Giriş Tarihi: Aug 2007 |
|
Yaş: 48 |
Mesaj: 1,565
|
|
Üye No: 132480
|
|
Cinsiyeti : Bay
|
Rep Power: 9508
| Rep Puanı : 950585
| |
|
| |
|
Dehak'ların zulüm yaptığı bir ülkede Kavva'lar da çıkar
bir zamanlar bir cezaevinde...
1981-84 yılları arasında 34 tutuklunun öldüğü, yüzlerce kişinin ise sakat kaldığı diyarbakır cezaevi'nde dehşete tanık olanlar anlatıyor
ertuğrul mavioğlu
istanbul - diyarbakır 5 no' lu cezaevi'nde 1981-1984 yılları arasında 34 tutuklunun ölümüne, yüzlerce tutuklunun da sakat kalmasına ve sinir sistemlerinin tahribine neden olan uygulamaların üzerindeki sis perdesi aralanıyor. 20 tutuklunun aldığı ağır darbelerle, beş tutuklunun da açlık direnişinde öldüğü, koşulları protesto eden beş tutuklunun kendini asarak, dördünün de kendini yakarak yaşamına son verdiği, 'vahşet dönemi' diye adlandırılan bu yılları yaşayan 29 tanık ile iki savunma avukatının anlatımı, serbesti adlı derginin 14. sayısında yayımlandı.
ceza alan olmadı
hiçbir görevlinin ceza almadığı bu dehşet süreciyle ilgili duyduklarını 1987'de bir kez de yaşayanlardan dinlemek isteyen yazar aziz nesin'le ilgili bir anekdotu, iki yılını bu cezaevinde geçiren nuri sınır şöyle aktarıyor:
"aziz nesin, 'çocuklar' dedi, 'bu cezaeviyle ilgili çok şey söylendi, ancak siz orada yaşadınız, sizden dinlemek istiyorum.' 28 olay anlattık. aziz nesin çok dalmıştı, pencereden yağan karı seyrederken bir ara dönüp baktı ve şunu söyledi: 'yahu çocuklar, kendi hayal dünyamı çok geniş biliyordum. ama kürtlerinki daha çok genişmiş.' aziz nesin, bizim anlattıklarımıza inanmadı."
işte tanıklardan birinin, "durduğumuz yerde 16 saat diz çökerek bütün sesimizle ırkçı-turancı marşlar söylüyorduk" diye özetlediği 'türkiye'nin aushwitz'inden günlük yaşam manzaraları:
banyolu mu tv'li mi?
haluk yıldızhan (diyarbakır doğumlu): gözaltından gelenleri genel olarak sinema salonuna değil de, o zaman 37 olarak adlandırılan, daha sonra 36 adını alan hücrelere götürürlerdi. burada, "banyolu mu televizyonlu koğuş mu istersin?" diye sorup, cevap ne olursa olsun her iki durumda da alt katlardaki tuvaletleri tıkanmış ve pislik içindeki lağım sularının ve insan dışkılarının yüzdüğü bir yerde süründürülür, günlerce işkence ve kaba dayakla hoş geldin safhasında yıldırdıktan, tamamen teslim aldıklarına inandıktan sonra koğuşa gönderirlerdi.
yoruluncaya dek dayak
osman karavil (diyarbakır doğumlu): koridorda sıra dayağından geçirildikten sonra hücrelere dağıtıldık. tek kişilik bu yere yedi kişi sığdırıldık. askerler göründü, 'ellerinizi uzatın' dediler. hücrenin, kapı ve penceresinden ellerimizi uzattık. yoruluncaya kadar dövüp gittiler. bu dayaklar, tahminen her yarım saatte bir tekrarlandı. sonra hücre dayağı düzenine geçildi. günde üç fasıl, sabah, öğlen, akşam...
garabet'e sünnet
k.y. (diyarbakır doğumlu, 16 yaşında tutuklandı): bana cop sokmaya çalıştılar, çok direndim, kafamı duvarlara vurdum, kendime büyük zarar vereceğimi gördüler, benden vazgeçtiler. ama arkadaşlarımdan yaklaşık 200-250 insana cop soktular. aslen ermeni olan garabet demircioğlu arkadaşımız vardı. maşallahlı sünnet elbisesi giydirerek, törenle sünnet ettirdiler, ismini de ahmet olarak değiştirdiler.
koç mu kuzu mu?
nazif kaleli (şanlıurfa doğumlu): üzerinde 40 çivi olan bir sopa vardı, onunla vuruyorlardı. bir tane 'kuzu' dedikleri sopa vardı, bir de 'koç'. biz her zaman copu tercih ediyorduk. cop korkunç acıtıyordu, ödem oluşturuyordu, ama daha sonra geçiyordu. ancak sopalar kemikleri eziyordu.
'ağzına işeyeceksin'
cevdet baran (diyarbakır doğumlu): bişar akbaş adında bir arkadaş vardı. gardiyanların emrine karşı çıkıyordu, yürümüyordu, hem rahatsızdı hem de inat ediyordu. bir gün gardiyan kolumdan tuttu ve "çık" dedi. bişar'ın yanına götürdüler. onu karın içine yatırmışlardı ve bana dediler ki, "ağzına işeyeceksin."
"yapmıyorum" demedim. "gelmiyor komutanım" dedim. beni dövmeye başladı. epey dövdü, karın içinde sürdürdü, tabanlarıma vurmaya başladı. ne yaptıysa "gelmiyor" dedim. sonunda beni de bişar'ın yanına yatırdı.
kelime başı 150 sopa
hasan daş (mardin doğumlu): hücreler kötü, koğuşa gitsem rahat ederim, diye düşünüyordum ki, 6'ncı koğuş'a götürdüler. gardiyan geldi, 'yeni gelenler öne çıksın' dedi. elinde bir değnek, değneğin adı haydar.
bana, 'kaç gün hücrede kaldın' dedi. 'bir ay' dedim. 'atatürk'ün gençliğe hitabesini ve andımızı da mı ezberleyemedin?' 'hayır, okumam-yazmam yok komutanım' dedim. haydarla bayıltıncaya kadar dövdü. 53 tane marş ezberledim. her bir kelimesi için yüz ellinin üzerinde cop yedim desem, asla mübalağa olmaz.
copu dişlettiler
mehmet ece (van doğumlu): bir gün gardiyan çağırıp dövdükten sonra ağzıma cop sokup "dişle" dedi. copu dişlediğimde hızla çekti ve önden iki dişim kırıldı. kırılan dişlerimin kökleri kaldı. bir hafta sonra yüzüm, gözüm balon gibi şişti. aynı gardiyan, "niye yüzün şiş" diye soruyordu.
"ranzadan düşerken dişlerim kırıldı komutanım" diyordum.
'ranzadan düştüm'
mehmet emin kardeş (mardin doğumlu): dövüyorlar, muhakkak dövdüğü kişinin bir tarafını da kırıyorlardı. "ne oldu sana" diyorlar, "ranzadan düştüm komutanım" diyorduk. herkese avuç avuç bok yediriyorlardı, bu çok sıradandı. 23'üncü koğuş'ta y.a. adında bir arkadaşımız vardı. herkesin gözü önünde ona cop soktular. cop sokma, bok yedirme çok adettendi.
köpeğe tekmil
paşa akdoğan (diyarbakır doğumlu): tıraş kremini, kalın çizgiler şeklinde yüzümüze sürdüler, sonra upuzun ince bir ip getirerek, "tren yapacağız" dediler.
herkesin kamışına ip bağladıktan sonra "koş" dediler. koşuyoruz ama en ufak bir şekilde geride kalmak herkesi gerdiriyordu ve aynı zamanda hep birlikte oturup hep birlikte kalkmak zorundaydık. bir süre o şekilde koşturup yat-kalk yaptırdılar. sonra alt hücrelere indirdiler. banyo dedikleri de lağımdı. köpeği öyle alıştırmışlardı ki, tekmil vermediğin zaman saldırırdı. üzerimizdeki elbiseleri parçalardı ve hiçbir şekilde ona karşı bir şey yapamazdık.
'kanlı karavana yedik'
selahattin bulut (mardin doğumlu): kapı açılıp karavanayı içeriye getirmeden önce gardiyan bizi çok döverdi. "verdiğim yemeğin hakkını istiyorum" derdi, ta ki bir tarafımızdan karavanaya kan akana dek döverdi. o işkence döneminde günde üç öğün, kanlı karavana yerdik. diş macunu, deterjan, çöp gibi şeyleri yediriyorlardı. cezaevine türkçe bilmeyen ziyaretçi alınmazdı.
türkçe bilmeyen nenem, dilsiz taklidiyle görüşe girdi. ağzından bir kelime çıkmadı. sadece hıçkırıyor, yaşlı gözlerle bana bakıyordu. ben çıkmadan da öldü.
çıplak koridor temizliği
behlül yavuz (diyarbakır doğumlu): bir gün, "sizi hamama götüreceğiz" dediler. iki ayda bir yarım kova soğuk su bize ya düşüyor ya düşmüyor. bu hamam nereden çıktı diye endişelenmeye başladık. hamama gittik, "soyunun" dediler. herkes çırılçıplak soyundu. "su dök", biraz su döküldü. "sabun sür", sabun sürüldü.
"su dök", biraz su döküldü ve "giyin, çık dışarı" dediler. o ıslak ve sabunlu halimizle, atlet ve külotları giydik. büyük koridorda, "tek kol sıra halinde dizilin" dediler. o koridor, dayaklar nedeniyle hep kan ve irindi. birinci sıra kaba kirleri sildi, ikinci sıradakiler arta kalan ince tabakayı siliyorduk, üçüncü sıra da tertemiz siliyordu ve o halde bizi koğuşa geri getirdiler. o pislikle yatmak zorundaydık. her taraf kan ve irindi. aşırı bir bitlenme vardı. sekiz saat sürekli dayak yiyorduk. dayak yemediğimiz yemek aralarında ve molalarda da birisi atatürk'ün nutukları ve yaşamını okur, biz de tekrarlardık.
