Giriş Tarihi: Jun 2006 |
|
|
Mesaj: 28,217
|
|
Üye No: 5117
|
|
Cinsiyeti : Bay
|
Rep Power: 192000
| Rep Puanı : 36232956
| |
|
| |
|
ellerine sağlık pcko bilgiler için tşklr ..
..
....
Batı Literatüründe Kürt Kadını
Alıntı:
19. Yüzyılda Mirliklerin çözülmesinden ve Kürt halkının Osmanlıya başkaldırmasından sonra, kadının yeniden savaş ve politika sahnesine çıktığı görülüyor. 19. Yüzyıla ilişkin Batılı seyahatnameler; Kürt kadınlarının ustalıklı at biniciliğinden(süvarilik) övgüyle söz ediyorlar. Sözgelimi 19. yüzyılın ilkyarısında Kürdistan'ı gezen Fransız gezgin M. B. Poujoulat, Kürt kadınlarına ilişkin gözlemlerini şöyle yansıtıyor: "Kürt kadınları gerçek amazonlar; mükemmel ata biniyorlar ve kocaları gibi silahlılar. Zarif vücutlular, ama güneşten yanmış yüzleri hiç de sevimli değil. Kesinlikle peçe takmıyorlar; giysileri deri kemerle sıkılan, göğsü açık gri kumaştan oluşuyor. Küçük paralar bağladıkları uzun siyah saçları omuzlarında dalgalanıyor. Başlarına, geriye sarkıttıkları sarı veya mavi ince bir örtü takıyorlar, çıplak ayakla geziyorlar".
Aynı yıllarda Gulistan'ı gezen İngiliz gezgin Rich de benzeri gözlemlere sahiptir: "Gülistan kadınlarının durumu Türkiye ve İran'dakinden çok daha iyidir; onlar eşleri tarafından eşit muamele görüyorlar."
Üç yıl boyunca İran ve Gülistan'ı gezen Alman gezgin Georg Fowler'in tesbitleri de aynı doğrultudadır:
bydigi.com/pckopat
"Yedi yaşından itibaren erkek çocuklar silahla tanıştırılırlar. Kadınlar bile, bedenlerine büyük güç kazandıran silah kullanma alıştırmalarından nefret etmezler. Kürt kadınları, buğday tenli, pazılı; bazen örgülü, bazen sarkık, bazen de yabanice dağılmış uzun saçlıdırlar. Büyük siyah gözleri parlak ve hayat doludur. Fakat gözündeki bu hayatiyet ve canlılık, vahşi tabiat ortamından dolayı ele-avuca sığmayan karakterdedir."
Kırsal kesimdeki Kürt kadınlarının, çoğu zamanlarını ev işlerinde ve kirmenle yün eğirmekle geçirdiklerini belirten yazar, bu kadınların takıyı çok sevdiklerini, alınlarında ve vücutlarının başka yerlerinde sıralamış oldukları metal takılan taşıdıklarını söyler.
bydigi.com/pckopat
Fowler, başlık geleneğini ise şöyle değerlendirir: "Havva'nın güzel kızları ebeveynlerinin yanında o kadar değerlidirler ki, bu değerden dolayı, evlendiklerinde kendilerine para verecekleri yerde, başlık parası talep ederler. Evlenecek koca, evlilikten dolayı kızın anne ve babasının mahrum edildikleri hizmet yerine maddi bir bedel öderler.
Eşiyle birlikte Kürtler arasında uzun çalışmalar yapmış Fransız gezgin ve antropolog Ernest Chantre, gözlemlerine dayanarak şu belirlemelerde bulunur:
"Kürt kadınları, genellikle güzel ve iri yapılıdır. Özellikle dağlarda yaşayan Kürt kadınları, yabancı erkeklerin yanında yüzlerini gizlerler.
Kadınlar, burunlarına hızma, kollarına metal bilezikler takarlar. Kostümleri genellikle Ermenilerinkine, bir kısmınınki ise İranlılar'a benzer.
Kürt kadınları, genellikle çadırların kurulmasında ve yerleştirilmesinde büyük hüner gösterirler. Kürt kızları çok güzel halı dokurlar.
Tıpkı Arap ve İranlılarda olduğu gibi, çokeşlilik özellikle aşiret reislerinde görülür. Evinde iki gün kaldığımız ve arkadaş olduğumuz Haydaran aşiret reisinin üç eşi vardı. Bunlardan en genci 20'li yaşlarda çok güzel ve rengarenk giysiler ve değerli takılarla süslü, uygar görünümlü İranlı bir bayandı."
Yazar, erkek çocukların doğumunun sevinçle karşılandığını, ancak aynı şeyin kız çocukları için söylenemeyeceğini de ekliyor.
bydigi.com/pckopat
"Türkiye'de Kadın ve Folklorları" üstüne önemli bir çalışma yapmış olan İngiliz kadın araştırmacı Lucy Garnett, eserinin önemli bir bölümünü de Kürt kadınına ve folklorlarına ayırır. Doğrudan gözlemlerinin yanısıra daha önce yayımlanmış olan seyahatnamelerden ve araştırmalardan yararlanan Garnett, Kürt kadını konusunda ilginç belirlemelerde bulunur:
"Müslüman olmalarına karşın, Kürt kadını dışarıya çıkarken peçe ile örtünmez. Ancak Süleymaniye gibi büyük şehirlerde soylu kadınlar, İç Anadolu'daki Türk kadınlar gibi mavi bir örtü ile örtünür ve yüzünü siyah at kılından yapılmış peçe ile gizlerler. Ancak bu zorunlu bir davranış değildir ve daha çok tanınmadan kentte dolaşmak isteyen yüksek sınıftan kadınlar tarafından uygulanır. Alt sınıftan kadınlar ise yüzünü örtmez. Köylü kadınları evden çıkınca, göçebe kadın ise yolda iken yüzünü tülbentle örter. Türklerden farklı olarak, erkek hizmetkârlar kadınların bulunduğu odalara serbestçe girebilir ve erkek konuklar tüm aile tarafından ağırlanır.
Davranışlarında açıkça görülen bu özgürlüğe karşın, Kürt kadınları son derece gururlu ve terbiyeli bir yapıya sahiptir ve ne Ermeni kadınları gibi ürkek, ne de Osmanlı kadınları gibi küstah davranırlar."
Garnett'in, Kürtler'de anaerkilliğin izlerini taşıyan şu belirlemesi de ilginçtir:
"Kürt kadınları, özellikle de göçebe aşiretlerdeki kadınlar, aşiretin kan davası, planlar ve düzenler gibi sosyal ve siyasal tüm meseleleri ile ilgilidir ve katkıda bulunurlar. Erkekleri gibi eğlenmesini bilir ve yorulmazdırlar ve her an atlara atlayıp kocalarının yanında maceralara atılabilirler."
bydigi.com/pckopat
Yazar, ev ortamında kadın-erkek ilişkileri konusundaysa şöyle diyor: "Ev ortamında, ana baba, kız kardeş ve çocuklarına karşı son derece bağlı olan erkekler, kadınlara eşit davranır. Koca rolünde ise erkekler saygılı, nazik ve anlayışlı davranır."
19. Yüzyılın sonlarında Türkiye'de uzun süre bulunan ve literatürde "Löbel Efendi" olarak adlandırılan Hollandalı araştırmacı D. Theophil Löbel, gözlem ve araştırmaları ile güvenilir kaynaklara dayanarak hazırladığı "Türkiye'de Düğün Törenleri" konulu çalışmasında da benzeri tesbitlerde bulunur:
"Kürt kadınları, Şark'taki diğer kadınlardan daha fazla özgürlüğe sahiptir ve erkekleri kadar yiğittir. Bunun güzel bir örneğini Kürt kadını Kara Fatma sergilemektedir. Toroslar'da bulunan Revandiz'de yaşayan Kara Fatma, Kırım Savaşı çıktığında bir süvari bölüğünü toplayıp, Padişaha, Ruslar'a karşı savaşmaya hazır olduklarını belirtmek için İstanbul'a gitmiştir.
