Giriş Tarihi: May 2006 |
|
|
Mesaj: 2,275
|
|
Üye No: 2482
|
|
Cinsiyeti : Bay
|
Rep Power: 96000
| Rep Puanı : 3365552
| |
|
| |
|
Hristiyanlikta SOSYAL KONULAR
S
osyal ahlak derken acaba neden bahsediyoruz? Aslında Hıristiyan ahlakının tamamı sosyal ahlak olarak değerlendirilebilir. Kutsal Kitap yaratıcımız olan Yüce Allah ile ilişkimiz olduğunu öğretmektedir. Aynı zamanda bizim gibi Allah tarafından yaratılmış olan diğer insan kardeşlerimizle aynı dünyayı paylaşıyoruz. Bu noktada bizim davranışlarımız Allah ile ve insanlarla olan ilişkilerimizi etkiliyor.
Bu bölümde arkadaşlarımız, komşularımız ve diğer kişilerle olan ilişkilerimizi gözden geçireceğiz. Kısacası samimi bir Hıristiyan olarak bir toplum içinde yaşamanın ne demek olduğunu birlikte etüt etmeye çalışacağız. Daha sonra da bu davranışlarımız ve ilişkilerimiz noktasını bir millet içinde değerlendirmeye çalışacağız.
BİR TOPLUM İÇİNDE YAŞAMAK
Allah insanın yalnız olmasını istememiştir. Zaten başlangıçta “...adamın yalnız olmasını” iyi görmeyerek ona eşini vermiştir. Böylelikle “erkek ve kadın” “insanı” oluşturmuşlardır. Sonra Allah’ın verdiği “çoğal” ve “hükmet” emriyle insan bu büyük sorumluluk altında kendi toplumsal yaşamını oluşturmaya başlamıştır. Demek ki, bir kişinin söylediği gibi “hiçbir insan bir ada değildir.” Yani tek başına yaşayamaz. Toplum içinde ilişkileri vardır. Allah’ı bütün varlığı ile sevmesi beklenen insan, aynı zamanda komşusunu da kendisi gibi sevmek zorundadır. Görüldüğü gibi ilişkiden kaçması düşünülemez. O zaman bu ilişkilerin de Allah öğretisi doğrultusunda olması bu konudaki Hıristiyan ahlakını oluşturmaktadır. Bu noktada insan davranışlarını ve kelamın bu davranışlar üzerindeki öğretilerini değerlendirelim.
Gurur birçok günahın kaynağı olduğu için oldukça bir günahtır. “Kök”[1] günahtır diyebiliriz ve bu köke bağlı ortaya çıkan ve büyüyen günahlar vardır. Kendini kandırma,[2] Allah’ı unutmak,[3] katı kalpli olmak,[4] başkalarını yermek,[5] başkalarını küçümsemek,[6]kavgacı,[7] şiddete düşkün,[8] baskıcı ya da sömürücü,[9] başkalarına haksiz davranmak[10] ve en ciddisi Allah’ı küçümsemek,[11] bu günahın çok çetin örnekleridir. İnsan gururu insanı Allah’a karşı başkaldırtan en büyük etkendir.
Gurur, kendimiz hakkındaki gerçeği ve gerçeğin aslını ciddi bir çarpıtmadır. Bir kişi ya da bir gurup insan kendileri hakkında gereğinden fazlaca düşünmeye başlarlarsa, gurur orada etkin olmaya başlayacaktır. Bunun sonucunda da Allah’ın yüceliği aşağıya çekilmeye başlar. Sonra ancak Allah’a ait olan onur, yavaş yavaş bir insana ya da guruba mal edilmeye çalışılır.
Kutsal Kitap kendisini yüceltmeye başlayanlara karşı oldukça net bir şekilde karşı koymaktadır. Yücelik Allah’ındır. Her şeyin sahibi ve yaratıcısı Allah’tır. Bu nedenle Babil kulesinde bir kule yapıp göklere, Allah’ın tahtına ulaşmaya kalkışan insanların çabaları Allah tarafından boşa çıkarılmıştır.[12]
Kutsal Kitap’ta gururlanan ve gururları sonucunda başlarına gelmedik kalmayan kişilerin örnekleri ile doludur. Kral Saul ve oğlu Abşalom kendi onurları, yücelikleri için anıtlar diktirmişlerdir.[13]Babil kralının da gururu kendi sonunu getirmiştir:
“Ey parlak yıldız, seherin oğlu, göklerden nasıl düştün! Sen ki, milletleri devirirdin, nasıl yere yıkıldın! Ve kendi yüreğinde derdin: Göklere çıkacağım, tahtımı Allah’ın yıldızları üzerine yükselteceğim; ve şimalin sonlarında, cemaat dağında oturacağım: bulutların yüksek yerleri üzerine çıkacağım, kendimi Yüce Allah gibi edeceğim. Fakat ölüler diyarına, çukurun en derinine indirileceksin.”
