|
|
#11 (permalink) | |||||||||||||||
|
Pazaryeri Putlari: F. Bacon’a göre kullandigimiz dilin kelimelerine verilen degisik anlamlar ve bunlarin genel, gündelik kullanilislari bilimsel düsünceyi saptiran önyargilar olustururlar. Bu kavramlar genellikle geçmis zamanlarin eksik ve yanlis bilgisini tasirlar. En yakinimizdaki örnek; Kopernik’e kadar yüzyillar boyunca bütün gökkürenin dünya etrafinda dolandiginin kabul edilmesidir. Eksik bilginin sonucu olan bu düsüncenin bilimsel gelisime ne tür etkileri oldugunu geçen sayfalarda okumustuk. Diger bir örnek Newton’un kütle çekim kuvveti ile Einstein’in egri uzayidir. Newton; iki kütlenin birbirlerini, kütleleriyle dogru, aralarindaki uzakligin karesiyle ters orantili bir kuvvet etkisi altinda kalarak çektigini söylemistir. (F=GmM/d2) Bu denklem Newton için kuvveti ifade etse de Einstein bu denklemin uzayin söz konusu kütle tarafindan ne kadar büküldügünü gösterdigini söylemistir. Einstein’da görüldügü gibi temelde denklemi kabul etse de kuvvet kavrami yoktur, onun yerine uzayin egrilme miktari vardir. Ancak bilim insanlari ve bilimsel yayinlar, dogal olarak ta halk kütle çekim kuvveti ifadesini kullanmaktalar. Sanirim hiç kimse bir tasi elinden biraktiginda neden düstü sorusuna, “Çünkü dünyanin kütlesi uzay zamani büküyor...” diye cevap vermez. Beklenen cevap yaklasik olarak sudur, “Çünkü dünya tasin üzerine bir kuvvet uyguluyor...” Newton’un ifadeleri günlük yasantimiz sinirlari içinde ihtiyaçlarimiza cevap verse de Newton’un kavramlari kara delikler, çok büyük kütleli yildizlar ve evrenin yapisi üzerinde çalisan birçok astronom için yetersizdir ve yanlis sonuçlara götürebilecek niteliktedir. F. Bacon’dan çok sonralardan bir örnek vermis olsak ta O’nun anlatmak istediginin ta kendisidir. Nedeni de, Newton’un “kütle çekim kuvveti” ifadesini çok büyük kütleler ile ilgili çalisan bir astronomun kullanmasinin hatali olacagidir çünkü büyük kütleler için kullanmasi gereken yöntem Einstein’in uzay egrilmesidir ve buna göre düsünmek zorundadir. Eger astronom hala Newton ifadeleri ile düsünmekte israr ederse düsünmesi özgür ve dogru olmaktan, çok uzak olacaktir.
Tiyatro Putlari: Arastirmaci tarafindan baglanilmis felsefi düsüncelerin veya ünlü kisi ve gruplara bagliligin, dogmalarin neden oldugu önyargilara verdigi isimdir. “Kural, yarginin yerini almamalidir.” diyerek, Aristoteles’in mantigini ve skolastik düsünceyi ret edip, deneyin ön plana çikmasi gerektigini söylemistir. Ona göre, akilla ulasilan her türlü sonucun dogruluguna, sadece o sonucu elde etmek için kullandigimiz akil yürütme biçiminin dogru olup olmadigina bakarak degil dogadaki olgularla sinayarak karar verilmelidir. F. Bacon’un bu sözünde kural genel olarak, Aristoteles’in ögretisini, yargi da tek tek olaylarin incelenmesiyle elde edilen sonuçlardi. F.Bacon, “Kurallara bagli kalarak ulasilan sonuçlarla, deneyle ulastigim sonuçlar uyusmuyorsa hangisine inan maliyim?” sorusuna, deneysel yöntemin yaninda yer alarak cevap vermistir. F. Bacon’un yasadigi dönemlerde Aristoteles’e o kadar fazla bir güven vardi ki tartismalar “Usta böyle söyler.” dendiginde sonuçlanmis olurdu. Bir seyin dogrulugu tersinin yanlisligi gösterilerek ispatlanmaya çalisiliyordu. O’na göre, bir seye körü körüne baglilik bilgiyi öldürüyor, bilimsel gelismeyi engelliyordu ve köhne düsüncelere karsi içten içe duymaya basladigi öfke Aristoteles’in “Organon”una karsi “Novum Organon” isimli eserini yazmasina neden oldu. Bu eseriyle Aristoteles mantigini tartismaya açiyor yerine yeni bir alternatif sunuyordu. Bu çalismasinda, epey uzun bir süre hükümranlik sürmüs olan Aristoteles’e karsi meydan okunuyordu. F. Bacon bilginin birkaç kisinin otoritesine girmesini istemiyordu ve bunun için bilgiyi kolektif olarak üreten bilginlerden kurulu bir örgüt öneriyordu. Onun, biliminin ilk görevinin toplumun refahini artirmasi oldugunu ve bilim insanlarinin bunun için çalismasi gerektigini ilan etmesinden dolayi kendisinin özel bir saygiyi hakkettigini söyleyebiliriz. F. Bacon dogru bilgiye ulasilabilecegini düsünüyordu ve bunun için önerdigi metot “tümevarim metodu” olarak bilinir. Bilgileri sistemli bir sekilde toplamak incelemeyi kolaylastirmak için levhalar ve çizelgeler önerir, bunlari kisaca tanitmaya çalisalim. Önvarlik Levhasi: Bu levha incelenecek olan olayi veya nesneyi dogada oldugu gibi ve birlikte bulundugu bütün diger nesnelerle birlikte yani bulundugu ortamla birlikte saptanip siralandigi levhadir. Asama Levhasi: F. Bacon bu levhayi üç alt