Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Kültür, Sanat, Edebiyat > Edebiyat Bölümü > Biyografi

Kayıt Ol SSS



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 22-02-2007, 12:20 PM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2006
Konum: !!_....Seni Seviyorum GülYüzlüm...._!!
Mesaj: 6,830
Üye No: 387
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 9056
Rep Puanı : 904729
Rep Derecesi
rojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond repute
Varsayılan Dünya Edebiyatına Damga Vuranlar...


Agatha Christie
POLİSİYE ROMANLARININ EN BÜYÜK DUAYENİ...



Yeni kitaplarda iki polisiye metin üzerinde durunca, eski kitapları da aynı konuya ayırmak anlamlı olur diye düşündüm. Ve tabii, aklıma ilk gelen isim, her ne kadar “yüksek edebiyat” ile karışık polisiyeden hoşlanan bazı okuyucular için “derinlikli” olmasa bile, bu türün kraliçesi Agatha Christie oldu. Agatha CHRISTIE(1890-1976), cinayet edebiyatının “ölüm düşesi” diye anılır. 1926 yılında başlayan edebiyat yaşantısında, bir çoğu sinemaya da aktarılan 84 roman yazdı. Bir kaç ay önce, ölümünden yaklaşık 20 yıl geçtikten sonra, hiç yayınlanmamış 7 öyküsünü okumuştık Altın Kitaplar’dan. Geçtiğimiz hafta ise, 1934’de sahnelenmek amacıyla yazdığı, ve ilk kez kitaplaştıran “Acı Kahve”siyle tanıştık. Bu yazı ise, belirli bir romanını değil, genel olarak Agatha Christie’yi tanıtmayı amaçlıyor.

Klasik Polisiye Metin
Detektif romanının klasik biçiminin öncüleri E.A.Poe ve Conan Doyle’du. Poe ve Doyle için asıl konunun, suç ve cinayetten önce, “esrar” olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Onların ilgi alanları toplumsal veya hukuksal düzeyleri irdelemek değil, analitik çözümlemeler yapmak, rasyonel aklın sınırlarını zorlamaktı (bu nedenle, polisiye edebiyat Aydınlanma düşüncesinin bir ürünü olarak da gösterilir). Bu yazarların açtığı yoldan gidenlerin yoğunlaştığı iki paylaşım savaşı arasındaki yıllar –1920’den 1940’lara kadar olan dönem- polisiye edebiyatın “altın çağı”dır. “Altın Çağ” boyunca, A.Christie, D.Sayers, Chesterton, Van Dine, J.D.Carr, Ellery Queen gibi ustaların ard arda sıralanan eserleri ile, esrarın yanı sıra cinayeti de konu alan “klasik polisiye roman”, bir tür olarak şekillendi.

Klasik dönem metinlerinin ortak özelliği olay, zaman, mekan birliğini gözeten kurgularındadır. Belli bir mekanda ve kısa bir zaman içinde, az sayıda karakter cinayet olayı etrafında bir araya gelirler. Cinayetin çözümü, genellikle profesyonel olmayan detektif tarafından “beyin fırtınası” ile çözülür. Poe ve Doyle’da olduğu gibi, aklın üstünlüğü öne çıkarılır. Olayların düzgün bir sıralama -zaman akışı- ile birbirini kovaladığı ve bakış açısının birinci ya da ikinci tekil şahsa göre düzenlendiği anlatı tarzı olarak adlandırılan klasik gerçekçi metin, neredeyse bütün polisiye yazımına egemen olmuştur. Bu anlamda, polisiyelerin dili birbirine çok yaklaşır.

Agatha Christie Uslubu
İyi bir polisiye yazar, “oyunu kuralına göre oynayandır”. Bu kural, “aldatmadan şaşırtmadır”, ve A.Christie, bütün detektif romanları yazarları içinde, kuralın en başarılı temsilcisidir. Elbette, 500 milyonluk dünya satışı ile, alanının tartışmasız birincisi, kraliçesi olduğunu da eklemek gerekiyor. “Ölüm düşesi”, Türkiye’de uzun yıllar çok popüler olmuştu, öyle ki, adlarını bilmediğimiz bazı yerli yazarlarımız tarafından, sahte Christie romanları bile yazıldı, yayınlandı. Polisiye romanlar üzerine çalışmaları ile tanıdığımız Erol Üyepazarcı ile yapılan söyleşiden aktarıyorum, yazarın 84 özgün romanı olmasına rağmen, Üyepazarcı’nın arşivinde –Türkçe basılı- yüz otuz adet ayrı ve A.Christie imzalı kitap bulunuyor.

Agatha Christie, klasik polisiyelerin eski yunan trajedyalarından aldıkları olay, zamandan ve mekan birliğini tekrarlar. Bir tek olay –cinayet- etrafında, kapalı bir mekanda ve dondurulmuş bir zaman kesitinde olup biter her şey. Bu anlamda, öykünün hangi tarihte, hangi ülkede olup bittiği ilgi dışıdır. Aksi takdirde, yazarın yaşadığı sürece yinelediği kahramanının nasıl olupta yaşlanmadığı, sözkonusu ülkenin, kentin mekansal değişimlerinin öyküye yansıyış biçimi bir sorun olurdu. Yaklaşık 40 yıllık bir zaman diliminde, Agatha Christie'nin ünlü dedektifleri Hercule Poirot ve Miss Marple neredeyse hiç değişmediler. Mesela, “Acı Kahve”nin yazılış tarihi 1934, ve Hercule Poirot; “emekliydi gerçi, ama karşısına ilginç bir dava geldiğinde, ara sıra bu emekliliği bir kenara bıraktığı olurdu (...) Poirot’un yaşıtları, hatta daha gençler ölme çağına dayandığından, ölüm ilanlarını okumak da ruhunu karartıyordu” sözleriyle tanıtılır. Hercule Poirot’un olağanüstü yaşamı, bu tarihten itibaren 41 daha sürer.

