Yalnız Mesajı Göster

Eski 25-09-2006, 11:15 PM   #5 (permalink)
paradox
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesaj: 3,302
Üye No: 5196
Cinsiyeti : Bay
Rep Power: 239
Rep Puanı : 23307
Rep Derecesi
paradox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond repute
Varsayılan

B.4.5 AMA BEN "KENDİ BAŞIMA BIRAKILMAK" İSTİYORUM!
"Liberterler" ve "anarko-kapitalistler" gibi laissez-faire kapitalizminin destekçilerinin "kendi başlarına bırakılmak" istediklerini iddia etmeleri alaycıdır, çünkü kapitalizm asla buna izin vermez. Max Stirner'in ifade ettiği gibi:
"Durup dinlenmeksizin kazanma [ing. acquisition, edinme] nefes almamıza, sakince zevk almamıza izin vermez. Sahip olduklarımızın rahatını süremeyiz..." (Max Stirner, The Ego and Its Own, s. 268)
Kapitalizm "nefes almamıza" izin vermez çünkü devamlı büyümesi veya aksi takdirde ölmesi gerekir; bu hem işçiler hem de kapitalistler üzerinde sürekli bir baskı oluşturur (bakınız Kısım D.4.1). İşçiler asla gevşeyemezler ve işlerini kaybetme endişesinden kurtulamazlar, çünkü çalışmazlarsa bir şeyler yiyemezler, ne de çocukların daha iyi bir yaşamları olmasını sağlayabilirler. İşyerinde patronları tarafından işlerini yapmak üzere "kendi başlarına" bırakılmazlar. Bunun yerine, ne yapmaları gerektiği, ne zaman ve nasıl yapmaları gerektiği söylenir onlara. Aslında, kapitalist şirketlerdeki işçilerin denetimi ve kendinden yönetimi deneyimleri, işçi açısından, kapitalizm "kendi başına bırakılmak" arzusuyla uyumlu değildir iddiamızı destekler. Kullanacağımız örnek General Electric tarafından 1968 ile 1972 arasında uygulanan "Pilot Program" olacak.

General Electric, Massachusetts'deki Lynn River Work fabrikasında Nümerik Kontrol (N/C) makinesi kullanmaya başlanmasının ardından karşılaştıkları sorunların üstesinden gelmek üzere bir "Pilot Program" önerdi. Atelyelerde artan gerilim, üretimde darboğazlar ve düşük kaliteli ürünlerle karşı karşıya kalan GE yönetimi, fabrikanın bir kısmında üretimin işçilerin denetiminde olmasına dayanan bir "iş iyileştirme" projesi denedi. Haziran 1970 itibariyle (bir yöneticinin ifadesiyle), işçiler "kendi başlarına" bırakıldılar ve "(g)rup iş iyileştirmesi bağlamında, bu, Pilot Proje'nin gerçekten başladığı andı; kısa zaman içindeki sonuçları artan üretim ve makina faydalanımı, ve imalattaki kayıplarda azalma oldu. Bir sendika görevlisinin iki yıl sonra belirttiği gibi, 'GE'nin geleneksel politikasını (yani sendikanın işin idaresinde asla parmağı olamayacağı olgusunu) kırmamız kendi başına tatmin ediciydi, özellikle de fazladan başarılı olduğumuz zaman.' " (David Noble, Forces of Production, s. 295)
