Giriş Tarihi: May 2006 |
Konum: MogadişU |
|
Mesaj: 27,635
|
|
Üye No: 4306
|
|
Cinsiyeti : Bay
|
Rep Power: 67349
| Rep Puanı : 6731966
| |
|
| |
|
spasi keke..estfrlh...
Ezilen ulus üyesi olan Kürt kadınının sorunu
Alıntı:
Türkiye ile ilgili kadın haklarını tartışırken ince noktalar vardır. Bunlardan önemlisi Türkiye’de kadın hakları kapsamı içine Kürt kadını giriyor mu?
Feminist örgütlerden çoğu Kürt kadını terimini kullanmaktan çok ’’Doğudaki kadın’’ isimlendirerek bu kadınların haklarını tartışmaktadır. Bir sorunu isimlendirmeden o¬nunla ilgili hak arayışları lokal bazı çözümler getirse bile o¬nun muhtevasındaki ihtiyaç duyduğu sorunu çözmüyor. Aksine gizliyor.
Kürt kadının gerçek sorununu adlandırmadığımız zaman o¬na verilecek bir hakta yoktur. Örneğin Kadın örgütleri , ’Doğuda okuma yazma oranındaki kadınların düşüklüğünden’ bahsetmekte ve kızların okula gönderilmediğinden dolayı mücadele vermekteler.Doğu ve Güneydoğu dedikleri bölgeler Kürtlerin yaşadıkları bölgelerdir.
’Töre ve namus cinayetleri’ konusunda tekrar ad verilmeden Kürt kadınının mağduriyetinden ve mücadele edilmesi gerektiğinden bahsedilmektedir. Bu bir çelişkidir. Bu sorunlar lokal düzeylerde kadın örgütlerinin çabalarıyla tartışılmışsada sonuç vermemiştir.
Türk kadınının sorunu ile Kürt kadınının sorunu birbirinden farklı değerlendirmek gerektirmektedir. Biri kendi ulus kimliğini bilmekte ve daha ötesi için yani kadın için mücadele etmekte diğeri ise hem ezilen bir ulustan olmanın getirdiği baskıyı yaşamakta, Türk devletinin ordusu ve polisinin baskısı altında yaşamakta hem de kadın olarak aile ve toplumdaki baskılar içinde yaşamaktadır.
Kürt kadını ile ilgili hem devletin asimilasyon amaçlı hemde kadın kuruluşlarının işlediği eğitim sorunu ’Doğu ve Güneydoğuda kızların okula gönderilmesi’ adı altında çalışmalar , kampanyalar yapılmaktadır.
Devletin kurmuş olduğu GAP Projesi çerçevesinde ÇATOM’ların, Unesco desteklediği ’Haydi Kızlar Okula’ kampanyaları ile Feminist kuruluşlarda dilini bilmeyen henüz ulus sorununu çözmemiş olan Kürt kadınının asimilasyonu için çalışmaktadırlar.
Çatomlar’ın amacını kısaca özetlersek:
’Entegrasyon diye Kürt kadinlarina asimilasyon
Kuzey Kürdistanda yaşayan,yani dünyanın tanımladığı üzere Türkiye’de yaşayan Kürtlerin sayısı 30 milyonu bulurken Kürtler üzerine asimilasyon programları Türk devleti tarafından usulce uygulanmaktadır.Kürtler,ulus olarak kendisini temsil edecek siyasi bir otoriteden yoksun herşeye boyun eğmektedir.
Kuzey Kürdistan’da bir çok entegrasyon veya açık anlamıyla asimile programları hayat bulmaktadır.
Bunlardan biride Güney Doıu Anadolu projesidir.Bu projenin ekonomik kalkınma düzeyinde yaptığı barajlar ve fabrika vb 1970 lerden beri bilinmektedir. Ancak Türk devletininde ifade ettiği gibi her ekonomik proje ,sosyal kalkınma projelerinide birlikte getirir.Sosyal eylem planı adı altında devletin resmi GAP internet sayfalarındaki informasyonda bakın ne diyorlar.
