Yalnız Mesajı Göster

Eski 17-11-2006, 11:03 PM   #2 (permalink)
Bedirxan
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: xewn
Mesaj: 2,426
Üye No: 2482
Cinsiyeti : Bay
Rep Power: 384000
Rep Puanı : 9399319
Rep Derecesi
Bedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond repute


Varsayılan


c) Gururun biçimleri
Aşağıda gururun bir kaç biçimlerini inceleyelim:

i) Övünmek: Gururun en açık göstergesi övünmedir. Kutsal Kitap bu konuya açıkça karşı durmaktadır. Kendi başarılarımız, kendi bilgimiz, kendi tutkularımız öne geçirmek Allah’ın sağlayışını inkar etmek demektir. İşte kökü gurur olan övünmenin belirtisi bu noktada ortaya çıkar.
Aslında övünme kendi başına günah değildir, ama övünmenin kökünde yatan gurur kişinin benliğine yerleşerek övünmeyi getiriyorsa bu günahtır. Eğer övünme Allah’ı yücelten bir övünme ise ya da başkalarının Allah yolunda yaptığı hizmetlerden ötürü, Allah’ın insanları kullanışını anlatan bir övünme ise bu bir kişiyi ortaya koymadığı için doğru bir davranıştır. Bu nedenle kelam övünen Rab ile övünsün şeklinde öğretmektedir:

“Her zaman RABBE sena edeceğim; Onun tehlili daima ağzımda olacaktır. Canım RAB ile övünür; Hakirler işitir ve sevinirler. Benimle beraber RABBİ tazim edin, Ve ismini birlikte yükseltelim.
Her gün Allah ile övünürüz, Ve senin ismine ebediyen şükrederiz.”
Mez. 44:8

“RAB şöyle diyor: “Hikmetli adam hikmeti ile övünmesin, ve yiğit kendi gücü ile övünmesin, zengin adam zenginliği ile övünmesin, ancak övünen şununla, anlayışlı olmakla, ve dünyada inayet, adalet, ve salah işliyen RAB ben idiğimi bilmekle övünsün; çünkü ben bunlardan hoşlanırım,” RAB diyor.”
Yer. 9:2324

Elçi Pavlus’ta inananları Rab’le övünmeye davet etmektedir.[20]Kendisi de Rab sayesinde birçok hizmetler yaptığı, başarılar elde ettiği halde bütün bu başarıları Rab’be vermiştir.[21] Özellikle övüncü Mesih İsa’nın sağladığı kurtuluştadır:

“Fakat Rabbimiz İsa Mesih’in haçından başka bir şeyle haşa ki, övüneyim. O haç vasıtası ile bana dünya haça gerildi, ve ben dünyaya.”
Gal. 6:14

İnsanlar son derece önemli kurtuluşta bile kendilerine bir pay bulamamaktadırlar. Çünkü işi yapan, tamamlayan Yüce Allah’tır. Kurtuluş çok muhteşem bir armağan olarak insana sunulmuştur. Bu ne bir iman başarısı, ne de insanın kendi başarısıdır:

“Çünkü iman ederek kayrayla kurtulmuş bulunuyorsunuz. Bu kendi başarınız değildir. Allah’ın armağanıdır. Kişinin yaptığı işler nedeniyle değildir. Öyle ki, kimse övünmesin.”
Ef. 2:89

Kutsal Yazılar övünme konusunda bu kadar net bilgiler vermektedir. Kısacası samimi bir Hıristiyan Allah’tan, Allah’ın hizmetinden hiçbir şekilde ve başka hiçbir şeyle övünemez.