Yazarın öykülerinin büyük çoğunluğu İngiliz kırsalında geçer. Soylu, ya da zengin sınıfa mensup insanların evleri seçilmiştir (“Acı Kahve”nin de bu genellemeye uyduğunu hemen belirteyim). Zaman zaman yabancı bir ülkenin, uçak, gemi, tren gibi araçların da, olay mahalli olduğunu görsek bile, kahramanlarımız yine İngiliz, mekan yine kapalıdır. Agatha Christie, kapalı mekanın sıkıcılığından kurtulmak için, okuyucusunu dışarı çıkarır, tarihi ve turistik yerlerde gezdirir, ama bunlar yalnızca öyküyü renklendiren aksesuarlardır.

“Acı Kahve”, yazarın en sevdiği cinayet aracı olan zehir kullanımına dayalı bir roman. İyi bir Agatha Christie okuyucusu, hangi zehrin insanları nasıl etkilediği üzerine bir hayli bilgilidir. Arsenik ve siyanür gibi herkesin aşinalığı olanların dışında, adını ilk kez onun sayesinde duyacağınız organik ve sentetik egzotik zehir çeşitleri ile tanışabilirsiniz. Kanlı ve kaba öldürme sahnelerine hiç rağbet etmemiştir. Zaten, estetize edilmemiş bir cinayet, Hercule Poirot gibi “snob” bir detektifinin de ilgisini çekmezdi!

“Ölüm Düşesi” için toplumsal eleştirinin söz konusu olmayacağını tahmin etmişsinizdir. Onun detektifleri için, ne olursa olsun, cinayet kötü bir eylemdir ve mutlaka cezalandırılmalıdır. Özel detektiflerden çok daha acımasızdır onlar. Cezanın mutlaka polis ve adalet tarafından yerine getirilmesi de gerekmez. Poiriot, biraz sempatisi varsa, katilin intihar etmesine izin verebilir. Son macerasında, hiç cezalandırılmamış bir “kötü”yü bizzat öldürür, ve kendisi intihar eder. Bu açıdan bakıldığında, yazarın romanları protestan inancını taşıyan teolojik metinlerdir. Bütün Agatha Christie metinleri arasıda suçun cezasız kaldığı tek istisna, “Şark Ekspresinde Cinayet”dir. Ama, insaf edelim biraz; oradaki katil de gerçekten büyük bir kötülük yapmış, küçük bir çocuğu fidte için kaçırdıktan sonra öldürüp ailenin mahvına neden olmuştu.

1934 yılında yazılmış “Acı Kahve”yi okurken, yazarın bir çok öyküsü ile benzerlikleri hemen farkedeceksiniz. Aslında bütün Christie metinleri ve kurguları, birbirlerine -özellikle karakter davranışları olarak- benzerdir. Çünkü o, korku, intikam, hırs, kıskançlık, maddi tutkular gibi insani özelliklerle hareket ettirir kahramanlarını.Elbette, sonraki yıllarda ustalağı artmış, daha karmaşık ve psikolojik derinlikli polisiyeler yazmıştı. Öykülerinden oluşan “Işıklar Sönünce” ve sahnelenmek amaçlı “Acı Kahve”, yazarın hayranlarının beklentilerini karşılıksız bırakmıyor, ama, eğer onu yeterince tanımıyorsanız, klasikleşmiş romanlarından bir tanesini, mesela “On Küçük Zenci”yi veya “Şark Ekspresinde Cineyet”i okumanızı öneririm.

rojekanu is offline  
Eski 22-02-2007, 12:21 PM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2006
Konum: !!_....Seni Seviyorum GülYüzlüm...._!!
Mesaj: 6,830
Üye No: 387
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 9056
Rep Puanı : 904729
Rep Derecesi
rojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond repute
Varsayılan


Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski [1821-1881


Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski 30 Ekim 1821’de Moskova’da babasının bir doktor olarak görev yaptığı Yoksullar Hastanesi’ne ait bir apartmanda doğdu. 1837’de annesinin ölümünün ardından babasının yanından ayrılarak St. Petersburg’a taşındı ve orada Askeri Mühendislik Okulu’na kabul edildi. Bir sınıf arkadaşı onun için "sürekli kendisini ayrı tutardı, hiçbir zaman arkadaşlarının eğlencelerine katılmazdı, ve genellikle bir köşede elinde bir kitapla otururdu" diye anlatıyordu. Yurtluğunda düzensiz bir yaşama çekilmiş olan ve oğluna düzenli bir gelir sağlamayı reddeden babasının tutumu Dostoyevski’nin bu hastalıklı içe-kapanıklığını daha da ağırlaştırdı. Bir keresinde, Dostoyevski babasına ilgisizliği yüzünden hakaret dolu bir mektup gönderdi; ama baba Dostoyevski yanıt vermeye fırsat bulamadan serfleri tarafından öldürüldü. Ailesi içerisinde söylendiğine göre, daha sona ona bütün yaşamı boyunca acı çektiren sara nöbetlerinin ilkini bu dönemde geçirmişti.