’’ GAP idaresi tarafından, uygulamalarda yön göstermek, temel ilkeleri belirlemek, toplum katılımını harekete geçirmek ve farklı toplumsal grupları (kadınlar, göçerler, kent yoksulları, gençler, sokakta çalışkan çocuklar, küçük çiftçiler ve topraksızlar vb.) kalkınma sürecine entegre ederek sosyo-ekonomik düzey farklılıklarının azaltmanın yollarının belirlemeye yönelik 1992-1994 yılları arasında bir dizi sosyal araştırmalar yaptırılmıştır.* Bu araştırmalar bilimsel objektivite ilkesiyle ele alınmış olup, hükümet dışı kuruluşlar ve akademisyenler tarafından yürütülmüştür. Bu çalışmalar çerçevesinde toplumun farklı kesimlerinden (kadın, erkek, genç, kır, gecekondu ve kent vb.)yaklaşık 10.000 kişi ile yüz yüze ve odak grup görüşmeleri yapılmış ve soru kağıtları uygulanmıştır’’
Büyük bir araştırma. Ve 10 bin Kürtle yüzyüze görüşerek programları oluşturmuşlardır.Hiç kimse Türk Devletinin gerçekten yakıp yıktığı Kürdistana ve öldürdüğü Kürtlere ekonomik ve sosyal kalkınma amacıyla bu araştırmaları yapmamıştır
.Bu araştırmalar sonucu ’Çok Amaçlı Toplumsal Merkezler’ olan ve Kürt kadınının asimilesini hedef alan ÇATOM lar oluşmuştur.Gerçekten Türk Devleti bu araştırmalarda büyük çaba sarfetmiştir.
Gap’ın Kadın Araştırma sonuçlarında Köylerde kadınların evlilik yaşı 17 ve kadınların %37’si dahada küçük yaşlarda evlenmektedirler.Kendi isteği ile evlenmiş olanlar %12.4 düzeyindedir.Çocuk doğurma oranı yüksektir.
Şehirlerde ise kadınların yarısından fazlasının evlilik yaşı 15-19 arasıdır.Daha fazla karar almaya aile içinde katılmaktadırlar.şehirlerde de çocuk yapma oranı yüksektir.Köylerde 5.1 iken şehirlerde 3.5 tir. şehirlerde kadının ev içindeki rolü daha büyüktür.
Bu veriler Kürt kadınını durumunu ortaya koymaktadır.Bu araştırmaların yayınlanmayan yanlarıda tabiiki vardır.Araştırma yapanlar Kürt kadınlarının,özellikle köylerde Türkçeyi bilmediklerini saptamışlardır.ÇATOM ların programına bakıldığı zaman asıl amacın okuma yazma adı altında Türkçeyi kadınlara öğretmektir. Türk devletinin belirttiği gibi
’’Kadın odaklı Çok Amaçlı Toplum Merkezleri (ÇATOM), "GAP Bölgesi’nde Kadının Statüsünün Yükseltilmesi ve Kalkınma Sürecine Entegrasyonu Araştırması" sonucunda ortaya çıkan cinsiyet dengeli kalkınma ve toplumsal-kültürel değişme yönünde tasarlanmış alternatif arayışlardan, katılımcı ve entegre uygulamalardan biridir.’’
Entegrasyon denilirken daha çok yabancı bir toplumsal yapıya uyum sağlamanın adıdır. Kürt kadınlarının kendi içinden geldikleri topluma yabancı olmadıklarına göre entegrasyon diye bir sorunu yoktur.Buradaki amaç bellidir.Türkleştirerek kadınlarımızın kendi ulusal kimliklerinden uzaklaşıp ,çocuklarınıda o doğrultuda yetiştirmelerini sağlamaktır.
ÇATOM ların kadınları entegre etmede hangi maddeleri sıraladığına bakalım.
