Giriş Tarihi: May 2006 |
Konum: Mardin |
|
Mesaj: 50
|
|
Üye No: 4184
|
|
Cinsiyeti : Bay
|
Rep Power: 4
| Rep Puanı : 101
| Rep Derecesi
  |
|
| |
|
Mardin Tarihi (Çok çok Ayrıntılı)
Arkadaşlar Burada Mardinin Tarihi başta olmak üzere Yemekleri,Sosyal Hayatı Gelenekleri Görenekleri vs. Kısacası Mardine dair ne varsa Bulabilirsiniz.
( DÜNYANIN ÜÇ KENTİNDEN BİRİ)
MARDİN’E DOĞRU
Bir türlü bitmeyen dik yokuşlardaki virajların azaldığı bir yerde gözlerinizi yukarıya doğru dikip bakacak olursanız; dağların en üst kısmında Mardin'in; tahtına oturmuş vakarlı, yüce bir imparator gibi sizleri selâmladığını görürsünüz...Üzerinde bulunduğunuz bu yollar, dağların yarılıp düzeltilmesi ile oluşturulmuştur.
Bu yoldan biraz daha yukarı doğru çıkıldıkça şöyle bir arkanıza veya sağınıza baktığınızda ise arkanızdaki kalan her şeyi, taşıtları ve Kızıltepe Ovasını havadan seyrediyormuşsunuz hissine kapılırsınız...
Biraz sonra Mardin'i bir uçtan bir uca bağlayan biricik caddesi üzerindesiniz... " Biricik caddesi " diyorum zira Mardin'in bu ana caddesi, tek cadde olduğu gibi iki arabanın yan yana geldiklerinde sığamayacakları kadar da dardır. Artık;Mehmet’lerin, Josefin’lerin, Ömer'lerin, Corc'ların, Abdulkadir'lerin, Hanna'ların, Sıraç'ların, Karolin'lerin, Nezir'lerin, Linnet'lerin, Elizabet’lerin, Hıdır'ların, Rafel’lerin, Şevko'ların, Emanuel’lerin, Sabiha'ların, Viktorya’ların diyarındasınız. Artukoğulları'nın başkenti, coğrafik yapısı bakımından yalnız Türkiye'nin değil, belki de dünyada eşi benzeri olmayan nadide yaşlı şehir ve UNESCO tarafından Kudüs ve Venedik’le birlikte dünya mirasına aday kent seçilen Mardin'desiniz.
Akıp giden zaman, yeryüzünde çok şeyleri değiştirdi, bu değişiklikler arasında şüphesiz ki şehirleşme ve imâr plânları da vardır. Mardin, hâlâ dört bin yıllık geçmişini korumaktadır, bu özellikleri daha iyi kavrayabilmek için dilerseniz ana caddeden ayrılıp mahalle ve sokaklara doğru kayalım...
Mahallelerde karşılaştığımız manzaralar, bizleri bu günümüzden alıp geçmiş yüzyılların ötesine götürecektir... Üst üste yapılmış, biraz mağaraları andıran Mardin'in sert kışından etkilenmeyen, yazın ise o kavurucu sıcaklara rağmen serin olan sağlam binalar dimdik ayaktadır. Genellikle iç kısımlarında birer kuyu bulunan evler gündüzleri bile ışık yakmayı gerektirecek kadar gün ışığından mahrumdur. Mahalle araları alelâde düz olmayıp basamak basamak merdivenlerden oluşmuş ve buralara herhangi bir taşıtın girmesi kesinlikle mümkün değildir.- Tabii Merkepten başka- az kalsın unutuyordum, bu mahalle aralarında gece gündüz akmakta olan, tarihi çeşmelerinde halkımız çamaşır, kilim gibi şeyler yıkamakta, içecek sularını da bunlardan karşılamaktadır.Bunu da vurgulamaktaki amacım, mahalle aralarında ellerinde veya omuzlarında testi, kova, bidon gibi şeyler taşıyan kadın, kız, çocuk görürseniz şaşırmamanız içindir.
Mübâlağasız diyebilirim ki yüzyıllarca önce vefat eden Mardinli ulular bugün dirilecek ve Mardin'de şöyle bir seyrâna çıkacak olurlarsa eminim ki her şeyi "yapısal" olarak bıraktıkları gibi bulacaklardır.