Mühendislik Okulundaki sınavlarının ardından, Dostoyevski üsteğmenliğe getirildi. Ama 1844’de cebinde üzerine "sivil giysi alacak parası" bile olmayan Dostoyevski kendini yazın sanatına adamak için görevinden ayrıldı. 1846’da ilk romanı İnsancıklar’ın çıkışıyla, genç yazarlar arasında en büyük gelecek vaadedeni olarak görüldü. Eleştirmen Belinsky aracılığıyla "birçok önemli kişi" ile tanıştı ve "yazın dünyasında nasıl yaşanacağı konusunda kapsamlı bir ders" aldı. Ne var ki başarısı kısa sürdü. İnsancıklar’ı izleyen birkaç romanı kötü eleştiri aldı ve Dostoyevski, Belinski’nin salonundan uzak durmaya başladı, çünkü orada özellikle daha önceleri ona karşı "dosttan da öte" olmuş olan Turgenyev’in de katıldığı sürekli alaylara konu ediliyordu.

Ama bu sırada başka bir küme ile ilişkisini sürdürdü. Petrashevski'nin öncülüğündeki gençlerden oluşan bu kümedekiler, Fransız toplumcularını incelemek ve Rusya’daki toplumsal ve politik reformları tartışmak için biraraya gelmiş ilericilerdi. 1848’i izleyen tepki dalgasında “Petrashevski çevresi”nin üyeleri tutuklandı ve yalancı idam ile sonuçlanan bir soruşturmadan sonra Dostoyevski, Omsk’ta bir ceza kolonisine gönderildi. Hapisanede, "yeraltına gömülü bir insan” gibi yaşadığını yazdı. "Yakınımda içten bir konuşma yapabileceğim tek bir varlık" yoktu. "Soğuğa, açlığa ve hastalığa dayandım. Ağır işlerden sıkıntı çektim, ve salt iyi bir aileden geldiğim için bana diş bileyen mahkumların nefreti sürekli üzerimdeydi." Bu acılı durum sarasını daha da ağırlaştırdı ama "kendi içime kaçış ... meyvalarını verdi." 1854’de cezasını tamamlamak için bir asker olarak Semipalitinsk’e gönderildi. Beş yıl sonra, arkadaşlarının yardımı aracılığıyla cezası kaldırıldı.

St. Petersburg’a dönüşü üzerine Dostoyevski, Ölüler Evi ve Ezilenler’i yayınladı. Aynı dönemde ağabeyi Mikhail ile birlikte Zamanlar adında başarılı bir dergi kurdu. Ne var ki 1863’te bir yanlış anlama sonucunda hükümet tarafından kapatıldı. Dostoyevskilere yayınlarının adını değiştirerek Çığır adı altında yeniden çıkarma izni verildi, ama yeni yayın kamunun dikkatini çekmeyi başaramadı. 1846’da Mikhail öldü ve yaklaşık bir yıllık bir çabadan sonra Dostoyevski dergiyi yayımlamaya son verdi. Kendini borçların altında ve ağabeyinin ailesini geçindirme sorumluluğu karşısında buldu.

Çığır’ın başarısızlığı Dostoyevski’nin daha sonraki tüm çalışmasında izini bırakan bir kişisel bunalımla çakıştı. Sibirya’dayken akıllı ama ahlaksız bir okul öğretmeninin dul karısı olan Maria Dimitrievna Isaev ile evlenmişti. Evlilik ikisine de mutluluk getirmedi ve St. Petersburg’a döndükten kısa bir süre sonra Dostoyevski, Polino Suslova adında kösnül ve saldırgan bir kadınla yakın ilişkiye girdi. Polino Suslova onun çalışmasını ciddi bir şekilde etkilemiş ve kumara karşı sinirceli tutkusunu kışkırtmış gibi görünür. Polina ile birlikte Rusya’dan ayrı olduğu bir sırada Dostoyevski’nin karısı hastalandı ve ağabeyinin ölümünü üç ay önceleyen ölümü onu Yeraltından Notlar (1864) olarak bilinen itirafı yazmaya götürdü.

İzleyen yıllarda Dostoyevski sürekli sara, yoksulluk ve kumarbazlığına eşlik eden bir endişenin sıkıntısını çekti. Parasal yükümlülükleri yüzünden yayıncılarla yıkıcı sözleşmeler imzaladı ve onlar tarafından Suç ve Ceza (1866) ve Kumarbaz (1867) gibi yapıtları olağanüstü bir hızla yazmaya zorlandı. Bunlardan ikincisi üzerinde çalışırken Anna Grigorievna Snitkin adında bir sekreter tuttu ve aynı yıl onunla evlendi. Romancı olarak başarısı alacaklılarının bir bölümünü susturmasını sağladı, ama bu "diğerlerini o kadar kızdırdı ki" suçlamalardan kurtulmak için St. Petersburg’tan ayrılmak zorunda kaldı."Her zaman yabancı bir ülkede bir yabancı” olacağı yakınmasına ve "yazma yeteneğini bütünüyle yitireceği" korkusuna karşın, yurtdışında yaşadığı dört yıl yaşamının en üretken yılları oldu. Cenova ve Vevey’de Budala’yı (1868-69); Dresden’de Ebedi Koca (1870) ve Ecinniler’i (1871) yazdı.

