Giriş Tarihi: May 2006 |
Konum: Aydınlanmak Acıdan Kaçmak Değil, Acıyı Anlamaktır.! |
Yaş: 26 |
Mesaj: 13,977
|
|
Üye No: 2663
|
|
Cinsiyeti : Bay
|
Rep Power: 186448
| Rep Puanı : 18643298
| |
|
| |
|
İç Faktörler Devamı
çocukluktan itibaren koşulsuz sevgi içcinde bulunması gerekir. Pangrazi, benlik kavramını kişinin iç dünyasını oluşturan, düşünceler, tutumlar, değerler ve yorumlar olarak tanımlar. Benlik kavramı, bireyin kendi kişiliğine ilişkin kanaatlerinin toplamı, bireyin kendini tanıma ve değerlendirme biçimidir. Bireyin kendini kavraması, kim ve ne olduğunu, bir insan olarak nitelikleri, sorumlulukları, amaçları, inançları ve bilinçli olarak elde ettiği değerleridir. Benlik kavramı, insan davranışında önemlidir ve olumlu benlik kavramı kişinin uyum işlevleri ve mutlu yaşamı için gereklidir.
Çocukluktan başlayarak bütün yaşam boyu insanın çevresinde bulunan kişilerle kurduğu ilişkiler, iletişim ve etkileşim bu gelişmede bir yandın bireyin toplumsallaşmasını, öte yandan kendi benliğini tanımasını sağlar. Ben kimim, neler yapabilirim, amacım nelerdir, gibi sorulara verilen yanıtlar sonucunda kişinin benliği ortaya çıkar. Kişinin kendisini olduğu gibi görebilmesi ve gerçekçi olarak istediği gibi değerlendirip kabullenmesi başarılı ve mutlu olmasını engeller. Yetenekli bir sporcu kendisini veya yeteneksiz bir sporcu, yetenekli olduğunu düşünerek başaramayacağı görevler almak isteyebilir.
Antrenörler, özellikle genç sporcuların başarısızlıkları durumunda, benliklerinin zarar görmemesi ve kendilerine olan güvenlerini yitirmemeleri için eleştirilerinde dikkatli olmalıdır.
4.Algı
Genel olarak algı iç ve dış dünyamızını farkında olmaktır. Duyu organlarımız aracılığı ile almış olduğumuz uyarıcıların belirli bir kısma algılanır. Aynı çevredeki iki ayrı kişi farklı şeyler algılayabilir. Algılar kişinin deneyimleri, öğrenmeleri, dikkatinin yönü ve duygularından etkilenir.
Algı bireyin beş duyu organı ile çevreden, derin duyu organları ile vücudundan gelen uyarıcılar aracılığı ile edindiği izlenimlerin bilinç düzeyine ulaşmasıdır. Algılama etkinliği ile sporcu, yaptığı işi bu işin önemini, rakiplerin durumunu, uygulaması gerektiği taktiği kavrayabilir. Bir sporcunun öncelikle kendi bedenini algılaması gerekir. Beden algısı, bedenin şekli, ölçüsü, kol ve bacakların konumu, yapısı, hatta eklemlerin hareket genişliği ve mekan içindeki hareket yönlerini kapsar. Bunun yanında mekan algısı, zaman algısı ve hareket algısı spordaki performansı etkiler.
Mekan algısı, spor ortamına katılna nesnelerin şeklini, sbüyüklüğünü, uzaklığını ve yönünü bildirir. Zaman algısı, hareketlerin zaman birimi içerisinde düzenlenerek, ritmik bir olaya dönüşmesi sayesinde bir anlam kazanır. Hareket algısı, hem başkalarını hem de sporcunun kendi hareketlerinin algılanmasını kapsar. Aşağıdaki yanlışlıklar beklenen performansa ulaşma ve yaralanma riskleri içinde yer alır.