Hem tarihi, hem turistik hem de folklorik yönüyle bir dünya kenti olan Mardin’in,
güneyinde Suriye-Irak, kuzeyinde Diyarbakır, doğusunda Siirt, batısında Şanlıurfa bulunur. 40-42 derece boylamlarla, 36-38 derece kuzey enlemleri arsındadır. Denizden yüksekliği ise yaklaşık 1083 metre olup yüzölçümü 12.760 kilometrekaredir.
Etrafı, bağ, bahçe, badem ağaçları ve bostanlarla doludur. Yukarı Mezopotamya bölgesinde olan Mardin, 30 ila 50 km arasında değişen bir genişlik ve 270 km. uzunluğunda bir ovaya sahiptir. Bu yüzden eski çağlarda dünyanın sayılı tahıl ambarlarından sayılırdı.
Arpa, buğday, mercimek ve pamuğun yanı sıra; zeytin, kavun, karpuz, domates, ceviz, kiraz gibi belli başlı meyve, sebze ve tahıllar yetiştirilir. (Her yılın Haziran ayında KİRAZ FESTİVALİ düzenlenmektedir.)
Kızıltepe, Nusaybin, Midyat, Derik,Mazıdağı,Ömerli , Yeşilli, Savur gibi tarihi ve turistik ilçeleri bulunmaktadır.
Tepelerinde soğuk, şehrin içinde bahar, yamaçlarında güz ve ovalarında sıcak rüzgarların estiği Mardin’de, bir günde tam dört mevsim bir arada yaşanır.
ESKİ ÇAĞLARDA MARDİN
(MEZOPOTAMYA BÖLGESİ VE MARDİN)
Doğuluların El Cezire, Batılıların ise Mezopotamya adını verdikleri bu bölge; ön Asya’nın iki büyük ırmağı olan Dicle ile Fırat arasında kalan coğrafi bölgenin adıdır. Irak’taki Basra Körfezi’nden Ağrı Dağı yakınlarına, İran yaylasından Suriye’ye kadar uzanır.
Dicle ve Fırat nehirlerinin hayat verdikleri bu bölge; Asya, Afrika ve Avrupa kıtaları arasındaki ulaşım yollarının kesiştiği noktadadır. İşte Mardin bu bölgenin eşiği durumundadır.
Hiç şüphe yok ki dünyanın ilk büyük medeniyetleri burada görüldü ve bugün batılıların kullanmakta olduğu üstün teknolojinin temelleri de yine ilk kez bu bölgede atıldı. Bu durumun daha net anlaşılabilmesi için tarih boyunca bu bölgede kurulmuş bazı uygarlıkların gözden geçirilmesi gerekir. İşte bunlardan sadece birkaç örnek:
SUBARİLER: ( M.Ö. 4500 – 3500) Tarımda ve el sanatlarında ileri gitmiş ve tarihte ilk kez altın ve gümüşü işlemek suretiyle güçlü bir uygarlık kurmuşlardır. Mardin’e ilk yerleşen kavim olduğu söylenir. Bundan sonra Mardin Sümerlerin egemenliğine girdi.
SÜMERLER (sinear) : M.Ö.3000 bin yıllarında Irak’ın güney bölgelerinde yaşarlardı. Bu kavim dünyada ilk defa YAZIYI buldu. Bu yazı, piktografik yani resim yazısı olup buna aynı zamanda çivi yazısı da denirdi.
Dünyada ilk defa yaşayış biçimlerini düzenleyen KANUNLAR yaptılar ve yine dünyada ilk defa KÜÇÜK ŞEHİR DEVLETLERİNİ onlar kurdular.
M.Ö.1950 yıllarında tarih sahnesinden çekilen Sümerlerin dili ve edebiyatı ile dünya görüşleri batıya da yayıldı. O dönemlerde Hititler ve yine medeniyetler ülkesi olan Mısır’ın bütün okullarında Sümerce dili kullanıldı ve öğretildi. Ayrıca Nuh Tufanını anlatan GILGAMIŞ DESTANI ile edebi eserlerin başka türleri de ilk defa bu bölgede görüldü, bunlar daha sonra İbrani Efsaneleriyle batı efsanelerine de temel teşkil etti.