Sürgündeyken Dostoyevski "gazete gibi bir şey" çıkarmayı ve bu yolla kanıları konusunda “bir kez olsun son sözü söyleyebilmeyi” tasarlıyordu. Tasarısını 1876’da Bir Yazarın Günlüğü’nün basımıyla uygulamaya koyuldu. Bunda Zamanlar’da başlatmış olduğu ulusal ve demokratik Hıristiyanlık öğretisini genişletti. Bu etkinliğinin sonucunda bir gazeteci olarak sözü geçer biri oldu ve son yıllarını göreli olarak daha iyi bir ortamda geçirdi. 1877’de Büyük bir Günahkarın Yaşamı adında çok büyük bir diziyi oluşturmak için yayıma ara verdi. Bu "bütün yaşamım boyunca bana bilinçli ya da bilinçsiz olarak işkence etmiş olan” Tanrı’nın varlığı sorunuyla ilgili bir çalışmaydı. Bitirdiği çalışmanın biricik bölümü olan Karamazov Kardeşler 1880’de basıldı.

O yıl Rus Yazını Dostları Toplumu’nun Moskova’daki Puşkin anıtının açılışında konuşma yapması için onu çağırısıyla çağdaş ünü doruğa ulaştı. Konuşmayı bitirdiği anda, "batılı" düşünceleri uzun süre kişisel çatışma kaynağı olmuş olan Turgenyev bile "beni öpücüklere boğmak için yanıma geldi ... ve yineleyerek büyük işler yaptığımı bildirdi" diyordu.

Dostoyevski sonraki yıl 28 Ocak’ta öldü. Cenazesi toplumsal bir gösteri için fırsat oldu.

Eserleri :

31 edebi eseri yayımlanmıştır.

01. Bednye Lyudi (İnsancıklar - Poor Folk) 1846
02. Dvoynik (Öteki - Double) 1846
03. Gospodin Prokharçin (Bay Prokharçin - Mister Prokharchin) 1846
04. Roman v Devyati Pismakh (Dokuz Harfte Roman - A Novel in Nine Letters) 1847
05. Khozyavka (Ev Sahibesi - The Landlady) 1847
06. Polzunkov 1848
07. Slaboye Serdtse (Bir Yufka Yürekli - A Faint Heart) 1848
08. Çujaya Jena i Muj Pod Krovatyu (Başkasının Karısı - Another Man's Wife and the Husband Under the Bed) 1848
09. Çestni Vor (Dürüst Hırsız - An Honest Thief) 1848
10. Yolka i Svadba (Noel Ağacı ve Düğün - The Christmas Tree and the Wedding) 1848
11. Belye Noçi (Beyaz Geceler - White Nights) 1848
12. Netoçka Nezvanova 1849
13. Malenki Geroy (Küçük Kahraman - The Little Hero) 1849
14. Dyadyuşkin Son (Amcanın Rüyası - Uncle's Dream) 1859
15. Syelo Stepançikovo (Stepançikovo Köyü - The Village of Stepanchikovo) 1859
16. Unijennye i Oskorblyonnye (Ezilenler - The Insulted and the Injured) 1861
17. Zapiski iz Myortvogo Doma (Ölüler Evinden Hatıralar - Memoirs from the House of the Dead) 1860-1862
18. Skverni Anekdot (Tatsız Bir Olay - A Nasty Affair) 1862
19. Zapiski iz Podpolya (Yeraltından Notlar - Notes from the Underground) 1864
20. Krokodil (Timsah - The Crocodile) 1865
21. Igrok (Kumarbaz - The Gambler) 1866
22. Prestplenye i Nakazanye (Suç ve Ceza - Crime and Punishment) 1866
23. Idiot (Budala - The Idiot) 1868
24. Veçni Muj (Ebedi Koca - The Eternal Husband) 1870
25. Besy (Ecinniler - The Possessed) 1871
26. Bobok 1873
27. Podrostok (Delikanlı - A Raw Youth) 1875
28. Krotkaya (Nazik bir Yaratık - A Gentle Creature) 1876
29. Mujik Marey (Köylü Marey - The Peasant Marey) 1876
30. Son Smeşnogo Çilavyeka (Gülünç bir Adamın Rüyası - Dream of a Ridiculous Man) 1877
31. Bratya Karamazovi (Karamazov Kardeşler - Brothers Karamozov) 1879

__________________
rojekanu is offline  
Eski 22-02-2007, 12:22 PM   #3 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2006
Konum: !!_....Seni Seviyorum GülYüzlüm...._!!
Mesaj: 6,830
Üye No: 387
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 9056
Rep Puanı : 904729
Rep Derecesi
rojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond repute
Varsayılan


