REQUIEM
1971 Temmuz’unda Mozart’ın evine bir yabancı geldi. Griler içindeki bu ziyaretçi, bir soylunun elçisi olarak geldiğini ve besteciye efendisi adına bir REQUIEM siparişi vermek istediğini bildirdi. Sipariş verenin, kimliğini gizlemek istediğini ve eserin efendisi için çok değerli olan birisi için sipariş verildiğini söyledi. Ücret olarak besteciye yarısı hemen ödenmek üzere 450 Gulden verilecekti. Hızla çalışmaya başlayan Mozart aynı zamanda yeni operası Sihirli Flüt içinde çalışıyordu. Mozart, Requiem üzerindeki çalışması ilerledikçe korkunç bir fikre saplandı. Uzun sürede etkisini gösteren bir ilaçla zehirlendiğini ve eseri ısmarlayanların ölüm tarihini hesapladıklarına inanıyordu. Böylece her geçen gün, bestelediği eserin kendi Requiem’i olduğuna inanmaya başladı.
Mozart’ın ölümünden sonra karısı Constanze’nin anlattıkları esas alınarak yazılan ilk Mozart biyografisinde, Requiem’in ısmarlanış öyküsü böyle anlatılır. Oysa bu satırlar tümü ile yanlış olmamakla birlikte, öykünün zehirlenme ile ilgili bölümleri, büyük oranda Constanze’nin hayal gücünün ürünü olmalı. Requiem’in besteleniş öyküsü ve bestecinin ölümünden sonra eserin başına gelenler, işin içinde zehirlenme olayı olmadan da, kolaylıkla bir film senaryosu, ya da roman konusu olabilecek kadar ilgi çekici. Öyküyü en başından anlatmaya başlayalım.
Viyana yakınlarındaki şatosunda yaşayan Kont Franz von Walsegg (1763 – 1827) , amatör olarak flüt ve çello çalan, aynı zamanda besteci olmaya heveslenen bir soyluydu. Şatosunda düzenlediği konserlerde, önceden devrin tanınmış bestecilerine sipariş ettiği eserleri, kendi besteleriymiş gibi sunmaktan büyük zevk duyardı. Çevresindekilerin çoğu, işin aslını bilmekle birlikte, Kont’un oyununa katılıyordu. Kont’un yakın arkadaşı olan Anton Herzog, onunla ilgili bir anısını şöyle anlatıyor: “Bir akşam Kont’un yeni bestem diye bize tanıttığı flütlü kuartetleri çalıyorduk. Eser Hoffmeister’e aitti ve flüt partisi özellikle çok kolay bestelenmişti. Hepimiz önümüzdeki zor notalarla uğraşırken, Kont halimize bakıp çok eğleniyordu”.
14 Şubat 1791 günü, Kont’un genç eşi Anna von Walsegg (1770 – 1791) , 21 yaşında yaşamını yitirdi. Bu olaya çok üzülen Kont, karısının birinci ölüm yıldönümünde çalınmak üzere bir REQUIEM ısmarlamak istedi. Besteci olarak da Mozart’I seçti ve adamlarından birini ona gönderdi. Neredeyse efsane haline gelen “grili adam”, yani kimliğini gizleyen elçi, besteciye ücret olarak çok iyi bir tutar, 450 Gulden öneriyordu. O zamanlar, lüks olmayan bir yaşam için yıllık 500 Gulden yetiyordu.
Burada bir parantez açmak yerinde olur. Daha sonra bazı müzik tarihçileri Mozart’ın Kont’u tanıdığı yolunda fikirler ileri sürdüler. Çünkü Kont’a eser besteleyenlerden biri olan Hoffmeister, Mozart’ın da arkadaşıydı ve aynı zamanda yayıncılık yaptığı için onun bazı eserlerini basmıştı. Bol para vererek eserler ısmarlayan bir soylu, müzik çevrelerinde konuşulan bir konu olsa gerek. Kont’un ve Mozart’ın bir diğer ortak dostu da Michael Puchberg idi. Besteciyi son yıllarında parasal olarak daima destekleyen ve mason locasından da arkadaşı olan Puchberg, bir tekstil fabrikasının sahibiydi. Viyana’da oturduğu evin sahibi ise Kont Walsegg’di. Mozart gerek karısı ile birlikte, gerekse onun Viyana dışında bulunduğu zamanlarda, sık sık arkadaşının evine gidiyordu. Bu yolla da, Kont’un ve Mozart’ın karşılaşmış olmaları gerek. Büyük bir olasılıkla siparişi Mozart’a, Kont kendi vermişti.
Mozart her zaman olduğu gibi, siparişi alır almaz hemen çalışmaya başlamış, ilk iki bölümünü tamamlamıştı. Daha sonra Sihirli Flüt operası üzerindeki yoğun çalışmaları ve gittikçe bozulan sağlığı, bestecinin istediği hızda Requiem’i bestelemesini engelliyordu. 5 Aralık 191 gecesi öldüğünde, eserin ancak “LACRİMOSA” bölümüne dek tamamlayabilmişti. Diğer bölümler için ancak bazı taslakları vardı.
Mozart’ın ölümünden sonra karısı Constanze, eseri tamamlamış olarak geri verme telaşına düştü. Eşinin ölümü, zaten kötü olan maddi durumlarını iyice bozmuştu ve buradan alacağı paraya çok ihtiyacı vardı. Genç kadının aklına, kocasına son yıllarda eserlerini kopya etmekte yardım eden ve aynı zamanda öğrencisi de olan Franz Xaver Süssmayr geldi. Üstelik Mozart’ın stilini en iyi Süssmayr taklit edebilirdi. Böylece eser üzerine çalışmalara başlayan Süssmayr, bir süre sonra REQUİEM’i tamamladı ve eser sipariş sahibine ulaştırıldı.
Gerçekten de bugün pek çok uzman, eserin hangi bölümlerinin Mozart’a ait olduğunu tam olarak saptayamıyor.
Gerek müziğindeki olağanüstü yoğunluk, gerekse bestelenişindeki esrar, REQUIEM’i 200 yıldır Mozart’ın en tanınan eseri konumuna getirmiştir.