Mardin, Sümer Kralı Logazekiz döneminde Sümerler’in hâkimiyetine girdi. (M.Ö.2850)
Sümerlerden sonra bu bölgede onlarla beraber yaşamış ve yüksek medeniyetler kurmuş olan Samiler (Akkad), Elamlılar ile Babiller’i görürüz.
BABİLLER: (M.Ö. 1800) büyük kral Hammurabi döneminde dünyada ilk defa merkezileştirilmiş bir devlet kuruldu. Ayrıca bu dönemde 300 maddelik medeni ve ceza hukukunu içeren kanun derlemeleri de yapıldı.
Gökyüzünü ve gök cisimlerini incelemek amacıyla rasathâne olarak yapılmış BABİL KULESİ ile dünyanın yedi harikasından olan BABİLİN ASMA BAHÇELERİ yine bu dönemin ihtişamını sergileyen şaheseridir.
Babillerin devamı olan ASURLULAR’A gelince: özellikle kral Asurbanipal (M.Ö.688-626) döneminde binlerce tabletle (levha) dolu dünyanın ilk ünlü KÜTÜPHANESİ kuruldu.
Mardin’in Asurlular dönemindeki adı ERDOBA idi.
Mardin, Asurlular’dan sonra sırasıyla; Urartular, Sityaniler ve Perslerin egemenliğine girdi. Nitekim Mardin’de Pers Kralı Darius dönemine ait bir çok tarihi eser ve yapı bulunmaktadır. Bunların başında da Mardin yakınlarında bulunan Dara harabeleridir. Persler’den sonra Mardin, Makedonya Kralı büyük İskender’in hâkimiyetine girdi.
(OKUMA PARÇASI )
BÜYÜK İSKENDER MARDİN’DE
Helenistik medeniyetin kurucusu olan Makedonyalı Büyük İskender’in amacı bütün dünyayı ele geçirmek ve tek bir bayrak altında toplamaktı.
Bu amacını gerçekleştirmek için Makedonyalı Büyük İskender, M.Ö. 334 tarihinde Hindistan seferine çıktı. Bu arada İpek yolu üzerinde bulunan Mardin’e uğradı.Ancak Mardin’e bağlı Savur ilçesi ile bugün buraya bağlı bir köy olan Erbil’de Pers Kralı Darius (Dara) Yuvanişin ile savaştı ve bu savaşı kazanarak Mardin’i aldı.
Büyük İskender, Pers kralı Dara’yı yendikten sonra, O dönemlerde Pers’lerin büyük kentlerinden sayılan ancak bugün Mardin’e bağlı tarihi bir köy olan Dara’da düzenlenen bir törenle ünlü Dara takı altından geçti.
Bundan sonra Büyük İskender, belirli bir süre Mardin’in Vadi Safa adı da verilen Zınnar bahçelerinin arasında bulunan şahane bir konakta dinlenerek seferinin geri kalan kısımlarına ait plânlarını da yine bu konakta yaptı.
Büyük İskender’in kalıp dinlendiği konak, BÜYÜK İSKENDER KONAĞI adıyla halen dimdik ayaktadır.
Romalılar ve MARDİNOM
Büyük İskender’den sonra çeşitli kavim ve toplulukların istilasına uğrayan Mardin’e M.S.560 yıllarında Romalılar egemen oldu. Romalılar. Mardin’e MARDİNOM derlerdi. Bu dönemde Mardin, Hıristiyanlığın Süryani Kadim mezhebine mensup olan, Kral Arsus ve Mardin’e ismini verdiği rivayet edilen kızı Meri tarafından yönetildi.
(Mardin adının kaynağına dair bir başka rivayete göre ise “Mardin” sözcüğünün Süryanice’den “kaleler” anlamına geldiğidir. Gerçekten de kentin çevresinde Kartal Kalesi, Kız Kalesi, Kuş Kalesi, Arur Kalesi, Erdemeşt kalesi, Rabat Kalesi, Dara Kalesi, Hisarkaya Kalesi vb. gibi daha da bir çok kale bulunmaktadır. )
Yaklaşık olarak miladi 640 yıllarında İslam aleminin büyük Halifesi Hz.Ömer’in değerli komutanlarından biri olan İlyas Bin Ganem Mardin’i fethetti. Süryanilerle bir anlaşma imzalayarak buranın idaresini Meri ile Amud’a bırakarak geri çekildi. Meri ile Amud ve bunların ardılları Mardin’e 100 yıl kadar bir süre hükmettiler.(Hz. Ömer’in Süryan-i Kadîmleri işaret ederek;“ Onlar, benim yetimlerimdir.Onları himaye ediniz ve onlara sakın dokunmayınız.” Anlamını taşıyan ve Mardin’e gelmiş İslam ordularına yönelik olarak yayınlanan ‘ahitnâmesi’’nin bu yıllara ait olduğu sanılıyor. Hz.Ömer’in bu ‘ahitnâme’si bugün Mardin Deyr ul zafaran Manastırı’nda koruma altındadır.”