TOLSTOY

Lev Tolstoy 9 Eylül 1828’de Tula´da bulunan ailesine ait Yasyana Polyana Malikanesinde zengin bir toprak sahibinin oğlu olarak doğdu. Küçük yaşta öksüz ve yetim kalınca, eğitimi için Kazan’a halalarının yanına gönderildi. Daha bu yaşta Pascal, Platon, Dickens gibi klasikler okumaya başladı ve kendine bir yaşam felsefesi belirlemeye karar verdi.1843’te Doğu dilleri okumak üzere Kazan Üniversitesi’ne girdi, kısa süre sonra Hukuk Fakültesi’ne geçti. 1847’de burayı da yarım bırakarak Yasyana Polyana’ya geri döndü. 1851’de, yirmi üç yaşındayken, düzensiz hayatının yarattığı boşluğa son vermek ve alacaklılarından kurtulmak için orduya yazıldı ve 1854-55 arası Kırım’da topçu teğmeni olarak savaştı.

Bu dönemde otobiografik eserler olan Çocukluk, İlk Gençlik ve Gençlik’i ve ayrıca Tipi, İki Süvari Subayı ve Toprak Ağası’nın Sabahı’nı yazdı. Bu ilk başarılarından sonra kendini edebiyata adamaya karar verdi. Savaştan sonra St. Petersburg’a gitti, fakat burada birini radikal demokrat N. Çernişevski, diğerini muhafazakar liberal I. Turgenyev’in temsil ettiği iki edebi kampla anlaşamayarak 1857’de İsviçre, Almanya ve Fransa’yı kapsayan bir seyahate çıktı. Bu dönemde eğitim kurumlarıyla ilgilenmeye başladı ve Rusya’ya dönerek köylü çocukları için bir okul açtı. 1860’ta ikinci bir Avrupa seyahatine çıkarak buradaki eğitim kuramlarınıayrıntılı şekilde inceledi. Aynı dönemde Batı’nın yapay ve maddeci uygarlığını insanı bozan bir etken olarak görmeye başladı.

Rusya’ya döndüğünde serflik kaldırılmıştı. Tolstoy kendi bölgesinde eski serflerle toprak sahipleri arasındaki toprak ve borç anlaşmazlıklarını çözmek üzere yargıç oldu. 1862’de komşu çiftliğin sahibi olan bir doktorun kızı Sofya Andeyevna Bers’le evlendi. Bu evlililikten on üç çocuğu oldu. Mutlu bir aile hayatı sürdürdüğü bu dönemde, Kazaklar, Sivastopol Hikayeleri ve ilk büyük romanı olan Savaş ve Barış’ı yazdı. Ancak aile hayatının sevinçleri Tolstoy’u huzura kavuşturmaya yetmiyordu. 1875’ten sonra yıldan yıla artacak bir bunalıma girdi. 1877’de yayımlanan ikinci büyük romanı Anna Karenina bu bunalımın izlerini taşır.

Tolstoy 1880’den sonra Ortodoks Kilisesi’ni, Hristiyanlıktaki ölümsüzlük düşüncesini ve her türlü siyasal iktidarı yadsıyan, kendine özgü bir tür Hristiyan anarşizmi geliştirmeye başladı. Düşüncelerini açıkladığı ‘‘Dogmatik Teolojinin Eleştirisi’’, ‘‘O Halde Ne Yapmalıyız?’’ ve ‘‘Tanrı’nın Hükümdarlığı Kendi İçimizdedir’’ adlı makalelerin yayımlanmasından sonra 1901’de Kilise tarafından aforoz edildi. Bu dönemde yazdığı İvan İlyiç’in Ölümü, Kreutzer Sonat, Hacı Murat, Diriliş gibi eserleri, aynı manevi arayışa, ahlaksızlıkla suçladığı sanatı ve dogmalar ve mucizeler üreten Kilise’yi yadsıyışına işaret eder. 1900’lerden itibaren bir yandan mülkiyet konusundaki radikal fikirleri nedeniyle ailesiyle arası açılırken, diğer yandan aydın Rus gençleri arasında giderek daha çok tanındı. Bu ikisi, derin bunalımını ve manevi yalnızlığını arttırdı. 1910’da ailesini terk etmeye karar vererek yanına en küçük kızı ve doktoruyla yola çıktı. Ancak birkaç gün sonra Astapovo tren istasyonunda zatürreden öldü

__________________
rojekanu is offline  
Eski 22-02-2007, 12:22 PM   #4 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2006
Konum: !!_....Seni Seviyorum GülYüzlüm...._!!
Mesaj: 6,830
Üye No: 387
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 9056
Rep Puanı : 904729
Rep Derecesi
rojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond repute
Varsayılan


Matthias Claudius
Claudius, 15 ağustos 1740’ta; Lübeck yakınlarındaki, Herzogtum Plön’ün, Holstein Reinfeld bölgesinde doğar.Babası papazdır.Annesi, babasının 2. eşi olan Maria Claudius’tur.Matthias, ailenin 4. oğludur.Evde, sürekli okunan İncil ve ilahiler; onun, gelecekteki sanatının temel noktasını oluşturmuştur.