'ölebilirim' dedi, öldü
cemşit bilek (12 eylül döneminde diyarbakır'da siyasi dava avukatı): müvekkillerimiz mahkemede hazırolda duruyordu. konuşma hakları yoktu. sandalyede oturmuş, ellerini nizami şekilde dizlerinin üstünde tutuyorlardı. kafalar sıfır numara tıraşlı, tek tip elbise içinde, başlarını dik tutarak, tek bir noktaya bakarak, put gibi durmak zorundaydılar. ölümü de göze alarak kalkıp konuşanlar oluyordu. rahmetli necmettin büyükkaya, geldiği son duruşmada ayağa kalktı, söz istedi. "bir sonraki mahkemeye kadar yaşamayabilirim, haberiniz olsun, beni sürekli tehdit ediyorlar. sonra 'yok kalpten gitti, şundan, bundan gitti' türünden düzmece bir tutanak da tutarak beni öldürebilirler. ancak gördüğünüz gibi ben çok sıhhatliyim" dedi. ve gerçekten de bir sonraki mahkemeye gelmeden öldürüldü.
ERKEK TUTUKLULAR
..... Acar (kaçakçi)
...... yesil(elazig-PKK)
A.haydar söylemez dersim tikko
A.kadir günes mardin PKK
A.kadir merkit elazig PKK
A.kadir akkus ceylan pinar PKK
ABBAS YOKUS
Abdul Manaf Kanat
Abdulbaki
abdulcebbar gezici derik PKK
ABDULKADIR ÖZDEMIR
abdullah aksu derik PKK
Abdurrahman Demir
Adil Çelik (Urfali)
ADNAN YILMAZ. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Aga Celik ( ünlü isadami)
AHMET ADALI
Ahmet Akgül
AHMET CANDAN
ahmet demir derik PKK
Ahmet Kesikkulak (Urfa TKP/ML)
AHMET KILIC
AHMET KOSANLIOGLU
AHMET NITELIK
Ahmet Serin urfa dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Ahmet Türk Mardin dogumlu Mardin milletvekili . 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
AHMET YAVUZ
Ahmet Yavuz Hilvan dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Akif Yilmaz Kars dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Alaatin Yüksel
Alaattin Aktas Batman dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
ali aksoy (PKK)
Ali Aslan(mardin PKK)
Ali Cicek Urfa dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Ali Erek Antep dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
ALI KILIC. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
ALI ORUC
ali riza bozyel elazig-dersim PKK
Ali Saribal TKP/ML Istanbul (Iskenceyle öldürüldü)
Ali Yaverkaya Hilvan Dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Ali Yener Diyarbakir dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Alisan Güngör Tunceli dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Aydin Hambayat Tunceli dogumlu TIKKO davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Ayhan Uzala TKP/ML
Azad Sümerkan
Aziz Belet viransehir PKK
Bedrettin Kavak Barman dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Behlül Yavuz
Behzat Cile batman PKK
Besir Ipek
Binali Koc
Bisar Akbas Ceylanpinar dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Bozan bilgic ceylan pinar PKK
Burhan Akdag Batman dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Cafer Cangöz Tunceli dogumlu TIKKO davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
cano.......(Diyarbakir PKK) 36.Kogus 4.kat 4.Hücre- 1983 - Eylül direnisi-
Celal Paydas Hilvan dogumlu Urfa milletvekili. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Celalettin Delibas hilvan dogumlu PKK üyesi 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Celan (HK, Urfali)
Cemal Miran Diyarbakir kawa
cemalettin .......(batman PKK)
Cemil Sümerkan
cemsit.....(tkp-ml)
Cengiz Kiran
cetin abayay batman PKK
CUMA KUYUKAN. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Dr. Hatip Demiralp
Dr. Ihsan Altun
Dr. Mehmet Ali
Dr. Sinan Olcan
Dr. Tarik Ziya Ekinci
Ebubekir ..(PKK)
Ebubekir......(mardin-PKK)
Ebubekir Tamgüler van kawa
ekrem akkus hilvan PKK
Ekrem Yidirim Bingöl dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
EMIN PERTEV
Emrullah Kaya
Erkan Uzun Siverek dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Eyyüp (Siverekli)
Faris Tutsi
FARUK ALTUN
Faysal Cinar Diyarbakir dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
faysal dumlayici ceylan pinar PKK
ferhan aydin nusaybin PKK
FERHAN TÜRK
ferhat aktop(urfa PKK)
Feridun yazar Urfa dogumlu Urfa belediye baskani. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
FETTAH YIGIT
Fevzi
fevzi halfeti PKK
fuat deger(PKK)
Fuat Kav Urfa dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
FUAT ÖKTEN
garip balik siverek PKK
HABIB KILIC
Haci Ahmet Ciftci
haci özbay siverek PKK
HALIL AYAN
HALIL SEN
Halis (Ala Rizgari)
halit aydin batman PKK
halit suleyman..(irakli,sinir ihlali)
HALIT ÇALISKAN
Hamili Yildirim Tunceli Dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Hamit Baldemir Hilvan dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Hamit Kankilic PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Hamit Kandal Hilvan dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
hamit turan derik PKK
HAMZA YAVAS
hamza yigit nusaybin PKK
hanifi miran Diyarbakir kawa
Hasan (Ala Rizgari, Erganili)
Hasan Bora
Hasan Hayri Arslan Tuncelu dogumlu TIKKO MK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Hasan Hüseyin Akkus Urfa dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
HASAN UÇMAZ
hasan.....(PKK) 36.Kogus 4.kat 4.Hücre- 1983 - Eylül direnisi-
hasan......(PKK) 36.Kogus 4.kat 4.Hücre- 1983 - Eylül direnisi-
hatip celik derik PKK
Haydar Dizlek Van dogumlu kacakci. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Hikmet Kilic Batman dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
HIKMET TÜYSÜZ
Hisar Ekinci Oglu Bingöl dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Hüseyin Celik (ihracatci)
Hüseyin Yildirim Tunceli Dogumlu Avukat. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Hüseyin Yildirim Tunceli dohumlu TIKKO Davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
hüseyin baris nusaybin PKK
hüsseyin ürün hakkari adli
IBRAHIM AHNAZ
IBRAHIM HALIL YAVUZ
ibrahim......(batman PKK)bileklerini kesti, baskinla alinip götürüldü.
IDRIS GÜZEL. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
IHSAN YASARTI
Irfan Güler Siverek dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Ismail Çardak (Urfa TKP/ML)
ismail gül ceylan pinar PKK
Ismail Hakki Oruc Diyarbakir dogumlu TIKKO davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Ismail Toraman(Urfa TKP/ML)
ismet kara suruc PKK
kadir kiziltepe PKK
kadri türkmenoglu urfa hk
KAZIM KILIC
Kazim..... Tunceli dogumlu TIKKO Davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Kemal Aktas Hilvan dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Kemal Pir gümüshane dogumlu PKK MK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Kenan Kinay
Kosali Keskin
kutbettin yildiz silvan ddkd
M.Cahit Sener Barman dogumlu PKK-MK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
M.Can Yüce Varto dogumlu PKK-MK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
M.Emin Yavuz Hilvan dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
m.nurettin alhas siverek PKK
M.Sükrü Gülmüs Barman dogumlu PKK- MK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
maaruf sahin ceylan pinar PKK
Mahmut ... Batman dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
mahmut Alper nusaybin PKK
Mahmut Ercanlar (urfa-tkp-ml)
MAHMUT NEDIM ÖKTEN
Mahmut Sahin Diyarbakir dogumlu Kawa üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
mahsun tanriverdi cizre adli
Mala Abdurrahman Kayam
Mala Abdulbaki Keskin
Mala Ali Deriner
Mala Amedi Akgül
Masallah Öztürk Batman dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Mazlum Dogan Karakocan dogumlu PKK MK üyesi 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Medeni Çelik Batman dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Medet Tüm (urfa PKK) kendisini yakti, sadece ayaklari biraz yandi.
Mehdi Aslan(mardin PKK)
Mehdi Zana Silvan dogumlu, Diyarbakir belediye baskani. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Mehmet Emin Keskin Nusabin dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Mehmet Arisoglu Urfa dogumlu belediye baskani.. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Mehmet Akgül
Mehmet Akbas
Mehmet Akbas Urfa dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Mehmet Akyol urfa HK
mehmet akkus hilvan PKK
mehmet ballandi Diyarbakir adli
mehmet barlin suruc PKK
mehmet bayirkan urfa PKK
Mehmet Cepik Urfa dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
MEHMET DEMIR
MEHMET EMIN ISIK
MEHMET EMIN ARMUTLU
MEHMET EMIN ARMUTLU
MEHMET EMIN KILIC
Mehmet Emin Acar
mehmet emin ece(.....)
MEHMET FAHRI CIFTKUS. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Mehmet Han Ersener Lice dogumlu kacakci. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Mehmet Hayri Durmus Bingöl dogumlu PKK MK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
MEHMET KIZILASLAN
mehmet kansu ergani rizgari
MEHMET NURI BALCI
MEHMET SERIF KAPLAN
MEHMET Sükru Turgut
mehmet sirin tunc agri PKK
mehmet salih fettah hakkari adli
Mehmet Tavsan
Mehmet Tekin (Fantom) Urfa dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
MEHMET YIGINER
Mehmet Yalcinkaya PKK Davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Mehmet Zengin
Mehmet Özgül Tunceli dogumlu TIKKO davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
mehmet önder Diyarbakir adli
mehmet ürek hakkari adli
Metin Daglum Urfa dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Muhammed Xalit
MUHITTIN ASAR
Muhlis (Halis'in ikiz kardesi, Ala Rizgari)
MUSTAFA AYDIN
MUSTAFA TANRIVERDI
Mustafa Akbas
Mustafa Cimen
Mustafa Arslan
Mustafa Keser Halfeti dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Mustafa Karasu Gürün dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Mustafa Kilic Hilvan dogumlu Urfa milletvekili. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Mustafa Gözcan
Münci Ertekin(batman PKK)
Müslüm (Urfa)
Müslüm Demirel(Urfa PKK)
Müzafer Ayata Siverek dogumlu PKK üyesi 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
MÜZAFFER KIZARTICI
MÜZAFFER KEVCI
naci kinay mus kawa
Naim (Kawa)
Necati Yildiz
Necmettin Büyükkaya Siverek dogumlu Kürt siyasetci. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
nedim.....(....)