Algıların her biri duyusal uyarımlardan gelip çabuk şekilde oluşan organize edilmiş, yorumlanmış şeylerdir ve bir kimsenin eski deneyimlerinden,g eçmişinden ve öğrenmelerinden yapılanmış olarak hafızasına yerleştirilmiş olur. Sporcunun heyecan durumu ve dikkatinin yönü algılarını geniş ölçüde etkilemektedir. Örnek olarak tenis oynayan biri topa vurmaya ve pozisyon almaya kendini o kada verebilir ki, rakibin pozisyon değiştirdiğini algıyalamaz hale gelebilir . Futbolda pas bekleyenler bazen karşılarındaki savunma elemanından sıyrılmaya kendilerini o kadar kaptırırlar ve acele ederler ki, topu yakalamaya pek az dikkat sarf ederler ve topu kaçırırlar. Dikkat ve dolayısıyla algı bir bakıma ayırdedici bir özelliktir. Bir kimsenin dikkatini odakladığı yön ve motivasyonu onun algılayaşıni etkiler. Çevreninkişi tarafından algılanışı sters üzerinde de etkili olmaktadır. Dış dünyanın kendisinin değil de bizim onu algılayış şeklimizin stres kaynağı olduğunu ileri sürenler bulunmaktadır. Deplasmanda oynayan bir sporcu sahayı, seyirci veya hakemi performansını engelleyici bir faktör olarak algılıyor ise kendinden daha zayıf bir rakibe yenilebilir.
Algı tek bir uyarının değil pek çok uyarının hızlı bir şekilde yorumlanmasına dayınır. Özellikle yarışma ortamında uyaran sayısı daha da artar, buna karşılık başarı için çok çabuk ve artarda doğru algılamalar yapılması gerekir.
5.Konsantrasyon
Konsantrasyon dikkatin bir noktada odaklanması anlamına gelir. Spor hareketlerinin öğrenilmesinde ve bu hareketlerin yarışma ortamında doğru olarak uygulanabilmesinde dikkatin bir noktada yoğunlaşabilmesi gerekir.
Düşünme, algılama ve hayal etmede meydana gelen psikolojik fonksiyonların bilinçli bir şekilde harekete geçirilmesi dikkat olarak tanımlanır. Dikkati toplama yeteneği, bireyin korteksinde baskın uyarılma evrelerinin oluşturulmasına ve bu faaliyete katılmayan merkezlerin baskı altına alınmasına dayanır. Beyin merkezine gelen bir uyarının, o merkeze komşu diğer merkezlere yayılma özelilği vardır. Örneğin basket topunu sepete atmak için ilgili merkezlere gelen bir uyarı, o kaslara komşu diğer kasların merkezlerini de uyarır. Bu uyarılma sonucu, harekete katalması gereksiz kaslar da kasılır ve harekete katılırlar. Bu duruma irradrasyon denir. Böylece hem hareketin koordinasyonu bozulur hem de daha çok sayıda kas çalıştığı için spocu daha çabuk yorulur. Konsantrasyon, irradrasyonun tersidir. Bir uyarının, yeterli sıklık ve şiddette yinelenmesi, onun çevreye yayılma özelliğini azaltır ve zamanla tamamen ortadan kaldırır. Kişinin yapmakta olduğu işe duyduğu ilgi ve istek onun dikkatini toplama yeteneğini belirler. İlgi duyuluan bir faaliyet istekle yapıldığında konsantrasyon daha kolay sağlanmakta ve uzun süre devam edebilmektedir.
