08-07-2008, 09:47 PM
|
#4 (permalink)
|
Giriş Tarihi: Dec 2006 |
Konum: Buzun Ateşi... |
|
Mesaj: 3,570
|
|
Üye No: 48972
|
|
Cinsiyeti : Bay
|
Rep Power: 40571
| Rep Puanı : 4056638
| |
|
| |
|
14 Temmuz Gerçekliği...
14 Temmuz gerçeği
14 Temmuz 1982'de girdiği ölüm orucunda Kemal Pir'in hızla eriyen bedeni etkisini ilkin gözlerinde gösterir. Kemal önce görme duyusunu yitirir. Etkilenmesinler diye gözlerini kaybettiğini arkadaşlarından gizler; görmediğini arkadaşlarına hissettirmemeye çalışır. Kendi iç dünyasının parıldayan aydınlığıyla baş başa kalan Kemal artık gerçek bir bilgedir, düşünce dehası olduğu kadar bir duygu dehasıdır da. Yanına gelen cezaevi doktoru, direnişi bırakması halinde,onu tedavi ederek gözlerini kurtarabileceğini belirtir. Ancak o güzel insan, doktorun bu önerisini anında geri çevirir. Yanıtı kısa ve özlüdür: 'İradesi kalmamışsa Kemal gözlerini ne yapsın?' diye karşılık verir. Yaşama herkesten daha bağlı ve dopdolu yaşayan Kemal Pir, 7 Eylül 1982 günü, eyleminin 55. gününde direnişini zafere taşıyıp hayata gözlerini yumar.
Sıradan bir ölüm pek de zor bir şey olmasa gerek. Herkesle ilişkisini kesmiş ve her şeye küsmüş birinin soğukkanlı bir biçimde intihara gidişi biraz böyledir. İntihar psikolojisini yaşayan biri, onunla tüm bağlarını koparacak kadar hayata ve insanlığa ilgisiz duruma gelmiştir. Değer dediğimiz şeyler elbette hayatın içinde değer kazanır; yaşamla olan canlı bağı dışında bir değerden söz edilemez. Bu anlamda intihar eğilimini yaşayan biri tüm değerlerden boşanmış, değerlerle bağını koparmıştır. Onun için uğruna kavga verilecek hiçbir değerin artık kalmadığı söylenebilir. Dolayısıyla -kendisine ait olanı da dahil- yaşama kıymak en yüce değere kıymaktır, yaşam sayesinde anlam kazanan tüm değerleri katletmektir, kendinde işleyen evrenin canlı özüne son vermektir. Burada bir kendini savunma durumu değil, herkesten ve her şeyden intikam almak gibi çarpık bir duygu vardır.
Kemal, zafer yürüyüşüne çıktığı ve kendisi gibi maraton ipini göğüsleyen öteki yoldaşları gibi hayata aşk ilan etmiş bir insandı. Anlam ve duygu gücünden arınmış bir yaşama tutunmanın ölümlerin en kabul edilemez hali olduğunun bilinci, onu ve dava arkadaşlarını yaşamı savunmaya yönelten en temel güçtü. Yaşamda korkunç bir ihanet olgusu vardı. İhanetin en dayanılmaz olanına uğrayan ise insanca yaşamın ta kendisiydi. Kemal, 'Bizler hayatı uğruna ölecek kadar seviyoruz' diyordu. Ancak onun uğruna düğün yerine gider gibi ölüme gidebileceğini söylediği yaşam, çirkinliğe boğulmuş olan mevcut yaşam şekli olamazdı. Zamana yayılmış bir intihar durumunu, dolayısıyla bir ölüm halini anlatan bu rezil yaşama karşı direnmek, onun bütün direniş eyleminin gerçek özünü oluşturuyordu.
Kemal ve dava arkadaşlarının dışarıda ve zindanda yol gösterici bir şiarı vardı: Direnmek yaşamaktır! Peki, neye karşı direnmek? Sadece size akla hayale sığmaz işkence türleri uygulayan mitolojideki Kentauros tipine denk düşen yaratıklara karşı bir direnişin içinde olduğunuzu mu söyleyeceksiniz? İşkenceci Kentauros yalnızca belli bir amaca hizmet eden zavallı bir araç değil mi? Vücudunuzun en hassas noktalarına aldığınız korkunç darbelerle size yaşatılan dehşet verici acılar depremine dayanma sınavında başarısızlığa uğramanız, sadece düşmana yenildiğiniz anlamına mı gelir? Yenilmişseniz, sizi esas olarak yenen, acılar içinde kıvranan bedeniniz değil midir? Bu durumda çözülen kişi, bedeninin acılarını dindirmek adına ruhunu satmamış mıdır? Yazgıya karşı çıkmış biri olarak, yürüdüğünüz yolda kendi nefsinize yenilmemeniz soyluluğunuz ve aynı anlamda kahramanlığınızın en çarpıcı göstergesi olmuyor mu? Soysuzluk, düşmanınızın size sunduğu solucan harcı bir yaşama tenezzül edip kendisine boyun eğmenizde değil midir?
