Yalnız Mesajı Göster

Eski 22-09-2006, 11:10 AM   #12 (permalink)
Kajîn Jîr
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Konum: Rotterdam Nederlands
Yaş: 29
Mesaj: 3,386
Üye No: 6272
Cinsiyeti : Bay
Rep Power: 1373
Rep Puanı : 136762
Rep Derecesi
Kajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond repute
Varsayılan


Piyanoya Uzanan Küçük Parmaklardan Senfonilere Uzanan Öykülere
Herkes onu ilk önce başarılı bir piyanist olarak tanıdı, sonra Bach A’Loriental projesi ile bir doğu masalı yarattı. Klasik müzikten ‘Bin Bir Gece Masallarına’ uzanan süreçte Anjelika Akbar’ın bilinmeyen yönlerine tanık olduk. Şimdi de farklı bir kimlikle karşımıza çıkıyor. Besteci kimliğiyle. 13 -14 Mayıs tarihlerinde, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde, Şef Erol Erdinç yönetimindeki Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası tarafından senfonik eseri seslendirilecek olan sanatçı, şimdiden çok heyecanlı. Çünkü, ilk kez eserini diğer izleyicilerle birlikte koltuklarda oturarak dinleyecek. Sanatçının bestecilik serüveni, efsane film Madam Souzatska’nın konusunu aratmayan şiirsel bir öykü ile başlıyor. ‘O zamanlar Madam Veronika 75, ben ise sadece 5 yaşındaydım’ diyor Anjelika. İlk piyano Hocası Lepovetsky’i anarken. Anjelika Akbar ile birlikte sisli çocukluk anılarından, piyanoya uzanan küçük parmaklara, ilk hocasına ve oradan konservatuar yıllarına kadar beraber uzandık. Ve Türkiye’ye geldiği ilk gece aşık olduğu adama. Ve o adamın mavi gözlerine adanan bestenin öyküsünü dinlerken kimi zaman gülerek, kimi zaman da buğulu gözlerle anlattığı anılarda dolaşırken farklı bir Anjelika ile karşılaştık. Samimi, insanın yüreğine dokunan ve söylemek istediklerini notalarla ifade eden duyarlı bir insanla. Mayıs ayında İstanbul’da dünya prömiyeri yapılacak ‘Senfonisini’ bestelemek için gerçekten çok uzun bir yol kat etmesi gerekmişti.

SDK- Senfoninin ana temasından, yazılış öyküsünden biraz bahsedebilir misiniz?

