Yalnız Mesajı Göster

Eski 11-09-2006, 01:29 PM   #3 (permalink)
xendewan
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: Mardin
Mesaj: 50
Üye No: 4184
Cinsiyeti : Bay
Rep Power: 4
Rep Puanı : 101
Rep Derecesi
xendewan will become famous soon enoughxendewan will become famous soon enough
Varsayılan


OSMANLI DÖNEMİNE AİT NOTLAR
Mardin Hakimi olan ve Köse Paşa olarak da bilinen Mehmet Beg zamanında Mardin’de ilk kez sayım yapılarak Nüfus yazdırıldı. Haziran 1835’te yapılan bu ilk sayımın verileri şöyledir: Emineddin, Necmeddin, Yenikapı, Tekiyye, Ulucami, Çabuk, Şeyh Şeyhullah, Şehidiye, Gül, Latifiye, Medrese, Diyarbakırkapı ve Savurkapı adlı 13 mahallede alınan sonuçlar şöyledir:
a)Müslüman evlerin sayısı ; 1816
b)Hıristiyan evlerin sayısı ; 1809,
c)Yahudi evlerin sayısı ; 18 olarak ayrıca bu evlerde erkek nüfusu olarak da:
2943 Müslüman, 3190 Hıristiyan ve 50 Yahudi.
Ve sonuç olarak; Mardin’de 3643 hane ile 6183 erkek nüfusu tespit edilmiştir.
Mardin Osmanlılar döneminde iki kez Diyarbakır’a, 1839’da bir kez Musul’a geri kalan dönemlerin hepsinde idari olarak Bağdat’a bağlı kaldı.
Abdulgani Efendi’nin : Mardin tarihi
Ferdi Katip: Mardin Artukluları Tarihi –
Ali Emiri : Notları
Hanna Dolapönü :Tarihte Mardin



KARACAOĞLAN MARDİN’DE

Türk Halk Edebiyatı’nın en büyük simgelerinden olan Halk Aşığı Karacaoğlan, XVII.Yüzyılda elâ gözlü sevgilisini her tarafta ararken yolu Mardin ve Osmanlılar döneminde adı Koçhisar olan Kızıltepe’ye de düşer ve elâ gözlü sevgilisini bu yerlerden şöyle sorar:

Mardin’den de Karacaoğlan Mardin’den
Çeken bilir ayrılığın derdinden
Hasandağın Koçhisar’ın ardından
Acep gezsem elâ gözlüm var mola?.