Kürt kadınları ve genç kızları genel olarak peçesiz dolaşır. Bazen zengin ve soylu aşiret kadınları, başlarını kırmızı bir örtüyle örterler."
bydigi.com/pckopat
Yazar, Yezidi Kürt kadınlarının da belli bir güzellikten yoksun olmadıklarını, kadınların hep eşlerinin yanında bulunduklarını ve yorucu, tehlikeli yaşamlarını onlarla paylaştıklarını ve toplum tarafından hoş tutulduklarını belirtir.
"Çeşitli Irklarda Kadın Güzelliği" konusunda görsel ürünlere dayalı bir araştırma yapan başka bir Hollandalı araştırmacı Dr. C. H. Stratz da, daha çok Kürt kadınının fiziki özelliklerinden yola çıkarak, "Pers yani İran kökeni ile akrabalığı olan Kürt kadınlarının göze çarpan güzellikleri, yüz hatlarının uyumluluğu, el ve ayaklarının küçüklüğü açıkça görülmektedir; ince ve uzun elleri, özellikle ikinci parmaklarının uzunluğu dikkat çekmektedir" demektedir.
1881'de yayımladığı "Das Frauenleben der Erde" (Yeryüzü Kadınlarının Yaşamı) adlı kapsamlı gravürlü çalışmasında Kürt kadınına da epeyce yer veren ünlü Avusturyalı araştırmacı Amand Freiherr von Schweiger-Lerchenfeld, 1904'te yayımladığı "Die Frauen des Orients" (Doğu Kadınları) adlı fotoğraflı eserinde de Kürt kadınına epeyce yer ayırır.
bydigi.com/pckopat
Araştırmacı-yazar, "Önasya'nın dağlık bölgelerinde yaşayan Kürtler hakkındaki yargı ve düşüncelerini" özet olarak şöyle sıralar: Özgürlük tutkunu, misafirperver, sözünün eri, soygun ve talana eğilimli, kinci ve incir kabuğunu doldurmayan sorunları büyütüp ölüme kadar götürmek. .
Konuyu oldukça araştırmış bir oryentalist olarak Lerchenfeld, ilginç belirlemelerde bulunur:
"Kürtlerin yukarda belirttiğimiz bağımsız ve özgür olma tutkusunun gelişip yerleşmesinde,, Kürt kadınının önemli bir katkısı olmuştur. Doğanın en ağır ve hırçın ortamında şekillenen Kürt kadını, aylarca yaylalarda kendi başına kalırken bazen de eski bir kalede kocasının yanında misafirlerine ev sahipliği yapar. Kürt kadını Türk ve Persli kadınlar gibi haremi tanımadığı gibi, ev yaşamında ve ev işlerinde oldukça hünerli ve çabuktur.
Günün erken saatlerinden başlayarak hiç dinlenmeden geç saatlere kadar ev veya çadırda, yemek yapmakla, çocuklarının bakımıyla, ava veya çatışmaya giden kocasının silahını, atını, yolluğunu hazırlamakla geçirir.
bydigi.com/pckopat
Kürt kadını kilim tezgahlarının önüne oturduğunda veya ipliğ eğirirken, dağ kokularıyla dolu ezgiler mırıldanır. Tabii bu dağ kokularıyla dolu ezgiler, daha sonra kendini kilimde doğanın renkleri olarak dışa vurur.
Kürt kadınları, dış görünümleriyle de oldukça ilgi toplarlar. Vücudunun çeşitli yerlerinde bulunan dövmelerin dışında Asya kadınlarına özgü burunlarındaki hızmalarıyla da ilginç bir görünüm sergilerler. Genel olarak yapılı bir vücuda sahiptirler. Vücudun bu iri yapısı, Kürt kadınlarının estetik ve canlı görünmesine engel olmaz.
Kürtler, kızlarını oldukça disiplinli yetiştirir. Dışarıya karşı sürekli bir utangaçlık gösterirken, Kürt kızları her zaman ciddi ve kendinden emindir. Kürt kadınları arasında mavi gözlü ve sarışın saçlı kadınlar bulmak mümkün.
Kostümü andıran elbiseleri giymeyi severler. Alınlarını gümüş ve altın paralarla süslemeleri meşhurdur."
Kürt toplumunu yakından tanıyan Kock gibi yazarlar, "Kürt kadınları erkeklerinden geri değildirler" derken; yine Kürtler'i yakından tanıyan ve uzun süre ünlü Kürt aşireti Caflar'ın liderliğim yapan Adile Hanım'in yanında bulunan İngiliz subay ve yazar Soane de, "Kürt kadınları diğer hiç bir Müslüman ırkta görülmeyen bir mevkiye sahiptirler" belirlemesinde bulunmaktadır.
Soane, şöyle bir anısını aktarır:
"Birçok kez evin hanımı kocası evde olmadığı halde, beni bir erkek gibi karşılamış, yanıma oturarak benimle konuşmuştur. Bu hareketleri yaparken de İranlı ve Osmanlı kadınlarında görülen garip bir bönlük ya da yapmacık namuskâr anne davranışlarında bulunmamıştır. Hatta kocası gelip, atını bağlayıp çadıra girinceye kadar da bana hizmetini sürdürmüştür."
Kürt halkını çok yakından tanıyan bir ingiliz diplomat ve yazar da, C. J. Edmonds'dur. Kürdoloji bölümünün önemli eserlerinden biri olan "Kurds, Turks and Arabs" adlı kitabında, başta Caf aşiretinin reisi Halepçe'li Adile Hanım olmak üzere birçok ünlü Kürt kadını hakkında bilgiler verir ve anekdotlar sunar.
bydigi.com/pckopat
"Köylerde, Kürt kadınları da, Ortadoğu'daki komşuları kadar güç koşullarda yaşamlarını sürdürmektedir, güç işlerin tümü onların omuzundadır. En zor işlerden birisi de, deriden yapılmış tulumlar içinde, pınardan doldurdukları buz gibi suyu sırtlarında köye taşımaktır; bu sadece kadınlara mahsus bir iştir. Bununla birlikte aşiret reisi aileler içinde kararlarda söz sahibi olan kadınlara rastlamak olağan bir durumdur. Bunların içinde en ünlüleri belki de Halepçeli Adile Hanım'dır" diyen yazar, benzer yapıda bir başka Kürt kadınını, Fatma Han'ı da tanıtır:
"Revanduz yakınlarında yaşayan ve memurlar tarafından Fatma Han olarak bilinen başka bir hatun vardır. Bu kadın, kocasının ölümünden sonra sekiz köyden oluşan bir grubu yönetmiş. Hükümetle ilgili tüm işleri Fatma Han halledermiş ve Parlamento seçimlerinde, köy halkı onu kendileri için oy vermek üzere vekil olarak görevlendirmiş; oysa yasaya göre sadece erkekler seçme ya da vekalet etme hakkına sahipmiş. Sıradan Kürt kadınının büyük bir potansiyel barındırdığı aşikârdır" .
Bildiğimiz kadarıyla, doğrudan Kürt kadınına ilişkin ilk kitapçık, Ekim Devrimi'nden sonra 1927'de Moskova'da yayımlanıyor: . Kürt Kadını
O dönem Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin, çeşitli halkların kadınlarına dönük genel bir çalışması çerçevesinde yayımlanan kitapçık, sözkonusu partinin yarı-resmi bir yayını durumundadır. N. A. Smirnov tarafından kaleme alınan çalışma, parti yayını olması dolayısıyla kuşkusuz bilimsel olmaktan çok, bir resmi ideolojinin bakış açısını yansıtmaktadır. Buna rağmen, gerek bölge halklarıyla karşılaştırmalı bir çalışma olması, gerekse tarihsel ve toplumsal gerçeklikleri yansıtması açısından üzerinde durulmaya değer bir çalışmadır. Biz burada ayrıntıya girmeden, kimi ilginç tesbitleri aktarmakla yetinmek istiyoruz:
bydigi.com/pckopat
"Küçük Asya'nın büyük çoğunluğuna, İran'a ve Sovyet Kafkasya'sına dağılmış bütün Kürt kabilelerindeki yaşantı, aile ilişkileri ve kadının konumu temel çizgilerde aynıdır. Kürtler çeşitli islami mezheplere (Türkiye ve Irak Kürtleri Sünni, Alevi ve Yezidi; Batı Kafkasya'dakiler Şii,Yezidi -Sünnilerin büyük çoğunluğu 1918'den sonra Türkiye'ye geçmiştir-; İran'dakiler Şii ve Ali-İlahi) dağılmış olmalarına karşın din, diğer Müslüman ülkelerde gördüğümüz gibi, onlarda belirgin bir ayrım ve kadının konumuna belirgin bir etki yapmamıştır. Kürtler genel olarak dindarlıklarıyla göze çarpmamaktadırlar. Kürt kadını, onlara komşu Ermeni, İran ve Türk halklarının kadınından daha bağımsız bir konum almaktadır. Bunun yanısıra kadın, kabile hayatındaki bütün önemli olaylara katılmakta, çoğunlukla kadın atamalar ve bazı grupların kadın önderleri görülmektedir. Bu, kadınların kabile yaşamını yönettiği eski dönemlerdeki anaerkil kalıntıların burada henüz korunduğunu ispatlamaktadır. Kadınlar, sıklıkla askeri müfrezelerin başında yer almakta ve savaş sırasında Türk ordusunda komuta görevleri üstlenmektedir.