Başlangıçtaki bazı şüphelerin ardından proje işçilerin katılımıyla büyük bir başarı gösterdi. Aslında, fabrikadaki diğer işçiler de buna dahil olmak istediler ve sendika çok geçmeden bunun tüm fabrikaya ve diğer GE yerellerine yayılması için çaba göstermeye başladı. Projenin başarısı, ne yapacaklarının patronlar tarafından söylenmesi yerine, işçilerin kendi işlerini kendilerinin yönetmesine dayanmasındaydı --"Biz insanız" diyordu bir işçi, "ve öyle davranılmak istiyoruz." (Noble'ın alıntısı, Op. Cit., s. 292) Tam olarak insan olmak demek, üretim dahil olmak üzere bir kimsenin yaşamının tüm yönlerini kendisinin idare etmesi demektir. Ancak, işçilere kendi çalışma yaşamları üstünde denetim [hakkı] verilmesinden sadece bir yıl sonra, yönetim projeyi durdurdu. Neden? " 'Deney'in destekleyicisi bazı yönetim üyelerinin gözünde, bir bütün olarak yönetim geleneksel otoritesinden hiçbir şey kaybetmeyi istemediği için Pilot Program sona erdirilmişti ... Pilot Program kapitalist üretimin temel çelişkisi yüzünden su alıp battı: Dükkanı kim işletiyor?" (Noble, Op. Cit., s. 318)

Noble, GE tepe yönetimi açısından "sendikanın programı yaygınlaştıma arzusunun, üretimde daha geniş işçi kontrolünü sağlamaya yönelik bir adım ve, böyleyken de üretim araçlarının özel sahipliliğinden kaynaklanan geleneksel otoriteye karşı bir tehdit olarak görüldüğünü" belirtiyordu. "Böylece sona erdirme kararı yanlızca üretim denetmenlerinin ve fabrika yöneticilerinin ayrıcalıklarının savunulmasını değil, aynı zamanda da özel mülkiyete dayanan gücün de savunulmasını temsil ediyordu." (a.y.) Noble bunun tek örnek olmadığını belirtiyordu, ve "GE Pilot Projesi'nin akıbeti benzeri 'iş iyileştirme deneyimleri'nin tipik bir örneğiydi." (Op. Cit., s. 320) Her ne kadar "düzinelerce belgelenmiş örnek, işçilerin kendi yaşamlarını etkileyen işlerle ilgili kararlara katılımlarının üretkenlik artışlarına ve toplumsal sorunların azalmasına yol açtığını gösterse de" (Noble'ın alıntıladığı Sağlık, Eğitim ve Refah Bölümü çalışması, Op. Cit., s. 322), bu gibi projeler kendi güçlerini, özel mülkiyetten kaynaklanan güçlerini korumak isteyen patronlar tarafından sona erdiriliyordu.
GE Pilot Projesinde çalışan bir işçinin belirttiği gibi, "(b)iz sadece kendi başımıza bırakılmak istiyoruz." Bırakılmadılar --kapitalist toplumsal ilişkiler bu imkanı yasaklar (Noble'ın doğru bir şekilde belirttiği üzere, "yönetimin 'yaşam tarzı', diğerlerinin yaşamlarını kontrol etmek demektir" (Op. Cit., s. 294 ve 300)). Artan üretkenliğe rağmen işçilerin denetimi projesi ıskartaya çıkarıldı, çünkü kapitalistlerin gücünü zayıflatıyordu --ve onların gücünü zayıflatarak, potansiyel olarak onların karını da zayıflatırsınız. ("Eğer imalata ilişkin nedenlerle hepimiz birsek, aynen kooperatif bir işte olduğu gibi semeresini de eşit paylaşmalıyız." (GE Pilot Program işçileri, Noble'ın alıntısı, Op. Cit., s. 295)