Anjelika Akbar - Bu esere, senfonik şiir de diyebiliriz. Çünkü programda, felsefe temalı şiirler de yer alıyor. Bu eseri ben Rus asıllı filozof, şair, ressam, antropolog, dil bilimcisi ve araştırmacı Nicholas Roerich’e adadım. Dünyanın dört bir yanında adına müzeler açılan 7000’den fazla tablosu olan bir bilim adamı ve sanatçı. İlk defa Himalaya bölgesinde 1920’li yıllarda kültürel ve sosyolojik araştırmalar yapan kişi. Roerich, çok çeşitli konularda eğitim aldı ve ihtilal olmadan önce eşiyle birlikte 1912 yılında Amerika’ya yerleşti ve Amerikan vatandaşı oldu. Roerich ailesi bir dönem Amerikan Başkanlarından Theodore Roosvelt’in danışmanlığını da yaptı. Senfoni benim için çok özel. Çünkü bu eseri, 1989’da Taşkent’te konservatuarda öğrenci iken besteledim. Hazırlık dönemi birkaç ay sürdü ama ondan sonra bir anda dört günde tüm senfoni çıktı. Nasıl oldu bilmiyorum ama notalar bir anda kağıda döküldü. Tıpkı birden bire boşanan sağanak yağmur gibi. O sıralar, ben kompozisyon hocam Felix Yanof Yanofsky ile birlikte beste ve kompozisyon üzerine çalışıyordum. Onun oğlu da Moskova’da Alfred Schnitke’nin öğrencisiydi. Bestemi gösterdiğimde, hocam Yanofsky çok ilginç bir tespit yaptı. ‘Oğlum daha Moskova’dan Schnitke’nin yanından yeni geldi. Alleogrik gibi bir çok yeni modern yazılım teknikleri öğrenmiş. Ben, burada senin bestende bunları görüyorum.’ dedi. Bu, benim için çok büyük bir iltifattı çünkü Schnitke’nin öğrencisi değildim dolayısıyla bu teknikleri bilmem imkansızdı. Ben, sadece o an bana nasıl aktıysa öyle yazmıştım. Bu eserin en büyük özelliklerinden biri de, Tamla, Tampura, Sitar ve ve Santura’dan gibi dört tane Hint kökenli enstrümanı içeriyor olması. Bunları çalmak için Hindistan’dan dört sanatçı gelecek. Şiir haricinde ayrıca bir de vokal sesi var. Bu sesin ne erkek ne de kadın sesi olması lazım. Ara bir ses olmalı çünkü ‘bütün dünyanın sesini’ temsil ediyor. Başrolde ise ‘metronom’ var. Metronom, senfoni başlamadan önce başlıyor. Eserde boşluk olduğu yerlerde metronomun sesi güçleniyor. Müzik çok yoğun olduğu zaman metronom arka planda kalıyor. Bazen evrende yaşadığımızın bilincine varıyoruz yada gündelik hayatta bu gerçeği unutuyoruz. İşte metronomda bize bunu hatırlatıyor. Senfoni bittikten sonra da metronom bir süre daha çalışmaya devam ediyor. Üç bölümlü bir senfoni bu. Güzellik, sevgi ve devinim bölümlerinden oluşuyor. Bu üçlü kavram formülü, Roerich’in hayatta ilerleme için önerdiği formüldür. Güzellik ve güzelliğin idrak edilmesi, sevgi ve sevginin idrak edilmesi ve devinim. Üçü bir araya geldiğinde, insan çok şey başarabilir ve büyük harfle yazılan insan olabilir. Dostoyevsky ‘güzellik dünyayı kurtaracak’ demişti, Roecrih bu düşünceyi daha ileri götürdü ve ‘güzelliğin idrak edilmesi dünyayı kurtaracak’ dedi

SDK - Sizin televizyonda görüp aşık olduğunuz ve mavi gözleri uğruna beste yaptığınız bir adam var değil mi?

Anjelika Akbar - Bu, ‘Güneşin Doğduğu Ufuk’ adında senfonik bir beste. Piyano ve orkestra için bir rapsodi. Bu eser, İzmir Kültür ve Sanat Vakfı Eczacıbaşı 2003 Beste yarışmasında üçüncü geldi ve bu yarışmada dereceye giren besteler yakın bir zamanda İKSEV tarafından CD olarak piyasaya çıkacak. Bu eserin yazılım öyküsü çok ilginç. Türkiye’ye geldiğim ilk gün, gece T.R.T.’de kapanışta İstiklal Marşı çalınırken Atatürk’ün portresini gördüm. Onun o mavi gözlerini görünce ve aynı anda ‘İstiklal Marşını’ duyunca tek kelime ‘mahvoldum’. O dönemde, Türkçe’yi çok az konuşabiliyordum fakat çok hassas bir yapım olduğu için fotoğraflara bakarak kişilik analizi yapabiliyordum. Ve Atatürk ile ilgili elime ne geçerse biriktirmeye başladım. İşte, Atatürk harp meydanında, Atatürk ormanda, çocuklarla, salıncakta sallanırken, dans ederken gibi çok sayıda fotoğraf biriktirdim ve bu fotoğraflar bende bir ‘Atatürk Dünyası’ oluşturdu. Bunlardan yola çıkarak Atatürk’ün iç dünyasını ve hayatını inceledim. Ve ortaya, piyano ve orkestra için bestelenen ‘Güneşin Doğduğu Ufuk’ adlı rapsodi çıktı. Bu senfonik eseri, Cemal Reşit Rey’de, 2004 Aralık ayında Piyano Festivali’nde Atatürk fotoğrafları eşliğinde seslendirmeyi düşünüyoruz.