ii) Sürekli olarak övgü ve onur aramak: Hepimiz zaman zaman kendimizin önemli olduğunu düşünürüz. Zaman zaman bu düşünceye kapılıyoruz. İnsanların bize önem verdiklerini bilmek, hissetmek isteriz. Çevremizden övgü duymak isteriz. Lokantalarda bize biraz ilgi gösteren garsonları bu nedenle normalden daha fazla bahşişlerle ödüllendiririz. Hatta bazen insanlara yardım etmemizin temelinde kendimize övgü getirme arzusu vardır. İnsanlara yardım etmek çok iyi bir davranıştır. Aynı zamanda daha önce söylediğimiz gibi kelama da çok uygundur. Ama bu davranışımızın temelinde esas neden kelam olmalıdır. Aksi takdirde davranışımızın karşı tarafa bir yararı olsa da bize bir yararı yoktur. Çünkü bize övgü getirsin diye davranırsak, gururlanmamızı daha da pekiştirir. Oysa Allah’ın bu konuda görüşü oldukça açıktır:

“Biz bizi, kendilerini değerli diye tanıtan bazılarıyla bir saymak ya da karşılaştırmak ataklığını göstermiyoruz. Onlar aralarında kendilerini ölçüye vururken ve birbirleriyle karşılaştırırken akılsızlık ediyorlar. Ama biz ölçüsüzce övünmeyeceğiz. Tam tersine, Tanrı'nın bize dağıttığı ölçü uyarınca, bu çalışma alanının ölçüsü içinde kalacağız. Böylelikle sizlere dek ulaşmış bulunuyoruz. Korintos sanki ulaşacağımız çizginin ötesindeymiş gibi, kendimizi zorlamıyoruz. Çünkü Mesih'in Sevindirici Haberi'yle sizlere dek ulaştık. Başka birinin emeğiyle ölçüsüzce övünmüyoruz. İmanınız geliştikçe aranızda çalışma alanımızın da genişleyip gelişeceğini umuyoruz. Öyle ki, Sevindirici Haber'i sizden ötelere de yayabilelim, başkalarının çalışma alanında yapılmış bir işle övünmeyelim. Övünen Rab'le övünsün! Kendi kendini değerli diye tanıtan değil, Rab'bin değerli diye tanıttığıdır onaylanan.”
2. Ko. 10:1218

iii) Kendine güven: Günümüzde kişilerin kendilerine güvenmeleri konusunda birçok kitaplar yazıldı. Kendine güvenmeme büyük bir problem olarak değerlendirilmektedir. Bu doğrudur. Her insanın güncel yaşamda kendi varlığını sürdürebilecek güvene gereksinimi vardır. Ama bu güven Allah’ın varlığından değil de kişinin kendi varlığından kaynaklanıyorsa, bu büyük bir problemdir. Çünkü kişinin kendi varlığından kaynaklanan ve sürekli özgüveninden teşvik alan benliktir. İlerde gurur dediğimiz o büyük kaynak günahı oluşturur. Bu nedenle Mesih İsa’da olan samimi Hıristiyan’ın güveni tamamen Allah üzerinde olmalıdır. Kendi anlayışında, kendi varlığında değil:

“Bütün yüreğinle Rab’be güven, ve kendi anlayışına dayanma;
Bütün yollarında onu tanı, O da senin yollarını doğrultur...”
Sül. 3:56

iv) Gurur kansere benzer: İnsan gururu kanser hastalığı gibidir, herhangi bir noktada ortaya çıkar ve insanın bütün karakterine yayılmaya başlar. Gururun sonucunda başkalarını yargılama, yalnız kendini yeterli görme, kibirlenme vardır. Gururun sosyal yansımaları da oldukça büyük sorunlar oluşturur. Irk ayrımı, yanlış milliyetçilik gibi, başka insanları, başka ırkları küçümseme, onlardan öç alma gibi büyük problemlerin temelinde gurur günahı yer almaktadır. Allah gerçeğinde kendimizi görmek gurur günahın tek ilacıdır. Kendimiz hakkında bizim ne düşündüğümüz değil, Allah’ın ne düşündüğü bize sağlıklı bir kişilik kazandırmaktadır:

“Allah'ın bana sağladığı kayra aracılığıyla hepinize söylüyorum: Hiç kimse kendini olduğundan daha akıllı saymasın. Bunun yerine, Allah'ın size verdiği iman oranında aklınızı kullanarak aklı başında kişiler olun.”
Rom. 12:3

