Yalnız Mesajı Göster

Eski 03-11-2006, 04:58 PM   #2 (permalink)
Bedirxan
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: nrw
Mesaj: 2,433
Üye No: 2482
Cinsiyeti : Bay
Rep Power: 384000
Rep Puanı : 19062291
Rep Derecesi
Bedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond repute
Varsayılan









Yaptıklarımdan hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Şunu bilin ki dünyaya gelirsem aynı mücadeleleri aynı şeyleri bir daha yaparım. Onun için kimsenin üzülmesini istemiyorum. Kimse üzülmesin. Ben pişman değilim. Amerikan emperyalizmine ve onun uşaklarına karşı mücadele verdim. Verdiğim mücadele doğru bir mücadeleydi. Bundan dolayı üzüntü duymuyorum."
"Demir kapı açıldı.
Ahmet Saner, gür sesiyle gerilla marşını okuyarak kürsüye doğru yürüdü. Ağzını asker tuttuğu sırada, askere bir kafa vurdu.
Hiç kimse mani olamadı.
Ağır, vakur adımlarla kürsüye yürüdü...
Geldi. Marşını bitirdi...
Savcı kendisine iddianameyi okudu. 'Bir diyeceğiniz var mı?'dedi.
Ahmet 'Bizi asanlar şunu bilsinler, kendileri de bir gün asılacaklardır. Pardon asılmayacaklar, hepsi teker teker gebertileceklerdir.' dedi." İçeriden gelen bağırtı ve marş sesini duyduğunda Ahmet'in dayısı olanları daha iyi anlayabilmek için, kapıya daha çok dayandı. Kalabalığın bir kısmını görebilmişti. Konuşma gürültüler ve bağrışmalar ilerleyerek bir noktada toplanmıştı.
"Ve sandalyeye çıktı.
Nebi sehpaya yakın vaziyetteydi.
Bir telaş başladı. İpi boynuna geçirdiler. Ahmet etrafa baktı.
Fakat o sırada bir aksilik var. Cellat kendi kendine söyleniyordu.
Cellat diyordu ki, 'Burada ipin bağlanacağı yer yokt.’
Ahmet bunları duyunca gülerek 'Dikkat edin! Bir yerlerinizi sakatlayacaksınız’ dedi.
Nebi, bunun üzerine büyük bir kahkaha kopardı. Herkes bembeyaz!.. Şaşkın vaziyetteler... EI ayak her şey çekildi...
Ahmet etrafa bakıyor, bütün herkesi izliyor en son Nebi'ye baktı.
Sonra döndü, gözlerimin içine baktı... Bir taraftan sandalyeyi tutuyorlar... Ahmet, gözlerimin içine bakıyor. O an, bir saniye meselesi. Gözlerimi 'evet' şeklinde salladım... Ve... Bir tekme!...
Sandalye, albayın suratında patladı.
Ahmet sandalyeye kendisi tekme vurdu ve cellat sandalyeyi çekecek fırsatı bile bulamadı...
"Ahmet, bir salıncakta eğlenen güzel bir çocuk gibi sallanıyordu. "Sallandı...
"Sallandı...
"Omzunu silkelercesine üç kere kaldırdı. Ve 'oh!' diye bir ses... 'oh!' dedi."