Nedret Gün Diyarbakir dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
numan özmen(Diyarbakir kawa)
Nurettin Yilmaz Mardin dogumlu, Mardin milletvekili. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
NUSRET MEVLÜTOGLU
Orhan Aydin Bingöl dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Orhan keskin. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Osman Ergin(batman PKK)
osman fitki(Urfa-TKP/ML)
Pasa Uzun Siverek dogumlu Ala Rizgari üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
RAHAZAN YAHSI
RAMAZAN ÖDEMIS
RAMAZAN BIYEN
RAMAZAN KONAK
RAMAZAN ÜLEK
Ramazan Klavuz
ramazan erkan (mardin-kacakci)
Refet Eski (Urfa-TKP/ML) 36.Kogus 4.kat 4.Hücre- 1983 - Eylül direnisi-
REMZI AVCI
REMZI KAYA
Riza
Riza Altun Sariz Dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
sabri altuner suruc PKK
Sabri Balta (Ergani Rizgari)
Sadik Kaplan(Urfa PKK)
Sadioglu Batmaz Karakocan dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Sakir dayi Celanpinar dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Salih Sezgin Urfa dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
SALIH AGAC
SALIH KUBAT
sedat cayci urfa PKK
sedat dogan derik PKK
Sefik Kutlu
Selahattin Kaya(urfa PKK)
Selim Cürükkaya Bingöl dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
selim Gökcek(mardin PKK)
Serafettin Kaya Mus dogumlu Avukat. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Seyfettin...... (ögretmendi-mardin-PKK)
seyh müslüm tasci bozova PKK
seyho evirgen(mardin PKK)
Seyxmus caymaz
SEZAI KÜCÜK YILMAZ
sezai saraczade(Diyarbakir kawa)
Sinan Caymaz
Sinan Caynak Hilvan dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
sinan kalgi siverek PKK
Sinan Olcay Kawa
SINAN SANDA
sino albayrak(Urfa-TKP/ML)
SINO(Sinan Yilma)
SUPHI AYBAR
Suphi Karatay(urfa PKK)
Süley man Kalmaz
Süleyman Günyeli Siverek dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Süleyman Caymaz
Sürmeli Celik Batman dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Tacettin Arat Diyarbakir dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Teoman Düzgüner diyarbakir dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
VAHAP YAYAN
vahap yayan (PKK)
Vedat Aydin
vedat aydin silvan ddkd
vedat dogan derik PKK
Yansur Aktay
Yasar Akbas
yasar soyer(Diyarbakir kawa)
Yildirim Merkit Tunceli PKK MK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus- hücre bölümü.
Yilmaz (liceli tahrirat katibi)
Yilmaz Daglum Urfa dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Yilmaz Uzun Siverek dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
yusuf evirgen(mardin PKK)
yusuf kaygin ceylan pinar PKK
Yüksel Uzun Siverek dogumlu PKK davasindan. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
Zeki Yilmaz Karadeniz dogumlu PKK üyesi. 1981-1983 arasi 35 Kogus hücre bölümü.
ZULFÎKAR TAK
Ömer Arslan(urfa PKK)
ömer dirik suruc PKK
ömer faruk akar urfa PKK
ÖMER UFAK
önder demirok(Diyarbakir kawa)
1- Adem NEZAN:
Senaryonun baş kahramanlarından biridir. 45 yaşlarında, orta boylu hafif şişmandır. Maddi durumu iyi, Diyarbakır`in yerlilerindendir. Aslında gerçekten böyle bir kişi yoktur. Fakat Adem Nezan`ın yaşadığı olayları binlerce Kürt Diyarbakır cezaevinde yaşamıştır. Yani Adem Nezan O cezaevinde işkence gören binlerce Kürd'ün sembolüdür.
2- Mevlut Çavuş:
1981- 82 yılında Diyarbakir zindanının 35. koğuşunda işkence ekibinin başıydı. 28 veya yirmi dokuz yaşındaydı. Antep Eğitim Entitüsü mezunuydu. Orta boylu fasist zihniyetli sinsi bir adamdı. Aynı zamanda cezaevinin tüm koğuşlarında etki ve yetki sahibiydi. İskenceci başı Esat Oktay`ın en önemli elemanlerından biriydi.
3- Kara Bela:
Uzun boylu, 25 veya 26 yaşlarında, gözleri yeşil, cahil, acımasız, uzun at suratlı bir komandoydu. Mevlüt Çavuş'un ekibindendi. Uzun süre hücreler bölümünde işkenceci olarak çalıştı.Tahminen İç Anadolu doğumluydu. Türktü okula gitmediğinden olacak ki; garip bir Türkçe kullanıyordu.
4- AKIN:
Sarışın şişman, kırmızı suratlı, yemek yemeği çok seven, kafası midesi kadar çalışmayan, pantolonu daima kıçından aşağı düştüğü için bir eliyle sürekli pantolonunu yukarı çeken, 23 yaşlarında, acımasız iskenceler yapmaktan zevk alan, tahminen Samsun doğumlu biriydi. Akın'da hem Mevlüt Çavuş'un hem de genel işkence ekibindendi ama özel olarak hücrelerde görev yapardı.
5- Kambur:
Hücreler bölümünde görev yapardı. Küçükken geçirdiği bir hastalıktan dolayı beli kamburdu. Zeki ve kurnaz bir komandoydu. Tahsilliydi. Büyük bir ihtimalle Kayseri doğumluydu ve Alevi kökenliydi. Belkide sol görüşlüydü. Yalınız başına olduğu zaman işkence yapmaz, dayak attığında çok yavaştan numaradan vururdu, fakat başka komandoların yanındayken en acımasız iskenceleri o yapardı. Orta boylu karakuru bir tipti.
6- Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran:
1.75 boyunda, zayıf kumral, 40 yaşlarında ama yüz kırışıkları fazla, gözlerinin altındaki halkalar morarmış, daima komando elbiseleriyle ve Co isimli köpeği ile dolaşır. Diyarbakır zindanındaki işkencelerin mimarı dır. Katillerin başı, soğukkanlı, acımasız, güzel vaadler verip çirkin uygulamalar yapan, burnu havada, kendini Nemrud sanan biriydi. 1974 Kıbrıs isgalinde görev yaptığı için, orada ki zindanlarda yapılan işkencelerle deneyim sahibi olmus, 7. Kolordu Komutanı Kontragerilla Şefi Kemal Yamak'ın verdiği yetkiyle donanmış tam olarak bir işkence ve cinayet makinasıydı. 24 Şubat 1981 tarinden Eylül 1992 sonuna kadar Diyarbakır zindanında işkenceci başı olarak görev yaptı. Eylül ayında sonuçlanan, M. Hayri Durmuş; Kemal Pir ve arkadaşlarının yaşamlarını yitirdikleri ölüm orucundan sonra İstanbul`a tayini çıktı. Burada rütbesı yükseltilerek binbaşı oldu. 22 Ekim 1988 tarinde İstanbul Kısıklı'da bir otobüsün içinde bir Kürt militan tarafinda silahla başına sıkılan üç kurşunla öldürüldü.
7- Adem`in Eşi: Kısa saçlı, 45 yaşlarında ama oldukça genç görünen, aydınlık ve güler yüzlü, orta boylu zayıf Diyarbakır'lı bir kadındı.
8- Zozan:
Adem Nezan`ın büyük kızı; 25 yaşında, yuvarlak yüzlü, uzun boylu ve kumraldı. Saçları uzundu. Ailesini çok sever, bir eczanede çalışırdı.
9- Berfin:
Adem Nezan`ın küçük kızı, kilolu, biraz şişman, ama hareketli spor giyinen bir üniversite ögrencisi.
10- Azad:
Adem Nezan`nın oğlu. 17 yaşlarında uzun boylu, uzun saçlı, yumuşak huylu lise öğrencisi bir genç.
11- Soruşturmacı Polis Şefi:
45 yaşlarında, orta boylu, çatık kaşlı, göbekli kalın enseli, sivil kahverengi takım elbiseli.
12- 3. Koğuşun şişman komandosu:
Şisman, giydiği elbisenin içine zorla sıkışmış, nefes almakta zorlanan, tembel hantal, işkence yaparken bile yorulduğu için tutuklulara kızan uykuya ve yemeye düşkün biridir.
13- Kitap Okuyan:
uzun ince boylu, avurtları çökmüş, 30 yaşlarında, okumuş, gür sesli biri.
14- Jilet:
22 yaşlarında uzun buylu ve ince bir komandodur. Burnu cetvel gibi uzun ve ince olduğundan bu adı almıştı.
15- Deli Salih:
Urfa doğumlu, 20 yaşlarında, okula gitmemiş, idam cezasından yargılanmış, gördüğü işkencelerden dolayı akıl melekelerini yitirmis. Daima güler yüzlü, şakacı bir gençti.
16- DEV:
20. Koğuşun gardiyanı, kısa boylu, bücür, daha sakalı çıkmamış bir çocuk veya cüce. Çelimsiz ve cüce olduğundan dolayı patronu Esat Oktay Yıldıran kendisine “DEV” adını takmıştır. Dev, hem azğın bir işkenceci hemde uzun boylu tutukluların bir numaralı düşmanıydı.
17- Doktor:
Diyarbakır cezaevi doktoru, 35 yaşlarında, şişman, kırmızı suratlı, doktordan ziyade kasaba benzeyen biri.
18- Mehmet Emin Besen:
Cizre doğumlu.Yaşlı, yakalanmadan önce bir devlet dairesinde memurdu. Gördüğü işkencelerden dolayı aklını yitirdi. Kendini cehennemde
sanıyordu, gardiyanlarada zebani diyordu. Ölmediğine bir türlü ikna olamadı, yaşadığını anlayınca kalp kirizinden öldü.
19- Selim Dindar:
20 yaşlarında, cizre doğumlu, ortaboylu yakışıklı bir genç.
20- Tutuklu:
Geceleri idam edilmek amacıyla koğuşundan çıkarılan ve şakacıktan idam edilen yüzlerce tutuklu vardır. Buradaki tutuklu da Adem Nezan gibi bir simgedir.