Mardin, bundan sonra yaklaşık 100 yıl kadar boş ve sahipsiz kaldı. Miladi 800’lü yıllardan sonra da sırasıyla Arap olan Emeviler ile Abbasiler’in egemenliğine girdi. Miladi 9.veya 10.yüzyıllarda da yani yaklaşık 1096’da Büyük Selçuklu İmparatorluğu ve buna bağlı olarak yine Mardin’de Artuklu Beyliği kuruldu.(1105-1409) Daha sonra sırasıyla Türkmen aşiretleri olan; Karakoyunlular (1409), Akkoyunlular(1431), Safeviler (1507) ile 1517’de Osmanlıların egemenliğine giren Mardin, 1919’da Türkiye Cumhuriyeti’ne katıldı.
* * *
Mardin Folklorunun ilginç olmasının temelinde yatan en önemli nedenlerden birincisi, Mardin’in değişik tarihlerde değişik uygarlıklara ev sahipliği yapmış olması, ikincisi de Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesiştikleri nokta ile tarihi İpek Yolu üzerinde olmasıdır
Ancak Folklor bölümüne geçmeden önce, Mardin’in kültürel yaşamında derin izler bırakan 1105 ilâ 1919 yılları arasındaki dönemi çok kısa bir şekilde özetlemek istiyorum:
( ÖZET olarak alınmıştır.)
MARDİN’DE ARTUKLU BEYLİĞİ DÖNEMİ (1105 1409)
Büyük Selçuklu İmparatorluğuna bağlı Artuklu Beyliği’nin Mardin’deki İlgaziye şubesinin kuruluşu 1105, yıkılışı 1409, 314 yıl süren bu idare zamanında, toplam 18 hükümdar gelip geçti. Bu dönem aynı zamanda Mardin’in tarihteki en parlak dönemidir.
Artuklu Beyliği döneminde Mardin ve Mardin’e bağlı bütün yerler bayındır eserlerle süslendi. Camiiler, hanlar, saraylar, kervansaraylar, köprüler. Hamamlar, medreseler, şifa hâneler, bilimsel araştırma yerleri gibi eserler inşa edildi kiliseler, manastırlar korundu ve onarıldı.
Artuklulara adını veren Artuk Bey’e gelince: Abdulgani Efendi’nin Mardin Tarihi adlı eserinde belirtildiği üzere Artuk; b. Eksuk b. İlgazi b. Davut aslen Mavereünnehir’ deki Şehriman köyünden olup, Türkmen’dir. (Azerbaycan)
Diyarbakırlı Abdulgani Efendi kendi eseri olan Mardin Tarihi adlı eserinde yine belirttiğine göre Artuk Bey, Selçuklu İmparatoru Alparslan’ın seçkin komutanlarından olup aynı zamanda damadı idi. Artuk Bey, evli olduğu Alparslan’ın kızından; Sokman, İlgazi, Behram, Hasan adlı dört çocuğu oldu. Bunlardan:
Behram’ın Belek veya Balak,(bugün Harput Kalesinde bir büstü bulunmaktadır.) (Melik ul cebbar Eminuddin) SOKMAN’ ın; İbrahim, Davut, Süleyman...
(Necmedin) İLGAZİ’nin ; Hüsameddin Timurtaş, Süleyman, Ayaz.
Hasan’ın ise;Yakut ve Ali adlı çocukları oldu.
MELİK UL CEBBAR EMİNÜDDİN SOKMAN BEY: 1099 Hasankeyf Emiri idi. Kardeşi Hasan’ın oğlu Yakut, Mardin’e sahip oldu. Kısa bir süre sonra Yakut, Nusaybin yolunda öldükten sora yerine kardeşi Ali b.Hasan b.Artuk geçti.