Kısım J.5.12'de ayrıntılarıyla tartışacağımız üzere, kar azamileştirmesi etkinliğin aleyhine olabilir; yani kapitalizm daha az etkin olan üretim tekniklerini (örn. eşitlikçi olanların karşısında hiyerarşik olanları) öne çıkararak ekonominin geneline zarar verebilir, çünkü bunu yapmak kapitalistlerin çıkarınadır ve kapitalist piyasa bu davranışı ödüllendirir. Bunun sebebi ise nihayetinde karların ödenmemiş emek olmasıdır. Eğer işçileri güçlendirir, işçilerin işleri üzerindeki denetimini sağlarsanız, o zaman etkinliği ve üretkenliği arttıracaklardır (işleri en iyi nasıl yapacaklarını bilirler), ancak aynı zamanda işyerindeki otorite yapısını da aşındırırsınız. İşçiler giderek daha fazla denetim [hakkı] isteyeceklerdir (özgürlük doğaldır ki büyümeye çalışır) ve bu ise --Pilot Program işçilerinin açıkça gördüükleri gibi-- üretilen artıkla ne yapılacağına yöneticilerin değil işçilerin karar verdikleri kooperatif bir işyeri anlamına gelir. İktidarlarını tehdit ederek, karlarını (veya daha doğrusu karı kimin denetlediğini ve karın nereye gittiğini) tehdit edersiniz. Üretim üstündeki denetimin ve artık üzerindeki denetimin kimde olduğunun tehlike altında olmasıyla, şirketlerin çok geçmeden bu gibi projeleri terk etmeleri; "Söylendiği müddetçe, sana söyleneni yap"a dayanan eski, daha az etkin, hiyerarşik projelere geri dönmesi şaşırtıcı değildir. Bu rejim özgür insanlar için hiç de uygun değildir, ve Noble'ın belirttiği üzere, GE Pilot Projesi'nin yerini alan rejim "yeni keşfettikleri kendine güven, özdisiplin ve kendine saygı 'alışkanklıkları'nı 'bozmak' için tasarlanmıştır." (Op. Cit., s. 307)
Bu nedenle kapitalist şirketlerdeki işçi denetimi projeleri deneyimi, eğer ücretli köleyseniz kapitalizmin sizi "kendi başınıza bırak"mayacağını iyice gösterir.
Dahası, kapitalistlerin kendileri de rahat değildir, çünkü işçilerinin üretkenliğinin işçilerinin ücretlerinden daha hızlı yükselmesi sağlamak zorundadırlar, çünkü aksi takdirde işleri batacaktır, (bakınız Kısım C.2 ve Kısım C.3). Bunun anlamı her firmanın yenilik yapmak zorunda kalmasıdır; [aksi takdirde] geride kalır, işin ve piyasanın dışına atılırlar. Yani patron da "kendi başına" değildir --onların kararları piyasa güçlerinin, rekabetin bireysel kapitalistlere dayattığı gereksinimlerin baskısı altında alınır. Durup dinlenmeksizin kazanma --buradaki bağlamda, piyasada varolmak için sermaye biriktirme zorunluluğu-- bir hortlak gibi kapitalisti sık sık ziyaret eder. Ve ödenmemiş emek [artık] kapitalist genişlemenin anahtarı olduğu için, çalışma --işçilerin aldıkları ücretten daha fazla mal ürettiklerini garanti etmek için, patronların işçilerin çalışma saatlerini denetlemesini zorunlu kılarak-- var olmaya ve büyüme devam etmelidir . Patron "kendi başına" bırakılmaz, ve patron işçileri "kendi başlarına" bırakırlar.
Özel mülkiyet ve amansız rekabet ile igili olan otorite ilişkilerine dayanan bu olgular, "kendi başına bırakılma" arzusunun kapitalizmde tatmin edilemeyeceğini gösterir.
