Psikiyatri-Narsisist Kişilik
NARSİSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU
Narsisizm kavramını ilk kez 1910’da Cinsellik Üzerine Üç Makale’de Freud bir dipnot olarak kullanmış, dört yıl sonra narsisizm üzerinde bir yazı yayınlamıştır. Bir kişilik tipi olarak narsisizmden ise ilk kez 1931’de söz etmiştir.
Narsisistik kişilik bozukluğu ilk kez DSM-3’te sınıflamaya girmiştir. Sınıflamadaki tanı ölçütleri de, psikodinamik literatürün gözden geçirilmesinden çıkan verilere dayandırılmıştır.
Bir kişilik bozukluğu olarak narsisizm değişik düzeylerde görülebilir. Aslında narsisistik ögeler pek çok kişilikte bulunabilir ancak kişilik bozukluğu dediğimiz zaman bu yazıda saydığımız özelliklerin büyük bir kısmının görünmesi gerekir.
Narsisizm, kişinin kendi güç ve bilgisine aşırı değer verme, yeni bilgilere açık olmama, sevilme, övülme ve ödüle aşırı tutku, başkalarının ihtiyaçlarına değer vermeme, empati kuramama gibi özelliklerle tanımlanmıştır.
Narsisistler çocukluklarında genellikle şımartan ve sınırlarını ihlâl eden bir anne ile, despot bir baba tarafından yetiştirilmişlerdir. Çoğu narsisistin çocukluğunda ebeveynleri tarafından koşullu sevildikleri, ebeveynlerinin sevgisini kazanabilmek uğruna onların beklentilerini yerine getirmek için çok çaba gösterdikleri görülür.
Sevgi görmedikleri için neyin sevgi olduğunu bilemezler ve sevgiyi alamazlar. Beğenilme açlıkları vardır.
Yetişkinliklerinde peşinden koştukları hedeflerle aslında erken dönemlerde alamadıkları sevgiyi telafi etmeye çalışırlar.
Pek çoğu; özel ve de yetenekli olduğu vurgusu sık yapılarak yetiştirilir.
Özsaygılarını besleyen şey çevrenin övgüsü, ilgisi ve beğenisidir. Övgü ve ödül, narsisistleri besleyen bir gıda gibidir.
Bu beklentileri karşılanmadığı zaman hayal kırıklığı, öfke ve utanç yaşarlar.
Kendileriyle aşırı ilgili olmaları nedeniyle çevrelerindeki diğer bireylerin ihtiyaçlarını anlayamazlar. İlişki kurdukları bireylerin ihtiyaçlarını, isteklerini dikkate almazlar. Kendi ihtiyaçlarını giderebilmek için çevrelerindeki kişileri istismar ederler.
Narsisistler ilişkilerinde bir tür dokunulmazlık zırhına bürünmüşlerdir. İnsanların zayıf taraflarını çok iyi bulurlar ve bilirler.
Direkt olarak aşağılamazlar, çoğu zaman ustaca manevralarla karşılarındaki kişiyi aşağılayacak yorum ve imalarda bulunurlar.
Kendilerini “özel ve mükemmel” olarak görürler. Özel bir statüleri olduğuna inandıkları için kendilerine herkesten farklı ve özel davranılmasını beklerler. Bu özel ve farklı muameleyi hak ettiklerini düşünürler. Sahip olduğuna inandıkları özel ve üstün yeteneklerin diğer insanlar tarafından kıskanıldığını düşünürler. Her zaman haklı olduklarına inanırlar ve haklarını yeterince alamamaktan şikayet ederler. Ancak özel bireyler tarafından anlaşılabileceklerine inanırlar. En büyük korkuları arasında sıradan biri olmak vardır. Vasat olduklarını hissettikleri zaman kuyunun dibine inerler.
Eleştirilmeye tahammül edemezler. Eleştirileri, kendilerine yapılmış bir saygısızlık olarak görürler.