Sporcular konsantrasyon veya dikkatlerini oyunun kendisinden daha başka konu ve problemlere yöneltirlerse, oyunun gidişine bağlı olarak görevlerini başarıyla yerine getirmede, iyi bir performans ortaya koyamazlar. Çünkü oyuncular sınırlı olan konsantrasyon veya dikkat kapasitelerini farklı konulara kaydırırlar, farklı yöntelre kaydırılan enerji oyun içindeki performansın yerine getirilmesinde verimli bir şekilde kullanılamaz. Yüksek kayfı durumunda olan sporcular konsantrasyonlarını rakplerinin ne kadar iyi olduğuna kaydırarak kendi becerilerini başarıyla yerine getirmede zorluk çekebilirler ve performansları bozulabilir. Bir antrenman maçında, müsabakaya göre çok daha az nöröfizyolojik enerji harcanır. Genç bir sporcunun dikkatini toplama yeteneğinin iyileştirmek isteyen antrenör, öncelikle o sporcuya özgü dikkat düşüşünü tespit etmelidir. Şartların uygun olması durumunda, kısa molalar vererek soprcunun harcadığı enerjiyi yerine koymasına fırsat verilmelidir. Mola ve yüklenmelerin düzenli olarak birbirini takib etmesi durumunda., harcanan enerji tekrar sağlanabilir.
Konsantrasyonu sağlamada güçlük varsa öncelikle bunun sebebini belirlemek gerekir. Motivasyon eksikliği, duygusal ve zihinsel çatışmalar, hastalık durumu, monoton antrenmanlar veya aşırı yüklenmeli antrenmanlar, korku ve otonom sinir sistemi bozuklukları gibi pek çok neden dikkatin bir noktada odaklanmasına engel olabilir.
6.Rekabet ve hırs
Sporcu yarışmalar sırasında başarılı olabilmek için rakibiyle rekabet içindedir. Aslında sporcu her yarışmada aynı zamanda kendisiyle ve çevresiyle yarışır.
Çocuklardaki hareket zorlamasının özel bir ifade şekli de rekabettir. Psikolojik bir güdü olan rekabet, çocuğun kendini başkalarıyla karşılaştırma, kendi yeteneklerini değerlendirme ihtiyacaından doğar. Rekabet ayrıca verilen durumların üstesinden gelebilme merakı olarak da ortaya çıkar. Spor disiplinlerinin sınırlı olması ve rakiplerin güçlerinin birbirine yakınlığı, resabeti artırırken, sters de, sbuna paralel olarak artara. Rekabet, organizmanın uyarıcılarını maksimum kapasite ile çalışması için çoğunlukla en üst düzeye yükseltirken,yarış ortamı da sporcuların önceden var olan yüzeye çıkmamış rekabet duygularını kamçılar. Sporcu yarışa sadece fiziksel kapasite ile değil, duygu ve düşüncelerini içeren psikolojik durumlarıyla da katılırlar. Rekabetin bir yandan kuvvetli bir güdülünem aracı olduğu, sbirçok yarışmalar için optimal düzeyde göstermelerini sağladığı belirtilirken, diğer yandanda aynı yarış ortamının düşük ve yüksek kaygılı sporcuları rekabeti ne pahasına olursa olsun kazanmak noktasında yaşarlar. Bu durumda hırsla hareket ederler. Hırs duygusu sporcunun kendisine ya da çevresine zarar verecek şekilde davranmasına yol açtığından istenmemektedir. Ancak mücadeleci ve azimli olma yerine hırslı olma antrenörlerce yanlış olarak sıkça kullanılmaktadır. Hırslı oynamak üzere talimat sporcular tehlikeyi göze alırlar, koordinasyonu bozuk davranışlar, çarpışmalar, faullü hareketler artar. Yaralanmalar ortaya çıkabilir ve performans riske girebilir.
Kondisyon yeteneklerinin düşüklüğü, vücut ölçülerinin yapılan spor türüne uygun olmaması veya antrenmansızlık gibi sebeplerden dolayı, sporcunun başarı ihtimalinin başından beri düşük olduğu durumlarda, rekabetten kaçınmak gerekir. Rekabet güdüsü bilinçli bir sev ve idareye ihtiyaç gösterir. Aksi taktirde algı bozuklukları, hatalı ve yanlış davranışlar, koordinasyonu bozukluğu sonucu istenen performansa ulaşmak güçleşir.
