
Kaçımız bir kar çukuruna atabildik yüreğimizi? Çok az. Çünkü buna dayanacak ateşimiz yok. Bunun için soğuğun verdiği acıyı da hazzı
da tanıyamayız. Ölüm de yaşam da özgürlük ister.
Değer ve değersizlik-Newzat TEDİK
Kendini henüz bulma arayışında değil iken kendinden daha güçlü
yeteneklere sahip birinin peşinden giden kişi kul olmaya mahkumdur. Kul ya
da mürit olanların içine düştükleri durum tam da böyle bir durumdur.
Şeyhlerin peşlerinde sürükledikleri müritler arayışa girmemiş olan
topluluklardır. Bu yüzden bütün inançların aslı yoktur ya da asıl olan güçlü
yetenek ve düşünce sahipleridir. Güçlü kişi ortadan kalktı mı peşinde
sürüklediği topluluğu da beraberinde değer ve değersizlik karmaşasının içine
iter.
Kendini bulma arayışına girmeyen kişi değer bellediği kişi veya kişilerin
etkilerinin bitmesi ile birlikte biter. Büyük bir çıkmaza giren kişi neyi
değer neyi değersiz sayacağına bir türlü karar veremez ve sağa sola çarpıp
tükenir gider. Hep birilerinin elinden tutmasını ve kendisine yol
göstermesini bekler. Bu durum da ölümü beklemekten başka bir anlam ifade
etmemektedir. Tarihin her aşamasında özellikle Ortadoğu toplumlarında sıkça
rastlanan durum budur. İman etmenin ya da inanç getirmenin kaynağını burada
aramak gerekir. Bu nedenle bütün imanların aslı da yoktur aslında. Kendini
bir değer olarak görmeyen Ortadoğu insanın yaşamı ve ölümü bu derece ucuz
görmesinin kaynağı da buraya dayanmaktadır. Bu düşün, yaratıcı iradenin
önüne geçtiği andır.
Kendi kendine emir veremeyen kişi başkalarının buyruğu altına girmek
zorunda kalır. İnsanlık tarihi bir nevi buyuranlar ve buyrulanlar tarihidir.
Ama kendini gerçekleştiren insan için birine emretmek, emre uymaktan daha
zordur. Her emir aynı zamanda bir cesaret ve güç gösterisidir. Kişi kendine
emrettiği zaman emrin cezasını çekmek zorundadır. “O, kendi yasasının
hakimi, intikam alanı ve kurbanı olmaya mecburdur.”
Başkalarının güdümünde olan kişi daima kul olmaya meyillidir. Kulluk
iradesinin altında da daima efendi olma arzusu yatar. “Daha zayıfın, daha
güçlüye hizmet etmesi için zayıfın iradesi kendinden daha zayıfa hakim
olmaya ikna olur; fakat o bu isteğe sahip çıkmaz. Küçük büyüğün buyruğuna
uyarken daha küçüğüne hakim olmanın keyfini barındırır içinde.” Bu tarihsel
bir gerçekliktir. Bu gerçeklik bugün bile Ortadoğu toplumlarında kökleşmiş
bir şekilde yaşamayı sürdürmektedir. Bu konuda Kürdler diğer halklara oranla
daha şanslı durumdalar. Kürd Ulusal Özgürlük Mücadelesinin yaratığı özgürlük
bilinci ve mücadele etme iradesi diğer halklara da esin kaynağı olma
niteliğindedir. Kürdistan ulusal özgürlük mücadelesinin bireyde yarattığı en
vazgeçilmez değer kişinin iradesi uğruna gerektiğinde canını feda
edebilmesidir. Kürdün bu ilkeyi temel değer olarak benimsemesinin nedeni
Kürdleri denetiminde bulunduran devletlerin eşitlik anlayışında aramak
gerekir. Bu devletlerin eşitlik anlayışı şu temel gerçek üzerine
kurulmuştur: Güçsüzlük ve iktidarsızlığın gaddar çığlığı bu devletlerde
eşitlik diye haykırılıyor. Oysa gözlerinin derinliklerinde katil ve devlet
köpeği sırıtır.
Hayatı yaşamanın ve hayata anlam katmanın, yeni değerler yaratmanın,
biricik yolu geçmişte yaşanmış şuanda yaşanan ve gelecekte yaşanacak olan
hiçbir şeyin mucize olmadığına ve olmayacağına kendi öz irademizle kendimizi
inandırmamızdır. Bunu başardığımızda hiçbir tanrıya hiçbir efendiye kulluk
yapmamış olacağız. Bunu başardığımızda tanrıları ve efendileri insan
iradesinin nelere kadir olduğuna inandırmış olacağız.
Şu karınca ve balık hikayesine bir kulak verelim: “sular yükselince
balıklar karıncaları yer, çekilince de karıncalar balıkları.” Yani üstünlük
bugün karıncada ise yarın balığa geçebiliyor ya da tam tersi. Karınca ya da
balık olmanın sağladığı üstünlüğe sevinmek ya da üzülmek yanılgıdan öte bir
anlam taşımıyor. Çünkü kimin kimi yiyeceğini gerçekte suyun hareketi
belirliyor. Öyle ise kıyıda izleyici olup sevineceğimize ya da üzüleceğimize
su olmamız gerekiyor. Yani dengeyi belirleyen, olmamız suyun yarattığı
enerjiyi yaratmamız gerekiyor.
Kendini gerçekleştiren insan her şeyden önce kendinde ahlaki değerler
yaratan insandır. Ve ahlak da her şeyden önce ilkedir yasadır. Ahlaklı insan
kendi ahlak yasalarına uygun yaşayan insandır. Kendisini gerçekleştiren
insan, kendisini bir değer olarak gördüğü oranda başkalarını da değer olarak
görür. Bu, Onun ahlaki yasasının gereğidir. O ne karıncadır ne de balıktır.
Ne başkasını yer ne de kendisini yedirir. O, sudur. Ancak aynı zamanda özgür
bir irade ve bilinç sahibidir.
Özgür iradeyi, ahlaki yasayı değer belleyen ve özgürlük için savaşan
insan, tanrısız ve efendisiz dağlara giden ve insanlığa sunduğu yüreğini
parçalayandır. Şahin olmayan uçurumlarda yuva yapmamalı. Ilık olmayalım
ılımanlaşmayalım. Çünkü her derin ırmak soğuk akar. Emekçi elleri ve ateşli
yürekleri serinletir. Kaçımız bir kar çukuruna atabildik yüreğimizi? Çok az.
Çünkü buna dayanacak ateşimiz yok. Bunun için soğuğun verdiği acıyı da hazzı
da tanıyamayız. Ölüm de yaşam da özgürlük ister. “Ölüm anında özgür olabilen
kişi, evet demeye zamanı kaldığında hayır diyebilendir.” Bu, özgür iradenin
ta kendisi ve kürdün vazgeçilmez değeridir.
Newzat TEDİK
sevgili dostum yüreğin var olsun....
çok güzel yazmışsın.....