21- Mahmut Döner:
27 Yaşlarında ince boylu ve zayıf, Urfa doğumlu. Aynı işkence yöntemine yüzlerce tutuklu maruz kaldığı için bu da bir semboldur.
22-İbrahim Yıldız:
Bu kişi gerçekten yaşamış, tutuklanmış Diyarbakır cezaevine konulmuştur. Bir ara 35. koğuş olarak bilinen hücre bölümüne getirilmiş, burada da diğer tutukluların gözü önünde Mehmet Şen ile cinsel ilişkiye zorlanmıştır.
23- Mehmet Şen:
Bu da gerçektir, işkencelere dayanamamış kendisini celatların insafına terketmişti, onlarda aşağlıklarının ölçüsü olarak İbrahim Yıldız'la cinsel ilişkiye zorlamışlardı.
24- Ali Osman Aydın:
Diyarbakır zindanında 1982 ve 1983 yıllarında Esat Oktay Yıldıran`ın yardımcısıydı. Malatya doğumlu olduğu söylenirdi. 1.75 boyunda, 35 yaşlarında, sinsi, kurnaz, işkence yapmaktan zevk alan, aslında silik bir kişiydi.
25- Minik Astteğmen:
Uzun boylu, şişman, dev gibi bir yaratıktı, yüzü kırmızıydı. Büyük olduğu için patronu Esat Oktay kendisine “Minik” adını takmıştı. Diğer subaylar ve askerler ona apartman Sami diyorlardı. Takma isimli olduğundan gerçek adı ve nereli olduğu ögrenilemedi. Buda işkence yapmaktan zevk alan bir yaradılaşa sahipti.
26-Kambur astteğmen:
Bunun da sırtında bir kamburu vardı. Tam bir çakala benziyordu. Huyu, kalleşliği, korkaklığı, sinsiliği tam bir çakalinkiyle aynıydı. Daima uzun bir askeri parke ve uzunca botlar giyer, elleri cebinde dolaşır. İşkence yapmadığı gün kudururdu.
27-Co:
Yüzbaşı Esat Oktay'ın Kurt köpeği. Bu köpek özel eğitim görmüş ve cezaevinde teslim olan tutukluların kendisine tekmil verip “komutanı” dediği bir köpektir. Aynı zamanda çok saldırgan ve çok sayıda tutukluyu ısırarak yaralamıştır. Kürtçe konuşan tutuklulara karşı daha bir saldırgan davranmıştır.
28-Mazlum Doğan:
1956 Karakoçan doğumludur. Üniverste' yi terk ederek Kürdistan'da halkı örgütlemeye başlamıştır. 1978 yılında kurulan PKK nin Merkez Komite üyeliğine seçilmiştir. Dersim, Diyarbakır, Batman gibi bölgelerde örgütleme çalışması yürütmüş. 29 Kasım 1979 da Urfa'dan Mardin'e giderken bir araçta trafik polisleri tarafından göz altına alınmış, daha sonra Diyarbakır'da tutuklanmıştır. Cezaevinde çöp bidonu içine gizlenip dışarda Dicle kıyısındakı çöplüğe kadar giden orada tekrar yakalanarak cezaevine getirilen Mazlum cezaevindeki bütün direnişlere öncülük yapmıştır. Bütün direnişler yenilgiyle sonuçlanınca ve kullanılan bütün silahlar etkisiz olunca, yaşamına son vererek yeni bir direniş silahı yaratmıştır.
29-Şoför Hacı:
Suruç doğumlu, uzun boylu, güler yüzlü 27 yaşlarında bir genç.
30-Yıldırım:
28 yaşlarında zayıf, kel kafalı, kısa boylu birisi.
31. Ayşe Öztürk:
20 yaşlarında uzun boylu, ince belli karakaşlı güzel genç bir bayan
32. Ferhat Kurtay:
Mardin Kızıltepe Xurs köyü nüfusuna kayıtlı. Elektrik mühendisi olarak çalışıyordu. Mehmet Hayri Durmuş ile birlikte tutuklandı. Soruşturmada hiç bir suçlamayı kabul etmedi. İşkencelerin son bulması, tutukluların insanca yaşaması için kendini yakarak Diyarbakır'da tutuklulara uygulanan barbarlığı dünya kamuoyuna taşıdı.
33- Necmi Öner:
Çermik doğumluydu, uzunboylu güleryüzlü bir gençti. O da Ferhat Kurtay ile aynı koğuşta yaşıyordu. Zulmün son bulması için kendini yaktı
34- Mahmut Zengin:
Orataboylu, cana yakın, çevresinde sevilen bir gençti. Zulüme boyun eğerek ruhen ölmektense, ona karşı koyarak başı dik gitmeyi daha uygun görmüştü.
35 -Eşref Anyık:
Viranşehir nufusuna kayıtlıydı. Yoksul bir ailenin çocuğuydu.
36. Mehmet Hayri Durmuş:
Bingöl doğumludur. Hacetepe Üniversitesi Tıp Fakültesi dördüncü sınıftan terktir. Bu yüzden arkadaşları onu doktor olarak çağırırlardı. Uzun boylu, olgun, ağır başlı, her sözünü tartarak konuşan, eleştirilere tahammül eden, herkesin derdini dinleme tahammülünde olan, insanların kalbini kırmamaya özen gösteren çelebi bir insandı. Ankara`da okurken okulu terk edip Kürdistan`a döndü. PKK Merkez Komite Üyesi seçildi. Mardin Kızıltepe'de Ferhat Kurtay ile birlikte tutuklandı. Tutuklandığından, ölüm orucunda yaşamını yitirdiği güne kadar, zindanlarda ve askeri mahkemelerde tutuklulara önderlik yaptı. Son olarak işkencelerin son bulması ve savunma hakkının tanınması için ölüm orucuna girdi ve yaşamını yitirdi.
37- Kemal Pir:
Giresun Torul kazası nüfusuna kayıtlı, Hacetepe Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesinden terk. 1.78 boyunda, siyah saçlı esmer, korkusuz ele avuca sığmaz, kafasına koyduğunu yapan özelliklere sahipdi. Diyarbakır cezeevine konulmadan önce iki kez tutuklanmış her iki defa cezaevinden firar etmişti. 1979 da Lübnan`a gitti Filistin örgütlerinin yanında gerilla eğitimi gördü. Oradan dününce Arakadaşlarıyla Batman'a giderken yolda yakalandı. Polis soruşturmasında Kemal Pir olduğunu kabul etmedi. Kemal Pir olduğu açığa çıkınca da “Evet ben Kema Pir`im ama size ifade vermiyorum” dedi ve polise ifade vermedi. Diyarbakır cezaevine getirildiğinde yara bere içindeydi. İşkence altında olan tutuklulara daima moral kaynağıydı. Bildiği doğruları dobra dobra söylerdi. Kürt olmamasına rağmen, 14 temmuz 1982 de başlayan ölüm orucunun son gününe kadar Kürt davasını savundu. Bir deri bir kemik olarak cesedi Diyarbakır hastahanesinde babasına teslim edildiğinde, tabutta oğlunun cesedine bakan baba: “Oğlum sen dünyaya sığmazdın, seni nasıl sığdırdılar bu iki tahta arasına?” demişti.
38 Akif Yılmaz:
Kars doğumlu, Eğitim Enstitüsü mezunuydu. 1979 yılında Diyarbakır bölgesinde halkı bilinçlendirme ve örgütleme işleriyle uğraşırdı. Sessiz, ağırbaşlı, efendi bir gençti. Yüzünde çok sayıda kırışık olduğundan arkadaşları ona “Piro” diyorlardı. 28 Nisan 1980 günü Diyarbakır şehrinde polisin yaptığı bir operasyon sonucu tutuklandı. 14 Temmuz'da başlayan ölüm orucuna katılarak yaşamını yitirdi.
39- Ali Çiçek:
Urfa doğumlu sempatik orta boylu bir genç.
40- Bayan Sekreter:
26 veya 27 yaşlarında. Mini etek giyinmiş dudakları boyalı, kumral uzun saçlı bir bayan.
41- As. Savcı Bülent Cahit Aydoğan:
Sarışın, orta boylu, kırk yaşlarında üzerinde askeri elbiseler, omuzlarında yüzbaşı apoletleri ile PKK andavasının savcısıydı. Tarafsız gibi görünmeye çalışırdı. Ama üsten kendisini idare edenlerin emirlerine harfiyen uyar, işkence konusunda yapılan sikayetleri duymamazlıktan gelirdi.
42- Binbaşı Kemal Kavi:
Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesinde görülen PKK anadavasının mahkeme başkanı. Altmışın üzerinde, gür kaşlı, sert bakışlı çok nadir konuşan, delici bakışlarıyla tutuklulara bakan, elindeki kalemle önündeki kağıtlara sürekli bir şeyler çiziktiren, üzerinde ki havacı üniformasıyla heyetin diğer üyelerinden bir farklılık sergiliyordu.
43 - Emrullah Kaya.
Duruşma hakimi, yaşı ellinin üzerindeydi. Hakime benzer hiç bir tarafı yoktu. Tam bir cellat görünümündeydi. Yargıladığı herkesi açıkça düşman olarak görüyordu. Daima asker elbiseleriyle duruşmaya katılır, çok konuşur tutukluları ise az konuştururdu.
44 -Niyazi Erdoğan:
Heyetin tek sivil hakimiydi. Orta boylu, orta yaşlı, kırmızı yüzlü, çekingen bir adamdı. Bu heyete birde sivil kişi olsun diye yamanmıştı, zaten bir etkisi de yoktu.
45 – Ali Kılıç:
Siverek doğumlu, 1.75 boyunda , ince zayıf bir genç. Ölüm orucunun 30. gününde bıraktı..
46 – Fuat Çavgun:
Hilvan doğumlu. 12 eylül askeri darbesi olmadan önce tutuklandı, uzun süre Malatya cezaevinde kaldı. Sonra Diyarbakır Zindanına gönderildi. 14 temmuz 1982 yılında ölüm orucuna girdi. Komadayken ölüm orucu bitti. Uzun süre tedaviden sonra yaşama döndü. Beyinciği küçüldüğünden tam olarak iyileşemedi şu anda Almanya`nın Münih kentinde yaşıyor.