İslami künyesi Eminuddin olan Sokman Bey, Hasankeyf’ten gelip Mardin’e el koydu ve Mardin’de hükümdar oldu.
1105 Şam ve Trablus’u Frenklerden kurtarmağa giderken bugün Suriye sınırları içinde bulunan Hama ile Humus yolunda vefat etti. Mezarı Hasankeyf’tedir. Aynı yıl içerisinde Bağdat’tan gelen kardeşi İslami künyesi Necmeddin olan İlgazi Bey, Mardin’de hükümdar oldu.
Bilinen eserleri: EMİNUDDİN KÜLLİYESİ’dir. (aynı adı taşıyan mahallededir.)Camii, medrese, hamam, maristan (şifahâne yani hastahâne)
I.NECMEDDİN İLGAZİ: 1105 Artuklu Türk Beyliği’nin resmen kurulduğu ve Mardin’in de bu beyliğin başkenti olarak ilan edildiği tarihtir. İlgazi, Kendi adıyla anılan mahallede bir camii ve bitişiğinde bir medrese yaptırıp harap olmuş Mardin’i onardı.(bu tarihlerde Selçuklu Sultanı Muhammed iktidardaydı.)
İlgazi dönemi, Artukluların parlak dönemlerindendir. Kendi adına sikke bastırdı. Fransızların yenildiği ve başta Halep olmak üzere Suriye’nin büyük bir kısmının Artuklu Beyliği topraklarına katıldığı dönemdir. (Selçukluların başında Muhahammed’in oğlu Sultan Mahmut bulunmaktaydı.) Urfa, Harran, Diyarbakır, Adıyaman, Elazığ ve çevrelerinin hepsi Mardin hükümeti topraklarına yine bu dönemde katıldı.
1122’de Necmeddin İlgazi Silvan’da vefat ederek oraya defnedildi. (Ferdi Katip de naaşının Mardin’e getirilerek kendi yaptırdığı Asfar camiine defnedildiğini söyler.) Yerine İslami künyesi Hüsameddin olan oğlu Timurtaş geçti..
Bilinen eserleri: Kendi adıyla anılan mahallede KÜLLİYESİ vardır. ( Camii, Medrese, Hamam) Camiin adı NECMEDDİN CAMİİ veya CAMİİ ASFAR’ DIR. Bu külliyeye aynı zamanda Maristan adı verilmektedir.
ÖNEMLİ NOT :
A) Necmeddin İlgazi tarafından yaptırılan Mardin’deki Maristan Hamamı Anadolu’da Türkler tarafından yaptırılan ilk hamamdır.
B) Aslında Sokman Bey ile İlgazi Bey’in külliyeleri birdir. Şöyle ki; Sokman Bey, yaptırmakta olduğu külliyesinin yapımı bittirilmeden vefat ettiği için aynı külliye İLGAZİ BEY tarafından tamamlandı.
I. HÜSAMEDDİN TİMURTAŞ: 1122-1152 Bunun hükümdarlığı döneminde Türk’ün Kayıhan sülalesine ait işaret ve damgaların bulunduğu sikkeler bastırıldı.Yine bu dönemde Mardin, Diyarbakır, Irak ve Halep’te büyük deprem oldu.
1152’de vefat etti. Kendi adıyla anılan ve sonra harap olan Mardin Hüsamiye Medresesi’ne defnedildi. Yerine oğlu İslami künyesi 2. Necmeddin olan Alpi oturdu.
Bilinen eserleri: Hüsammiye camii ve medresesi bunların içerisinde de; Hüsameddin Timurtaş, Mansur 4.Necmeddin, Davut Muzaffer Fahreddin ve Necmeddin Alpi’nin mezarları mevcutken bu gün bunlardan eser kalmamıştır.
Yitik olan bu eserlerin, o dönemlerde ilimiz Savurkapı Mahallesinde yaptırıldığı tahmin ediliyor.
ÖNEMLİ NOT:
Sürmekte olan Haçlı Seferlerine rağmen, Mardin’deki kilise ve Manastırların onarımı Hüsameddin TİMURTAŞ’ın emir ve direktifleriyle devlet tarafından yaptırıldı.