bydigi.com/pckopat
Kürtler'de çok eşlilik ve kadınların inzivası tam olarak gözlemlenmemektedir. Bu, bir yandan kısa zaman öncesine dek göçebe olan Kürtlerin ekonomik hayatının karakteriyle, diğer yandan tarlada, hayvancılıkta ve evdeki bütün işlerde kadının yer aldığı aile yapısıyla açıklanmaktadır.
Gerçekte çevrenin etkisiyle Kürt aristokrattan, Türk ve İran aristokratlarını her alanda taklit etmek isteyerek haremler kurmuş, kendi eşlerini eve kapanmaya zorlamış ve birkaç eş almışlardır. Fakat bu yeni uygulama Kürt halkına hiç de uygun gelmemiştir.
Kürtlerin toprağa yerleşme süreciyle birlikte Kürt kadınının konumunun sürekli olarak eşe daha fazla bağımlılık ve daha fazla kişiliksizleşme yönünde değişmeye başladığını belirtmek gerekir. Yerleşik Kürtler, Türkler ve İranlılardan aile yapısını ve onların kadına yaklaşımını daha kolaylıkla benimsemişlerdir. Aynı durum, bizim Sovyet Kürtleri'nde de gözlemlenmektedir. Bu Kürtler, aralarında yaşayan Türklerden pekçok şey almışlardır. Burada, çevre halklarla karışma süreci de büyük öneme sahiptir. Kürtler, ilke olarak sadece kendi aşiretlerinden kadınlarla evlenmelerine karşın gerçekte onlar sıklıkla komşu halklardan da eş almaktadır; bu durum özellikle Batı Kafkasya'ya gözlemlenmektedir.
Kürt kadınları yüzlerini kapamazlar, onlar erkeklerle birlikte toplumda yer alır ve kendi toplum hayatlarına erkeklerle eşit olarak katilırlar. Erkeğin olmadığı köyde, kadın misafirleri kabul eder. Komşu Türkler'de olduğu gibi Kürtler'de inziva yoktur. Eğer bir Kürt kadını aklı ve güzelliğiyle göze çarpıyorsa, onun adı oğlunun adına eklenir. Bu nedenle, Kürt kadınının daha özgür konumu, yabancıların gözlerinden saklanan Türk kadınından onu ayrı kılmaktadır. Yeni hayata ve yeni bağımsız duruma geçişini zorlaştıran cahillik ve geri kalmışlığına rağmen Kürt kadınının, Azerbaycan'daki Türk kadınından daha ileride olduğunu belirtmek gerekir. Bunun ilk bakışta nedeni, münzevi bir hayat süren Türk kadınıyla karşılaştırmada, Kürt kadınının daha özgür bir konuma sahip olmasıdır. Daha önce de belirtildiği gibi, Kürt kadını yüzünü kapamamakta, tanımadığı bir erkekten saklanmamakta, eskiden beri erkeklerin toplantılarında bulunmakta ve çeşitli sorunların tartışılmasına katılmaktadır."
Bu dönemde ve sonrasında bir bütün olarak Kürtler, özelde de Kürt kadını üzerinde çalışma yapan iki Rus/ Sovyet araştırmacı da, ünlü Kürdolog ve Doğubilimci V. Minorski ile Bazil Nikitin'dir.
Minorski, doğrudan gözleme ve bilimsel araştırmalara dayanarak "Kürtler'de kadının yeri" konusunda şu gerçekçi değerlendirmeleri yapar:
"Diğer İslam halklarına göre Kürtler, kadın konusunda daha hoşgörülüdürler. Bununla birlikte Kürtler'de kadının görevi zorunluluklar gereği gerçekten de ağırdır. Kürt kadını, evinin güç işlerinden başka, pınardan su getirir, dağlara tırmanarak odun toplar, davarların sütünü sağar, bütün bu işleri yaparken de küçük yavrusunu sırtında taşır. Ayrıca erkeğiyle birlikte tarım ve benzeri işlerde çalışır. Diğer Müslüman ulusların aksine kadınların yüzü örtülü değildir. Erkeklerle birlikte otururlar ve zaman zaman konuşmalara katılırlar. Kürtler'de genç kızla erkek arasında İslamcı tutuculuğa sahip halklar gibi, uzaklık ve çekingenlik yoktur. Birbirleriyle konuşurlar ve kendilerine özgü geleneklere göre evlenirler. Kürtler, düğün ve eğlencelerini de kadın-erkek birlikte yaparlar ki, bu da, diğer Müslüman halklar tarafından yapılmayan, dince yasak bir şeydir. Kürtler'in bu eğlencelerde kendilerine özgü oyunları vardır. Bu oyunlara katılanlar el-ele tutuşurlar ve çalgılar arasında birtakım ritmik hareketlerle dans ederler. "
Nikitin, Kürdoloji biliminin temel taşlarından biri olarak kabul edilen ünlü sosyolojik ve tarihi incelemesi "Kürtler"de,"Kürt toplumunda kadının yeri"konusuna oldukça geniş yer ayırır. "Kadının durumu bir kavmin karakterini çok iyi çizer"diyen Nikitin, Minorski'nin düşüncelerini daha da temellendirir ve örneklerle açımlar. Kürt kadınlarının iyi at biniciliği özelliğini o da vurgular:
"Kadınların hepsi, dış görünüşleri ne olursa olsun, çok iyi ata binerler ve erkeklerle boy ölçüşmekten çekinmezler. Dağlara tırmanırken hiç bir engelden yılmazlar ve büyük bir beceriklilik gösterirler."
Nikitin'in, Kürt kadınına ilişkin kimi belirlemeleri ise şöyledir:
"Kürt kadınları yüzlerini örtmezler. Kalabalıkta erkekler arasına karışırlar. Toplantılarda daima söyleyecek sözleri vardır. Kürt kadını, hoşa gitmeye çalışmakla ve neşeli olmakla birlikte, erdemlidir. Gerek fuhuş, gerekse Doğu'da çok yaygın olan bazı kötü huylar Kürtler arasında görülmez. Kadın, Kürtler'de tartışma götürmez bir biçimde kişiliğine sahiptir. Bir anne zeki ya da güzel diye tanınmışsa, adı oğlunun adına eklenir."
"Aşiretlerin başına geçip onlara tamamiyle baş eğdiren birçok kadınlar gösterilebilir" diyen Nikitin, buna, Halepçeli Adile Hanım, Nehrili Meryem Hanım, Kafuruşi aşiretinden Pura Halim, Şuvan aşiretinden Qaha Nergiz gibi isimleri örnek veriyor. Yazar, Kamuran Bedirhan'ın 1933'te l'Orient gazetesinde yayımlanan bir yazısından yola çıkarak ve üstteki örneklere dayanarak şu ilginç belirlemede bulunuyor: "Yazar (Bedirhan), Kürt kadınının ilerde ulusal dirilişin etkenlerinden biri olacağına işaret etmektedir."
İki yazarın üstünde mutabık kaldıkları ilginç bir husus da şudur: "Lirik Kürt şiiri çoğunlukla kadın duygularından esinlenir. Esasen şarkıların, ninnilerin, romansların büyük bir kısmı kadınlar tarafından yazılmıştır."
