluşa da en fazla açık ve tutkulu kesimdir de. Aslında kadındaki devrimci potansiyelin çok gelişkin olmasının gerçeği de, bu nedenlerden kaynaklanıyor. Mevcut sistemden en derin etkilenen kesim, kurtuluş yolunda da en fazla iddialı ve bu potansiyeli barındıran kesimdir. Bu anlamda kadının özgürleşme düzeyi, toplumun özgürleşme düzeyinin bir derecesi oluyor. Bugün Kürt kadınlarının tüm ulusal değerlerine, kültürüne, diline sahip çıkması ve ulaştığı düzeyde yaşamın her alanına -siyaset, politika, sanat- aktif olarak katılıyor olması, tüm savaşlar sonucunda yaşadığı ağır acılar ve psikolojilerden sonuç çıkararak, daha bilinçlice, yeniyi yaratma iddiasına yoğunluk verdiğinin göstergesi oluyor. Tarihten günümüze kadar kadının özüne bağlılığı ve destansı bir direnişidir yaşananlar.


...


__________________

Bu mesaj en son " 09-03-2008 " tarihinde saat 04:48 AM itibariyle PCkopat tarafından düzenlenmiştir....
PCkopat is offline  
Eski 08-03-2008, 05:07 PM   #5 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: MogadişU
Mesaj: 27,571
Üye No: 4306
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 76730
Rep Puanı : 7669908
Rep Derecesi
PCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond reputePCkopat has a reputation beyond repute
Varsayılan


Kürt Hareketinde Kadınlar ve Kadın Kimliğinin Oluşumu

Alıntı:

Handan Çağlayan'ın Analar, Yoldaşlar, Tanrıçalar: Kürt Hareketinde Kadınlar ve Kadın Kimliğinin Oluşumu isimli incelemesi geçen aylarda İletişim Yayınları'ndan çıktı. Kürt siyasetinde kadınlık kimliğinin farklı evrelerde ve farklı şekillerde kurgulanışını ve bu siyasete katılan kadınların gene farklı şekillerde bu kurguları üstlenişini kapsamlı olarak ele alan bu kitap bir çok açıdan bir ilk özelliğini taşıyor. Kanımca kitabın en önemli özelliği kullandığı teorik literatür ve metodolojik yaklaşım aracılığıyla hem Kürt siyasetini hem de Kürt kadınlarını basitleştirici tanımlara hapseden söylemlere karşı son derece ayrıntılı bir cevap arz etmesi. Çağlayan, kadınların siyasete katılımlarına odaklanırken, bu katılımın biçimlerini ve etkilerini, Kürt hareketinin ideolojik dönüşümü, entelektüel birikimi, farklı siyasetlerle diyaloğu ve kitlesel mobilizasyonda etkinlik kazanan söylemleri bağlamında inceliyor ve böylelikle Kürt hareketi'nin kendine has üretim ve yaratıcılık süreçlerine ışık tutuyor. Çağlayan, bir yandan da hem anketlere hem de mülakatlara dayanarak kadınların bu süreçte nesne ile özne olma arasında gidiş gelişlerini ve hareketi biçimlendirişlerini ortaya koyuyor, siyaset-gündelik hayat, güçlenme- kısıtlanma, iktidara direniş - kolektif kimlikle uyuşma gibi gerilim alanlarını haritalandırıyor.
Öncelikle Handan Çağlayan'ın kitabının İletişim Yayınları'ndan çıkmış olmasının anlamını vurgulamakta yarar var. Her ne kadar çok farklı yayınevlerinden çıkan kitaplar aracılığıyla hem Kürt kadınlarının anlatılarına, hem de Kürt hareketi'nin ideolojik üretimine dair fikir sahibi olmak mümkün olsa da, bu kitapların genellikle kendini belli siyasetlerin içinde tanımlayan bir okuyucu kitlesine ulaştığı ve Kürt hareketi ve direnişini "öteki" ne anlatırken görünmeyen ve kanıksanmış dil, inanç vs. gibi sınırlara dayandığı bildiğimiz bir durum. Bir diğer deyişle Kürt hareketi söz konusu olduğunda elimizde çoğunlukla iki tür yayın var. Bunlardan birincisi Kürt anlatılarının dolaşıma girdiği ve Kürt kamusunu kuran ve sağlamlaştıran, ideoloji ve dili ile başka kamulardan ayrışmış bir halde duran yayınlar. Diğeri ise Kürt hareketini basitleştiren, başka bir şeyi örneğin Türkiye demokratikleşmesi, devlet reformları gibi konuları anlatmanın aracı kılan daha akademik ve daha geniş bir sözde evrensel sol ve demokrat eğilimli okuyucu kitlesine ulaşan yayınlar. Çağlayan'ın kitabı bu iki kamunun kesişmesinden, eklemlenmesinden doğan bir kitap. Akademik dil ile, İletişim Yayınları'nın savunuculuğunu yaptığı sol, demokratik, "evrensel" dil ile, Kürt kamusunun deneyim ile ideolojiyi, direniş ile mağduriyeti "ben" ve "biz" üzerinden anlamlandığı dilin buluştuğu yerde ortaya çıkan oldukça emek sarf edilmiş bir kitapla karşı karşıyayız.