KURTULUŞ SAVAŞI’NDA MARDİN
Kurtuluş Savaşı yıllarında ilk olarak İngilizler Mardin’i almak istediler. Bu yıllarda Irak’ta bulunan İngiltere’nin siyasi temsilcisi Nuel Mardin’e gelerek ve şehrin siyasi yollarla, İngiltere’ye teslim olmasını istedi. Ancak kendisine gereken yanıt verilerek Irak’a eli boş gönderildi.
Yıl 1919. Yurt çapında Kurtuluş Savaşı bütün şiddetiyle devam ediyordu. Mardin’de eli silah tutan herkes cepheye gitmişti. Mardin’de sadece kadınlar, çocuklar ve henüz silah altına alınmaya müsait olmayan bir avuç genç nüfus kalmıştı. Bu bir avuç insan da küçük de olsa bir milis gücü kurmuştu.
Bu durumu bilen Fransa’nın Suriye’deki komutanı Norman, şehri barışçıl yollardan teslim alabileceğini varsayarak birkaç subaydan oluşan küçük bir heyetle Mardin tren istasyonuna indi. Buradan kent merkezine doğru Belediyenin yolunu tuttu. Ancak yolda hiç beklemediği atlı ve silahlı kişileri görünce hayret etmiş ve tedirgin olmuştu. Biraz daha ilerleyince yüksek yerlere kurulmuş çadırları ve bu çadırlardan büyük çaplı silah namlularını görünce yanındakilere bunların ne olduğunu sordu. Yanındakiler de bu çadırların, silahlı askeri birliklerle dolu olduğunu söyleyince bir tedirginlik duymuş fakat bunu da belli etmemeye çalışarak belediyeye gitmişti.
Norman, belediyede Mardin Heyetine Fransa’nın büyüklüğünden bahsederek şehrin teslim olmasını istedi. Mardin Heyeti:
“Mardin’in 1077 yılından beri bir Türk şehri olduğunu ve şehrin çevresinde savaşa hazır askerlerin mevzilendiğini halkın ise galeyana gelmiş olduğunu ve bunları zaptetmenin mümkün olmadığını” bildirdi. Heyetler, içerde görüşürken dışarıda ha bire silahlar patlatılıyor,
”Norman’ı bize verin öldürmek istiyoruz!.” Şeklinde Bağırma ve gürültülerle Fransızların olumsuz şekilde etkilenmeleri sağlanıyordu.
Bu durumda Norman telaşlanarak kendisinin ve heyetinin can derdine düştü. Mardin heyetinden, can güvenliğinin sağlanarak tren istasyonuna kadar kendisine eşlik edilmesini rica etti. Mardin heyeti, onları konuk sayarak bu ricalarını kabul etti ve kendilerini silah sesleri arasında istasyona getirirlerken, Norman, Diyarbakırkapı mahallesinde bulunan Amerikan Koleji’nin Amerikalı Bayan Müdürü MİS FİNENGE’NİN makamına giderek onunla görüşmek istediğini bildirdi. MİS FİNENGE, Türkiye ve Müslümanlar aleyhinde dolaplar çevirdiği için Mardinliler tarafından sevilmezdi. Bu yüzden Mardinliler bu görüşmeye de şiddetle tepki gösterince Norman, Mis Finenge ile görüşmeden, İstasyona doğru yoluna devam etmek mecburiyetinde kaldı. ( Norman’ın, Mardin Serüveni, yaklaşık 8 saat sürmüştür.)
Aslında Fransız heyetinin amacı, buradan Diyarbakır’a geçip orayı da teslim almaktı. Fakat halk kendilerine saldırıp, Mardin Kalesine çekilmek üzere yanlarında getirdikleri Fransız bayrağını da parçalayıp ayaklarıyla çiğnediklerini görünce, korkudan Diyarbakır’a gitmekten de vazgeçtiler.
***

Aslında Fransız heyetinin şehrin sırtlarında görmüş olduğu o çadırlar tamamen boş, bu çadırlardaki namlu görünümündeki cisimler ise soba borularıydı. Belediyenin çevresinde patlatılan silahlar ise üç beş tane silah, ”Norman’ı bize teslim ediniz!” şeklinde nara atanlar ise, kuru gürültü yapan birkaç kişiden ibaretti..
Böylelikle Mardin, sessiz, silahsız, kan dökülmeden ve işgal edilmeden çok ilginç bir şekilde düşmandan kurtulmuştur.
Mardinliler, her yılın 21 KASIM gününü “Mardin’in Kurtuluş Günü” olarak büyük bir heyecanla kutlarlar....

NOT
Yukarıda Mardin’deki Amerikan Koleji Müdürü MİS FİNENGE’DEN bahsederken “dolaplar çeviren, saman altından su yürüten” biri olarak tanındığını yazmıştım. MİS FİNENGE bu olumsuz yönüyle halen Mardinlilerin unutamadığı bir insandır.
Örneğin: dolaplar çeviren, saman altından su yürüten, sinsi ve kurnaz bir bayan için:
“Seni gidi! MİS FİNENGE seni ! “ Sözü bugün bile Mardin’de deyim olarak kullanılmaktadır.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE MARDİN
* 23Nisan 1920 ‘de Mardin’i TBMM’de temsil eden ilk milletvekili; 1889 ile 1974 yılları arasında yaşamış Türk Edebiyatının ünlü yazarlarından Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU’ DUR.
* 1923’ te göreve başlayan Vali Abdülfettah BAYKURT, Cumhuriyet döneminin Mardin’e atanmış ilk valisidir.