25.06.1981 İstanbul Gece








(...)
Benim için üzülmene ve düşünmene gerek yok.
Ben yaptığımdan rahatsız değilim.
Ve buraya düştüğümden dolayı ise hiç mi hiç pişman değilim.
Çünkü ne yaptımsa doğru bildiğim için yaptım.
Ama suçsuz olduğum bir meseleden düştüm.
Böyle olmasına rağmen beni yargılayanlar halkın menfaatlerini savunduğumun ve o uğurda her zaman mücadele vereceğimi bildikleri için bana bildiğin ve herkesin bildiği cezayı bastılar pişman değilim ve hiçbir zaman pişman olmayacağım.
Doğru olan ve doğru olarak bildiğim halkımın menfaatine olacak her şey için her zaman ölüme hazırım. Benim için önemli olan zor da olsa doğru olan şeyi yapmaktır. ...
"Son bir isteğin var mı?
'Benim bu düzenden isteyeceğim hiçbir şey yoktur' dedi Ali ve yürüdü. Avlu sarı ve ölgün ampul ışıklarının altında karanlıktı.
Oysa yukarıdaki gökyüzü üzerine bir giysi gibi giydirdiği karlarıyla Torosların başına oturmuş parlak ve çıplak bir ayazdı.
Ayağında bot üzerinde cezaevinin kısa ve tek tip elbisesi vardı.
Beyaz önlüğünün altında elleri kelepçeliydi. Öylece yürüdü.
Asker ve gardiyanların aralanndan geçerek sandalyeye çıktı ve gür sesiyle bağırdı.
'Ben insanların mutluluğu için çalıştım, mutluluğu için de ölüyorum...' 'Kahrolsun Askeri Faşist Diktatörlük!'
'Yaşasın DevrimI
Yaşasın Sosyalizm...!'
Bütün söyleyecekleri bu kadardı.
Sonra bir kuğu gibi başını uzattı ipe.
Devlet koca Adana'da yine kendi deyişiyle pis bir çingene bulamamıştı. Mustafa Özenç'de olduğu gibi yine gardiyan Mehmet Selçuk uzandı ipe ve geçirdi Ali'nin boynuna. Ve işte bir devrimcinin en yürekli, en bilinçli anıydı. Daha onlar yönelmemişken ayağı ile vurdu altındaki sandalyeye. İp sarktı. Darağacı gıcırdadı.
Avludaki sessizlik ortamında bir bu ses vardı.
Çukurova, Adana, İskenderun susmuştu.
Höyük köyü susmuştu.
Ali ipin ucunda bir kolye gibi gidip geliyordu.
Cezaevinin duvarları Toroslar gökyüzü bakışa kaldılar öylece...
Ali Aktaş 23 Ocak 1956'da doğdu.
...
Doğum gününde 23 Ocak 1983 Yılında Adana'da asıldı!
Sabah 07.02















Sevgili anneciğim ve babacığım;
(-)
Bence yaşam bir idealle birleşince güzelleşir. Benim idealim halkımın mutluluğu, yurdumun bağımsızlığıdır. Bu idealin gerçekleşmesi için canımı ortaya koyarak mücadele ettim. Bencil duygulardan kendimi arındırmaya çalıştım, başarılı olduğuma inanıyorum. İki üç senedir sizlerden ayn yaşadığımı sizlere pek yardımımın olmadığını düşünüp kızabilirsiz. Ama ben sizi yoksul ama onurlu halkım kabul edip, benim canım halkım için feda olsun dedim. Ömür boyunca siz ve sîzin gibilere layık olmaya çalıştım. Bunun kavgasını verdim. Bu kavgayı verirken de bazı nedenlerden dolayı tek başına kaldığım oldu. Fakat halkıma olan sevgim, düşmanlarıma olan kinimi hiç kaybetmedim. Bu duygular beni ayakta tuttu. Bu duygular bu gün de beni dimdik tutuyor. Bugün de bu duygular beni dimdik tutuyor Şu anda huzur içindeyim.
Çünkü hiçbir arkadaşıma ihanet etmedim, düşmanlarımdan aman dilemedim. Onurlu bir yaşamım olduğuna inanıyorum.
(...) Sizin bu karar karşısında dik durmanız gözyaşlannızı düşmana göstermemeniz bu gibi durumlarda birbirinize destek olmanız benim en büyük dileğimdir. Sizlerin şu anda zor durumda olduğunuzu tahmin ediyorum. Sizlerin tesellisi bizlerin yaşantısı ve idealleri olmalıdır. Benden dolayı üzülüyorsanız, benim üzülmemi istemiyorsanız kininizi, acınızı gözyaşı dökerek boşaltmaya teselli olmaya çalışmayın. Kininizi, acınızı, gözyaşınızı kendi dünyamızı kurmamız için önünüze çıkan engelleri aşmak için harcayın.
Sizler rahat oldukça sizler dik durdukça, düşmanlarımız titreyecektir. Ben o zaman mutlu olurum.
Mutlu, güzel, acısız günler diler ellerinizden öper hepinizi kucaklanın. Dayım, yengem ve diğer soranlara selam.
Açardın yalnızlığımda Mavi ve yeşil açardın Keklik kanı kınalı berrak Yenerdim acılan kahpelikleri Sıktıkça cellat kemendi.
...
Oğlunuz Erdoğan YAZGAN 29.01.1983 İzmit Gece