47- Bedrettin Kavak:
Batman doğumlu, orta boylu, sarışın, 12 Eylül darbesinden önce Siverek mıntıkasında tutuklandı. 14 Temmuz günü mahkeme salonunda ölüm orucuna katıldı, ama sonuna kadar götürmeden bıraktı. Şu anda Diyarbakır'da yaşıyor.
48- Üç bin tutuklu.
Yaşları on dört ile yetmiş arasında değişen 3000 tutuklu 1992 yılında Diyarbakır zindanında kalıyordu ve buradaki tutukluların tümü her gün her an sistemli iskenceye maruz kalıyorlardı.
YAŞANANLAR
1982 yılında Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince tutuklanan 45-50 yaşlarında, saçlarına kır düşmüş, orta boylu, hafif şişman Adem NEZAN, bir askeri Ring arabasıyla 5 Nolu Diyarbakır E Tipi cezaevi kapısı önünde indirildiğinde cezaevinin kocaman demir kapısı gıcırdayarak açılır.
Bir komando er zindana yeni geleni ensesinden tutarak giriş salonuna alır.
- 3 -
Griye boyanmış bu salonun bir duvarında Mustafa Kemal'in kocaman bir posteri asılıdır.
Karşısındaki duvarda ise İstiklal Marşı’nın ilk iki kıtası güzel italik bir yazıyla duvara nakşedilmiştir.
İstiklal Marşı’nın yazılı olduğu duvarın dibinde tunçtan bir Atatürk büstü dikilidir.
Giriş kapısının sol tarafında koridora açılan başka bir kapı daha vardır ve açıktır.
Yeni geleni karşılamak için bir başçavuş, bir grup komando erle birlikte salonda onu beklemektedir.
Başçavuş var gücüyle Adem’in yüzüne bağırır:
“Yavşak! İstiklal Marşının yazılı olduğu duvara bak!”
Adem duvara bakar.
Arkasından ikinci emir gelir:
“Hazır ol vaziyete geç! Dümbük!”
Adem daha ne olduğunu anlamadan elinde kalaslarla hazır kıta bekleyen komandoların saldırısına uğrar.
Tekme-tokat, cop, kalas darbeleri altında eğilir bükülür Adem.
Açıkçası Adem`in yaşamakta olduğu bir linç olayıdır.
Ve nereden geldiği belli olmayan esrarengiz bir komutla saldırılar bıçak gibi kesilir.
“Ayağa kalk!”
“Hazırola geç!”
“İstiklal Marşı’nı oku!”
Adem avazı çıktığı kadar duvardaki marşı okumaya başlar:
İSTİKLAL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, O benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra mile: ,
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal!
- 4 -
İstiklal Marşı’nı okuduktan sonra Adem`i uzunca bir koridora alıyorlar.
Komandoların ikisi sağında, ikisi solunda, kendisi ortada tedirgin adımlarla yürüyor. Ara sıra başını kaldırıp koridora bakıyor; bir sürü asker gelip geçiyor. Pekçok koridor, bu ana koridora açılıyor. Bir müddet sonra
Esrarengiz ses tonuyla saldırıları durduran subayın karşısına hazır ol vaziyette dikiyorlar.
Esrarengiz sesli bu adamın ismi Esat Oktay Yıldıran’dır.
Zindana yeni getirilen Adem, karşısında bulunduğu subayı daha tanımamaktadır.
Üzerindeki üniformadan onun sadece vasat bir komutan olduğunu düşünmektedir.
O an için yüzbaşı, çok nazik ve kibar tutumuyla Adem'i etkilemeye çalışır.
“Geçmiş olsun Beyefendi!” sesinin nezaket ve inceliği karşısında Adem rahat bir nefes alır.
Minnettar bir edayla,
“Sağolun komutanım” diye karşılık verir.
Yzb Esat: “Efendim, uzun bir süreden beri gözaltındaydınız, değil mi?”
“Evet efendim” diye karşılık verir Adem.
“Vah vah vah, biliyorum, orası çok kötü, hele hele o ******** polisler!”
“Evet çok cefa çektim komutanım….!”
“Evladım çok kirlenmişsiniz. Belki de uzun bir süredir haberleri de izlememişsinizdir”
“ Seni televizyonlu koğuşa mı alayım, banyolu koğuşa mı gitmek istersin?”
Adem sıcak suyla duş almanın zevkiyle: “Banyolu koğuşa gitmek istiyorum” diye cevap verir.
Yüzbaşı Esat, komando askerlere dönerek: “Çocuklar buraya gelin!“ diye komut verir.
Bir anda dört adet komando hazır ol vaziyette komutanın önünde durur.
Yüzbaşı Esat: “Beyefendi banyolu koğuşa gitmek istiyor!
Yardımcı olun!
Keselensin!
Tertemiz duşunu alsın!
Ondan sonra da uykusunu alsın!
Anlaşıldı mı?”
Komando erler hep bir ağızdan: “Emredersin Komutanım!” derler.
- 5-
Komandolar Adem'i 36. Koğuş olarak bilinen hücre bölümüne getirmişlerdir.
Diyarbakır E tipi hücre bölümü dört katlı bir yapıdır.
Her katında önü demir parmaklıklı on hücre vardır.
Her hücresi beş buçuk metrekare genişliğinde dir.
Her hücrenin içinde beton bir seki, arka bölümlerinde bir tuvalet, bir lavabo taşı, iki adet su musluğu vardır.
Zemin kattaki salon 40 metre uzunluğunda 10 metre genişliğinde dir.
Kanalizasyona açılan tuvalet boruları tıkatıldığından salonda bir diz boyu pislik ve sidik vardır.
Ve her şey beton matlığında, demir görüntüsündedir.
Banyo diye kendisine anlatılan bu salonda biriken keskin sidik kokusu genzini yakıp, içinden, yüzbaşının yumuşaklığı ile beton blokların sertliği arasındaki çelişkilerle boğuşmaya başlarken “Allaaah! Allaaaaah!” nidaları ve tekbir sesleri ile irkilir Adem.
Tekbir sesleri kesilince, ellerinde kalaslarla komando erler kapıdan içeri girer.
“Lan yavşak! Sen daha soyunmadın mı?” diye bağırır biri.
Adem Şaşkın vaziyette Komandoların suratına bakar.
Komandolar önce kendilerini tanıtırlar:
Benim Adım “Akın” der iriyarı, sarışın ve şişman olanı.
Benim ki “Kambur” der kara kuru kambur olanı
Bendeniz “Karabela” diye kendini tanıtır uzun boylusu.
Çavuş :“Benim adımda Mevlüt, Adamın yedi sülalesine mevlüt okurum.
…… Ve “keseleme işlemi!” başlar.
Adem sert kalas darbeleriyle yere yıkılırken bağırış ve feryatları arşı âlayı sarsar.
Karabela ve Kambur yarı baygın halde yere serilmiş Adem'i ayaklarından tutup çekerek boklu suyun içine sürüklerler.
Dövüle dövüle yüzdürülür.
Akın, sırtında yürüyüşler yapar.
Komando potinleri ile başına basılarak kafası boklu suya batırılır.
Adem canhıraş bir feryatla bağırır çağırır, yalvarır.
Ama sesini kimsecikler duymaz.
Bayılırsa belki kurtulur. Bayılmazsa film çevrilmeye devam edilir.
Adem’i dayaktan geçiren komandolardan Akın Karateciyi, Karabela Samurayı, Mevlüt Çavuş ise Cüneyt Arkın’ı oynamaktadır.
…. Ve Adem Diyarbakır 5 Nolu E Tipi Cezaevi’nde bunlardan dayak yiyen bir dublördür artık…..! Dinlenme ve sahne çalışmalarına ara vermeler ise Adem'in baygınlık derecesi ve süresi kadardır.
Ayağa kalkamayacak derecede baygınlık geçiren Adem, bir hayvan leşi gibi ayağından çekilerek sürüklenir, 36. Koğuşun ilk hücresine atılır. Üstü başı kan ve pislik içinde kalan Adem, beton yatağın üzerinde derin bir uykuya (!) dalar.
- 6 -
Yara bere içinde ve her tarafı adeta dökülen Adem ertesi gün yine aynı ekibi karşısında görür.
Ekibin başındaki Mevlüt Çavuş:
“Lan ibne ölmedin mi daha?”
Adem ani bir atakla ayağa fırlar. Hazır ol vaziyete geçer.
Bacakları ve elleri titrer.
Mevlüt Çavuş:
“Kahvaltı yaptın mı lan göt?”
Adem hırıltı gibi gelen bir sesle “Hayır” diye cevap verir.
Hücrenin kapısı açılır ve Adem hücreye bitişik küçük bir salona alınır.
Salonun ortasında ölü bir fare durmaktadır.
Mevlüt Çavuş, Adem'e:
“Hazır ola geç!” komutunu verir.
Adem hemen hazır ola geçer.
Akın, Karabela ve Kambur Adem`in etrafını çevirir.
Karabela: “Hiç fare yedin mi lan?” diye sorar.
Adem ne yapılmak istendiğini artık anlamıştır.
Midesi bulanır, acıyla kıvranır, ne yapacağını bilemez.
Dövülerek yere yıkılır.
İşkenceden kurtulmak için ölü fareyi yemekten başka bir yolunun bulunmadığını çok iyi bilmektedir.
Gözlerini kapatarak fareyi avucuna alır.
Edebildiğince ağzını açar, avuçları arasında bulanan fareyi ağzına tıkar.
Çiğnemeye başlayınca kusar. Fare ağzından yere düşer.
Mevlüt çavuş “Devam!” der.
Karabela Adem`i coplar, Kambur da bacak arasını tekmeler.
Soğuk terler içinde kalan Adem nihayet fareyi yutmayı başarır.
Ardından kusmuğunu yalatarak, salonu kendisine temizletirler.
Ve tekrardan 36. Koğuşun hücresine alırlar.
Adem beton sekinin üzerinde oturur, yakalandığı geceyi düşünerek, dalar.