MARDİN’DE BİR GEZİNTİ

Ve bir Ramazan ayı daha.. Ramazan aylarının beni en çok etkileyen yönlerinden birisi de bana hep geçmişi anımsatması ve onun da ötesinde ruhumu; hiç görmediğim, bilmediğim geçmiş yıllara hatta tarihi bilinmeyen çağlara kadar taşıması ve gezdirmesidir. Bu kutsal ay, benim için sanki geçmişe tutulan bir aynadır.

* * *

Tarihi Mardin Kalesi'ne bakıyordum: Sümer Kralı Logazekiz'i gördüm. Başında bulunan som altından tacıyla kaleyi denetliyordu. Arkasındaki topluluğa dönmüş, kaleyi göstererek, bir şeyler anlatıyordu ve aniden gözden kayboldu.

* * *

Babil kraliçesi Semiramis geliyor, gururlu, başı göklere değercesine gururlu. Arkasında yüzlerce asker, çevresinde yaverleri. Yaverlerinden birine, bir şeyler söylüyor. Yaveri, birkaç askerin taşıdığı som altından bir kafesi getirtip, Semiramis'in önüne bıraktıktan sonra, saygıyla geri çekiliyorlar, Semiramis, koynundan çıkardığı altın bir anahtarla, bu kafesin kapısını açıyor, altın kafesin içinden çıkan güvercinler, havalanmaya başlıyor. Arka arkaya havalanan bu güvercinler, Erdoba (Mardin) kalesinin üstünde küme küme bir çember oluşturuyorlar. Siyahlı, mavili, bembeyaz, rengarenk cins cins güvercinler, Semiramis'in onuruna yükseliyorlar, taklalar atarak alçalıyorlar, süzülüyorlar ve havada gösteriler yapıyorlar, sanki kendilerini, bu eşsiz kraliçeye beğendirmeye çalışıyorlardı.

* * *

Mardin halkı, o gün en güzel elbiselerini giyinmiş ve sokaklara dökülmüşlerdi. Yolun her iki yanı heyecanlı insanlarla doluydu. Her taraf, ana baba günüydü. Çünkü o gün, Büyük İskender, Mardin'den ayrılacaktı ve halk da onu görmeye gelmişti. Biraz sonra Büyük İskender, Mardin'in Zınnar bahçeleri arasında bulunan Vadi-i Sefa’daki konağından çıktı. Atına binerek, konaktan ayrıldı. Ardında büyük ve gösterişli bir ordusu vardı. Birazdan halkın arasından geçti, o anda, yer yerinden oynadı. Bağırmalar, çığlıklar, ıslıklar birbirine karıştı. Büyük İskender, atı üstünde dimdik duruyordu. At da, böyle bir kralı sırtında taşıdığı için mutlu görünüyordu. Büyük İskender, Çok gençti ve heybetli bir görünüşü vardı. Çok mağrurdu. Hafifçe gülümsüyor ve halkı kibarca selamlıyordu. Herkes etkilenmiş ve duygulanmıştı; Hey gidi Büyük İskender hey!.. Makedonya Kralı İskender, Aristo'nun terbiyesiyle yetişmiş, Filip'in oğlu koca İskender, namı tarihlere sığmaz, dünyayı dar bulan Büyük İskender! “Koca İskender ve Mardin'!..”Aslında bu büyük bir olaydı. Bu eşsiz bir destandı ve dünya durdukça bu destan o günün heyecanıyla hep okunacaktı.

* * *

Parıldayan kılıç ve kalkanlarıyla resmi geçit yapan Romalılar, kalenin önünden selâm vererek geçiyorlar. Büyük önem verdikleri Mardinom’a (Mardin) atadıkları komutan, Arsus'un bircik kızı Meri'nin doğum gününü kutluyorlardı.