Bu anlamda Çağlayan'ın kitabı yeni bir soluk hepimiz için. Chatterjee'nin sömürge sonrası milliyetçilik incelemelerini ve bu milliyetçiliklerin üretici yanına işaret ettiği yazıları son derece ciddiye almış, üzerinde düşünmüş ve kurduğu dil aracılığıyla da ödevini başarmış bir kitap. Örneğin Çağlayan'ın 80 sonrası Kürt hareketi'nin kadınlığa dair söylemlerinde aile ve yeni kadın ve yeni erkek üzerinden ortaya çıkan ideolojik yaratıcılığa dair analizi, hareketin kendine kurduğu otonom alanı ve dolaşıma soktuğu toplumsal bilgileri değerlendirişi takdire şayan. Çağlayan, Kürt hareketinin de tüm yeni toplum yaratmaya soyunan hareketler gibi bu toplumu cinsiyet kimliklerinin yeniden inşası üzerinden yaptığının anlatıyor. Ancak bunu yaparken ne Türkiye'deki gibi çekirdek aileye uygun, ilerici ve modern, birbirini tamamlayan cinsiyet kimlikleri kurguluyor Kürt hareketi, ne de örneğin Hindistan'daki gibi kadını otantikliğin, erkeği ise bilimin ve mantığın taşıyıcısı haline getiriyor.
Kürt hareketi kadınların iktidarın sessiz mağdurları, erkeklerin ise hane içinde iktidar taşıyıcıları olmalarını topyekun eleştirerek, erkekleri kendi erkekliklerini öldüremeye, kadınları ise özgürleşmeye çağırıyor. İki cins için de dağa çıkmak, siyasete katılmak hem halk için haksızlığa karşı savaşmak, hem de kendilerini toplumun baskın kadınlık ve erkeklik kimliklerinden kurtarmak demek. Toplumsal ilişkileri ve hiyerarşileri anlamlandırmakta önemli bir yer işgal eden namus kavramı da böylelikle başka bir anlam kazanıyor hareket içinde. Namus kolektifleşiyor. Kadın bedeninden uzaklaşıp, her türlü haksızlığı, köleleştirmeyi işaretlemeye yarayacak şekilde yaşanan toprağa ait olarak kurgulanıyor. Kolektivitenin bedensel ve kültürel bütünlüğüne karşı yapılan tüm zulümleri içererek korunması gereken bir ulusal değer olarak beliriyor. Kadınları savaşa, siyasete çağıran, kadın kurtuluşunun ve erkek egemen toplumsallığa karşı mücadelenin merkeze konulduğu bir direniş ideolojisinin Türk milliyetçiliğinin bir türevi olmadığı, tam tersine kendi özgün otonom alanını oluşturduğu son derece açık böyle bir durumda. Çağlayan'ın gene kitabın üçüncü bölümünde anlattığı gibi Abdullah Öcalan'ın hareket üzerindeki etkisini de bu bağlamda ele almak mümkün. Öcalan erkekliği öldürmüş ve kendini cinsiyet kalıplarından kurtarmış androjen bir kimlik olarak beliriyor. Öcalan'ın cinsiyetleri aşmaya dair yaptığı çağrı, çağrıcının son kertede söylem dışında kurgulanabilmesini sağlıyor. Bu bir yandan Öcalan'a mutlak bir kuvvet verirken bir yandan da en azından ideolojik boyutta kadınlar ve erkekleri eşitliyor. Ne gerçek kadınlar, ne de gerçek erkekler hiç bir zaman öngörülen yeni kadın ve erkek olamayacaklar (belki sadece şehitler dışında) ve bu yüzden de hiç birinin iktidarı sorgulanamaz değil. Nitekim Çağlayan'ın sonraki analizlerinde Kürt hareketi'nin tam da bu yüzden sürekli olarak yeni eleştiriler ve yeni sorgulamalara girebildiğini, kemikleşen iktidarlara yönelik sürekli yeni söylemler oluşturabildiğini görüyoruz.
