Yalnız Mesajı Göster

Eski 17-03-2008, 08:26 PM   #3 (permalink)
İsyan Ateşi
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Konum: Halepçe
Yaş: 22
Mesaj: 4,863
Üye No: 61367
Cinsiyeti : Bay
Rep Power: 30273
Rep Puanı : 3026717
Rep Derecesi
İsyan Ateşi has a reputation beyond reputeİsyan Ateşi has a reputation beyond reputeİsyan Ateşi has a reputation beyond reputeİsyan Ateşi has a reputation beyond reputeİsyan Ateşi has a reputation beyond reputeİsyan Ateşi has a reputation beyond reputeİsyan Ateşi has a reputation beyond reputeİsyan Ateşi has a reputation beyond reputeİsyan Ateşi has a reputation beyond reputeİsyan Ateşi has a reputation beyond reputeİsyan Ateşi has a reputation beyond repute
Varsayılan


BASKI VE ÇIKAR GRUPLARI
Her insan grubunda bireyler belirli çıkarlarını korunak amacıyla hareket ederler; bir araya gelirler, belirli düşünce sistemleri oluştururlar. Belirli çıkarlar etrafında birleşen insanlar toplumun siyasal kurumlarını ve hükümeti etkilemek için örgütlenerek bir baskı grubunu meydana getirirler. Bu gruplar için çıkar, ilgi, güç, siyasal gruplar terimleri de kullanılmaktadır. Bu gruplar toplum içinde yer alan çok çeşitli çıkar kesimlerini temsil ederler. Kısaca, baskı grupları toplumun belirli kesimlerinde değişmeler yapmak ve bir amacı savunmak hevesiyle bir araya gelen kişilerden oluşur.
Baskı grupları çeşitli biçimlerde ik-tidarı etkilemek amacındadırlar. Demok-ratik düzen, baskı gruplarını zorunlu, işe yarar örgütlenmeler olarak kabul etmek-tedir. Bu nedenle de bazen bu grupların ör-gütlenmelerini onlara mali güç tanımak suretiyle kolaylaştırmaktadır: Barolar, Mü-hendis Odaları vb. gibi.