’ Okuma-yazma oranını yükseltmek
Kürtçe dilini kullanan ve büyük çoğunluğun Türkçeyi bilmediği kadınlarımızın hangi dilde eğitim alacakları bellidir.Türkiye burada Avrupa Birliğinede Kürtçe dilini serbest bıraktım diyerek yalan atmaktadır.Eğer okuma yazma oranı yükseltilmek isteniyorsa anadilimizi koruyan kadınlarımız Kürtçe dilinde eğitim yapabilmelidirler.Kürtlerin bu taleplerini Türkiyedeki legal Kürt kökenli partilerin ifade etmesi gerek.
’ Sağlık alanında temel bilgi ve bilinç kazandırmak
’ Üretim becerisi paralelinde gelir elde etme olanakları yaratmak
’ Ev ekonomisi ve sağlıklı beslenmenin yol ve yöntemlerini göstermek
’ Çocuk bakımı ve eğitiminde pratik bilgiler sunmak
’ Gelir getirici alanlarda becerilerini geliştirmek
’ Toplumun ve bizzat kendilerinin ortak sorunlarının farkına varmalarını sağlamak
Kürt toplumunun sorunlarının ve Kürt kadınlarının yıllarca Türk ordusu tarafından tecavüze uğrayan sorunlarının mı farkına varmalarını sağlayacaklardır.Bu kadınlarımızla dalga geçmektir.Köylü kadınlarımızın çoğu Türk askerinin yıllarca tecavüzüne maruz kaldı.Bundan daha büyük toplumsal bir sorun olabilirmi.
’ Kendini ifade etme güçlerini artırmak
’ Örgütlenme ve ortak davranışları teşvik suretiyle kadın ve genç kızlarda kendine güven duygusunu güçlendirmek
’ Kamu hizmetlerine ulaşabilirliklerini artırmaktır.
Diğer maddelerin yorumu bile gereksizdir.
Kürdistanın bir çok bölgesi doktor ve hastahanenin olmadığı yerlerdir.Bu nedenle sağlık konusu,çocuk eğitimi garnitür programlar olarak Avrupalıları inandırmak içindir.En iyi eğitim kendi dilinde olanıdır.
Asimilasyon programları neden bu kadar çok kadını hedef almıştır.Belkide Kürt Partilerinin zamanında göremediği olguyu Türk devleti daha çabuk farkına varmıştır. Toplumun yarısını kadınlar oluşturmakta ve Kürt kültürü ve dili daha çok kadınlar tarafından korunmaktadır. Kadın çocuğu yetiştiren ve ona dil,kültürü öğreten ilk unsurdur.Bu kesimin asimilesi bir müddet sonra toplumuda asimile edecektir.
Eğitim bombardmanı başka kuruluş ve eylemliliklerle Kürdistanda devam etmektedir.
ÇATOM lar 65 bin üzerinde kadının eğitimini sağlamış.Ayrıca UNICEF in desteğiyle de bunu uygulamiş.
Aşırı talep ve başarılı bulunduğu için 27 ÇATOM kuruluşunun sayısını 63 e çıkarmayı Türk devleti planlamaktadır.
Haydi Kızlar Okula Kampanyası nın ikinci uygulama planını TC Başbakanının eşi Emine Erdoğan Urfadan başlatmıştır.Bu törenlere ise UNICEF Türkiye temsilcisi Edmond Mc Loughney de katılmıştır.’
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu konuda Radikal gazetesinde ki (2003) bir haber konunun daha önce kadınlar tarafından asimilasyonmu veya gerçekten değişim mi tartışmalarına neden olmuş. Filiz Koçalin’in haber.Yorumu bunun bir asimilasyon olduğunu vurguluyor.
’’Asimilasyon mu, değişim mi?
Duyulmayan Ses, duyulmayan sesleri bize iletirken bir yandan da yıllar önce kadınların/feministlerin ÇATOM’lar üzerine yaptığı bir tartışmayı yeniden hatırlatıyor.
Kabaca özetlemek gerekirse ÇATOM’larla ilgili iki ayrı tez vardı, birincisi bölgede sürdürülmekte olan asimilasyon politikasının ÇATOM’lar aracılığıyla kadınlar üzerinden gerçekleştirilmek istendiğini ileri sürüyordu. Ayrıca kurslarla çeşitli beceriler kazanan kadınların, ucuz iş gücü olarak piyasaya sürüleceği söyleniyordu. Diğeri ise, kadınların yaşamlarının ÇATOM’lar aracılığıyla kısmen de olsa değişeceğini söylüyordu.