* * *

Mardin halkı, bugün çok telaşlıydı, gözlerinde endişe vardı, İslâmiyet adı verilen bir din doğmuş ve bu dine mensup askerler, Mardin'i kuşatmış bulunuyordu. Bu yüzden herkesin içine bir korku düştü. Çok kısa bir süre içerisinde bu askerler, Mardin'i fethettiler bile. Ama herkesin korkusu boşa çıktı. Çünkü gelen askerler, çok iyi idi. Hepsinin gözleri gülüyordu. Terbiyeli idiler. Kimsenin malına, ırzına dönüp de yan bakmıyorlardı. İçlerinden sesi en güzel olan biri, ezân okur sonra hep birlikte saf tutup namaz kılarlardı. Mardin ahalisi hayretler içerisindeydi. Gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Bu orduyu, savaşmak için değil, sırf İslamiyet dinini tebliğ etmek amacıyla, yeryüzündeki Müslümanların halifesi ve dini lideri Hz. Ömer göndermişti. Ayrıca Mardin’deki Süryanilere dokunulmaması ve zarar verilmemesi hususunda bir ahitnâme ile gelen bu ordunun başında da Hz. Ömer'in çok güvendiği, dirayetli, iyi niyetli, cesur ve iyi bir komutan olan İlyas Ibın Ganem bulunmaktaydı. Bu Orduda, Arapların dışında başka kavimden olduğu anlaşılan küçük bir müfreze vardı. Bu da Türkmen aşiretlerinden oluşuyordu. Yer sofrasına, Arap askerleri bağdaş kurarak, Türkmenler ise diz üstü çökerek, otururlardı. Arap askerleri, zaman zaman üşümelerine karşın Türkmenler hiç üşümez, bu yüzden onlara hayran kalan Arap askerler, şaka yollu olarak, Türkmenleri taklit edercesine "azıcık savuk" sözünü dillerine dolamışlardı. Araplar, Türkmenlere kardeş anlamına gelen "Ya gardaş" veya "Ya kardaş" şeklinde seslenirlerdi. Mardin ahalisi bile bu yeni gelen askerleri sevmeye başladı. Onlara cesaret geldi. Ama ayrılık günü gelip çatmıştı. İbni Ganem, herkese İslam dinini tebliğ etti ve Mardin idaresini, Meri ile Amud'a bırakarak başka diyarlara doğru yola çıktı.

* * *

Maristan Külliyesinde büyük bir izdiham yaşanıyordu; zira İLGAZİ Bey, ile ağabeyi Sokman Bey, buralara gelerek, babaları Artuk Bey ile dedeleri Alparslan için mevlit okutma hazırlığındaymışlar. Daha yeni savaştan döndükleri için, yorgun idiler bu da gözlerinden okunuyordu.

* * *

Kaleden biraz daha aşağılara doğru, Kendi yaptırdığı Site-i Radiyye Medresesi'ndeki annesinin mezarı başında, hatim indirmekte olan Kutbeddin İlgazi'yi görüyorum. Besbelli buradan da, inşaat işlerini denetlemek üzere Ulu camiye doğru gidecektir.

* * *

Şehidiye Camisi'ne doğru geldiğimde Caminin avlusunda bir kalabalık görüyorum. Dikkatlice baktığımda bu kalabalığın ortasında, sırtındaki kaftanı ile başındaki kavuğundan tanıdığım Artuk Arslan Bey'i görüyorum. Sağ yanında sekreteri ünlü tarihçi Ebu Fida, sol yanında da ünlü bilgin Ebu-l Iz El Cezeri duruyordu. Yanlarına varıp kulak misafiri olduğumda; El Cezer'inin, yeni yaptırdığı otomatlardan bahsettiğini duydum. Onu dinleyip tebrik eden Artuk Arslan, çevresine dönerek yaptırmayı tasarladığı bayındır eserleri anlatmaya devam etti.