SDK - Yavuz Gökmen için de özel bir senfoni bestelemiştiniz değil mi?

Anjelika Akbar - Ankara’da yaşadığım dönemlerde Yavuz Gökmen ve eşi bana resmen anne ve babalık yaptılar, çok destek oldular. Yani, Yavuz Gökmen benim babam gibiydi ve benim için çok önemli bir insandı. O vefat ettiği gece oturdum gözyaşları içersinde ona adadığım bir senfoni besteledim ve bu eser tek bir gecede yazıldı. Sadece orkestra için yazılmış bir senfoni ve iki bölümden oluşuyor. Piyanonun olmadığı bu eserde, birinci bölüm Pasacgalia ve ikinci bölüm ise ağıt yer alıyor. Pasacgalia çok ağır törenlerde yürüyüş için verilen ağıtsal temadır. Üç yıl önce bu eser bestelendi ve Rengim Gökmen yönetimindeki bir orkestra tarafından Ankara’da seslendirilecekti fakat maalesef bu proje gerçekleşmedi ve eser henüz hiç seslendirilmedi.

SDK - Piyano ile çok erken yaşlarda tanıştığınızı sezinliyorum.

Anjelika Akbar - Çok doğru. Altı aylıkken annem ve babam müziğe karşı verdiğim aşırı reaksiyonu fark etmiş ve piyanoyu yatağımın kenarına yaklaştırmışlar. Piyano, anne ve babamdan sonra tanıdığım ilk figür oldu. Çok erken dönemlerde ince ve kalın sesleri ayırt edebiliyordum. İki yaşında, parmaklarım güçlenmeye başlayınca, tuşlara basmaya başladım ve annem bana notaları öğretmeye başladı. 2.5 yaşında bütün notaları biliyordum. Dört yaşından itibaren kendi kendime doğaçlama olarak beste yapmaya başladım. Ben piyano çalarken annem ve babam bunları notaya alırdı. Hatta bu bestelerle ilgili çok ilginç bir anekdot yaşandı. Benim bu doğaçlama çaldığım bestelerden birini notaya döken babam, bu besteyi alarak bana ait olduğunu söylemeden Moskova’da önemli bir besteciye göstermiş. Adamcağız besteye bakıp, piyanoda çaldıktan sonra babama dönüp ‘Beyefendi, mutlaka kompozisyon eğitimine devam etmelisiniz çok başarılısınız’ deyince, babam da bunun üzerine ‘Bu beste benim değil, kızımın demiş’.

SDK - Ailenizde müzikle ilgilenen başka müzisyenler de var mı?

Anjelika Akbar - Evet, üvey babamın 60 kişiden oluşan bir ‘Kemancılar Unisonu’ adı verilen bir orkestrası vardı. Unison aynı zamanda çalınan aynı ses anlamına geliyor mesela bütün kemancılar Do çalıyor fakat burada kast edilen şey bu değil. Burada, ‘unison’ sadece kemancılardan oluşan orkestra anlamında kullanılıyor. O dönemde, babamın kurduğu ‘Kemancılar Unisonu’ çok ünlüydü. Babam orkestradaki bütün kemanları farklı seslere böldü. Ben ilk defa piyano dışında kemanları bu orkestra ile tanımaya başladım. Daha önce, sadece piyano için besteler yapıyordum. O sıralarda, Prof. Boris Zeydman’ın öğrencisi olarak konservatuarın 4. sınıfına gidiyordum. ‘Kemancılar Unison’u için ‘Elegia’ adını verdiğim piyano, keman ve orkestra için kaleme aldığım ilk ciddi bestemi yaptım. Elegia, notaya döktüğüm ve kompozisyon tekniklerini kullandığım ilk ciddi çalışma oldu.

SDK- Bu kadar genç yaşta, birçok senfoni ve beste yaptınız. Bestecilik serüveninizde etkilendiğiniz isimler oldu mu?