Asimilasyona dair ipuçları
Aslında kitabı okuyunca iki tezin de doğru olduğu görülüyor. ÇATOM’a gidip gelen kadınların yaşamlarında az da olsa bir şeylerin değiştiği yazdıklarından belli oluyor. Çok köklü değişiklik olmasa da, evde kapalı kalmak zorunda kalan pek çok kadın için ÇATOM’lar en azından nefes alabilecek bir yer. Kurslarla kuaförlükten, dikiş nakışa yeni beceriler ediniyorlar. Daha da önemlisi kendileri ve kadınlar üzerine düşünüyorlar, kadın haklarından söz ediyorlar.
Ama öte yandan, yine yazılanlarda asimilasyona dair çok sıkı ip uçları var. Bölgeye epeyce gitmiş, orada pek çok kadınla tanışmış biri olarak söyleyebilirim ki, kitabı okuduğunuzda şırnak’ta, Batman’da başka bir hayat olduğunu sanabilirsiniz. Kitaptaki yazılarda ne orada yaşanan ağır çatışmanın izleri var, ne de aslında başka bir alanda, toplumsal mücadelede yaşamını kökten denebilecek şekilde değiştirmiş kadınlara dair izler var.
Türk var, Kürt yok
Ve kitabı okuyunca sanırsınız ki, Bölge’deki kadınlar Atatürk’ün kadunlara verdiği seçme ve seçilme hakku için onu şükran borçlu. Hatta bazıları 8 Mart’ı bize hediye ettiği için de Atatürk’e teşekkür ediyor.
Kitaba yazan pek çok kadın, Türklerde kadınların ne kadar kıymetli olduğu konusunda hem fikirler. Hatta kitaptaki yazılarda geçen yüzlerce Türk, Türk kadını sözcüğüne karşın, bir tek Kürt sözü geçmiyor. Peki ama bu ÇATOM’lar nasıl eğitim veriyor?
ÇATOM’lar ne işe yarıyor?
Dolayısıyla Duyulmayan Ses’i kadınlar yazdığı için, kendisini ifade ettiği için bu kitabı okumak gerek. Elbette ÇATOM’lar ne işe yarıyor, onu anlamak için de okumak gerek.’’
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kürt kadını anlamadığı bir dilde eğitime zorlanarak kadın hakları konusunda çözüm yapıldığı düşünülmektedir.Kürt kadınının işsiz, eğitimsiz ve haklarından yoksun oluşunun nedenlerini Feminist kuruluşlar araştırmak istememişlerdir. Kürt erkeğinin aynı sorunları mevcuttur.
Feminist kuruluşlar kadına tecavüzün sosyo-psikolojik sonuçlarını tartışırken ve bu konuda yasal düzenlemeler talep ederken savaş dönemi boyunca Türk ordusu ve polisi tarafından binlerce Kürt kadınının tecavüze uğraması ve bununla ilgili sonuçları ile ilgili hiç bir talepte bulunmamıştır. Lokal düzeylerde belli karşı çıkışlar olmuş ancak toplu bir mücadele kadın örgütleri tarafından verilmemiştir.
Bir toplumda kadın haklarının ilerlemesi o toplumun demokratik niteliğinin gelişmesini sağlıyorsa Türkiye’de bunu görmek mümkün olmayacaktır.
Yeni çıkan TCK’ nunda kadına karşı yapılan tecavüzde ağır cezaların verilmesi karara bağlandığı halde binlerce Kürt kadını şiddet yoluyla tecavüze uğramış ve bununla ilgili polis ve ordudan kimsenin yargılandığı görülmemiştir. (lokal olaylar olabilir)
Kadın örgütleri hiç bir zaman bunun sonuçlarını tartışmamıştır.
Türkiye’de kadın sorununda devletin planlı bir şekilde kadının doğurganlığını durdurmak için değişik projeler uygulamaktadır. Çatomlar başka amaca hizmet ederken Willows vakfıda kadın sağlığı adı altında demografik korkular nedeni ile başka bir amaç taşımaktadır.