Güney Gülistan'da Kürt toplumu içinde doğrudan gözleme dayalı incelemeler yapan tanınmış Fransız rahip ve Kürdolog Thomas Bois (Lucien Ranbout), doğrudan gözlemlerden ve folklorlarından yola çıkarak şu değerlendirmeyi yapıyor:
". . . İslam ülkelerinde genel olarak düşlenilen şeyin tersine, Kürtler'de kadın, erkekle eşit tutulmaktadır. Kadın peçe takmaz. Evin işlerini yönetir. Para kesesini kadın taşır ve ev harcamalarını kendisi yapar. Harcamalarda özgürdür. Bir yabancı eve geldiğinde, kadın topluluğa rahatlıkla girebilir ve kimseyi gücendirmeksizin bazı konuşmalara katılabilir. Kürt erkeğinin, gerçekte her şeyde olduğu gibi, karısına güveni sonsuzdur. Ayrıca, kadının engin düşüncesinden de yararlanır. Kürdistan'da çok şarkı söylenir. Kürt kadını şarkılarda kendini bulur. Zira, savaş sarkıları dahil şarkıların çoğu, özellikle de aşk şarkıları, kadınlar tarafindan söylenmektedir. Uzun epopelerden başka savaşa gidişi anlatan şer ve delal'lerden başka, günlük yaşamlarının binbir uğraşılarını dile getiren birçok şarkılar vardır. Genç kızların rengarenk halı dokurken ya da ip eğirirken mırıldanarak söyledikleri berdolavi'ler, çıkrıkbaşı şarkıları; genç oğlan ve kızların çıktıkları yayladan (zozan'dan) inerken sırayla dönerek söyledikleri güz şarkıları, konuşmaksızın oynadıkları halk şarkıları'nın birçokları, tambur ve kaval eşliğinde söylenen dilok'lar ve her ezgiden sonra nakarat olarak söylenen, çocuk oyunlarından çıkarılan belite, lori ya da ninni'ler yalınlığı ve tatlılığından dolayı özellikle göze çarpan bir tür oluştururlar."
Yıllarını Kürt toplumu arasında geçiren Fransız Kürdolog Thomas Bois, "Kürtler"e ilişkin en son eserinde; "Kürtler'de Aile Yaşamı"na geniş yer verir. Bois, gerek doğrudan gözlem ve incelemeleri, gerekse anekdotlarla konunun oldukça ayrıntısına dalar. Bu arada, özellikle Müslümanlığın Kürt yaşamı üzerinde yarattığı olumsuz etkileri örneklerle tesbit eder.
"Genellikle Müslüman olan Kürtler'de, dini bir vecibe olarak çok eşliliğin bulunduğunu" belirten yazar, sözlerini şöyle sürdürür:
"Daha önceleri, aşiret reisleri, siyasi kaygılarla çok sayıda kadınla evlenir ve sayısız çocukları olurdu. Bugün bu durum değişmiş, çok eşlilik gittikçe azalan bir duruma gelmiştir. Günümüzde, eğitimsiz toplumlarda çok eşliliğe rastlanır. Ancak buralarda da iki eşten fazlası görülmez. Kırsal alanlarda tek eşlilik daha yaygındır, iki eşli evlilik oranı yüzde 2'yi geçmez".
Bois, başka bir çalışmasında da; Müslüman ve Yezidi Kürtler'de çok eşliliğin bulunduğunu, ancak Alevi Kürtler'de çok eşliliğe pek rastlanmadığını vurgular. Yazar, geçmişte siyasi nedenlerle yapılan çok eşli evliliklere şu örnekleri verir:
"Aşiret reisleri çoğu kez Kur'an'ın müsaade ettiği dört kadınla evlenmekle yetinmezler. Süleymaniye aşiretinin kurucusu ibrahim Paşa'nin 40 tane karısı vardı. Botan Miri Bedirhan Beyin 14 karısı, 99 tane de çocuğu vardı. Öldüğünde 21 oğlu, 21 kızı hayattaydı."
Kırsal kesimde yer yer rastlansa da, çok eşlilik geleneğinin günümüzde artık son bulmak üzere olduğunu da vurgulayan yazar, köy-kent bağlamında kadının değişen konumunu ise şöyle özetliyor:
"Kürt ailesinde asıl yetki kocanın elinde. Ancak kadının da söz hakkı var. Eşler arasındaki ilişkide kadın köylerde asttır. Köy aristokrasisinde ve kentlerin eğitimli kesimlerinde erkekle eşit konumdadır. Kentin eğitimsiz kesimlerinde ise üsttür."
1950'li yıllarda, genelde Kürtler ve özelde kadınlar üzerinde odaklanan kimi sosyolojik, antropolojik ve etnolojik çalışmalar da bulunuyor. Özellikle Güney Gülistan'da incelemelerini yürüten ve bunların sonucunu 1953'de "Principles of Social Organization in Southern Gülistan "(Güney Gülistan'da Toplumsal Örgütlenmenin İlkeleri) adıyla yayımlayan Fredrik Barth'ın eseri (Oslo, 1953), bunlardan biridir. Yazar, burada farklı bir yaklaşımla Kürt toplumunda insan topluluklarını şöyle kategorize eder: 1-yüksek prestijli erkeklerin toplandıkları odalar, 2-daha düşük statülü erkeklerin biraraya geldiği çatıüstü toplulukları, 3-kadın topluluğu.
Aynı bölgede daha sonra incelemeler yapan bir başka yazar da Danimarkalı ilk kadın antropolog Henny Harald Hansen'dir. Prof. Hansen'in, Kürt kadınını da işleyen ilk çalışması "Allah'sDotre"dir.
"Irak'ta kaldığım süre boyunca, ülkenin azınlığı içinde olan ve Kuzey Irak dağlarında saklanmış olan Kürt kadınlarıyla yaşadım" diyen yazar, ilginç bulduğu bir gözlemini şöyle aktarır:
"Bana en ilginç gelen şeylerden biri de, benimle karşılaşan hiç bir Kürt kadınının bana gıpta etmemesi oldu. Tam aksine, benim sıradan Avrupai giysilerimin içinde açınası ve zavallı olduğumu ve dünyayı tek başıma dolaştığımı düşündüklerinden benim için çok üzülüyorlardı."
Yazarın, doğrudan Kürt kadını üzerinde yoğunlaşan çalışması ise, "The Kurdish Woman's Life" (Kürt Kadınının Yaşamı) adını taşıyor.
bydigi.com/pckopat
Batı'da, Kürt toplum tarihi konusunda 1960'tan sonra yayımlanan, Kürdoloji biliminin iki önemli eseri bulunuyor. Bunlardan biri, Prof. Wadie Jwaideh'nin 1961'da Amerika'da hazırladığı ve ancak ilk kez 1999'da Türkçede basılan "Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi / Kökenleri ve Gelişimi" konulu doktora çalışması ; ikincisiyse Prof. Martin van Bruinessen'in ilk kez 1978'de Hollanda'da yayımladığı "Agha, Skeikh and State: On the social and political organisatıon o f Kurdistan" (Ağa, Şeyh ve Devlet: Kürdistan'ın Sosyal ve Politik Örgütlenmesi) konulu doktora çalışmasıdır.
bydigi.com/pckopat
Bruinessen'in eserinde, aşiretler ve aşiret dışı gruplar bağlamında aile organizasyonu ve kadın konusu irdelenmektedir.
Jwaideh'nin çalışmasında ise, geniş bir kaynak birikimine yaslanılarak, "Aile Yaşamı" bağlamında Kürt kadınına geniş yer verilir. Biz burada, yazarın çıkardığı sonuçlar konusunda fikir verebilmek için birkaç alıntı vermekle yetineceğiz:
"Birçok yazar, Kürt kadınlarının kayda değer şekilde özgür olduğu konusunda fikir birliği içindedir. Bu özgürlük farklı biçimlerde kendini gösterir. Kürt kadını eve kapatılmaz ve peçe takmaz. Özgürce erkeklerin arasına karışır ve kapatılmanın getirdiği mahcubiyeti göstermez. Kürt kadın ve erkekler, bayram, düğün ve diğer kutlamalarda birlikte dans eder. Soane, bu durumun, muhafazakâr addedilen Müslüman halklar arasında alışılmamış bir şey olduğunu belirtir. Soane, Kürtlerin bu konuda Ortadoğu halklarından çok, Doğu Avrupalılara yakın olduğuna işaret eder. Kürt kadınının, kocasının yokluğunda ailenin reisi gibi davranarak erkek misafirleri ağırlaması şaşılacak bir durum değildir. Burada, söz konusu rahatlığın nadiren kötüye kullanıldığını belirtmek gerekir. Kürt kadını iffetlidir. Fuhuş, Kürtler arasında bilinen bir şey değildir ve gerçekte çok sayıda yazar, Kürt dilinde 'fahişe' sözcüğünü karşılayan bir sözcük olmadığını not etmektedir.