Savaşsız sömürüsüz bir dünya için savaştık.
Onun için ölüyoruz.
Biz bu davaya baş koyduk.
Başımız devrime, halkımıza,
partimize feda olsun.
Kahrolsun Faşizm.
Yaşasın Kürt ve Türk Halklarının mücadele birliği.
İdamlar bizi yıldıramaz.
Hoşçakalın.
Elveda yoldaşlar.
.. Bir iki ay önce aşık olduğu ve yazıştığı o kız da vardı, o koğuşta. Demir kapılar gümbür gümbür vuruluyordu.
İbrahim'in sesi en son sehpanın kurulduğu küçük avluya çıktığında duyuldu diğer koğuşlardan.
Üstünde beyaz uzun idam önlüğü vardı.
Elleri arkadan bağlanmıştı.
Slogan atmaması için birkaç asker birden tutmuştu ağzını.
Sehpanın önüne geldiğinde iri adımlarla yürüdü.
Elleri arkadan bağlıydı.
İleri attığı uzun güçlü bacaklarına Yavuzeli Kalesi'nin arkasındaki tarlalarda kurumuş, dolu buğday başaklan çarpıyordu.
Ayışığının altında bir çizgi gibi görünen derenin içinde "Ben bu andan itibaren kendimi..." diye başlayan kapitalizm, emperyalizm gibi dünyanın bütün kötülüklerine karşı savaşın kararlılığını belirten, ardından
"Bu uğurda canımı devrime ve örgüte adıyorum!"
diyerek bitiren henüz 17'sindeki gencin heyecanının yaşıyordu... Durmaksızın sehpaya Çıktı.
İpi onu öldürmekle görevlendirilmiş olanlardan biri geçirdi boynuna.
Ve ardından İbrahim bedenini sandalyeden boşluğa bıraktı.
Sallandı... Sallandı... Sallandı...
...
13.03.1982 İzmir Gece 01.25-03.05













Sevgili anacığım ve babacığım;
Şu an sizlere son mesajımı iletiyorum.
Ben sizlerin yüzünü kara çıkaracak hiçbir şey yapmadım.
Bugünlerde size ağır gelen bu itham gelecekte sizlere bir şeref payesi gibi görünecektir. Bundan emin olun.
Belki de çok şey vardır sizlere iletebileceğim ama şu an aklıma gelmiyor ki... bu da doğal olsa gerek.
Kendinizi üzmemenizi istiyorum.
Canım ablacığım;
Gördüğün yazıyı yaşamımın en son anında bir mesaj olarak iletebiliyorum. Sen örnek ve fedakar davranışlar göstererek kardeşlik bağlarının ne kadar kuvvetli ve de sıcak olduğunu vurguladın.
Bunu görmemek mümkün değil.
Sizlere veda ediyorum, hepinizi çok sevdim.
Anama babama candan selam iletir, her iki ellerinden öperim.

Can kardeşlerim Can, İrfan ve İlhan'ın, Ramazan'ın gözlerinden öperim. Ayrıca seni hasret ve özlemle kucaklarım.
Oğlunuz İlyas HAS
'Mahir, Hüseyin, Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş! Yaşasın Bağımsız
Türkiye! Kahrolsun Faşizm! Yaşasın Mücadelemiz!' sloganlarını atarak yürüdü gitti....
'Cellat istemiyorum dedi ve sehpaya çıktı.
İlmek boynuna geçirildi.
Slogan atmaya ve bir şeyler söylemeye başladığı anda görevli savcı tepin tepin diye emir verdi oradaki görevlilere.
Savcı İlyas'ın ayakları altındaki sandalyeye vurmalarını istiyordu.
İdam edilirken en kısa sürede nasıl ölündüğü idamlıkların hücrede zaman zaman tartıştığı bir konuydu.
İlyas da o yöntemlerden birini seçti.
Savcının telaşlı bağırmaları sürerken onlara fırsat vermeden yukarı doğru zıpladı ve vücudunu boşluğa bıraktı.
Bir kum torbası gibi döndü yerinde İlyas.
Vücudu bir iki kez sehpa olarak kullanılan masaya çarptı.
Ve sonra öylece kaldı.
...
27.10.1984 İzmir Sabah





Bedirxan is offline