Anjelika Akbar - İlk hocam Veronika Lepovetsky’di. O sıralar, Lepovetsky 75 ben ise 5 yaşındaydım. Veronika Lepovetsky çok özel bir insandı. Moskova konservatuarının değerli hocalarından biriydi. Dünyanın yarısını gezdikten sonra Çin’de bir konservatuar kurdu daha sonra doğduğum kente, Kazakistan’da Karaganda kentine taşındı ve bu benim için gerçekten bu büyük bir şans oldu. Karaganda, kömür yataklarının olduğu bir kentti fakat konser salonları ile kültür bakımından başkentten daha fazla başkentti. Lepovetsky, bana hayal etmesini öğretti. Mesela, derslerde Çin’den getirdiği bir objeyi önüme koyuyor, ‘Hadi bakalım, ona konsantre ol ve hayal ederek çal’ diyordu. Bilinçli olarak bana doğaçlamayı öğretti. Çok doğal ve çok tatlı bir insandı. Müze gibi evinde, sadece müzik yoktu, tarihte vardı görsel sanatlar da. Dünyanın dört bir yanından gelen sanat eserleri donanmış o evde, küçük yaşıma rağmen çok şey öğrendim.

SDK- Konservatuarda kimlerle çalıştınız?

Anjelika Akbar - Bestecilik serüveninde kuşkusuz hocalarımın payı çok büyük. Mesela, Leningrad Konservatuarından gelen kompozisyon hocam Prof. Boris Zeydman ile 9 yaşında çalışmaya başladım. Okulumuz Moskova Konservatuarına bağlı 11 yıllık eğitimin verildiği ve sadece ‘üstün yetenekli çocukların’ kabul edildiği Taşkent Uspeusky Devlet Müzik Okuluydu. Okulu bitirdiğinizde konservatuarı bitirmiş kadar yoğun bir eğitim almış oluyordunuz. Zeydman okulun en seçkin hocalarındandı ve ben onun sınıfına girebildiğim için çok mutluydum. Babamın Keman Unisonu için yazdığım Elegia ismindeki beste, Zeydman ile birlikte yaptığımız ilk ciddi kompozisyon çalışması oldu. Sonra piyanist ve besteci Prof. Alexander Berlin ile çalışma fırsatı buldum. Onlarla yaşamak bir şölendi. Her hafta 3 gün 3 saat o derslere koşa koşa gidiyordum. Alexander Berlin bana hem piyanist hem de besteci olarak çok yardımcı oldu. Taşkent Konservatuarına devam ederken Moskova konservatuarından gelen Valentina Fadeva benim piyano hocam oldu. Ünlü film yapımcısı Nikita Mihalhov’un da ilk aşkıydı. Bana ‘sessizliğin içinden çalmak’ terimini öğreten kişi odur. Hala bugün piyano çalarken eserde çok yavaş, yumuşak ve sessiz olarak seslendirilecek bir kompozisyonla karşılaştığımda hep onun bu ‘sessizliğin içinden çalmak’ deyimini anımsarım. İnanılmaz duygusal bir insandı. Çalarken esere çok yoğun bir biçimde konsantre olur ve kendini tümüyle eserin büyüsüne kaptırırdı. Bir defasında konser sırasında öylesine duygulandı ki sahnede piyano çalarken taburesinden düştü. Hiçbir şey olmamış gibi kalktı ve eseri çalmaya devam etti. Aynı dönemde, Felix Yanof Yanofsky ile kompozisyon üzerine çalıştım. Ondan modern kompozisyon tekniklerini nasıl kullanacağımı öğrendim.

SDK - Son olarak, şu anda üzerinde çalıştığınız bir eser var mı?

Anjelika Akbar - Şu anda üzerinde çalışmaya başlayacağım eser bir konçerto olacak ve besteleyeceğim ilk konçertom olacak. Bu parçayı, 2004 Aralık ayında Cemal Reşit Rey’de yapılacak olan Piyano Festivaline yetiştirmeye çalışacağım.

not: eski tarihli bir röportajdır!

Kajîn Jîr is offline