Kürt kadınlarının çoğunluğu doğumda doktor bulamadığı için ölürken bunu çözecek öneriler ve çözümler Türkiye’de önerilmiyor.
|
....
SAVAŞLARIN KÜRT TOPLUMSAL GERÇEĞİ ÜZERİNDE ETKİLERİ VE KADININ DURUMU
Alıntı:
Sürekli işgal ve istilalara maruz kalan Kürdistan'da kadın, savaşlardan etkilenen en önemli kesimdir. Bu savaşlarda kadınlar egemen güçlerin hedeflerine ulaşmak için kullanmak istedikleri bir nesne, savaşın en önemli ganimeti haline dönüştürülür. Diğer yandan Kürt savaş karakterindeki isyan anlayışı ve sonuçları kadın üzerinde derin izler bırakmıştır.
Egemen güçlerin kadını hedefleyerek toplumu pasifleştirme, teslim alma, iğdiş etme yaklaşımları hemen hemen her dönemde yaşanır. Kadın bir düşürme aracı olarak kullanılır. Namus anlayışının çok hakim olduğu Kürdistan erkeği, bu noktada vurularak ulus duygularından uzaklaştırılmak istenir. Bir çok direniş ve isyan bu yolla bastırılmak istenir. Kürt halkının onurunu kırma, tahrik etme, mücadeleden uzaklaştırma en çok bu yolla gerçekleştirilir. Bu durum hem Kürt toplumsal gerçeğinde, hem de kadın üzerinde büyük tahribatlar yaratır.
Halk gerçeğimizde oluşan namus anlayışı oldukça trajiktir. Kadına yönelim, erkeği öldürür. Kadınla erkek arasındaki bağ, ulusal-toplumsal amaçların o kadar dışında ve o kadar geridir ki, bunu tahlil eden sömürgeci sistem gerçekliği, erkeği teslim alabilmek için ya kızına ya eşine yönelir. Kürdistan'da bu, en büyük tuzak durumuna getirilmiştir. Kadın bir koz durumunda kullanılır, öne sürülür ve başta boyun eğmecilik olmak üzere her türlü olumsuzluk aileye ve topluma dayatılır. Toplum içinde namus, yaşam, felsefe anlamına gelen kadın ve de aile tabusu, gittikçe bir kördüğüm haline geliyor. Böylesine tehlikeli bir durumda bırakılan kadının, toplum içinde hiçbir rolü olmaması ise daha acı bir gerçekliktir. Kadının, söz, düşünce, ifade, karar gücü olması bir yanda kalsın, en düşürülmüş konumu yaşamaktadır. Baskıcı sistemin ve özel savaş rejiminin en uç sömürüsü, kadının üzerinden yaşatılmaktadır. Kadına boyun eğdiren erkeğin kendisi hem toplumda, hem de düşmana karşı en fazla boyun eğen gerçekliği yaşamaktadır. Düşmandan baskı gören erkek bunun acısını kadından çıkarmaktadır. Kadının bu konumu, var olan geri, geleneksel ilişkiler içerisinde geliştirilen bir aşamadır. Kadının dilsizliği, güçsüzlüğü kendiliğinden gelişmemiştir. Sömürgeciliğin en fazla kullanıldığı ve kendisini en çok yansıttığı zemin anlamına gelen kadın, Kürdistan'da savaşın da en ağır yükünü kaldırır konumda yer almıştır. Kürt kadınlarının işgalci güçler tarafından farklı farklı biçimlerde kullanılmak istendiği görülür. Büyük İskender Zağroslara geldiğinde binlerce askerini Kürt kadınları ile evlendirir. Amacı Helenizm'i bu yolla Asya topraklarına yerleştirmektir. Erkek egemenliğinin bu biçimiyle Kürt gerçeğine yansıma çabası, Kürt kadınının gücünü görmesinden ileri gelir. Kadın aracılığıyla bu kültürü egemen kılma, kadının salt cins olarak ele alınmasından değil, toplumsal-siyasal etkinliğinden kaynaklanır. Büyük İskender şunu erkenden fark eder; Ortadoğu'ya kadınsız giremeyecektir. Ondandır ki tüm egemenler, amaçlarına ulaşmak için kadını kullanırlar.