-7 - Güneş batmak üzereydi. Kocaman yemek salonunda Adem, uzun mavi bir fistan giymiş, saçlarını kısa kesmiş ve Adem'e göre daha genç görünen eşi, iki kızı ve biricik oğlu aksam yemeğine hazırlanıyorlardı. Adem, uzunca antika bir masada eşiyle karşı karşıya oturmuş, kızları servis yapıyor, oğlu da okulda olan bitenleri anlatıyordu. Ademim Büyük kızı Zozan 25 yaşındaydı, yuvarlak yüzlü, uzun boylu ve kumraldı. Saçları beline kadar dökülüyordu. Böylece giydiği beyaz elbisenin içinde daha güzel görünüyordu. Küçük kızı Berfin büyüğüne göre daha kilolu, ama daha hareketliydi. Spor giyinmeyi seviyor, evde olduğu zaman spor giysilerini hiç üzerinden çıkarmıyordu. Tıp fakültesinde okuyordu ama yemek yapma konusunda ablasından daha maharetli görünüyordu.
Mutfaktaki buz dolabından bir ilaç kutusunu alan Zozan, babasına döndü:
“Baba, bırak doktora gitmeyi, bana güvenmiyor musun? Biliyorsun ki benim mesleğim, iki yıldan beri de eczanede çalışıyorum.” Dedi ilaç kutusunu getirip babasının önüne koydu.
Adem Nezan, ilaç kutusunu eline aldı, kızına baktı:
“Zozan`ım yavrum, sana güveniyorum, ama doktara danışmadan bazı ilaçları almamak lazım” deyince
Zozan: “Aşk olsun baba, yine bana güvenmiyorsan Berfin gelsin sana reçetesini okusun, doktor çıkmasına iki yıl var. Ona güvenirsin” dedi. Berfin mutfaktan koşarak babasının yanına geldi, ilaç kutusundan reçeteyi çıkarıp göz gezdirmeye başladı.
Adem Masada sessizce oturan oğlunu süzdü:
“Azad oğlum senin hiç ders çalıştığını görmedim, yine politikayla mı uğraşıyorsun?”
Azad: “Ya baba bırak ne politikası? Her gün insanlara işkence yapılıyor, çığlık sesleri ta Bağlar mahalesine kadar geliyor!”
Adem: “Ne yapacaksın oğlum?”
Azad “Ne yapacaksın olur mu baba, insanlara bok yediriyorlar!”
Adem: “Oğlum böyle şeylere inanma, devlet var, kanunlar var.”
Berfin babasıyla kardesinin tartışmasına müdahale etmek için;
“Bırakın bu tartışmayı, yemek geliyor!”
Berfin`in annesi kızına baktı: “Aferin kızım, bak sende okula gidiyorsun, Azad daha lisede bu işlerle uğraşıyor!” deyince;
Adem: “Bak Azad oğlum, bizim dedelerimiz bu dava için can verdiler, ama başarılı olamadılar. Ben başka bir yolu seçtim. Bu şehirde herkes beni tanır, herkese yardımım dokunmuş. İnsanların kalbini kazanmak onların refah düzeyini yükseltmek lazım. Bunun için sen oku, bu tür şeylerle uğraşma!”
Azad babasına cevap vermeye hazırlandı.
Zozan ile Berfin porselen tabaklar, kristal bardaklar, yiyecek ve içecekleri masaya dizmeye başladılar. Bu sırada kapı zili çalindı…..
Adem`in genç oğlu koşarak kapıya gitti. Bir müddet sonra “Baba” diyen sesi geldi. Eşinin yüzüne “acaba kim” dercesine bakan Adem, oturduğu yerden kalkıp kapıya gitti.
İkisi resmi, üçü sivil giyimli beş polis kapıda bekliyordu. Adem biraz şaşırdi ama yine de soğukkanlılığını koruyarak “Buyurun, birisini mi aradınız?” dedi. Kendinden emin bir ses tonuyla.
Uzun boylu, iriyarı, sivil giyimli polis, gayet soğuk bir ses tonuyla: “Beyefendi giyinin, bizimle karakola kadar geleceksiniz” dedi.
Adem`in üzerinde beyaz bir gömlek, kahverengi bir pantolon vardı. Hemen salona geri dönüyor. Kızları ve eşi ayağa kalkmış meraklı bakışlarla onu süzüyorlardı. Hiçbir şey demeden ceketini giyiyor ve eşine dönüyor:
“Ben bir karakola gidip geleceğim” deyip hızlı adımlarla salondan çıkıyor. Kızları ve eşi de onun ardından dış kapıya yürüyorlar. Oğlu kapıda donmuş gibi polislerin arasında uzaklaşan babasına bakıyordu.
Adem`i bir polis cipinin arka koltuğuna iki polisin arasına alıyorlar. Araba evin önünden uzaklaşınca, gözlerini askeri bir bezle bağlayarak başına bir torba geçiriyorlar…
-8–
Kurtoğulu olarak bilinen bir işkence merkezine götürülüyor. Gözleri bağlı bir vaziyette kıçına bir tekme vurarak bir yere itiyorlar. Ağız üstü yere kapaklandığında insan cesetleri gibi bir şeylerin üstüne düştüğü sanısına kapılıyor. El yordamıyla çevresini kontrol ediyor. İtildiği bu yerde, oturan insanların, dizlerine, omuzlarına, ayaklarına dokunduğunu fark ediyor. Zemin çıplak betondu, insanlar sessizdi ve büyük bir ihtimalle herkesin gözleri kendisinin ki gibi bağlıydı. Bir ara göğsünden bir tekme darbesi alıyor. “Lan yavşak, düzgün otur” bağırtısını işitiyor. El yordamıyla bulduğu boşlukta Buda heykeli gibi oturuyor. Bir müddet sonra salondaki sesleri daha net olarak işitebiliyor. Çok sayıda insan, kendisi gibi bu salonda gözleri bağlı olarak kıpırdanmadan oturuyor, sadece nefes alıp veriyordu.
Bu sessizlik salona giren bir grubun küfürleri, oturanlara tekme tokat girişmeleriyle bozuluyor. Aralarından birisini alıp gitmeleriyle birlikte gürültü bitiyor. Ancak bu kez de götürülenin çığlık sesleri salona yayılıyor. Bu çığlıklar öylesine korkunçtu ki; bu sesi işitenlerin içi ürperiyordu.
Tam yirmi üç gün, yirmi üç gece bu çığlıkları duydu. Ve sıra kendisine geldiğinde de alıp götürdüler. Tahta bir sandalyede oturtup ellerini arkadan bağladılar. Göremediği bir Adam gür bir sesle kendisine soru soruyordu:
“Bölücü örgüte neden para yardımı yaptın?
Adem: “ben kimseye yardım yapmadım”
“Yaptın ulan devleti kandıramazsın”
Adem: “Hayır yapmadım”
“Tezgahı hazırlayın!”
Tahta sandalyeye bağlı olan ellerini çözdüler, uzunca bir sırığı, omuzlarının üzerine koydular, iki kolunu yana açarak bir iple sırığa bağladılar.
Sırığın iki ucunu yüksekçe iki duvarın üzerine koydular. Çarmıha gerilmiş İsa gibi boşlukta sallanıyordu. Pantolonunu ve donunu çıkardılar. Çıplak iki kablonun ucunu vücudunda dolaştırdılar. Çığlıklar atmaya başlamıştı. O çığlık attıkça birisi “konuşacak mısın lan yavşak” diye bağırıyor manyetoyu daha seri çeviriyordu.
Çarmıhtan ne zaman indirildiğini hatırlayamıyordu. Fakat gözü kapalı kendisine bir kağıt imzalattıktan sonra bir yetkilinin sarf ettiği sözleri hatırlıyordu:
“Bu ibne umudunu bölücülere bağlamış, konuşmuyor, gönderin oraya gitsin, götürün gezdirin! Güvendikleri adamların ne halde olduklarını gözleriyle görsün! Ancak böyle ikna olur! Devletin büyüklüğünü kavrar ve tekrar devlete bağlanır”
Bu sözlerden sonra söylemediği ama altında kendi imzasının olduğu ifadesiyle Sıkıyönetim Mahkemesine sevk edilmişti……
-9-
Mevlüt Çavuşun “Hazır ol lan!” demesiyle düşlerinden sıyrılır hücrede olduğunu anlar.
Ayağa kalkarak hazır ol vaziyete geçer.
Demir anahtarla demir kapı açılır.
Adem salona çıkarılır.
Ekibin başı Mevlüt Çavuş, yumuşak bir ifade ve ses tonuyla:
“Beyefendi hangi koğuşta kalmak istersiniz?” der.
Ama Adem artık yumuşak ses tonlarına ve ifadelere karşı kaygılar beslemeye başlamıştır.
Banyolu(!) ve televizyonlu(!) koğuşlara gitmeye istekli değildir.
Başını önüne eğerek tereddüdünü gizlemeye çalışır.
Karabela`nın “Söyle lan yavşak!” sesiyle irkilince, dudaklarından “ben bilmem” kelimesi dökülüverir.
Tokat tekme darbeleri altında Mevlüt Çavuş`un yine bir hinlik tasarladığını anlamakta güçlük çekmez.
Mevlüt çavuş:
“Tamam lan! Seni bütün koğuşlarda gezdireceğiz. Hangisini konforlu bulursan orada istirahat edeceksin!” diye sırıtarak komutunu verir.
Hazırlanan senaryodan habersiz olan Adem çaresiz emre uyacaktır.
Mevlüt Çavuş:
“Rahat!”
Adem, ayağını bir asker gibi yana açarak rahata geçer
Mevlüt Çavuş:
“Hazır ol!”
Adem hazır ola geçer.
Mevlüt çavuş:
“Üçüncü koğuşa doğru marş, marş!”
Adem korkuyla titreyen acemi bir asker gibi nizami adımlarla uzun koridora doğru yürür.
- 10-
Üçüncü koğuşun kapısı açılır.
Yanındaki Mevlüt Çavuş ile Akın bir, Kambur ile Karabela diğer yana çekilir.
Adem açılan 3. koğuş kapısının tam ortasına dikilir.
Göz ucuyla koğuşun içine bakar .
Karşılıklı olarak koğuşun her iki duvarına iki katlı ranzalar konulmuştur.
Ranzaların arasındaki boşlukta ise iki sıra halinde dizilmiş tutuklular vardır.