Kürt kadını evinin hanımıdır. Aile içinde etkinliği oldukça fazladır ve fikirleri önemsenir, saygı duyulur. Hem göçebe hem de yerleşik aşiretlerde, Kürt kadını çok sayıda zor işin üstesinden gelir. Ancak kadınlar, kocaları zamanlarını aylaklıkla geçirirken bütün işi yapan köleler değildir. Soane'a göre, erkek ve kadın arasında önemli ölçüde bir işbölümü vardır. Erkekler tarlalarda çalışır, sürüleri güder, toprağı sürer, meyve ağaçlarına veya tütün tarlalarına bakar, ürettiklerini komşu pazarlara taşır; kadınlar ise meyveleri ve tütünü kurutur, halı dokur veya farklı ev işleriyle uğraşırlar."
Kürt kadınları arasında iyi binici ve mükemmel atıcı olanların sayısının çok olduğunu ve savaşçı aşiretlerde, kadınların sık sık erkeklerin yanında cesurca dövüştüklerini belirten yazar; "Kürdistan'da kadınların sık sık büyük güç ve nüfuza sahip konumlara yükseldiklerini, hatta içlerinden bazılarının aşiretlerinin reisleri olarak tanındıklarını" vurgulamakta ve 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında yaşamış olan Hakkarili Halime Hanım, Ezdinan aşiretinin reisi Fatma, Nehri şeyhleri ailesine mensup Meryem Hanım, Caflı Osman Paşa'nın karısı ve sonradan aşiret reisi Adile Hanım, Şeyh Mahmud Berzenci'nin kuzeni ve kardeşinin karısı Hafsa Hanım, Yezidi prensesi Mayan Hatun gibi isimleri sıralamaktadır.
Basında rastladığım, Kürt kadınını da ilgilendiren Batılı bir çalışma ise, Anadolu'yu iki yıl süreyle dolaşan Amerikalı bayan araştırmacı Katherine Begley'in "Anadolu Kadınıyla Diyalog" konulu çalışmasıdır. Kendisiyle yapılan bir röportajda, Kürt kadını konusunda şunları söylüyor:
"Kürt kadını çok rahat, kocasını eleştirebiliyor. Alevilerde de kadınla erkek çok modern. Türk kadınları ise yaşlanınca saygı görüyorlar"
Bilindiği gibi, geçmiş yüzyıllarda Batı'da Kürtler'e ilişkin yüzlerce seyahatname yayımlanmış. Bunlar, bir bütün olarak Kürt halkının yanısıra, özelde Kürt kadını açısından da büyük önem taşımaktadır.
1987'de Eskişehir/Anadolu Üniversitesince, Türk ve Batı imaji açısından bu seyahatnamelerin değerlendirildiği bir sempozyum düzenlenmiştir.
Bu sempozyuma sunulan bildirilerden biri de Prof. Dr. Reinhold Schiffer'e ait olup, "19. Yüzyıl Seyahatnamelerinde Türk Kadını ve Türk Erkeği imajı" adını taşımakta ve genelde Doğulu, özelde Osmanlı/Türk kadını konusunu işlemektedir.
Elimizde, konuyu salt Kürt kadını açısından işleyen Fransa'da yapılmış bir doktora tezi de bulunmaktadır. Kürt kadın araştırmacı Nazand Abdullah-Begikhani tarafından hazırlanan tez,"19. ve 20. Yüzyılın Başında Özellikle Fransız ve ingiliz Literatüründe Kürt Kadını" adını taşımaktadır.
bydigi.com/pckopat
Son yıllarda, biri Almanya'da diğeri Amerika'da olmak üzere, Kürt kadını konusunda iki önemli çalışma yayımlandı. Eva Savelsberg, Siamend Hajo, Carsten Borck tarafından editörlüğü yapılan "Kurdische Frauen und das Bild der kurdischen Frau" adlı toplu eser içinde Kürt kadınına ilişkin sekiz bildiri yer alıyor.
Editörlüğü Shahrzad Mojab tarafından yapılan "Women Of A Non-State Nation: The Kurds" adlı toplu eserde ise oniki bildiri yer alıyor. Ancak bunların dördü üstteki eserdekilerle aynı.
Batı'da son yıllarda yapılan Kürt kadınına ilişkin çalışmalara, Kürt araştırmacı Rohat Alakom tarafından kaleme alınan ve konuyu folklor bağlamında ele alan "Di Folklora Kurdi De Serdestiyeke Jinan" ile Kürt kadınını tarihsel ve güncel boyutuyla değerlendiren "Li Gülistane Hezeke Nuh Jinen Kurd" adlı görsel ürünlü incelemesini de eklememiz gerekiyor.
Kürtçe ve Türkçe Eserlerde Kürt Kadını
Kürt aydınlanmasının doğal bir sonucu olarak, modern anlamda ilk Kürt kadın örgütlenmesinin Kürd Kadınları Teali Cemiyeti adıyla 1919'da, o dönemin politika ve kültür merkezi İstanbul'da gerçekleştirildiği biliniyor.
Cemiyet'in Nizamname'sinde kuruluş amacı şöyle vurgulanıyordu: "Kürd kadınlığının çağdaş anlayışla yükseltilip geliştirilmesini sağlamak, aile yaşamında köklü sosyal reformlar gerçekleştirmek, göç ettirme ve kitle halinde öldürmeler dolayısıyla sefalet içine düşen Kürt öksüz ve dullarına iş bulmak ve nakdi yardımda bulunmak suretiyle onları sefaletten kurtarmak."
Kuşkusuz Kürt kadınına ilişkin incelemeler ve yazışmalar, bu Cemiyetle başlamıyor. Konunun Batı literatüründeki yansımasını yukarıda özetlemeye çalışmıştık. "Kara Fatma" bölümünde ayrıntılı olarak değineceğimiz gibi, daha 19. yüzyılın ikinci yansında konuya"Amazonlar ve savaşta Kürt kadını" bağlamında değinen Osmanlı/Türk yazarları Namık Kemal ve Ahmed Midhat gibi yazarların ötesinde, özellikle 1908 Meşrutiyet Devrimi'nden sonra kurulun Kürt örgütlerinin yayın organlarında ve kadın dergilerinde Kürt kadınını tanıtan ve sorunlarını işleyen makalelere rastlıyoruz.
Bunların en eskilerinden biri, 1913'te Kürt kimlikli Roji Kurd dergisinde yayımlanan, Ergani-Madenli Y. C. 'nin "Kültlerde Kadın Sorunu" konulu yazısıdır. Dönemine göre son derece ilginç bulduğumuz bu yazının kimi kesitlerini vermekte yarar görüyoruz. Yazının giriş bölümlerinde"Osmanlıda kadın" konusunda bir genelleme yapılır:
"Hemen bütün Osmanlı dünyasında kadının maddi ve manevi konumunun acınacak bir durumda bulunduğunu söylemek gereksizdir sanırız. Erkeklerimiz baştan başa koyu bir cehalet içinde mahsurdurlar. Kadınlarımız ise erkeklerimizin bu cahilane gururuna kurban olmuş, hem cahil ve hem de zavallıdırlar. Kürt ailesi de doğal olarak bu hastalıktan etkilenmiş ve zarar görmüştür."