Sürekli savaşlar veren Kürt halkında, savaşların şiddetinden en fazla nasibini alan Kürt kadını olur. Irza geçme, işkence hep dayatılır. Köleci dönemde en fazla köle olarak savaş ganimeti olanlar, kadınlar ve çocuklardır. Şiddet ve zor karşısında ve işgalci güçlerin saldırganlıklarından dolayı, binlerce Kürt kadını intihar eder. Hemen hemen birçok savaşta yaşanan bu durum, isyanlar döneminde daha sık yaşanır. Kürt kadını ganimet olmamak için çoğu kez ölümü seçer. Dersim İsyanında 1500 genç kızın, ganimet olarak götürüldüğünü belirten Yalçın Küçük, "Kürt İsyanları" kitabında kadınların düşmanın eline geçmemek için kendilerini ateşe attıklarını, uçurumlardan atladıklarını belirtir. Bu konuda verdiği örnek şöyledir; Bingöl-Genç'in köylerinden birinde yaşayan bir genç kızın, bulunduğu samanlık askerlerce yakılıyor. Kız yanan samanlıktan dışarı çıkıyor. Fakat askerlerce yüz yüze gelince yeniden alevlerin içine dalıyor. Bunun gibi binlerce örnek vardır. General Moltke ise daha önce belirtilen eserinde; Garzan dağlarındaki çatışmadan sonra elli kadar kadının ganimet olarak götürülmek istendiğini, fakat kabaran dağ deresinde hepsinin boğulduğunu anlatır. Kürdistan'ı işgal eden bir çok güç, askerini psikolojik olarak hazırlarken, en çok kadın ganimetleri hatırlatırlar. Erkeğin bu yönlü zaafı iyi çözüldüğünden, bu vaatlere ulaşmaktan başka bir şey düşünmeyen askerler, en acımasız şiddeti uygulayarak ganimete ulaşmak isterler.
Feodal dönemin din anlayışı ve namus kavramı ise sıkça kullanılır. Kürt erkeğini, direnişlerden vazgeçirmenin bir aracı olur. Bir yandan erkeği salt kadın konusunda yoğunlaştırarak mücadeleden uzaklaştırırken ve de siyasi yaşamdan alıkoyarak tüm enerjisini bu noktaya kanalize ederken, diğer yandan kadına yönelim tehdidini hep bir kart olarak gösterir. Aşiretçilik ve ailecilikte en fazla kavgalar, kan davaları kadın konusunda çıkar. Sevginin katledildiği bir ortamda, cinsel bir metaya dönüştürülen kadın konusundaki sahte namus-şeref anlayışı ulusallığın, ülkenin önüne geçer. Bir kadını namus olgusu olarak gören Kürt erkeği kolayca savaşmayı göze alırken, ülke değerlerine karşı çok fazla duyarsızlaşır.
Dervişe Avde destanındaki Adule'nin Mirlere karşı verdiği savaş ise bu temelde oldukça anlamlıdır. Sevginin ölçüsü olarak, vatan için savaşmayı koyan Adule, işgal altındaki bir ülkede aşkın, namusun, sevginin olamayacağını açıkça gösterir. Avde ise bu sevdanın ölçüsünü anlayan, sevdasıyla ülke aşkını birleştiren yiğit bir Kürt erkeğidir. Ama istisnadır.