Not: Gurur sözcüğü genelde günahı hatırlatıyorsa da her tür gurur günahı oluşturmaz. Özellikle sevgiden kaynaklanan ve kişinin kendini kötü anlamda yüceltmediği, sadece sevindiği, bencilliğinin öne çıkmadığı bir gurur vardır. Bu gururda iyi şeyleri teşvik, iyiliklerle sevinme gibi sonuçlar vardır. Kişinin ailesi ile, çocukları, işi, futbol takımı, ülkesi ile gurur duyması bu kapsamda olabilir. Bu tarz gururda günaha yer yoktur. Bu nedenle bu tarz sevinme, sevgi kökenli, iyilik kökenli, bencillikten uzak, yok edici olmayan gururla gurur günahını ayırmak çok önemlidir.

d) Gururun iyileştirilmesi
Acaba gurur günahından nasıl kurtulabiliriz? Bu günahtan kurtulmanın çeşitli yolları vardır:

i) Allah önündeki gerçek durumumuzu ve kimliğimizi anlamak: Aslında gurur günahının temelinde yatan en önemli etmen kişinin kendi kimliğini doğru bir şekilde kabullenememesi, bilmemesi ve değerlendirmemesidir. O halde kendimizi kelamdan öğrenmeye çalışalım. Kelama göre biz kimiz? Kutsal Yazılar bize her birimizin günahkar olduğunu söylemektedir.[22] Hepimiz kendi kendimizi kurtarmaktan aciz birer günahkarız. Biz Allah’ın lütfuna iyiliğine layık değiliz. Koskoca kral Davud bile günah işledikten sonra kendisinin ne durumda olduğunu ifade etmişti:

“Çünkü isyanlarımı bilirim, ve suçum daima önümdedir.
Sana ancak sana karşı ben suç ettim,
Ve senin gözlerinde kötü olanı işledim;
Şöyle ki, sözlerinde adil, hükmünde suçsuz olasın.
İşte, ben fesat içinde doğdum,
Ve anam günah içinde bana gebe kaldı.”
Mez. 51:35

Aslında burada şunu görüyoruz; bizler kim olursak olalım Allah’ın yüceliği, görkemi önünde zaten sınırlı yaratılmışız, O’nun eseriyiz. Aynı zamanda O’nun kutsallığı karşısında hepimiz aynı şekilde günahlı insanlarız. Elçi Pavlus gibi Yeni Antlaşma’nın en büyük müjdecisi bile kendisini Allah önünde, günahlı ve en önemsiz elçi olarak görmektedir.[23]

ii) İnanlının gerçek değerinin Mesih İsa ile olan birlikteliğinden kaynaklandığını anlaması: Bu nokta gerçekten önemlidir. Bugün birçok samimi Mesih İnanlısı bile Allah’ın bu gerçeği anlamakta zorluk çekmektedir. Evet, görkemli Allah kendi lütfunu bizler gibi günahkar, itaatsiz insanlara vermeyi seçmiştir. Rab Mesih İsa’ya alçakgönüllülük ve imanla gelen insanlar, Mesih’e bütün yürekleri ile güvenenler Allah lütfunun zenginliğine sahip olurlar. İşte bu lütuf bize gerçek değerimizi vermektedir. O’nun için büyük değer taşımağa başlarız. Bu da bizi kıymetli kılar, O’nun gözünde bizler değerliyiz.
Bu değerimiz O’nun benzerliğinde yaratıldığımızdan ve şimdi O’nun kurtarışını gönenmiş ve biricik Oğlu, Kelam’ı olan Rab Mesih’i giyinmiş olduğumuzdan kaynaklanmaktadır. Bizler artık gökselliğin vatandaşları, Allah’ın ruhsal anlamda çocukları oluruz.[24] Bundan daha değerli hiçbir şey yoktur. İnananlar bu konuda çok teşvik almalıdırlar.