TÜRKİYE’DE TOPLUM-SİYASET ETKİLEŞİMİNE GENEL BİR BAKIŞ
Bildiğimiz gibi toplumsal değerler, normlar ve bunlara bağlı olarak kültür de toplumdan topluma, zamandan zamana ve farklı oranlarda değişiklikler göstermektedir. Buradan da sosyal ve siyasal kültürün çeşitli etkenlere bağlı olarak değişiklik gösterebileceği anlaşılmaktadır.
“Günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde birden görülen sosyal değişme olayı modernleşme olarak tanımlanmaktadır. Modernleşme, hem sosyal yapıda ku-rumsal değişmeleri hem de bireysel düzeyde tutum ve davranış değişmelerini içeren karmaşık bir görünümdedir.
Toplumun siyasete katılmasını etkileyen iki faktör vardır: toplumsal ve kişisel faktörler. Toplumsal faktörlerin içine ‘toplum yapısı’, ‘toplumsal sınıf’, ‘aile’ ve ‘statü’ girmektedir. Geleneksel tarım toplumlarının sanayileşmiş modern toplumlardan daha az siyasetle ilgilendiklerini söyleyebiliriz. Bunun nedenini de modern toplumlarda sanayileşme ile birlikte kent-leşmenin ortaya çıkması ve kentsel sorunların daha da yoğun olmasına bağlayabi-liriz.
Diğer yandan, toplumda etnik köklerin çeşitlenmiş olduğu durumlarda ise çeşitlilik ne kadar çoksa çatışmalar o kadar yoğun olacak ve bireyler siyasete katılım göstereceklerdir. Aile açısından da, örneğin ataerkil bir yapıya sahip olan ailelerde siyasal katılım daha azdır. Ayrıca bireylerin eğitim seviyeleri yükseldikçe, toplumdaki statüleri arttıkça siyasete ilgileri ve katılımları da artar.
Siyasal katılmanın bir başka boyutu, insanların bireysel ve örgütsel olarak her türlü siyasal eylemlere katılmasıdır. Siyasete katılmanın bu boyutu, siyasal örgütlere üye olmakla çok yakından ilgilidir. Her ne kadar siyasal örgütlere üye olmayan insanlar da siyasal eylemlere katılabilirlerse de, siyasal eylemlerin etkili olabil-mesi başarılı olup amacına ulaşabilmesi için örgüt üyelerinin katılımı desteği ile kitlesel boyutlarda olması gerekir.
İnsanların siyasal eylemlere katılarak ve dolayısıyla siyasete katılmaları ile örgütsel, toplumsal sorunlar ve olaylar karşısında varlıklarını kabul ettirerek, kamuoyu oluşturup siyasal sisteme baskı yapıyor olmaları onların sorunlarını daha kolay ve etkili olarak çözmelerine yardımcı olacaktır.
Günümüzde sosyal politika salt belli bir sınıfın korunması şeklinde anlaşılmıyor ve ‘toplum politikası’ olarak geniş bir anlam ve içerik taşıyor. Anamalcı toplumlarda piyasa mekanizması ve fiyatlar sisteminin işleyişinin ortaya çıkardığı sosyal eşitsizlikler, sosyal refah yitirimleri ve bunların tüm toplum grupları üzerindeki yansımaları toplum politikasının konularını oluşturuyor. Kısacası, sosyal gelişmeyi ve toplum refahını ilgilendiren her konu ya da sorun toplum politikasının ya da geniş kapsamlı sosyal politikanın uğraşı alanına giriyor.
Özellikle, Türkiye’de 1980’li yıllar, ekonomide bir yol ayrımına girildiği, önemli bir dönüşümün yaşandığı yıllardır. Bu yıllarda, 1970’li yılların sonlarında tıkanan anamal birikim modelinin bir yenisiyle değiştirilmesi olgusu gündeme gelmiştir. 24 Ocak Ekonomik Modeliyle birlikte, askeri bir yönetimin eşliğinde ana-malı, emek karşısında güçlendirmeye yönelen bir yeniden yapılanma modeli yaşanmıştır. Dönemin başbakanı, ‘ben zenginleri severim’ diyerek ve sosyal devletin modasının geçtiğini kamuoyu önünde ilan ederek, Türkiye’nin iktisat tarihine geçecek bu sözleriyle, izleyeceği sosyal politikaların sinyallerini vermiştir. Sosyal devlet anlayışından hızla uzaklaşılması sonucunda ‘sosyal politikasızlık’ toplum politikasının temelini oluşturmuştur. Bu dönüşümle birlikte, Türkiye’de bölüşüm dengeleri, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş ölçülerde bozulmuştur. Ücretlilerin milli gelir pastasından aldıkları pay yarı yarıya düşerken faiz, kar ve rantlardan oluşan antisosyal gelirlerin payı ikiye katlanmıştır. İşçi, memur ve köylülerin bu kadar kısa bir süre içinde ve bu ölçülerde hızlı bir gelir yitirimine uğramalarına Cumhuriyetin hiçbir döneminde rastlanmamıştır. Gelir dağılımı dengesinin en bozuk olduğu ülkelerin, siyasal rejimlerinin de demokrasiden uzak olduğu bilimsel bir gerçektir.
1970’li yıllardan bu yana, kendi bunalımını geri kalmış ülkelere aktararak rahatlayan uluslararası anamalın egemenliğinde, yoksul ülkelerin ileri anamalcı ülkelere olan borçları 1970’li yıllara göre, 15 kat artmış; Türkiye’nin ise 1979’da 13.6 milyon dolar olan dış borcu, 1995’te Hazine Müsteşarlığı’nın açıklamasına göre 71.6 milyar dolara yükselmiştir.
Günümüz koşullarında, üretim ve emek sürecinde gerçekleşen dönüşüme bağlı olarak gelişen emek ile anamal arasındaki bağımlılık ve çatışma ilişkisinin iki yanlı biçimlerinde ve içeriğinde önemli değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda yeni bir çalışma ekininden yeni bir sendikal bakış açısından, yeni örgütlenme araçlarından, yeni bir işbirliği anlayışından, hatta yeni kimliklerden, yeni davranış biçimlerinden söz edilir.
Emek sürecinin siyasal sonuçları ile üretimin siyasal aygıtı ayrı olgular olsa da birbirinden bağımsız değildir. Üretim ve e-mek sürecindeki dönüşüm sınıf savaşımı süreçlerini içeren pek çok toplumsal kurumu ve düzeneği kendisine koşut olarak yeniden biçimlendirir.
Sonuç olarak, siyasal toplumsallaşma, bir toplumda siyasal kültürün geliş-mesi sonucu, toplumu oluşturan bireylerin içinde bulundukları toplumsal ve siyasal çevre ile yaşadıkları sürece doğrudan ve dolaylı olarak etkileşimleri sonucu edindikleri siyasal kültürleri oranında ulusal ve öteki siyasal sistemlerle ilgili görüş, düşünce, tutum ve davranışların tümüdür. Siyasal kültürün gelişmesiyle toplum, siyasal olaylara daha duyarlı olacak, siyasal olaylara daha çok ilgi duyacak, ülkeyi yönetenleri daha yakından izleyecek, kendisinin ve toplumun sorunlarına daha çok sahip çıkacak, yöneticilerin yanlış hareketlerine karşı kitlesel olarak tavır alacak, karşı çıkacak ve onları toplumun istekleri doğrultusunda yönlendirmeyi başarabileceklerdir.
Günümüz Türkiye’sinde emekçilerin gerek bireysel yaratıcılıkları, gerek sınıfsal güçleri büyük ölçüde sınıfsal kapasitelerinin daraltılması yönünde kullanıl-maktadır. Gerçekten bugün siyasal bilincin olgunlaşmasının önkoşulları olarak görülen pek çok gelişme gerçekleşmekle birlikte, üreticilerin bunları algılamasını önleyen başka etmenler ortaya çıkmaktadır.

İsyan Ateşi is offline