Kürdün trajedisini edebiyatla en iyi ifade eden Derveşê Evdi destanını günümüzde kadının gerçekliği ve geldiği düzeyle birlikte ele alan Başkan Apo bunu şöyle dile getirmektedir: "Derveşê Evdi büyük bir Gerilladır. Adule de öyle. Aslında Adule'ninki büyük bir Aşktı. 'Filan paşa beni istiyor, ancak ben sadece Derveşê Evdi'yi seviyorum. Bu olmazsa mezar beni kabul eder' diyor. Bunlar büyük şeylerdir. Kürtlerin sevgi ilkeleridir. Büyük yiğitliktir. Derveşê Evdi ne Türklere, ne de Araplara teslim oluyor. Bu yurtseverliktir, büyük bağımsızlıktır. Hem aşkı tanıyor, hem de düşmanını tanıyor. Kimse ne Derveşê Evdi, ne de Adule gibi büyük bir aşkın sahibi olamaz. Adule'nin aşkı, büyük bir aşktır. Kimliksiz kadın olmaz, yaşam olmaz, yiğitlik olmaz. Bu Derveşê Evdi'nin felsefesidir. Derveşê Evdi gibi kızlardan önce düşmanın üzerine gideceksiniz. Şimdi birisi Derveşê Evdi gibi dağlara çıkarsa büyük başaracak."
Derveşê Evdi destanı, Kürt kadınının yurtseverliği ve savaştırıcı güç olma özelliklerinin işlenmesi açısından önemlidir. Derveşê Evdi ve Adule aşkında birey sevgisi ile yurt sevgisini birleştirme, sevgiyi hak etme anlayışı hakimdir. Yine destanda geçen bir olay, kadının yurdu karşısındaki duyarlılığını gösterir. Türkmen ve Arap erkekleri yaylalara el koyduklarında, erkekler kayıtsız kalır. Bu durum karşısında kadınlar tavır olarak eteklerini kaldırarak suya giderler. Erkekler buna müdahale eder. Kadınlar ise, Kürt toplumunun temel değerlerden uzaklaşma boyutunu verdikleri cevapla çok açık koyarlar. Cevap şöyledir; "Eğer orda erkekler olsaydı düşman yaylalarımızda oturmazdı. Bunun için biz onlardan utanmıyoruz" derler. Bu cevapla erkekliğin boşaltılmış yönünü ve olması gereken erkeklik ölçütünü, namus anlayışını ortaya koyarlar.
Kürt erkeğinin onuru ile oynamanın en kısa yolu olarak kadın üzerinde cinsel taciz yolunu seçen işgalci güçler karşısında erkeğin çözümsüzlüğünü gösteren bir başka örnek ise, "Ivo Bege Pasine" destanıdır. Kürt-Türk savaşında geçen bu destana göre, komutan olan Ivo Beg savaşta yenilir ve köyüne geri çekilir. Düşman köye gelir ve kapısına dayanır. Evde kızı, karısı ve gelini vardır. Eşi bu esnada "bizi düşmana sağ teslim etme" der, daha sonra kızı ve gelini de "bizi vur" derler. Ivo Beg çaresiz kalır. Fakat sonuçta silahını çeker ve üç kadını öldürür. Bu örnek işgalci güçler karşısında çaresiz kalan bir Kürt erkeğinin dramı değildir sadece. Eli kolu bağlı, bir namus malzemesi olan, kendisini öldürmesini bile erkekten beklemek zorunda kalan, Kürt kadınının dramıdır aynı zamanda. Ve namus cenderesinin trajedilerinden sadece biridir. Bu olayın Ağrı Dağı İsyanı'nda yaşandığı belirtilir. Ağrı Dağı İsyanı liderlerinden Bıra İbrahime Husseke Telle'nin hikayesidir. 1930 yılında büyük bir güçle taarruza geçen Türk ordusu karşısında, halkın nasıl korunacağını tartışan liderler birçok öneri sunarlar. Bıra'nın önerisi kabul edilir. Bu öneri bütün kadınları, güçsüz ihtiyarları ve çocukları kılıçtan geçirmektir. Bıra ilk uygulamayı kendi elleriyle ailesine uygular. Böylece ilk trajedi onun ailesinde yaşanır. Bu yaklaşım karşısında Bıra ikna edilerek uygulama durdurulur. Fakat on kişi kurban olmuştur.