II . NECMEDDİN ALPİ. 1152 1165 yılları arasında hükümdarlık yaptı.Vefat ettikten sonra babasının yanına defnedildi. Yerine İslami künyesi Kutbeddin olan oğlu İlgazi geçti.(Abbasi Halifelerinden El Mustadıl billah ile müşterek sikkeleri vardır.)
I. KUTBEDDİN İLGAZİ 1165-1180 yılları arasında hükümdarlık etti. Mardin’deki Ulu camii, Kayseriye Kervansarayı ile annesinin adını taşıyan Site i Radyye diğer adıyla Hatuniye Medresesi’ni yaptırdı. Abbasi halifelerinden El Nasıruddin ile ortaklaşa sikke bastırdı.1180’de vefat etti. Mardin Bab’ıl sûr mahallesindeki Sıtte i Radiyye Medresesi’ne annesinin yanına defnedildi. Yerine henüz küçük olan oğlu 2.Hüsameddin (YAVLAK veya YOLUK ARSLAN) oturdu.
Bilinen eserleri: ULU CAMİİ (aynı adı taşıyan mahallede) ayrıca Sıtte i Radiyye (Hatuniye) Medresesi ve Mescididir. Burada Kutbeddin İlgazi ve annesi Site i Radiyye Hatun’un mezarları vardır. Bugün Mardin’de Kayseriye pasajı olarak bilinen Kayseriye Kervansarayı da onun döneminde yaptırıldı.
2.HÜSAMEDDİN YAVLAK ARSLAN : Babasının tahtına on yaşlarında oturdu. Yaşı küçük olduğu için devletin yönetimi dul nesiyle evlenen vezirleri Nizameddin Bakış’ın eline geçti. 1204 yılında 28 yaşında vefat etmesi üzerine yerine kardeşi Ahmed Nasıruddin İslami künyesiyle tanınan Artuk Arslan geçti. Artuk Arslan, devlet idaresini ele geçirebilmek ve babasının tahtına oturabilmek için üvey annesiyle evli olan vezirleri Nizameddin Bakışı’ı öldürmek zorunda kaldı.
AHMED NASIRUDDİN ARTUK ARSLAN 1204-1240 yılları arasında hükümdarlık makamına oturdu. Şehidiye camii ve yanındaki hücreler, Kızıltepe’deki Ulu camii ve medresesi bunun zamanında yaptırıldı.
Artuk Arslan döneminde fen ilimlerine önem verilmiş olup,Ebul Iz El Cezeri adlı Mardinli bilim adamı tarafından, denge ve prensipleri ile ilgili çalışmalar, dekoratif şekilde su fışkırtan fıskiyeler, saraydaki misafirlere ellerini kurulamaları için havlu tutan ilk otomatlar yapıldı. Ayrıca Artuk Arslan kendi adın sikke bastırdı.
Tatarların Mardin’i istila edip yağmalamaları yine Artuk Arslan döneminde oldu. 35 yıla yakın hükümdarlık yaptı
1239-40 ta öldü. Şehidiye camiine gömüldüğü rivayet ediliyor. Yerine oğlu melik Said 3.Necmeddin Gazi oturdu.
Artuk Arslan’ın bilinen eserleri: ŞEHİDİYE CAMİİ, (minaresi 1913’te yaptırıldı. Aynı adla anılan mahallededir)
DUNAYSIR (Kızıltepe) ULU CAMİİ,
DUNAYSIR RASATHÂNESİ (Kızıltepe’de gözlemevi), 1949 yılında yıkıldı.
Kızıltepe’de bir hamam ve medrese (yıkıntıları duruyor.)
Kızıltepe’de Zergan Deresi’nin üstündeki DUNAYSIR Köprüsü,
Taceddin Mesud Medresesi ( Harzem): Kızıltepe’nin 8. km. kuzey-doğusunda Zergan deresi kenarında ARTUK ARSLAN’IN azat edilmiş kölesi Taceddin Mesud tarafından yaptırıldı. (1230)
Not: Burada adı geçen Kızıltepe,İpek yolu üzerinde bulunan Mardin’in en büyük ve aynı zamanda il merkezine en yakın ilçesidir. Artuklular dönemindeki adı DUNAYSIR olan Kızıltepe’nin Osmanlı döneminde adı, Koçhisar olarak değiştirildi.
Bu mesaj en son " 11-09-2006 " tarihinde saat 02:07 PM itibariyle xendewan tarafından düzenlenmiştir....
|