* * *

Şar Mahallesinin girişinde ise Muzaffer Karaarslan’ı kendi adına henüz yeni yaptırdığı Belka Medresesi’ni gezerken buldum. Yanında da kim olduğunu sonradan öğrendiğim Venedikli ünlü gezgin Makro Polo konuk olarak bulunuyordu.



Melik Mansur'un onuruna, bu akşam iftar saatinden sonra, Firdevs köşkünde düzenlenecek eğlence için, Mısır'dan getirtilen sanatçılar, rakkaseler, duygu yüklü Rihanî ve coşku dolu malayya oyun havaları eşliğinde son prova çalışmalarını yapıyorlardı.

* * *

Bugün “Halkla Buluşma Günü” dür. Ta uzaktan kısa boylu, tıknaz, esmer tenli, güler yüzlü Melik Salih’i görüyorum. Arkasında saygılı bir edayla yürüyen kırk erkek evladı ile sağ yanına da Mardin’i ziyaret etmek amacıyla buraya, konuk olarak gelmiş bulunan, Arap asıllı, Faslı, büyük gezgin Ibın Batuta bulunmaktadır.

* * *

Birkaç yüz metre daha ilerledim, Sultan İsa'yı eşsiz Zinciriye Medresesi'nin önünde muhtemelen cemaate kıldıracağı ikindi namazı, için Abdest alırken gördüm. Ancak çok sevinçli bir hâli vardı. Vezirlerinden Feyyaz bin Emir’e yaklaşarak Melik’in niçin bu kadar sevinçli olduğunu soruyorum. Feyyaz bin Emir, gülerek, bana Emir ul umara İsa’nın konuğu olan Kara Yusuf’un hamile eşinin, Cihanşah adı verilen bir erkek çocuk dünyaya getirdiğini, Melikin de bundan dolayı çok sevinçli olduğunu anlatıyor

* * *
Daha da kimlerle karşılaştım kimlerle; Savaş hazırlığı yapan Cihanşah, Tanrıvermiş ve Kara Yusuf'un son Mardin Valisi Emir Nasır'la karşılaştım

O da ne? Cihangir Bey'in yüzünden düşen bin parça oluyor. Belli ki ağabeyi olan, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'la bir daha atışmışlardı.

Öfkesi yüzünden okunan Büyük Hamza'yı ve Babasının yerine geçmek için hazırlık yapmakta olan Cihangir Bey’in oğlu Küçük Hamza'yı görüp karşılıklı selamlaştık.

Kasım Padişah olarak nam yapmış olan, Mardin Valisi Kasım Bey, kendi adıyla anılan Medresesinde idi. Uzun Hasan'ın torunlarından Elvend Bey'le, başı dertteymiş gibi geldi bana. Çünkü çok düşünceli duruyordu. Yanında da yardımcılarından ve aynı zamanda yeğeni olan İbrahim Tekiyye bulunmaktaydı. Medresenin iç taraflarına göz gezdirdiğimde ise İbrahim Bey’in eşi Hatice ile Kasım Bey’in sevgili kızları olan Ravza ile Fahriye Hanımların kendi aralarında bir şeyler fısıldanmakta olduklarını gördüm. Gözlerindeki endişe ise gerçekten dikkat çekiciydi.

* * *

Bu sabah Safavi Türkmenlerinden Süleyman Han, çok heyecanlıydı. Galiba Kızıltepe'de, Osmanlı Komutanı Bıyıklı Mehmet Paşa ile savaşmakta olan kardeşi Karahan Bey'in, yardımına gitme telaşındaydı, Ama daha yola çıkmadan, karşılaştığı Osmanlı Paşasına, şehri teslim ederek alelacele Mardin'i terk edip, Azerbaycan'a geri döndü.


DİP NOT :

LOGAZEKİZ : (M.Ö.2850) Sümer Kralı.

SEMİRAMİS : Babillerin efsanevi kraliçeleri.M.Ö.1916'da hüküm sürdü.

ERDOBA : Mardin’in Asurlular dönemindeki adı.