Belleğimizi tazeleyelim: Kemal ve dava arkadaşlarının sonuna kadar direniş gerçeği karşısında Şahin Dönmez ve Yıldırım Merkit hainlerinin tavırları neydi? Onlar tükürdüklerini yalayıp ihanet yolunu seçmelerine ve eski yol arkadaşlarına işkence uygulayacak kadar düşmelerine nasıl bir kılıf biçiyorlardı? Onların iddiası herkesin kendine göre belli bir dayanma gücünün olduğu ve bunun sınırları içinde hareket edeceğiydi. Herkes aynı düzeyde direnemezdi, dolayısıyla kendi ihanetlerini mazur karşılamalıydık. Kendine göreliğin Şahin ve Yıldırım hainlerince izahı işte böyle yapıldı. Onların dili buydu. Bu dil düşmanı olumlamanın ve ihanet batağına gözü kara dalışın diliydi. Buna karşılık Kemal Pir gibi konuşmak kahramanca konuşmaktı; koşullardan asla yakınmadan ve başkasından beklemeden gerekeni yapmaktı.
14 Temmuz Direnişi nefsine ve aynı anlamda zaaflarına yenilenin düşman karşısında da yenileceğini, buna karşılık duygularını terbiye edip iradesini çelikleştiren insanın tek başına bir sistemi bozguna uğratabileceğini gösterir. Yenilgi ilkin kişilikte yaşanır, aynı şekilde zafer de öncelikle kişilikte kazanılır. Kendini kazanan biri, çıkacağı tüm savaş meydanlarında düşmanı alt edebileceğini kanıtlamış demektir.
Henüz dışarıdayken, bazılarının kendisinin yaptığı değerlendirmelerden alınıp 'Bunlar kendileri dışındaki herkesi küçük, kendilerini de büyük görüyorlar' biçimindeki yakınmaları karşısında Kemal Pir şu karşılığı vermişti: 'Sizi küçük görmeme hiç gerek yok, siz zaten küçük adamlarsınız; bizlerse sosyalistiz ve sosyalistler büyük insanlardır.' Kapitalizmin haraç mezat kaptığı ve burjuvazinin çöplüklerini eşeleyen kimseler elbette büyük insan olamazlar. Abdullah Öcalan'ın dediği gibi, parti büyük insanın mücadele kararg�hıdır; Kemal Pir ve yol arkadaşları gibi başarı ve zafer tarzını ortaya çıkaran soylu dava insanlarının en sonuç alıcı silahıdır. Her türlü gelişme ancak bu köprüden geçmek suretiyle yaratılabilir. Yeni toplumsallığımız olan yaşam gerçeğimiz ancak bu silah Kemal Pir tarzında işletildiği ölçüde şekillenebilir. Dolayısıyla Kemal'in parti silahı zarar görmesin diye hayatını ortaya koyduğunu söylemek yerindedir.
Kemal Pir, -Öcalan'ın tanımıyla- tıpkı yoldaşı Haki Karer gibi bozulmamış bir Karadeniz çocuğuydu. İnsan, genel olarak devletçi uygarlık sisteminin, özel olarak kapitalist modern yaşamın etki sahasına girdiği ve onu kendisi yapan değerler sisteminden koptuğu ölçüde bozulur. Bozulmak insansızlığa doğru yol almaktır ve kapitalist sistemin yaptığı budur. Bu yüzden Kemal, insanı bir primata dönüştüren kapitalist sistemin can düşmanıydı. Kemal'in kapitalist sisteme bu sonuna kadar ilkeli karşıtlığı olmasaydı, düşmanlarının bile saygısını kazanacak efsanevi bir kişilik düzeyine yükselemezdi. Dolayısıyla devletçi uygarlık sisteminden ve kapitalist modern yaşamdan tam bir kopuşu yaşamadan Kemal Pir'in yoldaşı olunamaz. Ne mutlu ben 14 Temmuz ruhuna bağlıyım ve Kemal Pir'in yoldaşıyım diyene!
Bu tarihi atlayamazdım heval, kusura bakma, eksikliğini tamamlamak olarak algılama...
Yazı gündemden alıntıdır....
|
|
|