7.Riski göze alma
Bazı sporcular çoğu zaman tehlikeyi göze alan davranışlarda bulunurlar. Genelde bu davranışlar seyirciyi coşturur ve medyada geniş yer alır.
Bir eylem, amaçlanan bir hedefin bulunması, fakat aynı zamanda mevcut araç ve imkanların bu hedefe ulaşmak için yeterli olup olmadığı konusunun belirli olup olmaması halinde riskli olarak değerlendirilir. Sporcuların bazılarında kişilik özelliği olarak tehlikeyi göze alma eğilimi bulunabilir. Ama bunun dışında spor ortamında riski göze almaya yol açan birçok sebep bulunur.
Sporcular başarısız olmama ve kendisine gösterilen ilgiyi devam ettirme gayreti sonucunda, mevcut yeteneklerine uygun düşmeyen aşırı riskli eylemlerde bulunabilirler. Antrenörün gözüne girme isteği, seyirciye hoş görünme, riskli davranışlarda bulunan bazı sporculara özenme, aşırı motivasyon, rakibe duyulan öfke veya yenilgiyi kabullenmeme sporcunun riski göze alma davranışına yol açan diğer nedenlerdir.
Riskli davranışlar aslında nadiren olumlu sonuçlar getirir. Genellikle performansı olumsuz yönde etkiler ve yaralanmalara yol açabilir. Antrenörler sporcuların uzun ve sağlıklı bir spor yaşamı için, riskli hareketleri özendirecek söylem ve davranışlardan kaçınmalıdırlar.
8.Saldırganlık
Günümüzde saldırganlık sporla ilgili olarak artan bir şekilde gündeme gelmektedir. Normal yaşantıda saldırgan davranışlar değişik nedenlere yapılan çeşitli engellemeler sonucu ortaya çıkarken; sporda başarı rakibin engellemesine bağlı olduğundan kurallara bağlı olarak buna izin verilir. Kuralları ihlal ettiğinde rakibine ya da kendine zarar vereceğinden cezalandırılır.
Saldırganlığın, biri kişi veya nesnesinin zarar görmesi şeklinde anlaşması konusunda büyük ölçüde bir birliktelik mevcuttur. Gabler, sporta engelleme ve zarar verme ayırımını yapar. Spor dalına özgü kurallar çerçevesinde bir engelleme söz konusudur ve bu sporcular tarafından karşılıklı olarak beklenir. Kurallar ihlal edildiği noktadan itibaren saldırgan davranışa geçiş gerçekleşir. Kurallar ne kadar kadı, normal ne kadar bağlayıcı ve beklentiler ne kadar yüksekse, hayal kırıklığığna uğrama tehlikesi de o oranda büyük olur. Saldırganlık dolu eylemlerden kaçınmak için yüklenme ve hayal kırıklığı yaşantılarını tahammül edilir bir çerçevede tutmaya ve başarılı olma yaşantılarını ön plana çıkarmaya gayret edilmelidir.
Bazı sporcular saldırgan davranışlarad bulunmaya eğilimlidir. Böyle sporculara, özellikle (savunma oyuncuları gibi) rakipte temas halinde olmaya gerektirecek görevler verildiyse yaralanma veya ceza alma riski artar. Bazı sporcularda yer değiştirmiş saldırganlık görülebilir. Bu durumda sporcu kızgınlığını esas kaynağına değil de başka kişi veya nesnelere yöneltebilir. Antrenörüne kızan bir sporcu, yaptığı bir hatalı pası bahane ederek takım arkadaşlarına bağırabilir ya da hakeme kızan bir sporcu kendine dönük bi saldırganlık gösterebilir. Suçluluk, hayal kırıklığı, pişmanlık kendine dönük saldırganlığın sebepleridir. Özellikle genç sporcuların da duyguları yaşamasına izin vermeyecek bir diyalog geliştirilmelidir.