MARDİNOM : Mardin’in Romalılar dönemindeki adı

MERİ : Romalılar döneminde Mardin sahibi olarak Romalılar döneminde Mardin sahibi olarak bilinen Arsus adlı Romalı bir komutanın kızı olup daha sonra kendisi Mardin’e hâkim oldu.

MARİSTAN KÜLLİYESİ : Sokman Bey ile İlgazi Bey’in yaptırdıkları; camii,hamam,medrese,hastane ve kütüphanenin bir arada bulunması. Buradaki camiin diğer bir adı da Sarı Camii’dir.


SOKMAN BEY : (1099 - 1105) Selçuklu Hükümdarı Alparslan'ın torunu, Türkmen komutan Artuk Bey'in büyük oğlu, Mardin Artuklu Bey'lğinin 1.Hükümdarı.

İLGAZİ BEY : (1105 - 1112) Sokman Bey'in kardeşi, Mardin'de Artuklu Beyliğinin 2.hükümdarı. Artuklu Türk Beyliğinin resmen kurulması ve Mardin’in başkent olması bunun dönemindedir. Mezarı Mardin’dedir.

KUTBEDDİN İLGAZİ (1165 - 1180) Mardin Artuklu Beyliğinin 5. hükümdarı. Mezarı Mardin’dedir

ARTUK ARSLAN (1204 - 1240) Mardin Artuklu Beyliğinin 7.hükümdarı.

MUZAFFER KARAARLAN (1206 – 1292)Artuklu Beyliğinin 9. hükümdarı.

MELİK MANSUR 4.NECMEDDİN GAZİ (1294 - 1240) Mardin Artuklu Beyliğinin 9.hükümdarı.

FİRDEVS KÖŞKÜ: Melik Mansur’un yaptırdığı ve bugün halen ayakta dimdik duran Mardin’de tarihi köşk.

MELİK SALİH (1312 - 1367) Mardin Artuklu Beyliğinin 10 hükümdarı. Mezarı Mardin’dedir.

MELİK TAHİR İSA: (1367 - 1406) Mardin Artuklu Beyliğinin 17.hükümdarı. Mezarı Mardin’dedir.

CİHANŞAH: Bir Türkmen aşireti olan Karakoyunlu Türkmenlerin lideri Kara Yusuf'un oğlu 1405’te Mardin'de doğdu. Babasının ölümünden sonra Karakoyunluların lideri ve hükümdarı oldu.

TANRIVERMİŞ : Karakoyunlu Kara Yusuf'un yaveri. 1410'da Mardin valisi.

EMİR NASIR : Karakoyunluların Mardin'deki son valisi.

BÜYÜK HAMZA : 1438'de Mardin valisi, Uzun Hasan'ın kardeşi. Mezarı Mardin’dedir.

CİHANGİR :Akkoyunluların lideri Uzun Hasan'ın kardeşi, 1451'de Mardin valisi. Uzun Hasan tarafından şehit edildi. Mezarı Mardin’dedir.

KÜÇÜK HAMZA :Cihangir Bey'in oğlu 1451'de Mardin valisi. Mezarı Mardin’dedir.

KASIM BEY : Akkoyunlu lideri Uzun Hasan'ın amcası olup, 48 yıl Mardin valiliği yaptı. 1505 yılında Uzun Hasan'ın torunu Elvend Bey tarafından şehit edildi.Mezarı Mardin’dedir.

SÜLEYMAN HAN : Safavi Türkmenlerinin hükümdarı olan Uzun Hasan'ın torunu Şah İsmail'in 1507'de Mardin'e atadığı vali.

KARAHAN BEY: Süleyman Han'ın kardeşi. Mezarı Mardin’e bağlı Kızıltepe’dedir. (Şahkulubey Türbesi)

BIYIKLI MEHMET PAŞA : Yavuz Sultan Selim'in Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin fethiyle görevlendirdiği komutan.

xendewan is offline