Ancak Çağlayan bilhassa 3. ve 4. bölümlerde kadınların kendi anlatılarına yer vererek hareketi idealleştirmemize, fetişleştirmemize de izin vermiyor. Bunu da hem deneyim anlatıları hem de ideolojik çözümlemeler (ideolojileri sınıra dayatıp oradan okuma metodu ile) aracılığıyla, hareketin limitlerini algılamamızı sağlıyor. Her şeyden önce kadınlar gündelik hayatta halihazırda var olan kültürel kodlarla başa çıkmak durumunda. Toplumsal ilişkileri kuran bu kodlar toplumsal dönüşümle birlikte değişmekte ancak yine de çeşitli bağlamlarda kadınların denetimini sağlamaya imkan tanımakta. Üstelik bunların ne işlev gördüğü aile, dernek, parti, cezaevi, dağ mekansallıklarında farklılaşmakta ve hareket içinde de gerilim yaratmakta. Kadınların aktörlüğü ve mücadelesi tam da buralarda erkeklerinkinden kimi zaman ayrışarak harekete de damgasını vurup, dönüştürücü bir etkileşim sağlıyor.
Ayrıca farklı dönemlerde farklı kadınların harekete dahil olmaları da ayrı bir gerilim alanı. 80ler ve 90larda kadınlar çoğunlukla kendi mağduriyet deneyimleri ile harekete girip, ana, eş, kardeş olarak var olmuşlarsa da, hali hazırda hareketin tümünde olduğu gibi kadınlar arasında da eğitimli, orta sınıf kadınların çoğaldığını söylemek mümkün. Bu kadınlar feminist bakış açısı ile iş yapsalar da sınıfsal bağlamda ki iktidar dönüşümünün kadın hareketindeki izdüşümlerinin ne olduğuna dair söyleyecek sanırım daha çok şey olsa gerek.
Kitabın belki de tek sorunlu bölümü birinci bölümü. "Kürt kadını'nın Konumu" isimli bu bölümde Çağlayan farklı kaynaklara dayanarak Kürt toplumunda kadınların nasıl tanımlandığına ve ezilme biçimlerine sair bir özet veriyor. Her ne kadar bu bölüm okuyucuyu belli bir izlek içine oturtmak amacıyla ve okuyucu düşünerek yazılmış olunsa da tüm kitap boyunca kimliklerin çoğul ve hiç bir zaman tamamlanmamış olduğunu söyleyen Çağlayan burada kültürel antropolojinin kimi zaman yaptığı indirgemeciliğin tehlikeli sularında gezinmekten kurtulamıyor. Kendisinin de gösterdiği gibi Kürt kadın kimliği çok uzun bir dönemden beri mücadele ve mağduriyet içinde, son derece ağır siyasal ve ekonomik koşullarda oluşuyor. Bu bağlamda da Kürt kültürünün dayattığı tekil ve siyasal ve ekonomik sömürü süreçlerinden bağımsız bir kadınlıktan bahsetmek haliyle hiç bir zaman için mümkün değil.
Son olarak bu yazı aracılığıyla Handan Çağlayan'a Türkiye akademisinde Kürt hareketi ve Kürt kadınları üzerine basitleştirilmiş ve araçsallaştıran bilgiler üretilmesini son derece zorlaştıracak olan bu çok şey öğrendiğim kitap için teşekkür etmek isterim. Çağlayan bir kez daha teorik birikim kadar, ezilenlerin öznelliğiyle diyalog halinde kurulan bir siyasi angajmanın ve kapsamlı araştırmanın akademik bilgi üretiminde olmazsa olmaz şartlar olduğunu bize göstermiş oldu.





__________________

Bu mesaj en son " 08-03-2008 " tarihinde saat 06:28 PM itibariyle PCkopat tarafından düzenlenmiştir....
PCkopat is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
edebiyat takvimi lorinn Makaleler 0 03-02-2008 03:48 PM
Hangi uzantılı Dosayayı Hangi Programla Açacaksınız ? €urotash Bilgisayar Yazılım ve İşletim Sistemleri 0 02-08-2007 09:03 PM
Habgi uzantıyı hangi programla açağını bilmiyorsan tıkla. phantomsahin Program Download 2 08-06-2007 10:17 AM
Newroz programları(bütün illerin.son hali) sarya helin Sınırsız Muhabbet Burada 6 20-03-2007 02:25 PM
İl İl Newroz Programları..!!! cewlig Sınırsız Muhabbet Burada 68 18-03-2007 10:08 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 11:57 PM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.