9.Kaygı
Kaygı eski Yunanca’da endişe, korku, merak anlamında kullanılan “anxietas” sözccüğünden gelmektedir. Kaygı tedirgin edici bir duygudur. 1966 yılında Spielberger kaygıyı geçici bir durum olark” durumluk kaygı” ve sabit bağlantılı bir kişilik özelliği olarak “sürekli kaygı” diye ikiye ayırmıştır.
Köknel’e göre, bireyin bilinçli tehlike karşısında verdiği tepkiye korku, bilinç dışı çatışmaya bağlı olarak duyulan iç tehlikeye karşı gösterilen tepkiye de kaygı denilir. Durumluk kaygı sıkıntı tasa ve gerginlik ile karakterize olan acil durumu göstermektedir. Sürekli kaygı ise belirli durumları tehlikeli veya tehdit edici loarak algılama eğilimi göstermekmtedir ve bu sporcunun kişilik yatkınılğı olarak ele alınmaktadır. Sporculardaki sürekli kaygı, karşılaşılan olaylarda, onların değişik durumluk kaygı düzeyleri ile yanıt göstermelerine neden olmaktadır.
Kaygının insan davranışlarına olumlu ve olumsuz etkileri varıdr. Olumlu olarak daha yüksek bir başarı için güdüleyici ve hazırlayıcı, olumsuz olarak da hareketin kısıtlanması, düşük başarı ve çekinme şeklinde etkilerini gösterir. Yüksek düzeyde durumluk kaygı performansı bozmaktadır. Buna karşılık düşük düzeyde durumluk kaygıya sahip olan kişi, başarılı olmak için motivasyonu eksikliği göstermektedir. Yapılan araştırmalar sporcular için yarışmaların kaygı yaratan durumlar olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durumun sonuca etkisinin olumlu veya olumsuz olması, kişilik yapısı, yaş, cinsiyet, yaşam koşulları, deneyim ve çevre koşulları gibi pek çok faktöre bağlıdır. Sürekli kaygı düzeyi yüksek olan sporcuların, durumluk kaygıyı diğerlerine göre daha fazla yaşadıkları, bunun da performansı engelleyici bir faktör olabileceği kabul edilmektedir.
10.Korku
Freud korkuyu bir tehlike karşısında bireyin gösterdiği tepki şeklinde ifade eder. Korku çok çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir. Sporda yaşanılan korkuların büyük bir kısmı spor ortamından kaynaklanır ve öğrenme sonucu ortaya çıkar. Pragman’a göre korku, zararlı olarak sıhhatlililğe yöneltilmiş uyaranan algılanmasını gerektirir. Korku tehlikeli ve stres vericidir. Korku fizyolojik tepkileri genelleştirir. Pongardz, korku tepkisi vermeye yönelik doğuştan bir yatkınlığn varlığına dikkat çekmiştir. Bu yatkınlığa bağlı olarak, her kişide hayatı boyunca farklı bir korkuyu değerlendirme kalitesi gelişir. Sporcuların yaşadıkları korkuları; kazanma ve kaybetme korkusu, reddedilme korkusu, sakatlanmalardan korkma, saldırganlık korkusu, beklenti korkusu olarak sıralamak mümkündür.
Cratty, sportif yarışların sonuçlarına nasıl katlanılacağının öğretilmesine ve ortamın suni yarışma ortamı olduğunun kabul edilmesine rağmen, başarısız sonuçlara katlanmanın her zaman kolay olmadığını belirlemektedir. Her sporcunun az da olsa kaybetme korkusu vardır. Bunun kaynağı, çocukluk deneyimleri başta olmak üzere, birçok nedenle bağlı olabilir. Özellikle çevresi tarafından sürekli olarak kazanması beklenen sporcular ya da kendisinde böyle bir benlik geliştirmiş sporcularda kaybetme korkusu çok sık yaşanır. Bazı sporcular ise kazanmaktan korkaklar ancak bu korkularının bilincinde değillerdir. Kazanma korkusu ilgi odağı olmak isteyecekleri gibi sebeplerden de kaynaklanabilir. Özellikle kazanma korkusunu tespit etmek için antrenörün çok dikkatli olması gerekir.