Eleştirildiklerinde kendilerini aşağılanmış hissederler ve öfke duyarlar.
Ün, para, güç, statü, başarı ve güzellik peşinde koşarlar.
Kadın narsisizmi çoğu durumda toplumun fiziksel görünüş, güzellik ve estetiğe olan ilgisini yansıtırken, erkek narsisizmi daha çok fiziksel güç, iktidar ve başarıyla ilgilidir. Her zaman üstünlüklerini göstermek ve bunu başkalarına kabul ettirmek için uğraşırlar. Kendilerinden güçlü, güzel ve başarılı kişilerle ilişkilerinde sorun yaşarlar. Onlarla sürekli rekabet halindedirler. Çok hırslıdırlar, çok çalışırlar. Kendilerinden ve çevrelerinden beklentileri çok yüksektir. Narsisistler kaybetmeyi sevmezler. İhtiraslı yapıları nedeniyle elde etmek istedikleri şeyler için sürekli mücadele ederler, amaca ulaşmak için her yolu denerler. Kişisel çıkarlarına hizmet etmeyecek bir işi asla yapmazlar. Yardım etmeyi bilmezler, eğer bir çıkarı yoksa narsisistleri yardım işlerinde göremezsiniz.
Narsisistler ahlâk değerlerini kendi çıkarlarına göre değiştirirler. Temel stratejileri, her zaman herkesi geçmek olduğundan kişisel çıkarlarının gereklerine göre davranmaktan kaçınmazlar. Kuralların sıradan insanlar için olduğunu düşünürler ve kuralları çiğnemekte herhangi bir sakınca görmezler. Narsisistler için ise en iyi düşünce, en iyi politika bir tek kendilerine ait olandır.
Gergin, öfkeli, kırıcı, manipülatif ve küstah yapıları nedeniyle zor insanlardır.
Narsisistler sınırlı bir duygu repertuvarına sahiptirler. Başkalarını yalnızca kendilerine hayranlık duymalarını sağlayan kişiler olarak gördüklerinden, onları bağımsız, kendi yaşamlarını yaşayan kişiler olarak kabul edemezler. Bu nedenle insanlarla ilişkilerinde üzüntü, hüzün ve ilgi yoktur. Narsisistler, başkalarıyla konuşmaz, sadece onlara konuşurlar.
Çevrelerinde olup biten tüm insancıl alışverişlere duygularını kapatırlar. Başkalarından aldıkları övgü ve kendi büyüklük fantezileri dışında hayattan zevk alamazlar, kendilerine güvenlerini besleyecek dış kaynak bulamadıklarında ise depresyona girerler.
Korku ve utangaçlık duyguları nedeniyle kendi içlerine gömülü kalmak istemezler.
Narsisistler yakından incelendiğinde yüzeydeki görkemli görünümlerine karşılık, içlerinde aşağılık ve boşluk duygularının varlığı ile yaşarlar.
Genel anlamda kendi kendilerine yetiyormuş gibi görünseler de gerçekte özgüveni düşük, yetersiz ve aşırı bağımlı kişilerdir.
Boşluk ve acı yaşadıkları durumlarda dürtüsel davranışlara kolayca başvururlar. Narsisistler madde bağımlısı, rastgele cinsel ilişki yaşayan kişi olabilir. Beklentilerini karşılayamadıkları durumlarda sık depresyon yaşarlar.
Narsisistler, psikoterapinin zayıf, güçsüz kişiler için gerektiğine inandıkları için terapiye sıcak bakmazlar. Psikoterapi sürecinde ise terapisti sürekli aşağılarlar, kontrol etmek isterler. Güçlü terapist görmek isterler. Terapi sürecinde ciddi direnç gösterir ve kendilerini açmak istemezler. Terapistin verdiği ev ödevlerini yapmak istemezler çünkü ev ödevi yaparken yaşayacakları duygularla yüzleşmek istemezler. Narsisistler içlerindeki çocuğa bir türlü ulaşamazlar.
|