Yukarıdaki sözlerden Allah’ın kendini yüceltenler konusundaki düşüncelerini anlayabiliriz. Dünya üzerinde birçok idareci ellerinde olan zenginlik ve güçten etkilenerek kendilerini gururun çılgınlığına kaptırmışlardır. Bu kişilerin sonları da hiçbir zaman hayırlı olmamıştır. Daniel kitabında da gurura kapılıp kendilerini yükselten kralları Allah’ın nasıl alçalttığını görebiliriz. Bu konuda Kral Nebukadnezar uyarıldığı halde gururundan vazgeçmemiştir:
“On iki ay sonra Babil kırallığı sarayı üzerinde geziniyordu. Kıral söyleyip dedi: Kıral evi olsun diye, kuvvetimin kudreti ile ve haşmetimin izzeti için yapmış olduğum büyük Babil bu değil mi?”
Nebukadnetsar her şeyi kendi yaptığına, her şeyin kendi eseri olduğuna inanıyordu. Her şeyi başaran kendi gücü ve yeteneğiydi. Yaptığı her şeyin yüzünden çok gururlandı. Allah Nebukadnetsar alçalttı ve yedi yıl boyunca adeta bir hayvan gibi yaşadı.
Birkaç yıl sonra oğlu Belşatsar, babasının bu kadar alçaltılmasına şahit olduğu halde, bundan akıllanmayı hiç düşünmedi. Kendi gururundan ötürü Allah’ı reddederek öldü.[14]
Kutsal Yazılar sürekli olarak gururlu insanları uyarıp durmaktadırlar:
“Rab korkusu şerden nefret etmektir; Kibirden, ve gururdan, ve şer yolundan, Ve iğri sözden nefret ederim.”
“Gurur gelince utanç da gelir; Fakat hikmet alçak gönüllüler iledir.”
“Kırgından önce kibir, ve düşmeden önce mağrur ruh gelir.”
Bu alan oldukça geniştir. Aşağıya bunlardan bazılarını sıralayabiliriz:
i) Bulunduğumuz durumdan, konumdan ötürü gururlanmak: Mesih İsa, Ferisi’leri çok önemli ve yukarıda görünmekten hoşlandıkları için kınamaktadır:
“İşlerinin tümünü insanlara gösteriş için yaparlar. Dinsel yazı taşıyan bağları genişletirler, giysilerinin saçak püsküllerini büyütürler. Şölenlerin baş köşelerine özenirler, sinagogların da baş koltuklarına. Çarşıda, meydanda saygıyla selamlanmaktan ve insanlar tarafından Rab’bi diye çağrılmaktan kıvanç duyarlar..”
Özellikle kiliselerde önderler bundan kendilerini korumalılar, çünkü önder olan kişilerin genelde güçlü kişilikleri vardır. Bu kişiliğin Rab’be bağlı olarak hizmete yönlendirilmesi güzeldir. Ama zaman zaman kontrolden çıkarak ben merkezli yönlendirilmesi ortaya çıkar. İşte o zaman gurur ortaya çıkıp her şeyi berbat etmeye başlayabilir. Önderlik, başkalarının bize hizmet etmesi demek değildir, Rab’bin hizmetçisi olmak anlamındadır.[15]
ii) Kendi yetenek ve başarılarımızdan ötürü gurur duymak: Allah bütün insanlara belli armağan ya da yetenek vermiştir. Bu yetenekler sayesinde birçok insan, birçok başarıya imza atmaktadırlar. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da insanların yeteneklerin, armağanların esas sahibi olan Allah’a yönelip, O’na yücelik vermeleri başarılı insana özel bir onur getirir. Çünkü samimi bir Hıristiyan’ın başarılarının tümü Allah’ın izni, ve yönlendirmesine bağlıdır.[16] Bu nedenle bütün övgü ve başarıların sevinci Allah’a verilmeli, O’na yüceltme olarak dönmelidir. Ama insan olarak bu konuda çok zayıf davranarak başarıları kendimize mal ediyoruz. Nebukadnetsar gibi “ben ne kadar güzel şeyler yapabiliyorum” diyerek kendi kendimizi övebiliyoruz. Bu durumdan şiddetle kaçınmamız gerekir.
iii) Mal mülk gururlu olmak: Varlık, Para ve Tutku konusunda işlediğimiz gibi zenginlik inancımız açısından yanlış değildir. Ne varki varlık, para ve sahip olma tutkusu bizi Allah yolundan alıyor ve kendi yolumuza, benliğimize döndürüyorsa o zaman tehlikeli olmaktadır. Allah bu durumda kendi halkını uyarmaktadır. Zenginliğin tehlikelerinden biri de hiç şüphesiz mala güvenmenin getirdiği gururdur. Bu güven insanı Allah’a güvenmekten alıko****** Allah’ı inkar etmeye kadar getirebilir.[17]Oysa bir gün varlığımız birçok prensin, kralın bırakıp gittiği gibi mecburen başkalarına bırakılıp gidecektir.[18]
iv) Bilginin getirdiği gurur: Varlık olduğu gibi iyi okullarda okumak, üst düzeyde eğitim görmek de aynı şekilde gurur getirmektedir. Hiç kuşkusuz iyi eğitim, üst düzeyde eğitim, iyi yerlere gelmek çok önemlidir. Ama bu bilgi insanlığın yararına kullanılmalı; kişinin hem kendini geliştirmesi hem de ülkesine, insanlara bu bilgileri ile yardımcı olması esastır. Doğal olarak iyi bir iş sahibi olarak kendi ailesi içinde büyük bir gelir kaynağına sahip olmuş olacaktır. Ama bütün bu olumlu şeyler, bilgi ve eğitim sahibi kişi tarafından Allah’ı unutmuş, Allah’tan tamamen bağımsız gurura kapılan bir kişi oluşturabilir. Allah bu konuda da uyarısını peygamberleri aracılığıyla yapmaktadır:
“Çünkü kendi şerirliğine güvendin: Gören yok, dedin; hikmetin ve bilgin seni şaşırttı; ve kendi yüreğinde: Ben varım, ve benden başkası yok, dedin.”