Davranış ve performansın başkaları tarafından değerlendirilmesi halinde, spordaki sosyal durumlarda başarısız veya rezil olma korkusunun teşvik edilmesi tehlikesi ortaya çıkar. Tüm insanlarda var olan sevdikleri insanlar tarafından reddedilme korukusu sporcularda ilave olarak, antrenör, seyirci ve medya tarafından reddedilem koruksu olarak yaşanmaktadır.
Tüm sporcuların sağlıklarına dikkat etmeleri ve sakatlanmaktan kaçınmaları gerekir. Ancak bazı sporcularda bu durum aşırıya kaçarak korku yaratabilir ve performansı olumsuz etkiler. Benzer şekilde bazı sporcularda karşısındaki oyuncuyu sakatlama düşüncesi de korku yaratabilir. Sporcular gerek kendileri gerekse rakibinin saldırganlığından dolayı da korku yaşayabilirler.
Düşük ve orta şiddette olan korkuları zihni olarak kontrol altında tutabilen istikrarlı kişilğe sahip olanlarda korku, bazen performansı artırıcı yönde bir etki gösterebilir. Bu duruma çoğunlukla, kondisyonla ilgili konularda rastlanır. Buna karşılık jimnastik ve oyun oynama gibi koordinasyon ve taktiğe gerek gösteren faaliyetlerde korku, performansı düşürür. Korkuyu azaltmaya yönelik olarak yapılacak ilk şey, korkunun bilincine varma, başka bir deyişle korkuyu itiraf etmektir. Korkuya neden olan konularda bilgi verilmesi korkuyu azaltmanınbaşka bir yoludur. Sporcunun kendisini, rakibini oyun içinde kendi görevlerini, seyirciyi ve hatta hakemi yeterince tanıması ve hedeflerini açık ve uygun bir şekilde belirlemesi korkunun performansını engellemesini ortadan kaldıracaktır.
11.Stres
Stres, organizmanın bedensel ve ruhsal olarak zorlanması sonucu ortaya çıkan ve hem psikolojik hem de bedensel rahatsızlıklar şeklinde yaşanan birdurumdur. Organizmanın stres yaratan durumlara gösterdiği psikolojik tepkileri, kişilik özellikleri ve çevresel faktörlere bağlı olarak farklı biçimlerde yaşanmaktadır. Sporcu gerek antrenmanlar gerekse yarışmalar nedeniyle sürekli olarak stres yaratabilecek ortamlar içindedir. Özellikle sporcuların fiziksel kapasiteleri, teknik ve taktik düzeylerinin oldukça yakın olduğ önemli müsabakalarda başarı stresle başa çıkabilmeyi başaran tarafın olmaktadır.
Connan’a göre insan organizmasının, kendisini saran dış çevrenin etkisi altında iç ortamını belirli bir sınır içinde sabit tutması zorunludur. Bu da sempatik ve parasempatik sinir sistemi parçalarının karşılıklı dengesi ile mümkün olmaktadır. Homeostasis sınırı denen bu sınır içinde meydana gelecek dalgalanmmalar, ferdin özelliklerine ve dışarıdan gelen etkinin cinsine ve şiddetine bağlı olmakta,bu sınır aşıldığında stres ortaya çıkmaktadır. Ancak sadece çevre strese neden olmaz, çevrenin nasıl algaılandığı strese neden olmaktadır. Stres kişiye çevre taraffından yüklenilen istemler ve ub istemlerin kişini algılaması ile kişinin bu istemlerle başa çıkabilmesi için kendisinde var olduğuna inandığı kapasiteleri arasındaki dengesizlikten kaynaklanmakatıdr. Bu nedenle sporcuların aynı yarışma ortamı içinde stresi yaşama düzeyleri ve verdikleri tepkiler ile bunun performanslarnıa etkileri farklıdır.