Ailenin düşman eline geçmesi namusun kirlenmesi ve onurun kırılmasıdır. Özellikle isyanlar sonrası yaşanan yenilgili ruh hali, direncin kırılması gibi durumların yaşanması, bu uygulamalarla yakından bağlantılıdır. Bunalımlı feodal yapılanmaların ve dinin Kürt toplumu üzerindeki etkisi, egemen güçlerin bu yolla sonuç almasını kolaylaştırır. Dikkat edilirse Kürt kadını, belki savaşın yürütücüsü değildir, ama temel öznesidir. Bu anlamıyla savaşların çıkışında ve sonucunda kadın olgusuna yaklaşım belirleyici olur.
Savaşlarda kadına uygulanan baskı, zor ve şiddet, kadının kişilik yapılanmasında da olumsuzluklar yaratır. Düşman karşısında birleştiği, kaderini paylaştığı erkeğin, yenilgi psikolojisini aile içinde egemen olma yoluyla dengelemek istemesi, kadını daha çok silikleştirir ve düşürür. Egemenliğe karşı savaşan erkeğin egemenliği ile yaşamak zorunda kalan Kürt kadını, isyancı bir karakter kazanır. Tıpkı Kürtlerin Türkler karşısındaki ezikliği ve ezilenlerin ruh haliyle hareket etmesi gibi Kürt kadını da, dışta yenilen, fakat içte en katmerli erkek egemenliği karşısında aynı durumları yaşar. Kürt isyanları Kürt kadınları üzerinde önemli izler bırakır.Kürt kadınının tarihin büyük bir bölümünde yoğun olarak yaşadığı ve hep sonuçta, ondan tarifi imkansız acılar tattığı savaş olgusunun, günümüzde de halen süren bir sonucu, sürgün ve yarattığı etkilerdir. Neolitikten beri kendisini en fazla toprakla var eden, onu işleyen, üreten ve verdiği emekle sınırsız ve ayrılmaz bir birlikteliği yaşayan kadın, savaş ve baskıyla kendi toprağından koparılmak istenmiştir. Kadın özgür çağlarında, bereketi ve bolluğu nasıl ki kendi özüyle bütünleştirilmiş Toprak Ana biçimini almışsa, köleci dönemden günümüze kadar da yarattığı değerlerden ve ana toprağından savaşlarla, zorunlu göçlerle koparılmak istenmiştir. Köyler yakılmış, ulusal değerler yok edilmek istenmiştir. Bu asimilasyon sürecinde de, en fazla kadın zarar görmüştür. Ruhta, duyguda, düşüncede tam bir parçalanmaya maruz bırakılmıştır. Göçün yanında, düşüncede tam bir parçalanmaya maruz bırakılmıştır. Göçün yanında diğer özel savaş uygulamalarının da hedefi olmuştur. Baskı, zor, cinsel taciz ve daha birçok uygulamaya, sistematik olarak kadın maruz bırakılmıştır. Ama tüm bunlara rağmen sömürgeci sistemin en fazla düşürdüğü ve yönelmeye çalıştığı bir kesim olan kadın, ulusal devrimci mücadeleye ve cins olarak kurtuluşa da en fazla açık ve tutkulu kesimdir de. Aslında kadındaki devrimci potansiyelin çok gelişkin olmasının gerçeği de, bu nedenlerden kaynaklanıyor. Mevcut sistemden en derin etkilenen kesim, kurtuluş yolunda da en fazla iddialı ve bu potansiyeli barındıran kesimdir. Bu anlamda kadının özgürleşme düzeyi, toplumun özgürleşme düzeyinin bir derecesi oluyor. Bugün Kürt kadınlarının tüm ulusal değerlerine, kültürüne, diline sahip çıkması ve ulaştığı düzeyde yaşamın her alanına -siyaset, politika, sanat- aktif olarak katılıyor olması, tüm savaşlar sonucunda yaşadığı ağır acılar ve psikolojilerden sonuç çıkararak, daha bilinçlice, yeniyi yaratma iddiasına yoğunluk verdiğinin göstergesi oluyor. Tarihten günümüze kadar kadının özüne bağlılığı ve destansı bir direnişidir yaşananlar.
|
...
Bu mesaj en son " 08-03-2008 " tarihinde saat 06:46 AM itibariyle PCkopat tarafından düzenlenmiştir....
|