bydigi.com/pckopat
Daha sonra "Kürtlerde kadının saygınlığı" üzerinde duruluyor:
"Gülistan'da asıl karakterini kaybetmiş şehir merkezlerini saymazsak çoğunlukta, köylü hayatında kadının konumu bütün ilkelliğiyle beraber sevinmeye değer özelliktedir. Kürtler arasında kadın pek saygın kabul edilir. Kadın adeta tarafsız ve masum sayılır. Herkes kadına saygı göstermeyi bir görev sayar. Taraf olan köyler, aşiretler birbirleriyle günlerce düşmanlık ederken, vuruşurken, birbirine vızır vızır kurşun yağdırırken kadınlar düşmanlığın olduğu yerde serbestçe gezerler, iki tarafın zorunlu ilişkisini sağlarlar. Karşı tarafin kadınına saldırmayı kimse hatırına getirmez. Köyün herhangi bir kadınına ufak bir saldırı olsa bütün o köy halkı harekete gelir, tek bir kadının dokunulmazlık hakkı için mücadele eder. Erkeklerin geçmekten korktuktan ıssız yerlerden, hırsızların gizli bulunduğu yörelerden kadınlar yapayalnız geçerler. . . Bunlar gösteriyor ki Kürt toplumunda hüküm süren bütün cehalete rağmen, kadın hatırı sayılır bir saygıyla karşılaşıyor. "
Kürt kadınında örtünmenin boyutları konusundaysa şöyle deniyor:
"Kürt köylerinde, kasabalarında örtünme de nesbeten makul bir durumdadır. Dinin, mantığın emrettiği örtünmeden fazla birşey yoktur. Kürt kadınları hiç bir zaman kalın ve yorucu çuvallar içerisinde mahpus değiller. Son derece serbestçe gezerler, dolaşırlar, hiç bir saldırdan korkmazlar.
"Gülistan'da çalışmanın yarısını kadınlar üzerlerine alırlar" denilen yazıda, şöyle devam ediliyor: "Kadın evdeki aile göreviyle beraber tarlada, bahçede eşiyle beraber durmaksızın çalışır. En zahmetli ve güç işleri görür."
Yazının sonundaysa şu gerçekçi belirlemeler yapılıyor:
"Kürt kadını gerçekten cahildir, kültürsüzdür fakat sağlam bir karaktere sahiptir. Kürt kadınının bu sağlam karakteri, akla uygun bir eğitim ve fenle (sanat ve bilimle) süslenirse, Kürt toplumunda kadın sorununun çözümü hayli kolaylaşır. Kürtler'de aile kurumunun, evlilik biçiminin, kadının erkeğe göre durumunun birçok yönleri fena ve müzmindir, düzeltilmeye şiddetle muhtaçtır. Yukarda gösterdiğimiz esaslar hastalığın tedavisini kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır. Kürt gençleri kadın ve aile sorununun bir hayat ve yaşamak sorunu olduğunu anlamalıdır. Her şeyden önce Kürtlüğün kadınlığını yükseltmek çarelerine bakmalıdır. Toplumlara gıda kadar akıllı ve anlayışlı annelerin gerekli olduğunu bilmelidir. 'Bir milletin kadınları, ilerleme derecesinin terazisidir' . 'Milletlerin, insanların ilerleme dereceleri daima kadınlarının düzeyiyle orantılıdır' kuralını her zaman her dakika gözönünde bulundurmalıdır."
bydigi.com/pckopat
Halil Hâmid'in 1914 yılı ortalarında çıkan "Kürd Kadınları" konulu yazısı da, alanının ilk önemli örneklerindendir.
Türk literatüründe yer alan ilk ürünlerden biri olan bu incelemede şu ara başlıklar bulunuyor: Kürdler, Kürd Kadınlarının Mevkii, Kürdlerde İzdivaç, Meşhur Kürd Kadınları, Kürd Oyunları, Şarkıları, Çalgıları.
Meşhur Kürt kadınları arasında Kara Fatma, Gevha Nergis, Hemavend aşiret reisinin zevcesi, Caf aşiretinden Firuze, Cıbran aşiretinden Hanım ve Hansa, ve Mir Muhammedin annesi Delale tanıtılıyor.
1915'te meşhur Kadınlar Dünyası dergisinde yayımlanan bir yazıdaysa salt Kara Fatma üzerinde durulur. 1919'da Kürt Kadınları Teali Cemiyetinin kurulmasıyla, Kürt kimlikli dergi ve gazetelerde Kürt Kadınına ilişkin yazılarda bir yoğunlaşma görülür. Konunun en ilginç yazılarından biri, M. C. Selimbegi'nin imzasıyla Jin dergisinde yayımlanır : Kürd Hanımı".
Yazının girişinde, Roji Kurd'daki yaklaşımla, kadının konumuyla uygarlık arasındaki ilişkiye vurgu yapılır:
"Uygarlığın bir ölçüsü de, kadının toplumdaki yeri ve ulaştığı başarılardır. Uygar uluslarda kadın gerçekten o ulusun yarısıdır; erkeğin sahip olduğu her çeşit hak ve ayrıcalık, saygınlık ve önem, hatta kimi zaman fazlasıyle kadınlara da cömertçe verilir.
Gelecek kuşakların temelini kadınlar kurar. Kadınları iyi yetişmemiş, analık görevlerini takdir etmeyen uluslar öksüz demektirler." Osmanlı kadınlarının karşılaştırılmalı olarak ele alındığı ilginç yazıda, söz doğrudan Kürt kadınına getirilerek şöyle deniyor:
"Kürt kadını esasen özgürdür, evinin hakimidir; örtünmenin Müslümanlığın belirleyici gelenekleri dışındaki gereksiz bağlarından özgürdür; erkeklerin de içinde bulunduğu sosyal yaşama, saygın bir konuma sahip olarak karışmıştır. Biraz daha yukarı tabakaya bakarsak bir kadınlar saltanatı da görürüz." "Kürt kadınının doğal durumunun, günümüzün gereklerine son derece uygun" olduğunu belirten Kürt aydını Selimbegi, sözlerini şöyle noktalıyor:
bydigi.com/pckopat
"Eksik olan birşey varsa, ulusal alışkanlıklardan doğup, yazılı olmayan ulusal gelenekler içinde gelişen karakter belirleyici bu terbiyenin, aydınlatıcı kurallarla ve çağdaş öğretim kuralları ile de olgunlaştırılıp taçlandırılmamış olmasıdır. Bu eğitim kurallarını, bu öğretim kurallarını uyguladığımız gün, Kürt kadınının erdem derecesini, yetiştirdiği çocukların nasıl imrendirici bir vatan temeli kuracaklarını göreceğiz. Bu geleceğin pek uzak olmadığına inanıyoruz." Türkiye'de Cumhuriyetle birlikte, Kürt örgütlenmesinin ve yayıncılığının yasaklanmasıyla, başka konularda olduğu gibi kadın konusu da bir bakıma askıya alınır. Ancak bu arada, Süleyman Sabri Paşa'nın 1928'de İstanbul'da yayımlanan Van Tarihi ve Kürtler Hakkında Tetebbuat adlı eserinde, "Aşiret Kadını" adı altında Kürt kadınına ilginç bir bölüm ayrılır. Bu bölümde, oldukça ilginç ve gerçekçi belirlemeler yapıldığı görülür. Sözgelimi, üretimde Kürt kadını konusunda şunlar söylenir:
bydigi.com/pckopat
"Aşiret hayatında, köy hayatında kadın Türk (Kürt M. B. ) ekonomisinin temelidir. Üretimde birinci derecede tesiri vardır. Evin her günkü işinden başka yakacak tedariki, hayvanları sağmak, yağ, peynir yapmak; şal, kilim, çadır dokumak, çorap örmek kadınlara düşer. Tarla işlerinde de erkekle birlikte çalışır. Hatta tahılı pazar yerine sırtında daha çok kadın taşır. Kadının boş vakti yoktur; hiç işi bulunmadığı vakit iplik büker; kese, belkuşağı, saçbağı dokur. Çocuğun beşiği anasının sırtıdır." Kadının giyim-kuşamı şöyle betimlenir:
bydigi.com/pckopat
"Kadının yaptığı işler takdir görür. Erkekler kıyafetlerine dikkat etmedikleri halde, kadın daha itinalı giyinir, insanın takatini kırar görünen bu çalışma hayatından zevk alırlar. Bunun için neşeli ve çekicidirler. Kadının süsü: Sürme, kına, camından gümüş ve altınına kadar birçok bilezik, altın dizili fesler, küpeler, hızmalar (buruna takılan gümüş yahut altından bir süstür), kemerler, birbiri üstüne giyilen renk renk fistanlar. . . Servetin derecesine göre bu fistanların kıymeti ve sayısı değişir." Kitapta, köy-kasaba ve şehir bağlamında kadın-erkek ilişkileri ise şöyle özetlenir:
bydigi.com/pckopat
"Kadın erkekten kaçmaz, çarşaf bilmez; yalnız memur, asker gibi yabancılardan, o da saygı göstermek için saklanır ve yaşmaklanır. Erlerden kaçmaz; erler tandır başına kadar gidebilir . Anadolu'nun her tarafinda bu böyledir. Kasaba ve şehirlerde iş başkalaşır. Örtünmeye şiddetle riayet olunur. Buda 'medeniyet icabı! ' sayılır.