iii) Alçakgönüllülüğün uygulanması: Gururun karşılığı alçak gönüllüktür. Allah’ın değer sistemi dünyasal değer sistemlerinden oldukça farklıdır. Dünyanın değer sistemleri bazı kişileri diğer kişilerden daha değerli olduklarını düşündürmektedir. Kendi benliğimiz ve bencilliğimiz kendimizi olduğumuzdan daha değerli olduğumuza inandırır durur. Aslında bu bizim günahlı benliğimizin en açık kanıtıdır. Kendimizi alçaltma konusu ise aslında birçoklarını isyan ettiren bir konudur. Oysa kendilerini Allah’ın istediği şekilde gerçekten alçaltan kişileri Allah yükseltecektir:

“Rab hakirleri kaldırır; Kötüleri yere kadar alçaltır.”
Mez. 147:6

“Aranızda en üstün tutulan kişi size hizmet etmekle yükümlüdür. Çünkü kendini yükselten kişi alçaltılacak ve kendini alçaltan kişi yükseltilecektir.”
Mat. 23:1112

Mesih’in öğrencileri bir gün kendi aralarında kimin büyük olduğu konusunda tartışmaya girdiler. Rab Mesih, ne üzerinde tartıştıklarını sorduğunda çok utanmışlardı. Ne hakkında tartıştıklarını bildiği için onlara çok büyük bir ders verdi:

“İsa oturunca On İkiler'i çağırıp, ‘En üstün olmak isteyen, hepinizin arasında sonuncu ve hepinizin hizmet görücüsü olsun’ dedi.”
Mar. 9:35

Büyüklük, önemli olmak gibi konularda Rab İsa öğrencilerini uyarmaktadır. Ayrıca alçakgönüllülüğü yaşamak konusuna da büyük önem vermektedir:

“İsa baş köşeleri nasıl seçtiklerini görünce, çağrılılara simge yoluyla şunları söyledi: "Biri seni düğün şölenine çağırdığında, baş köşeye kurulma. Olur ya, belki senden daha değerli birini de çağırmıştır. İkinizi de çağıran gelip, 'Lütfen yerini bu adama ver' diyebilir. O zaman utançla kalkar, en son sırayı alırsın. "Bunun tersine, bir yere çağrıldığında git, en son sıraya otur. Öyle ki şölen sahibi içeri girdiğinde sana, 'Arkadaşım, lütfen daha yüksek yere buyur!' desin. İşte o zaman seninle birlikte sofrada oturan herkesin önünde saygınlık kazanırsın. Çünkü kendini yükselten kişi alçaltılacak, kendini alçaltan kişi yükseltilecektir." İsa kendisini şölene çağırana da, "Bir yemek ya da şölen düzenlediğinde arkadaşlarını, kardeşlerini, hısım akrabanı ya da varlıklı komşularını çağırma" dedi, "Çünkü onlar da karşılık olarak seni çağırırlar ve böylece sana karşılığını öderler. Şölen verdiğinde yoksulları, sakatları, kötürümleri, körleri çağır; mutluluk kazanırsın. Çünkü onların karşılık olarak ödeyebilecek hiçbir şeyi yoktur. Doğru kişiler dirildiğinde sana karşılığı ödenecektir. "Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca, İsa'ya, "Allah hükümranlığında yemek yiyecek kişiye ne mutlu!" dedi. İsa ona şu simgesel öyküyü anlattı: "Bir adam parlak bir şölen düzenledi, pek çok kişi çağırdı. Şölen saati gelince çağrılılara, 'Buyurun, her şey hazır' diye bilgi vermesi için uşağını gönderdi. Ama tümü birden özür bulmaya koyuldular. Birincisi, 'Bir tarla satın aldım' dedi, 'Varıp onu görmeliyim. Lütfen özürümü kabul et.' "Başka biri, 'Beş çift öküz satın aldım' dedi, 'Onları denemeye gidiyorum. Lütfen özürümü kabul et.' Bir başkası da, 'Kendime bir eş aldım' dedi, 'Bu nedenle gelemem.' "Uşak geri dönüp durumu efendisine bildirdi. Bunun üzerine ev sahibi öfkelenerek uşağına buyruk verdi; 'Hemen kentin caddelerine, sokak aralarına koş. Yoksulları, sakatları, körleri, kötürümleri toplayıp buraya getir.'”
Luk. 14:711