Kafaları sıfır numaraya vurulmuş tutuklular heykel gibi durmaktadır.
Avurtları çökmüş, gözleri çukura düşmüş, benizleri solmuş mumyalar gibidirler.
Hepsinin üzerinde aynı renkten siyaha boyanmış asker elbisesi bulunmaktadır.
Gözyuvarlarında oynayan gözlerini görmeseydi bunların ölü olduklarına inanacaktı.
“Dikkaaaaaat!” diye gür bir ses duyulunca, tutuklular hep bir ağızdan boğazları yırtılırcasına “Emredersiniz Komutanım” diye karşılık verirler.. .
“Ne biçim ses, lan yavşaklar! Ranza altı ol!” diye bağırdı Mevlüt Çavuş.
Sıraya dizilmiş olan tutuklular “Ranza altı ol!” komutuyla birlikte adeta birbirlerini çiğnercesine yerlere uzanıp ranzaların altına girmeye çalışırlar.
3. Koğuşun şişman asker gardiyanı:“ Son sayı üç!” diye bağırıyor.
Ranza dipleri o kadar sayıda insanı alacak kadar geniş hacimli değildi. Yeterince yer yoktu. Bir uzuvları dışarıda kalmasın diye tutuklular birbirlerini çiğniyorlardı.
Şişko Komando er “iki” diyor.
En zorda kalanlar ise uzun boylu tutuklulardı. Uzun boylu tutuklulardan biri ranzanın altına giremiyordu.
“Üç” denilince bütün hareketli bedenler taş kesiliyor.
Ama kiminin kolu, kiminin bacağı ve kiminin kıçı dışarıda kalmıştı.
….. Ve eli kalaslı komandolar var güçleriyle dışarıda kalan uzuvlara vurmaya başladılar.
Bağırış ve haykırışlar yeri göğü inletiyor. Bu feryatlar karşısında sessiz bir ölüm bile haz veriyor Adem`e.……
Mevlüt Çavuş Adem`e dönerek “Burayı beğendin mi beyefendi?” diye sorunca Adem lal kesilir.
Yanıt alınmayınca kapı sert bir şekilde kapanır.
“Geriye dön! Besinci koğuşa uygun adım marş, marş!” komutuyla birlikte adeta robot kesilen Adem, verilen komutu eksiksiz yerine getirir……..
- 11 -
Adem zindanı tam ortasından ikiye bölen koridorun orta yerinde beklemektedir.
Bu koridor aşağı yukarı 200 metre uzunlukta sekiz metre genişliktedir. Bu ana koridora sağlı sollu açılan çok sayıdaki koridorla cezaevi adeta kocaman bir labirenti andırıyor.
Bütün bu koridorların duvarlarına yağlı boyayla savaş manzaraları, Atatürk portreleri ve ay-yıldızlı bayraklar çizilmişti.
Askeri marşlar ve Türklüğün büyüklüğünü anlatan çeşitli sloganlar, Atatürk posterleri, savaş manzaraları ve ay yıldızlı başların arasına serpiştirilmişti.
Ana koridorun zemini nemli ve ıslaktı. Hatta yer yer 5 cm kadar deterjanlı suyla doldurulmuştu.
100 metre kadar ileride bir grup tutuklu görünmektedir.
Her on metrede bir olmak üzere 20 kadar asker de sağlı sollu olarak koridora dikilmiştir.
Adem`i koğuşlarda dolaştıran Mevlüt çavuş: “Kıta dur!” deyince Adem biraz yana çekilerek koridorun kenarında put gibi yerinde durur.
Önünden geçmekte olan manzarayı seyre koyulur:
Sekiz kişi sırt üstü yere yatırılmış, sekiz kişi de arkaları dönük halde yerde yatanları ayak bileklerinden tutarak çekmekte ve yatanları paspas olarak kullanmaktadır.
Böylece koridorda bir iki tur attırıldıktan sonra bu sefer de çekenler çekilenlerin pozisyonuna geçerek koridoru temizlemeye devam ediyorlardı.
Adem hayretler içinde insanların da paspas olarak kullanılabileceğini ilk defa burada görüyordu.
….. Başını kaldırıp karşısındaki duvara bakıyor:
“Bir Türk dünyaya bedeldir” vecizesini gözleriyle okudu. Midesi bulandı…..
-12-
Beşinci koğuşun kapısı da komutla açılır ve Adem içeri sokulur.
Burada 30 civarında tutuklunun hazır ol vaziyette ayakta dikili olduğunu görür.
Tutukluların göğüsleri öne doğru çıkık, elleri ise yandan dizlerine yapışıktır.
Elinde kalın kaplı bir kitap tutan tutuklu bu gruptan yaklaşık üç metre uzaklıkta ve yüzü gruba dönüktür.
Adem`ın içeri girmesiyle birlikte tutuklu yüksek sesle kitabı okumaya başlar.
“Mustafa Kemal”
Elleri dizlerine yapışık göğüsleri öne fırlamış tutuklular koro halinde “Mustafa Kemal….”
Kitabı okumakta olan tutuklu:
“…Atatürk’ün Hayatı”
Tutuklular koro halinde “…. Atatürk’ün Hayatı..”
Kitabı okuyan: “Mustafa Kemal Atatürk’ün….”
Koro “Mustafa Kemal Atatürk’ün…”
Kitabı okuyan “Babasının adı:”
Koro Babasının adı:
Kitabı okuyan “Ali Rıza Efendi!”
Koro “Ali Rıza Efendi”
Komando Akın : “Marş kes lan yavşaklar, ses çıkmıyor”
O ara elinde kalas ile içeri giren Karabela “Ses kontrolüne” başlıyor.
Karabela: En baştaki tutukluya “ Mehter marşına başla” komutunu verir.
Tutuklu yüksek sesle:
Ceddin deden neslin baban
Hep kahraman Türk Milleti
Orduların pek çok yaman
Vermiştiler dünyaya şan”
Marşını eksiksiz okur.
Karabela: “Lan niye sesin düşmemiş? Dayak düzeni al! Yavşak!”
Mevlüt Çavuş diğer bir tutukluya “Sen de Harbiye Marşına başla! Göt!” diye komut verir.
Tutuklu:
“Yolumuzda olsa da dağlar kalın bir perde
Pervasız bir kartalız bu hudutsuz göklerde” diye okumaya başlar ama sesi çok düşmüştür. Sadece ağzını açıp kapatmakta, ağzından hırlamalar çıkmaktadır.
Mevlüt çavuş: “Lan yavşak hani ses? Neden sesin düşmüş? Sen de dayak düzeni al puşt!”
Tutuklu ellerini öne doğru uzatarak açar.
Demir çubuklar, lastik hortumlar, joplar ve kalaslarla dövülmeye başlanır.
Gün boyunca bu minval üzeri derse (!) devam edilir.
Adem bu gün için görmesi gerekenleri görmüş, görmediklerini görmesi için başka bir koğuşa doğru nizami adımlarla yola koyulmuştur.
- 13 -
Adem altıncı koğuşun havalandırılmasına alınır.
Burası da 50 metrekare kadar bir alandır.
Başını kaldırır yukarılarda mavi gökyüzünden başka bir şey göremez.
Kırmızıya boyanmış, karşısındaki pencere camlarının ortasında nakşedilmiş beyaz ay-yıldızı görür.
Etrafına bakar. Her taraf beton bloklarla sarılmıştır. Ve yaz güneşi ortalığı kasıp kavurmaktadır.
Çökmüş vaziyette bulunan tutukluların tümü sıfır numaraya vurulmuş dazlak kafaları ve çıplak ayakları ile bekleşmektedir.
Filmin başlaması için sanki her şey onu bekliyordu. Sessizliğin sesi vardı ortalıkta. Birazdan kıyametin kopacağını çok iyi biliyordu.
Havalandırmaya haramiler misali ellerinde coplar, sopalar, kovalar ve içleri yağ dolu şişelerle komando erler dolar.
Anlar ki birazdan çokça can yanar, insanlar ağlar.
Komando erlerden biri “En baştaki yavşak! Koğuşun ortasına gel!” diye bağırır.
Uzun boylu tutuklu orta yere doğru koşar.
Emirle belden aşağı soyunur.
Elleri dizlerinde olduğu halde domalır.
Katran karası cop kovaya sokularak yağlanır.
Önce diğer tutuklular ayağa kaldırılır, yüzleri duvara çevrilir.
Komando er yağlı copu iki eliyle erkeklik organı üzerine yerleştirerek domalmakta olan tutuklunun makatına sokar.
Tutuklunun çığlıkları havalandırma sahasının dışına taşar.
Bu bağırış ve feryatlar içinde adeta vahşileşen bir hayvan gibi komando er de ileri geri yaparken:
“Bu Ahu Tuğba için, bu Zerrin Egeliler için ”[1] diyerek bağırır..
Makatında cop olan tutukluya “Dik dur! Lan!” komutu verilir ve bu arada yüzleri duvara dönük olan diğer tutuklulara da “Geriye dön!” emri verilerek olay kendilerini seyrettirilir.
“Nedir bu lan?” diyerek seyreden tutuklulardan cevap istenir.
Kimseden ses çıkmaz. Herkes içinde kırılan bir şeylerin acısıyla başını önüne eğerek suskunluğa gömülür.
İleri geri yapan komando er “Cevap lan!” diye bağırınca başları önlerine düşmüş tutuklular koro halinde “Bilmiyoruz Komutanım” diye bağırarak cevap verirler.
Komando er biraz geri çekilerek “ Bakın lan yavşaklar! Kuyruklu Kürt budur işte!” diye bağırır.
Uzun boylu tutuklu grubun içine gönderilirken aynı işlemi tekrarlamak için bir başka tutuklu ensesinden yakalanarak orta yere alınır…..
…. Ve Adem buradan başka bir koğuşa götürülür.
-14-
“Dördüncü koğuşa doğru marş!” komutu ve uygun adımlarla Adem`i koridorda yürütmeye başlarlar.
Kendisini dördüncü koğuşta ne türden bir zulüm bekliyor diye düşünerek yürümeye başlar.
Başı dik olduğu halde düşüne düşüne uygun adımlarla yürümeye devam eder.
Mevlüt Çavuş “Gideceğin koğuşta veremlilerle tanışacaksın!” diye itekler.