Kitapta, örtünmenin nedenleri, düğünlerde kadın-erkek ilişkileri ve Kürt kadınının direngenliği, yiğitliği konusunda da ilginç değerlendirmeler yapılır.
Kürt örgütlenmesinin ve yayıncılığının yasaklanmasıyla birlikte, bu etkinlikler de diğer Ortadoğu ülkelerine ve Avrupa'ya taşınır.
Yasaklamalar sonucu ülke dışına çıkan Kürt aydınlarının ilk kurdukları örgütlerden biri Xoybun ilk yayın organlarından biri de Bedirxanlar öncülüğünde Şam'da yayımlanan kültürel nitelikteki Hawar dergisidir. Kürt aydınları, Ortadoğu'daki kimi yayın organlarının yanısıra bu dergide de Kürt kadınına ilişkin yazılar yayımlarlar. Sözgelimi bunlardan biri, Fransızca olarak kaleme alınan "Kürtlerin Konukseverliği ve Aşiret Reisi Bir Kadın" konulu bir yazıdır.Burada 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın başlarında yaşamış olan Yezdinan aşiret reisi Fatma'nın yaşamı anlatılmaktadır.
Bir yıl sonra aynı dergide, Dr. Kamuran Ali Bedirxan'in "Kürt Kadını" ile ilgili ayrıntılı sayılabilecek Fransızca bir incelemesi yayımlanır. Bu incelemede; Giriş, Küçük Bir Kızın Yaşamı, Nişanlı Kız, Evlilik, Siyasal Yaşam gibi bölümler yer almaktadır. Aynı yazı, İngilizce olarak da Bombay'da yayımlanıyor. Bedirxan , aynı yazıyı Lübnan'da L'Orient gazetesinde de yayımladığı gibi, Hawar'da yayımladığı başka yazılarda da bu konuya değinir. Yazar, 1935 yılında yayımladığı bu yazısında, Kürtler'in genel yaşamı çerçevesinde aile ve kadın konusuna da değinir. İlgili kesitte şöyle diyor:
"Kürtler'de aile kavramı çok gelişmiştir. Bir çocuğun doğumu onlar için çok önemlidir. Köylerde, kabileler arasında bir çocuğun doğuşu 3 ile 7 gün arasında topluluk içinde kutlanır. 7. gün çocuğa isim verilir. Eğer yeni doğan çocuğun babası, doğumdan önce ölmüşse babanın adı bebeğe verilmez. Geleneklere göre, anne veya baba tarafından büyükanne ya da büyükbabanın adı çocuğa takılır. Oryantal Müslüman geleneği olan görücü usulüyle evlenme, Kürtler'de hiç bir zaman görülmemiştir. Kürt kadınları hiç bir zaman örtü takmadılar."
Bu aşamada, Prens Süreyya Bedirxan'ın da, Brüksel'de düzenlenen XVI Uluslararası Antropoloji Kongresi'ne Kürt Kadını ve Sosyal Rolü konulu bir bildiri sunduğunu görüyoruz.
Yazar bildirisinde, Batılı gezginlerin anekdotlarından da yararlanarak, Kürt kadınını değişik yönlerden değerlendirmektedir. Aile içi yönetim ilişkileri ve ortaklaşa mücadele konusunda şöyle bir değerlendirme yapıyor:
"Kadının aynı zamanda eşinin üzerinde olan etkisinden dolayı politik yaşamda da yeri vardır. Bir şefin eşi olan kadın, toplantılara katılır, eşine danışmanlık yapar. Eğer bir erkek babasından dolayı bir topluluğun ya da aşiretin yönetimini, şefliğini almışsa ve yeterince zeki değilse, karısının akıllı ve becerikli olması durumunda, erkeğin görevlerini kadın üstlenir ve şeflik yapar.
İşgalcilere karşı Kürtler tarafından yürütülen savaşlarda asırlar boyunca kadınlar da eşlerinin yanında yer almış, bazan eşleri ölünce onuntin yerine geçip askerlere kumanda etmiş ve şerefleriyle savaş alanında ölmüşlerdir.
Gülistan'da çok eşlilik ve boşanma İslam'la girmiştir. Ancak bu durum teoride kalmıştır; pratikte çok eşli Kürt erkeğine rastlmak son derece nadirdir. Boşanma ise, çok eşlilikten daha da nadir olarak görülür. İslam'dan önce, bir kadın artık eşini sevmediğini söylerse hemen boşanabilirdi. İslam'a rağmen bu prensip korunabilmiştir.
"Kürtler'de Evlilik" bağlamında Kürt kadınını işleyen önemli çalışmalardan biri de, Fransa'da yaşayan Kürt aydını Dr. Mohammed Mokri tarafından yapılmıştır. Örneklemeli ve resimli bu bilimsel çalışmada da, Aile Yapısı, Evlilik Hazırlığı vb. gibi başlıklar altında Kürt kadınının yaşamının çeşitli aşamaları anlatılıyor. Bir Kürt bilimadamı, Shahrzad Mojab tarafından 1987 yılında yayımlanan "Savaşta ve Politikada Kürt Kadını" konusunda yaptığı ingilizce bir çalışma ile Yayla Mönch-Bucak'ın editörlüğünü yaptığı ortak bir çalışmayı da buna eklemek gerekiyor. Bu vesileyle Irak'da yayımlanmış Kürt kadınına ilişkin birkaç kitabı da anmak gerekiyor. Bunlardan üçü, 1958 yılında yayımlanan Kürt Kadını , 1969 yılında yayımlanan Meşhur Kürt Kadınları , 1989'da Kürt Tiyatral Gösterisinde Kadın ; biri de Beyrut'ta yayımlanan İslam Tarihinde Kürt Kadınları .
bydigi.com/pckopat
Türkiye dışındaki Kürt aydınlarının çalışmalarını noktalarken, Dr. Kemal Mazhar Ahmed'in, geniş bir kaynak birikimine yaslanan akademik çalışması Kürtlerde Tarih, Tarihte Kadın konulu geniş oylumlu çalışmasını anmamız gerekiyor. Dr. Ahmed'in ders notlarının derlenmesinden oluşan kitapta; "En eski çağlarda kadının toplumdaki yeri ön planda idi. Ama bu bahar kısa sürdü. Onlar daha sonra erkeklerin ve toplum yasalarının kurbanı köleler oldular" belirlemesi yapılıyor ve Kürt kadınının özgürleşme mücadelesi irdeleniyor. Yazar, Kürt yayınlarının kadın konusundaki ketum işleyişini de eleştiriyor.
Bu vesileyle, biri Almanya'da, diğeri Türkiye'de yayımlanmış Kürt kadını ile ilgili iki Türkçe kitabın da adını analım: Kadın Sorunu ve Kürdistan'da Kadın , Metropol'de Kürt Kadını .
Günümüzde Kürt Kadını
Dr. Kemal Mazhar Ahmed'in çalışması biryana bırakılırsa, belirleyebildiğimiz Kürt kadınına ilişkin kitaplar, genellikle tarihte kadın konusu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Günümüz Kürt kadını üstüne çalışmaların da, 1980'li yıllardan itibaren Avrupa ülkelerinde yapıldığını gözlemlemekteyiz.
Bunun ilk örneklerinden biri, 1981'de Berlin'de hazırlanan ve "Türkiye'deki ve Almanya'daki Türk ve Kürt kadınlarını konu alan" bir çalışmadır. Bir başka çalışma ise iki Alman kadın yazar tarafından üç Kürt kadınının memleketlerindeki ve Almanya'daki yaşamları üzerine kurulan çalışmadır.