çizelgeye ayirir. Varlik Çizelgesi: Nesnenin veya olayin durumlarini siniflandirir ve bu durumlarin diger hangi olgularla, yani olaylar ve nesnelerle, birlikte göründügünü gösterir. Mesela, sifir derecenin altindaki suyun kati halde olmasi, yüz derece sicakliga kadar sivi, üzeri sicakliklarda da gaz halinde olmasinin belirlenmesi gibi veya yagmur yagmasi için öncelikle bulutlarin olmasi gerektigi gibi örnekler açiklayici olacaktir. Yokluk Çizelgesi: Olgunun degisik durumlari içinde, bazi seyler var olmaya devam ederken bazi seyler yoktur; bir baska durumda da olmayan seyler vardir, olanlar artik yoktur. Mesela, gün içerisinde, Günes dogduktan sonra hava isinmaya baslar, ama Günes battiktan sonra hava sogumaya baslamaktadir. Havanin isinmasi için Günes vardi, aksamüzeri günesin gitmesiyle yani artik var olmamasiyla birlikte hava sogumaya basladi, yani günesin yokluguyla havanin sogumasi arasinda bir iliski kurulmus oldu iste bu yaklasim yokluk çizelgesinin konusudur. Derece Çizelgesi: Olgunun ölçülebilir özelliklerinin degismesi sirasinda diger degisen ölçülebilir özelliklerin çizelgesidir. Günes'in dogus saati ve saatin kaç olduguna göre havanin sicakliginin degisiminin ölçülmesi gibi, niceliksel degerlerin yer aldigi levhadir. Dista Birakma Levhasi: Ön varlik levhasinda bulunanlardan, asama levhasinda toplananlarin çikarilmasindan olusan levhadir. Yani ilk bakista inceledigimiz olguyla iliskili diye düsündügümüz aslinda ilgisi olmayan, sans eseri bir araya gelmis bazi olgular elenmis oldu. * Özetleyecek olursak, inceledigimiz olay, çevresinde bulunan kendisiyle ilgili olmayan baska bir çok olguyla beraber olabilir. Bu levhalar sayesinde önce bir ön levha hazirlanir, daha sonra bu ön levha içinde kalan olgular tek tek incelenir, birbirleriyle baglantili olanlar kalir, ilgisi olmayan olgular disarida birakilir. Böylece yanlis sonuçlara götürecek fazla olgular elenmis yani dista birakilmis olur ve elde kalan birbirleriyle bagintili tek tek bilgiler bir araya getirilerek daha genel bilgilere ulasilabilir. Gerçekte, F. Bacon’un metodu çok hantal isleyen kullanissiz bir yapiya sahip olsa da, yepyeni bir anlayisla Skolastik düsüncenin karsisina çikip korkusuzca savasmistir. Biz burada F. Bacon’un metodunun eksik yanlarindan söz etmeyecegiz çünkü bizim asil amacimiz bu degil, Skolastik düsüncenin ve dogmalarinin otoritesinin bilimsel gelismeye karsi daha fazla direnemeyerek, nasil da eriyip gittigini göstermekti. Bu dönüsüm insanin evrene bakis, algilayis, yorumlayis ve sordugu sorularla, sorulara cevap arayis biçiminde çok ciddi degisimlere neden olmustur ve bugünkü gerçek bilimin kökleri atilmistir. Bu degisimler dogal olarak kurulan yeni evren modellerinin yapisina da yansimistir. Yeri gelmisken F. Bacon’a siginarak aklima gelen aci bir durumdan söz etmek istiyorum. Söz ettigimiz, bu degisimlerden nasibini almamis bir grup insan cami çikislarinda dagittiklari bildirilerle dogal bir süreç olan depremin nedenini hala ilahi güçlere havale ediyorlar. En az bir önceki kadar tehlikeli olan bir baska grup ta evinin, isyerinin yikilisindan, onca insanin ölümünden dogayi sorumlu tutup, kendi kurtulusu için tanriya sükür edenlerden olusuyor. Burada da görüldügü gibi dogaya bir sorumluluk yükleyip yaptiginin yanlis oldugu söyleniyor, yani F. Bacon’un dedigi “soy putlari” hala kendisini gösteriyor, çünkü insana benzer bir doga fikriyle kalkip depremi yapan kaka doga, depremde can kurtarici iyi bir tanridan söz ediliyor. Peki, merak ediyorum, doganin bir bilinci varda hadi bir deprem yapayim deyip de deprem yapti da ona birde suç mu yüklüyoruz, olmadi birde dizlerimize yatirip poposuna poposuna vuralim, belki akillanir. Diger yandan doga depremin sorumlusuysa eger, tanri onca insani depremden kurtaramadi da sadece hayatta kalmis olanlari kurtarmaya mi gücü yetti? Yoksa sansli olan ve iyi yapilarda yasayanlar mi kurtuldu. Demek istedigim, F. Bacon’un dikkatle üzerinde durdugu gibi bilim belli kimselerin tekeline kalmasaydi ve sadece kazanci, dini otoriteyi artirmak için degil de halkin yarari dogrultusunda kullanilsaydi sanirim daha az kisi ölürdü! |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| TÜrkİye Genelİnde Tescİllİ TaŞinmaz KÜltÜr Tabİat Varliklari İle Sİt Alanlari | dojehist | Genel Kültür | 2 | 20-08-2008 10:29 PM |
| Loji Nedir? | SeReN | Genel Kültür | 0 | 16-10-2007 08:08 PM |
| Bilim üzerine bir deneme | Global | Hikayeler, Denemeler | 1 | 17-08-2007 11:06 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.