Murray Bookchin'in gözlemlediği üzere:
"Özerkliği savunmalarına ve devlet otoritesine karşı güvensizliklerine rağmen, ... klasik liberal düşünürler son tahlilde bireylerin kanuni kılavuzluktan tamamen özgür oldukları tasarımına tutunmadılar. Aslında onların özerklik yorumu fiilen bireyin ötesine geçen, oldukça kesin düzenlemeleri --özellikle pazar yeri kanunlarını-- gerektirir. Bireysel özerkliğin aksine bu kanunlar, tüm 'birey toplaşmaları'nı rekabetin ünlü 'görünmez eli'nin salınımlarına tabi kılan bir toplumsal örgütleyici sistemi ortaya çıkarır. Pazar yerinin kanunları, çelişkili bir şekilde, aksi durumda 'birey toplaşmalarını'nı meydana getirecek olan aynı bağımsız bireylerin 'özgür irade' kullanımını ezip geçer." ("Communalism: The Democratic Dimension of Anarchism", s. 4, Democracy and Nature, sayı 8, s. 1-17)
İnsani karşılıklı etkileşimi yaşamın asli bir parçasıdır. Anarşizm, kapitalizme ve aslında her hiyerarşik sosyo-ekonomik örgütlenmeye (örn. devlet sosyalizmine) içkin olan, istenmeyen toplumsal karşılıklı etkileşimleri ve otoriter dayatmaları ortadan kaldırmayı önerir. Münzeviler kısa zamanda insanlıktan çıkarlar, çünkü ancak toplumsal karşılıklı etkileşim bireyselliği zenginleştirir ve geliştirir. Kapitalizm bizi yanlızca piyasa yoluyla [birbirleriyle] "bağlantılı" olan münzevilere indirgemeye çalışabilir, ancak insanlığımızın ve bireyselliğimizin böylesine reddedilmesi kaçınılmaz olarak isyan ruhunu besler. Pratikte piyasanın "kanunları" ve sermayenin hiyerarşisi bizi asla "kendi başımıza" bırakmayacak, aksine bir kimsenin bireyselliğini ve özgürlüğünü ezecektir. Ancak kapitalizmin bu yönü Noam Chomsky'nin betimlediği insani "özgürlük içgüdüsü" ile çelişir, ve bu nedenle ezilen insanlar arasında radikalleşme ve isyan doğrultusunda bir karşı-eğilim yaratır (bakınız Kısım J).

Son bir nokta. "Kendi başına bırakılma" arzusu sıklıkla iki farklı düşünceyi ifade eder --kendi kendinizin efendisi olma ve kendi işlerinizi kendinizin idare etmesi arzusu; ve patronların ve toprak sahiplerinin mülkleri üzerinde daha fazla güce sahip olma arzusu. Ancak, bu gibi sahiplerin kendi mülkleri üzerinde uyguladıkları otorite aynı zamanda bu mülkü kullananlar üzerinde de uygulanmaktadır. Bu nedenle, "kendi başına bırakılma" tasarımı sınıf bölünmeli ve hiyerarşik bir toplumda birbirine karşıt iki yönü içinde barındırır. Açıktır ki anarşistler içsel olarak liberter olan bu ilk yöne karşı sempatiklerdir --kendi yaşamını kendi istediğin şekilde idare etme arzusu--, ancak bizler ikinci yönü ve yönetilenin çıkarlarını yanlızca iktidardakilerin çıkarlarına terk eden her anlayışı reddediyoruz. Aksine, kendileri üstündeki otoriteye sahip olanları mümkün olduğunca denetleyerek etkileri altına almak yönetilenlerin çıkarınadır --belirgin nedenlerle.
Bu nedenle, çalışan insanlar, patronların "kendi başlarına" bırakılma yetilerini kısıtladıkları ölçüde az ya da çok özgürdür. Anarşistlerin kapitalist toplum içindeki amaçlarından birisi iktidardakilerin kendilerine tabi olanlara karşı otoritelerini uygulamak üzere "kendi başlarına" bırakılmamalarını sağlamaktır. Dayanışma, doğrudan eylem ve işyeri/topluluk örgütlenmesini, --bu gibi otoriter toplumsal ilişkileri ilk ve son defa tahrip edeceğimiz zamana kadar-- devletin, kapitalistlerin ve mülk sahiplerinin otoritesine müdehale etmenin araçları olarak görüyoruz. Bu nedenle anarşistler "laissez-faire" teriminden hoşlanmazlar --sınıflı bir toplumda bu ancak ("tarafsız bir şekilde" mülkiyet haklarını dayatmak sloganı altında ve böylece de bunlardan kaynaklanan gücü [dayatarak]) güçlü olanın işçi sınıfına karşı korunması anlamına gelebilir. Ancak "kendi başına bırakılma" arzusunda ifade edilen liberter [olan] diğer görüşün tamamen farkındayız. Kapitalist toplumun bu arzuyu neden asla yerine getiremeyeceğini --hiyerarşik ve rekabetçi doğasıyla sakatlanmıştır-- ve bu arzunun bir azınlığın çoğunluk üstündeki iktidarını genişletmenin bir aracına haline nasıl getirildiğini tartışmamızın sebebi de bu zaten.

paradox is offline