Claudius, 1751’de, 3 kardeşini birden kaybeder.1755’de, Plön’deki bir Latin okuluna gider.Bu okuldan sonra, 1759 yılında, babasından izin alarak, Jena üniversitesine gider.Burada, önce teoloji; sonra hukuk, felsefe ve siyasal bilimler okur.Bu arada, “Teutschen Topluluğu”’na üye olur.Bu topluluktayken, Ortodokslukla ve aydınlanma dönemiyle ilgilenir.Tarihe aykırı bakışıyla tanınan Gerstenberg’i, kendine örnek alır.Üniversitede okuduğu bu yıllar içinde, kardeşi Josias’ı kaybeder.1763 yılında, “Aşk Cilveleri ve Öyküler” adlı, zamanın modasına uyan Anakreon tarzı bir eser yazar.

Claudius, tembel biridir.O yüzden; ne diplomasını, ne de ileride mesleği olabilecek dalda bir eğitim belgesi alabilmiştir.1763 yılında, bitirme sınavlarına girmeden, okulu bırakır ve Reinfeld’e döner.Buraya geldikten sonra, “Söyleşiler ve Anlatımlar” adlı eserini yazar.Bu eserde, Gerstenberg etkisi görülmektedir.

1764-65 yılları arasında, Kopenhag’da, Holstein kontunun yanında sekreter olarak çalışır.Daha sonra, ailesinin yanına döner.1766’da, kız kardeşi Dorothea Christine’yi kaybeder.Bu yıllarda, Claudius’un aklı karışıktır.Edebiyatta, eski ve yeni akımlar arasında kararsızdır.Ancak, sonunda, eski akımlara bağlı kalmayı seçer.1768’de Hamburg’a gider.Orada, Lessing’le tanışır.Ayrıca, “Hamburg Tezgahüstü Haberleri” adlı gazetede, editör olarak çalışmaya başlar.Gazetede, kendi şiir ve düzyazıları da yayınlanmaktadır.Gazetenin çok az olan tirajı, onun sayesinde 400’e çıkar.Yazar, bu gazetede, 1770 yılına kadar kalır.Bu arada, Hamburg limanına gelen gemilerin, para raporlarını da tutmaktadırAncak, bütün bu işlere rağmen, geçimini sağlayacak kadar para kazanamamaktadır.Claudius, 1770’de, Herder’le tanışır ve Hessen Darmstadt’ta, 1 yıla yakın sürecek olan bir oyunda yer alır.

Claudius, 1771 yılında, J.J.Bode’nin kurmuş olduğu, “Wandsbeck Habercisi” adlı dindar kesime yönelik bir gazetenin editörlüğünü üstlenir.Bu yerel gazete; Salı, Çarşamba, Cuma ve Pazar günleri çıkmaktadır.Yerel bir gazete olmasına rağmen, 18. yüzyılın en önemli gazetelerinden biri haline gelmiştir.Bunun nedeni, seçmiş olduğu konunun ve kullandığı dilin, okurlardan esinlenerek oluşturulmuş olmasıdır.

Gazetenin amacı, aydınlanma dönemine ışık tutmaktır.Claudius, o dönem yükselmekte olan gerçekçiliğe ve klasik akıma karşı bir tutum içindedir.Yazar; doğal dindarlığın, yani, Hıristiyan dininin edebiyata yansıtılmasını istemekteydi.Dolayısıyla, gazetenin politikası da bu yöndedir.

Gazetede; Goethe’nin “Genç Werther’in Acıları”, Lessing’in “Minna von Barnhelm” ve “Emilia Galotti”, Klopstock’un “Odlar” adlı eserleri yayınlanır.Ayrıca; Herder, Burger, Hölty, Gleim, Gerstenberg, Cramer ve Eschenburg’un yazıları çıkar.Claudius da, anonim olarak, şiir ve düzyazı yazmaktadır.Gazetede bir şiir köşesi vardı ve bu köşe, okurun ilgisini çekmekteydi.Burada, şiirlerin yanı sıra, çeşitli düşünceler ve eleştiriler de yer alıyordu.

Claudius, 15 mart 1772’de, Barnbeck’li Anna Rebecca Behn ile evlenir.Evlendikten 7 ay sonra, kız kardeşi ölür.1773’te de babasını kaybeder.1774 yılında, Hamburg’da; daha önce katılmış olduğu, “Üç Gül” mason locasında, bir üst dereceye çıkmaya hak kazanır.Daha sonra, buradan ayrılıp, başka bir locaya üye olur.Bu arada, Fransızcadan bir dizi mason kitabı ve şarkısı çevirisi yapar.Ayrıca, Johann Georg Hamann ile mektuplaşır.

1776 yılının ocak ayında, Claudius’un eşi ölür.Yazar, aynı yılın ilkbaharında, Darmstadt’a döner.Sonradan başbakan olacak olan, devlet bakanı Friedrich Karl von Moser’in yardımcısı olur.Ayrıca; ekonomi, finansman ve yönetim konularında çalışır.Bu arada, “Hessen Darmstadt Privilegierten Gazetesi”’nde çalışmaya başlar.Ancak, bu gazete, bir süre sonra kapanır.Devlet bakanı Moser de görevinden ayrılınca; Claudius’un, bu şehirde oturmak için bir nedeni kalmaz ve yazar, 1777 yılının ilkbaharında ayrılarak, Wandsbeck’e döner.