Gerçekten alçakgönüllülüğü yaşamak çok zordur. Bu nasıl yaşanabilir? Mesih İsa bu konuda da insanlığın unutamayacağı bir davranış sergilemiştir. O dönemde en kıdemsiz hizmetçinin yaptığı ayak yıkama hizmetini kendisi, kendi öğrencileri için yapmıştır. Rab İsa’nın yaptığı söylenebilecek birçok yaldızlı sözden çok daha önemlidir. Çünkü O’nun dünyaya getirdiği öğreti budur:

“Onların ayaklarını yıkadıktan sonra giyinip sofraya oturdu. “Size ne yaptığımı biliyor musunuz?” diye sordu, “Beni Öğretmen ve Rab diye çağırıyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz. Çünkü ben O’yum. Ben Rab ve Öğretmenken ayaklarınızı yıkadığıma göre, siz de birbirinizin ayaklarını yıkamakla yükümlüsünüz. Size bir örnek gösterdim; yaptığımın aynısını siz de birbirinize yapasınız diye. Size önemle belirtirim: Uşak efendisinden üstün değildir; ne de gönderilen kendisini gönderenden üstündür. Şimdi bunları bildiğinize göre, uygulayın ki, mutlu olasınız.”
Yu. 13:1217

Elçi Pavlus’ta Filipi’deki Hıristiyanlara alçakgönüllülük hakkında anlatırken Rab Mesih İsa’nın yaptıklarından başka bir örnek bulamamaktadır:

“Birinizin öbürüne karşı düşüncesi Mesih İsa'nın düşüncesine benzer olsun. O Allah özdeşliğinde olmakla birlikte, Allah’a eşit olmayı zorla elde edilmiş bir hak saymadı. Tam tersine, kendine özgü yücelikten soyunarak uşak özdeşliğini aldı. İnsan eşitliğine girerek insan biçiminde belirdi. Kendini alçaltarak söz dinlerlik yolunda ölüme dek yürüdü; hem de haç ölümüne. Bu nedenle, Allah O'nu pek çok yüceltti ve O'na her addan üstün olan adı bağışladı. Öyle ki, İsa adına göklerde, tüm yeryüzünde ve yer altındaki her varlık diz çöksün ve her dil İSA MESİH RAB'dir diyerek, Baba Allah’ın yüceliği için tanıklık etsin.
Flp. 2:511

Burada yapılan açıklama muhteşemdir. Allah’ın davranışı ile bizim davranışımız ve bakış açımız arasında büyük bir fark vardır. Görüldüğü gibi Allah kendi Sözünü bir bedende dünyaya göndermiş ve biricik Oğlu olarak ilan etmiştir. Kısacası Allah’ımız dünyaya bizim için hizmet etmeye ve bizim için ölmeye gelmiştir. Burada muhteşem bir örnek vardır. Bizler O’nun kurtardığı çocuklar olarak, O’nun alçakgönüllülüğünden çok büyük şeyler öğrenmemiz gerekiyor.[25] Allah’ın halkı arasında gurura yer yoktur.[26]
Kendisini gerçek anlamda alçaltan kişi, kendisini yalnızca Rab Mesih İsa ile karşılaştıracak ve kendi günahlı durumunu ve sınırlarını anlayabilecektir. Bu arada Yüce Allah’ın kendisine verdiği armağanların da farkına varmış olacak ve bunları Mesih İsa’nın yönlendirişinde kullanacaktır. Bu şekilde Rab’bin sözlerini yaşayan kişi Allah’ın kabul ettiği bir önder olarak karşımıza çıkmaktadır.
Alçakgönüllülük kendi kendini inkar etme, kendinden nefret etme anlamında algılanmamalıdır. Aslında alçakgönüllülük kendi kendini doğru bir biçimde değerlendirme, Allah’a ve başkalarına hizmet etmek demektir. Allah yolunda yaşamlarını büyük bir alçakgönüllülük içinde sürdürenler doğal olarak yaşadıkları toplumu da oldukça etkileyecekler, Yüce Allah’ın bereketini ve rahmetini getireceklerdir.

Bedirxan is offline