Dördüncü koğuşun kapısı açılır açılmaz boğuk öksürük sesleri yükselmeye başlar.
İçeri girince sigara dumanından insanları seçmekte zorlanır.
Gözlerini ovuşturur, karanlığa uyum sağlamaya çalışırken , bazı siluetler belirir. Gözleri biraz daha seçince;
Veremli her hastanın sağ elinin iki parmağı arasında yakılmayı bekleyen dört sigarayı görür.
Komando erin komutuyla bir anda çakmaklar çakılarak sigaralar tüttürülmeye başlanır.
Emirle eller kalkar ve yine emirle dudaklar sigaraları yakalar.
“Çeeeeeek, bıraaaaaaak! Çeeeeeek, bıraaaaaak!” emirleri eşliğinde koğuşa daha fazla duman dolar.
Kendilerini sigarayla vuran tutuklulara ağlamaya çalışırken, boynundan tutularak dışarı çıkarılır.
- 15 -
Adem`i 4. koğuşun koridorundan geri çevirirler.
7. ve 8. koğuşun havalandırma yerine götürürler.
Gördüklerine şaşkınlık içinde bakar.
“Bu da ne?” der kendi kendine.
Ayakta duran her tutuklunun bir elinde servis tabağı, diğer elinde ise kaşık var!
“Oh! Yarabbim! Demek ki burada yemek servisi yapıyorlar” diye düşünür.
Düşündüklerinin saflığını tutuklular yüzünden okur.
Çaresiz bakışlarla ona bakarlar.
Bu arada komandolar havalandırmayı basar.
Dört tutukluyu kollarından tutup fosseptik çukurunun bulunduğu beton kapağın yanına götürürler.
Fosseptik çukuru kapağını kaldırtıp tabaklara bok doldurmasını emrederler.
Bu dört tutuklu bütün tutukların tabaklarına bok doldurup servisi tamamlarlar.
Herkes elinde kaşığı ve tabağı ile çömelmiş vaziyette gelecek olan komutu bekler.
Komando Akın “Yemeye başlayın çakallar!”diye komut verince, Kambur bağırarak: “ Çabuk olun lan yavşaklar, son sayı üç! ”
Üç dakika içinde tabaklar kaşıklanarak temizlenir. Temizleyemeyenler için ise işkencelerden işkence beğen safhası başlar!.
…. Ve Adem`i Dante’nin cehennem odalarını dolaştırmaya devam ederler.
- 16 -
Yeni girdiği havalandırma 9. ve 10. koğuşların havalandırmasıdır.
Kalabalıktan anlaşılmaz bir uğultu yükselmektedir.
Yere çömelmiş tutukluların gözleri yaşlarla doludur.
Kalabalık tutuklu gurubuna yaklaştığında sesler bıçak gibi kesilir.
Gözler Adem`e dikilir.
Adem dikkatlice bakar. Her tutuklunun elinde kuru bir ekmek vardır.
Olağan bir durumla karşılaşmıştır diye sevinir kendi kendine.
Arkasından gelen Akın`ın “Kremi ekmeğin üzerine sür” komutuyla düşüncelerinden sıyrılır.
Koğuşun ortasındaki krem deterjan kutusu tutukludan tutukluya dolaştırılır…..!
Kutuyu alan her tutuklu krem deterjanı ekmeğinin üstüne sürer.
Ardından bir bidondan bardaklara deterjanlı su doldurulur.
Lokma başına, komutla coplanan tutukluların mideleri doldurulur.
Neler oluyor diye düşünmesine izin verilmeden Mevlüt Çavuşun ekibi Adem`i kolundan tuttukları gibi çekip götürürler.
-17 –
Adem 11 ve 12. koğuşun havalandırmasındadır.
Yine hava sıcak.
Tutukluların tümü belden aşağısı çıplak tutulmaktadır.
Belli ki her günkü rutin uygulamaların başlamasını beklemektedirler.
Bir komando asker: “Dikkaaaaat! Hazır mısınız lan ibneler!”
“Hazırız komutanım” diye sesler yükselir.
“Herkes eline bir sigara alsın! Lan göt verenler”
Eller sigaralara uzanır. Ve hazır ol vaziyette komut beklenir.
“Komut bir! Sigarayı yak!”
Tutuklular ellerindeki çakmakla sigarayı yakarlar.
“Komut iki! Sigaranın filtresini kıça tak!”
Sigaralar kıça takılır.
Komut üç: Domal! Eller dizde volta at!”
Adem buralarda kıçla sigara içirildiğini görünce yaşadıklarının bir kabus olduğuna inanır….!
-18 -
“Yarabbim” der Adem.
“Ben nereye düşmüşüm!?
Cehennemin hangi tabakasındayım?
Allah’ım! Eğer burası bir cehennem ise nasıl bu kadar zalim olabilirsin? Yok eğer burası 5 Nolu Diyarbakır E tipi Cezaevi ise bu kadar zulme nasıl tahammül edebiliyorsun? Haşa yoksa benim görmekte olduğum sadece bir rüya mı? diye yaratana sitem eder.
Belki de akli melekelerimi yitirdim de sadece hayal görüyorum diye düşünür. Neleri yaşamakta olduğuna daha karar kılmadan ayakları ve yanındaki komandolar onu 13. ve 14. koğuşların havalandırmasına ulaştırırlar.
Burada da tutuklular kendilerine reva görülen azap türünü sergilemeye hazırlandırılmışlardır.
Gördüklerine tutuklu demeye bin şahit lazım. Karşısında iskelete dönüştürülmüş yaratıklar vardı sadece.
İşte bu iskelet yaratıklar az sonra tüm hünerlerini ona göstereceklerdi….
“Öl!” dendi mi ölünecekti, “diril!” dendi mi dirileceklerdi!
Oyunun adı da “Öl-Diril” oyunu olacaktı.
Yanındakiler gerçekten komando er miydi yoksa zebani mi onu bile karıştırmışken, zebani komando er Akın komutunu verir:
“Yuvarlak halka olarak dizil!”
Tutuklular havalandırma salonunda hemen halka oluştururlar.
“Kısa boylu sen! Ortaya geç!”
Kısa boylu tutuklu halkanın ortasına gidip hazır ol vaziyette bekler.
“Öl! dediğimde dikilmiş bir kalas gibi dümdüz yere düşeceksin! Anlaşıldı mı yavşak!”
Tutuklu yüksek bir sesle “Emredersin komutanım” diye bağırır.
Akın:
“Öl!”
Tutuklu ayakta can vermiş gibi bir kalas düzlüğünde yere düşer.
Akın:
“Diril”
Tutuklu hızla ayağa kalkarak hazır ol vaziyete geçer.
“Öl-diril” oyunu tutuklu kalkamayıncaya kadar devam eder.
Sonra sıra bir başka tutukluya gelir.
Adem`i alıp götürürler.
-19–
Koridorların birinde yürütülmektedir Adem.
Ve kulaklarına işkence feryatları ulaşmaktadır.
Bazen askeri marşlar, bazen da acı yüklü çığlıklardır duydukları.
Yalvarmalar yakarmalar da bu çığlıklara ve askeri marş seslerine karışır.
15. ve 16. koğuşun kapısında hareketlenmeler görür.
Tutuklular tekme ve kalaslarla dövülüp koğuştan havalandırmaya çıkarılmaktadırlar.
En son da o alınır havalandırmaya.
İçeri girince tutukluları anadan doğma çırılçıplak bulur.
Hepsi bir deri bir kemik kalmıştır.
Sıfıra vurulmuş kupkuru kafaları ve çukura düşmüş gözleri ile bir hayaleti andırmaktadırlar.
Cehennemin bu tabakasındaki azabın ne olduğunu merak eder.
Asker komutunu verir: “Yavşaklar! Tek sırayı gir!”
Çıplak tutuklular tek sıra halinde dizilirler.
“Baştaki ibne sırtüstü yat!”
En öndeki tutuklu hazır ol vaziyette sırt üstü yere yatar.
“İkinci ibne yatanı bacaklarının arasına al!”
“ Cinsel organını ve testislerini iki elle tut!”
İkinci tutuklu denileni aynen yapar.
“Yavşağı tart! Kaç kilo olduğunu bildir!”
Arkadaşının testislerini ve cinsel organını elleri arasında tutan ve onu kaldıran tutuklu bağırarak:
“ Tarttığım Mardin doğumlu Ali Kaya’dır. 50 kilo gelmiştir. Emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım” der.
Tartan tartılanı yere bırakır.
Bu sefer de tartılan tartanı tartmaya başlar!
Kantar da, tartılanda insandı burada. Birinin ayakları yerde, diğerinin ise gövdesi havada.
Ve daha onlarca kişi vardı sırada.
O tanıktı.
İnsanlar vardı, ama insanlık yoktu burada.
- 20 -
Şimdi girdiği koğuş tertemizdir.
Tutukluların bakışları tedirgin, suratları bezgindir.
Onu ve yanındaki zebanileri görünce üç sıra halinde dizildiler.
Sırayla, bir, iki üç…. diyerek otuz üçe kadar saydılar.
Sayım bitince sessiz kalıp gelecek olan komutu beklediler.
Koğuş gardiyanı Jilet’in içini ürperten bir sesle “ Çöp bidonunu koğuşun ortasına al!” dedi.
Bir tutuklu tuvalete koşarak elinde bir çöp bidonuyla birlikte geri döner.
Suratının ortasında sanki cetvelle çizilerek kesilmiş ince ve uzun burnundan dolayı jilet lakabını alan gardiyan:
“Çöpü yere dök!” deyince, sigara izmariti, çamur, süpürge döküntüleri, bez parçaları ve yara sargılarından oluşan pislik koğuşun ortasına saçılır.
Jilet:
“Rahat! Hazır ol!”
Kolları ve bacakları titrer tutukluların. Denileni yaparlar..
“ Bütün çöpler yenilecek! Son sayı üç!” diye bağırır Jilet.
İnanılmaz bir hızla çöpler ve çaputlar yutularak mideye indirilir. Jilet “üç!” dediğinde koğuş yalanarak temizlenmiştir bile.
….. Ve Adem dövülerek 17. koğuştan kovulur.
|