Claudius, 1777’den sonra, serbest yazar olarak edebiyat çalışmalarını sürdürür.1777-78 yıllarında, “Mısır Kral Sarayının Öyküsü”’nü yazar. 1780 yılında annesi ölür.Aynı yıl, “Cyru’nun Gezisi” adlı eserini yazar.1784 yılında, Friedrich Heinrich Jacobi ile birlikte Holstein’a geziye gider.1785 yılında, daha sonraları kral 11. Friedrich olacak olan, Danimarka prensi Friedrich, yazara düşük bir gelir bağlar.1788’de, 2. oğlunu kaybeder.1789 yılında, Schleswig Holstein Altona Bankası’nda, yönetici olarak çalışmaya başlar.Ancak, bu görevde fazla kalmaz.

1794’te, Jacobi ile komşu olur.1796’da, kızı Christian Marie Auguste’ü kaybeder.1798’de, diğer kızı Anna Frederike, Jakobi’nin oğlu Max ile evlenir.1799’da, “Oğlum Johannes’e Bazı Sözler”’i yazar.1800’de, “Fenelon” adlı eserin çevirisini yapmaya başlar.1808’de, “Kutsal Akşam Yemeği”’ni yazar.Claudius’un, ayrıca; 17. yüzyıl Alman yazarı, Angelus Silesius üzerine bir eseri ve Fransızcadan, “Saint-Martin” adlı bir çevirisi vardır.Klopstock, Gerstenberg, Stolberg ve Voss ile kurduğu bir topluluk, düşsel dünyalara yelken açmıştıBu topluluk, en derin insan duygularını anlayabilmek için, Tahiti’de yaşamayı düşlüyordu.Claudius da, düşüncelerini ve doğasını yansıttığı şiirlerini yazıyor; ancak, rokoko dekadansını kabul etmiyordu.

1812’de, Friedrich Schlegel ile birlikte, “Alman Müzesi” adlı bir projede yer alır.Aynı yıl, 1775-1812 yılları arasındaki şiir ve düzyazılarını topladığı, “Wandsbeck’li Habercinin Seçme Yazıları”’nı yayınlar.”Asmus” takma adıyla yazan Claudius’un bu eserinin Latince adı, “Kendi Öğütleriyle birlikte Asmus’un Bütün Eserleri”’dir.Eser 8 bölümdür.Genellikle, yazarın, “Wandsbeck Habercisi” gazetesinde yazdığı yazıları kapsar.Diğer yazılar, yazarın aydınlanmayla ve politikayla ilgili yazılarıdır.Eserde; şiirler, düzyazılar, mektuplar ve eleştiriler vardır.

Claudius, hayatının son yıllarında, evsiz ve göçebe olarak yaşar.Bir süre Lübeck’e gider.Daha sonra, 1814’te, üvey oğlu Perthes’in bulunduğu Hamburg’a gider.Orada, 21 ocak 1815’te, hayata veda eder.



Sanatı:

Claudius, “Fırtına ve Coşku (Sturm und Drang)” döneminin şair ve düşünürlerindendir.Şiirleri, yalın ve içtendir.İlk şiirleri; aydınlanma çağının, zevk ve eğlenceye düşkün, yaşamı bir oyun olarak kabul eden, Anakreoncu şiir anlayışına uygundur.Daha sonraları, halk şarkılarına yakın, her türlü sanatsal kaygıdan uzak, yalın ve duygulu şiirler yazmıştır.Onun şiirleri; saf, çocuksu ve Hıristiyan inancına bağlı yapıtlardır.Doğayı, Tanrı’nın eseri olarak yücelten şiirler yazar.Claudius’un, ayrıca, yalın bir üslupla yazılmış, fabl ve özdeyişleri vardır.Claudius, şiirinde, halk tarafından oldukça benimsenen bir vurgu kullanmıştır.Duyarlı bir yapıya sahip olması, duygu ve düşüncelerini uygun ortamda yansıtması; onun, gerçek bir halk şairi olduğunu gösterir.

Claudius, sıradan şeyleri düşünmeyen ve kuralları kafasına takmayan bir kişidir.O an için ne hissediyorsa, onu resmetmektedir.İyi bir Hıristiyan ve devrimci görüşe sahip biri olarak, kendi doğruları çizgisinde yol almıştır.Onun yürekten objektif oluşu, Alman ideali çevresinde pek taraftar bulmamıştır.

Düşünce olarak; Klopstock’a yakın, Voss’a karşıydı.Herder’in ahlakını örnek alıyordu.Claudius; Klopstock, Voss ve Stolberg’in grubuna katılmış ve Herder, Jacobi, Hamann, Lavater ile birlikte, Kant’ın ve Weimar klasiklerinin önderliğindeki, eleştirel zekacı felsefe karşısında, halka yakın olan realizmi temsil etmiştir.Usçuluğa ve klasikçiliğe karşı çıkarak, edebiyatta doğallığı ve Hıristiyan öğretilerine bağlılığı korumaya çalışmıştır.Sahip olduğu insan sevgisini aktarmanın yolunu aramıştır sürekli.