“Rab şöyle diyor: “Hikmetli adam hikmeti ile övünmesin, zengin adam zenginliği ile övünmesin; ancak övünen şununla, anlayışlı olmakla, ve dünyada inayet, adalet, ve salah işliyen RAB ben idiğimi bilmekle övünsün; çünkü ben bunlardan hoşlanırım, RAB diyor.”
Bu konuda elçi Pavlus’ta Korintos kilisesini uyarmaktadır. Çünkü bazı kişiler ruhsal bilgilerine güvenerek övünmeye ve gururlanmaya başlamışlardır:
“Hiç kimse kendini kandırmasın. Aranızdan biri içinde bulunduğumuz çağın ölçüleriyle bilgelik taslıyorsa, akılsızlığı benimsesin ki, bilge olabilsin..”
“Şimdi de yalancı tanrılara kesilen sunular sorununa geçelim: Dediğimiz gibi, hepinizin bilgisi yerindedir. Bilgi böbürlendirici, sevgi ise yapıcıdır. Bir şey bildiğini sanan biri, nasıl bilmesi gerektiğini bilmediğinden, daha hiçbir şey bilmiyor demektir. Ama kim Allah'ı severse, Allah onun içini dışını bilir.”
Bütün bu sözlerde kesin olan bir şey varsa bu da bilime, araştırmaya ve öğrenime karşı olunmamasıdır. Burada karşı gelinen şey, sahip olunan bilgilerle, özellikle ruhsal bilgilerle övünmek, insanlara yukardan bakmak gibi davranışlardır. Kısacası bütün entellektüel insanların başkalarını küçümsemeden bilgilerini, görgülerini, keşiflerini başkalarına aktarmayı öğrenmelidirler. Oksijen, bilim adamları tarafından keşfedilmeden önce vardı ve havada yine bugünkü bilinen oranlarında mevcuttu. Oksijen evrenin yaratıcısına aitti. Bilim oksijeni keşfetti ve bize açıkladı. Böylelikle insanlar oksijenin ne olduğunu algıladılar. Demek ki, oksijen bilgisinin esas sahibi Allah’ın kendisidir. Okuyan, öğrenen insanlar, bilim adamları öğrendikleri bilgilerin esas sahibine onur, yücelik vererek kendi bilgilerini başkalarına göstermelidirler. Böylelikle gururun insanı yiyen temeli kazınmış olacaktır.[19]
v) Ruhsal olma gururu: Allah’ın yolunda yürüyen insanların kolayca düşebildikleri günahlardan biri ruhsal olma gururudur. Sürekli dua edenler, Allah Kelamını çalışanlar, dua guruplarında, kilise hizmetlerinde etkin görevler alanlar, kendilerinin kutsal olduğuna inananlar yavaş yavaş başkalarına yüksekten bakmaya başlarlar, kendilerinin ne kadar ruhsal kişiler olduklarına inanırlar. Belki de öyledirler. Ama başkalarını yargılamaya, hakaret etmeye, ağızla olmasa bile yürekten onlar hakkında olumsuz düşünmeye başladıklarında bu kişiler günaha da düşmeye başlarlar. Mesih İsa zaten bu noktada Ferisi’leri şiddetle uyarmıştı:
“Kendilerinin doğru olduğuna inanıp geriye kalanları aşağı gören kimilerine de İsa şu simgesel öyküyü anlattı: "İki adam dua etmek için tapınağa gitti. Biri Ferisi'ydi, öbürü ise gümrük vergisi topluyordu. Ferisi ayağa kalkıp kendi kendine şöyle dua etti: 'Ey Tanrı, öbür insanlara kapkaççılara, aldatıcılara, zina işleyenlere, ya da gümrük vergisi toplayan şu adama benzemediğim için sana teşekkür ederim. Haftada iki kez oruç tutarım. Tüm kazancımın yüzde onunu veririm.' "Gümrük vergisi toplayan adam ise uzakta durup gözlerini göğe kaldırmak bile istemedi. Yalnız göğsünü dövüyor, 'Ey Allah, ben günahlıya acı!' diyordu. Size derim ki, ilki değil, ama bu adam evine doğrulukla donatılmış biri olarak döndü. Çünkü kendisini yükselten alçaltılacak, kendisini alçaltansa yükseltilecektir.”
|