Bu tarihten sonra, Almanya'da yaşayan Türkiyeli araştırmacı Lale Yalçın-Heckmann'ın özellikle Hakkari bölgesindeki Kürt kadınlarının yaşamını konu alan çalışmaları yayımlanıyor. Aynı konuyu doktora tezi olarak işleyen yazar , ilk Türkçe ve Almanca bir makalesinde Hakkari'nin küçük dağ köylerinden biri olan Sisin'in kadınlarını işler.
"Hakkari'de Akrabalık ve Aşiret İlişkileri konusunda sosyal antropolojik bir çalışma yapmak amacıyla, 1980 ve 1982 yıllan arasında, 12 ay Güneydoğu Anadolu'da bir Kürt köyünde yaşadım. Bu süre içinde köyün kadınları ile yakın ilişkilerim oldu" diyen yazar; yöre kadınının giyim-kuşamma ayırdığı ilk yazısında şunları söylüyor:
"Kadınlar genellikle birçok elbiseyi üst üste giyerler ama, iş yaparken onları yukarı kaldırırlar. En üstteki etek önden açıktır. İş esnasında arkadan bir düğüm atılabilir.
Kadının mahremiyetine ait olan boyun ve yanak erotik bulunmakta ve yanaklar zülüflerle kapatılmaktadır. Sekiz dokuz yaşından başlayarak kızlar için, saç uzatmak, zülüf bırakmak toka takmak büyümenin ve güzelliğe dikkat etmenin bir göstergesidir. Ayaklar da, yanak gibi erotik bölge sayılır ve hiç bir kadın yalın ayak görülmez. Aynı şekilde kolun dirsekten bileğe kadar olan kısmı ve gerdan gösterilmez. Ama kadınlar, erkekler yanlarında olsa bile, çocuklarını emzirirler.
Dini inançların, giyim kuşam üzerinde etkisi olmasına rağmen, kadınların kendi kıyafetlerini açıklamada, din geri planda kalır. Estetik, güzellik ve âdet kavranıları ön plandadır."
Kadınların kılık kıyafette renklere çok önem verdiklerini ve düğünlerde herkesin parlak sarı, kırmızı, beyaz, turuncu giysiler giydiklerini vurgulayan yazar, sözü başörtüye getirerek şöyle der: "Her başörtünün bir adı vardır. En sık rastlanan başörtü, kofi ile ya da kofişiz taşınan ebri'dir.". Yazar, bazı yörelerde ise poşu kullanıldığını ekler.
1989'da Bremen'de düzenlenen "Gülistan'da insan Hakları Uluslararası Konferansı"na yine Hakkari yöresi kadınından yola çıkarak "Kürt Kadını ve Etnik Kimlik" konusunda bir bildiri sunan yazar ; Türkiye'de yayımlanan bir yazısındaysa, Aşiretli kadın bağlamında "Göçer ve Yan-Göçer toplumlarda cinsiyet rolleri ve kadın stratejileri" ni inceliyor. Yazarın bu konuda vardığı sonuç şudur:
"Göçer/yarı-göçer aşiret yapısı her ne kadar patriyarkal bir yapı olup, kadını geniş aile içinde ağır bir üretim yüküne soksa da, kadının statüsü ne üretime doğrudan katılması nedeniyle kendiliğinden yüksek, ne de kadınlar toplumun değer yargılarını sorgusuz kabul etmekte. Kadınlar sistemin kendi içinde çelişen cinsiyetçi ve hiyerarşik anlam ve pratik bütünlerini konumlarına göre kendi lehlerine çevirmek üzere çeşitli stratejiler uygulayabilmekteler."
Aynı yazar, bir başka incelemesindeyse, yine aynı yöre kadınlarından yola çıkarak, Kürt kadınının dinsel yaşamını irdeler.
Lale Yalçın-Heckmann'ın sözkonusu çalışmaları dışında, Türkiye'de sınırlı da olsa Kürt kadını üstüne bazı akademik çalışmalara tanık oluyoruz.
ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nden Yakın Ertürk'ün, konuya ilişkin makalesi "Doğu Anadolu'da Modernleşme ve Kırsal Kadın" adını taşıyor.
Yazıda, Kürt kadınını da kapsayacak biçimde Türkiye'de kadının genel konumu şöyle konuyor: "Bugün Türkiye'de, doğu/batı, kır/kent, tarım/sanayi gibi pek çok alanda kadın emeği olarak işe koşulmakta, ancak kadınlar bu alanlarda karar verme/belirleme mekanizmalarının dışında kalmaktadırlar. Bu durumun en belirgin alanı kuşkusuz siyaset kurumudur."
Yazar, yazısının sonunda, kadınlar üzerine yapılan çalışmalarda Kürt kadınının özgül konumuna ve sorunlarına gerektiğince yer verilmediğini belirterek, olaya sadece "kadın hakları" açısından bakan bazı kadın örgütlerinin bu soruna eğildiklerini, ancak onların bakış açısının da egemen elitist ve merkeziyetçi bakış açısından pek farklı olmadığını vurgulamaktadır.
Bu noktada, 1989'da kimi kadın örgütleri tarafından İstanbul'da düzenlenen I. Kadın Kurultayı'nın akla gelmemesi mümkün değil. Bu kurultayın önemi, Türkiye'de bir ilk olması ve kurultaya Kürt kadını konusunda da bir bildiri sunulmuş olmasıdır.
bydigi.com/pckopat
Kürt kadınının, genelde kadın üzerine hazırlanan eserlerde esgeçilmesinin nedenlerini sergilemesi bakımandan da anlamlı bir kurultay olmuştur bu. . . Kurultaya, "Kürt Kadınının Sorunları" konusunda bir bildiri sunan Dr. Nuray Özkan, bu bildirinin çok sınırlı bir özetinin Özgür Gelecek dergisinde yayımlanması bahane edilerek, yedi aylık hamile olduğu halde tutuklanmış, ancak dış baskılar sonucu dokuz aylık hamileliği aşamasında serbest bırakılmıştı. . .
Özkan, konuşmasında, Kürt kadınlan üzerindeki ulusal, sınıfsal ve cinsel baskıları dile getiriyor ve şöyle diyordu: "Kürt halkının sorunlarının varlığının kabul edilmesini, Kürt halkına ve kadınlarına uygulanan baskı, terör ve işkencenin kaldırılmasını herkese anadilini özgürce kullanma hakkının tanınmasını, asimilasyon politikasına son verilmesini, Kürt kadınlarının örgütlenme hakkının bir an önce gündeme getirilmesini ve savunulmasını istiyoruz."
Kürt kadın konuşmacıların talepleri, Kurultay Sonuç Bildirgesi'nde de belli ölçüde yansımasını buluyor ve Kürt kadınının bazı özgül sorunları bildirgede şöyle yer alıyordu:
-Kürt kadınlarına dillerini özgürce kullanma hakkı verilmesi,
-Çocuklarına istediği ismi koyma hakkı verilmesi,
-Kürt kadınlarına ayrı örgütlenme hakkı verilmesi,
-Devletin güvenlik ve kolluk kuvvetlerince Kürt kadınına uygulanan baskılara son verilmesi, Fırat Üniversitesinden Doç. Dr. Ali Güler ise, resmi ideoloji doğrultusunda, Kürt aşiretleri ve Türkmen boy ve oymakları açısından aşiret ailelerini incelemeyi dener. Bir sivil toplum örgütü olan "Kadının insan Haklan Projesi"yöneticisi Pınar İlkkaracan'ın "Doğu Anadolu'da Kadın ve Aile" konulu alan çalışmasına dayalı incelemesi ise, akademik düzeyde yapılan çalışmaların en son örneklerinden biri.
Girişte incelemenin amacı şöyle belirtiliyor: "Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kadınların yaşamını etkileyen en önemli kurumlardan biri olan aileye ilişkin resmi, geleneksel ve dini yasaları ve uygulamaları 1996-1997'de Ümraniye, Doğu ve Güneydoğuda gerçekleştirdiğimiz bir alan araştırmasının verilerine dayanarak incelemek ve bölgedeki cinsiyet ilişkilerinde bu yasaların ve uygulamaların oynadığı role ışık tutmak."
Mehmet Bayrak
|
Bu mesaj en son " 08-03-2008 " tarihinde saat 06:44 AM itibariyle PCkopat tarafından düzenlenmiştir....
|