Fransız devrimi sonrası ortaya çıkan özgür düşünceler ve özellikle, insan hakları kazanımı, dünyada etkili olmaya başlamıştı.Claudius, despot davranışların, hiçbir zaman pozitif yasalara dönüşmeyeceğini öngörmüştür.Kralların ve yöneticilerin, bu tür despot davranışları örnek almaması gerektiğini, filozoflardan yönetici olamayacağını ve Hıristiyan dininin tehlike altında olduğunu savunmuştur.Bunun nedeni olarak, insanların dinden uzaklaşmaları olduğunu söyler

__________________
rojekanu is offline  
Eski 22-02-2007, 12:23 PM   #5 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2006
Konum: !!_....Seni Seviyorum GülYüzlüm...._!!
Mesaj: 6,830
Üye No: 387
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 9056
Rep Puanı : 904729
Rep Derecesi
rojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond reputerojekanu has a reputation beyond repute
Varsayılan


Philip K. Dick
Philip Kindred Dick (16 Aralık 1928 — 2 Mart 1982), Amerikalı bilim-kurgu roman ve kısa hikaye yazarı. Bazı kitaplarında yazar ismi PKD veya Richard Phillips olarak geçmektedir.


Do Androids Dream of Electric Sheep? romanının kapağıHayatının büyük bölümünü Kaliforniya'da geçirdi. Bir plakçı dükkânı işletmesi ve radyoda klasik müzik programları yapması dışında, başlıca uğraşı yazarlık oldu. Kırka yakın bilim-kurgu romanı dışında ana akım romanları da yazdı, ancak pek başarılı olamadı. Ölümünden sonra beş cilt halinde toplanan yüz civarında öyküsü vardır.

Ölümünden önce fazla tanınmayan bir yazar olan Dick'in roman ve kısa hikayelerini bir kısmı ölümünden sonra senaryolaştırılıp film olarak büyük beğeni kazanmıştır. Bunların arasında en ünlüleri, yönetmen Ridley Scott tarafından "Blade Runner" adıyla 1982 yılında filme alınan "Do Androids Dream of Electric Sheep?" (kitap olarak Türkiye'de basımı: 1968, Bıçak Sırtı, Kavram Yayınları) ve 1965 yılında yazdığı "We Can Remember It For You Wholesale" öyküsünden yola çıkılarak yönetmen Paul Verhoeven tarafından çekilen 1990 yapımı "Total Recall" filmleridir. Bu iki film günümüze kadar yapılmış en iyi bilim-kurgu filmleri arasında ilk sıraları paylaşmaktadır. Ayrıca 2002'de yazarın 1956 yılında yazdığı "The Minority Report" adlı kısa öykü yönetmen Steven Spielberg tarafından filme alınmıştır.

Dick'in yazdığı bilim-kurgu romanlarını türünün diğer örneklerinden ayıran en önemli özellik, gelecekte gerçekten olması muhtemel olaylarla birlikte insanlara dayalı toplumsal değişimleri genelde "çalışan sınıf" bazında ele almasıdır. Bunun haricinde özellikle ilk romanları "gerçeklik" kavramının sorgulanması üzerine kuruludur.

Önemli yapıtları :

Önemli romanları arasında:Martian Time-Slip (1964, Mars'ta Zaman Kayması), The Penultimate Truth (1964, Sondan Bir Önceki Hakikat), The Three Stigmata of Palmer Eldritch (1965, Palmer Eldritch'in Üç Bilmecesi) ve Ubik (1969) sayılabilir. The Man in the High Castle (1963, Hugo Ödülü sahibi) (Yüksek Şatodaki Adam) romanı birçok eleştirmen tarafından Dick'in başyapıtı olarak gösterilmiştir.

Türkiye'de yayınlanan romanlarından bazıları :

Solar Lottery (1955, Uzayda Suikast, Okat Yayınları).
The World Jones Made (1957, Yaratılan Dünya, Okat Yayınları)
Dr. Bloodmoney (1965, Dr. Gelecek, Sarmal Yayınları, 1997)
Eye in the Sky (1957, Gökteki Göz, Metis Yayınları, 1997)
Vulcan's Hammer (1960, Vulcan'ın Çekici, Metis Yayınları, 199
A Scanner Darkly (1977, Karanlığı Taramak, Altıkırkbeş Yayınları, 199
Eye in the Sky (1957, Gizli Göz, Karizma Yayınları, 1999)
The Man in the High Castle (1962, Yüksek Şatodaki Adam, Metis Yayınları, 1999)
Martian Time-Slip (1965, Mars'ta Zaman Kayması, Altıkırkbeş Yayınları, 2000)
Radio Free Albemuth (1985, Albemuth Özgür Radyosu, Altıkırkbeş Yayınları, 2001)
Clans of the Alphane Moon (1964, Alfa Ayının Kabileleri, Metis Yayınları, 2002)
Ubik (1969, Ubik, Altıkırkbeş Yayınları, 2002)

__________________
rojekanu is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
binlerce soru ve cevap.6..istediginiz her sorunun cevabı burada Global Genel Kültür 11 13-01-2008 06:50 PM
Pencerede (Seni seviyorum Dünya) ahmedo Aşk ve Sevgi 4 04-11-2007 05:03 PM
Dünya Hayatının Gerçeği seho809 İslami Sohbet 7 02-03-2007 03:04 PM
Mevcut Durum ve Marksistlerin Görevleri Nick 99 Tarih 8 12-02-2007 09:12 PM
Kimde Kaldı Fani Dünya (Ahmed e Xwane) wiyanreklam Şiirler 3 06-02-2007 07:54 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 01:37 AM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.