Antrenörler, stresi sporcuların performansını engelleyici bir faktör olmaktan çıkarmak istiyorlar ise öncelikle sporcularını çok iyi tanımalı ve stres yaşama nedenleri ile düzeylerini tespit etmelidirler. Sporcunun kendini baskı altında hissetme nedenleri ortadan kaldırmaya çalışılmalı, gerekiyorsa psikorealaksasyon yöntemleri (prograsif relaksasyon, biofeed-back, otojenik antrenman, transandantal meditasyon, hipnoz vb) kullanımalıdır.
12.Psikolojik yüklenmeler
Yüksek performansa yönelik bütün sportif faaliyetlerde fiziksel yüklenme yanında psikolojik yüklenmeler de söz konusudur. Sporcuların psikolojik yüklenebilirlikleri farklı farklıdır. Aynı durum değişik sporcularda kişilik özelliklerine ve deneyimlerine bağlı olarak farklı sonuçlara yol açabilir. Psikolojik yüklenmeyi yaşama düzeylyeri soprcuların psiko-fiziki dengesinde bozulmaya neden olduğunda performansta düşme görülür.
Duygular, otonom sinir sistemined yer alan uyarıcıları harekete geçirir veya onları etkisiz hale getirir. Harekete geçirmeye yönelik duygular sempatik sinir sistemini uyarır ve kanda adrenalin ve noradreranilin düzeyinin yükselmesine yol açar. Artmış uyanıklılık hali tepkisi “ergotrop tepki” olarak tanımlanır. Edilgenlik duyguları ise parasempatik sinir sistemini uyarır. Burada uyanıklılık derecesinde bir azalma gerçekleşir. Buna da “tropotrap tepki” adı verilir. Müsabaka korkuları, ergotrap tepkinin sonuçlarıdır. Tropotrap tepkilerin sonucunda ise uykusuzluk, sıkıntı, tekdüzellik görülür. Kendilerine özgü duygusal yapıya bağlı olraak aşırı doygunluk şeklinde yaşanan çatışma durumları da meydana gelebilir.
Sürekli olarak aynı çeşit ısınma ve antrenman yapılması halinde yada antrenörün sürekli olarak aynı tür sözlerle uyarıda bulunması durumunda tekdüzelik ortaya çıkar. Böyle monotonluklar sporcuda isteksizlik, uyku hali, yorgunluk, kan basıncında düşmeye yol açacağından, performansta dalgalanmalar ve kontsantrasyon bozuklukları ortaya çıkar. Psikolojik doygunluk durumları ise sporcunun isteksiz veya sinirli olmasına yol açacağından zihni yeteneklerini kullanamamasına ve performansının kötüleşmesine neden olur.
13.Duygusal ve zihinsel çatışmalar
Performans sporcusu gerek günlük yaşamı içerisinde, gerekse antrenman ve yarışmalarda sık sık duygusal ve zihinsel çatışmalar yaşayabilir. Güzel birg ünde kendi yaş grubundan arkadaşlarıyla pikniğe gitmek isteyen bir sporcu, aynı zamanda yaklaşan final müsabakasının düşündüğünde bir yandan da antrenmana gitmek itseyerek duygusal çatışma içine girebilir. Ya da müsabaka sırasında bir basketbolcu topu potaya atmak veya arkadaşına pas çıkartmak arasında zihinsel bir çatışma yaşayabilir.
Çatışma, birbirleriyel uyuşmayna iki veya daha fazla güdünün aynı anda bireyi etkilediği durumlarda ortaya çıkar; güdülür türüne, şiddetine, içinde bulunulan ortama göre değişik görüntüler gösterir. Belirli bir konuda karar vermede zorluk çekmeye, gerginleşmeye başlayan kişi, büyük bir olasılıkla, bir çatışma halindedir. Belirli bir konuda karar vermede zorluk çekmeye, gerginleşmeye başlayan kişi, büyük bir olasılıkla, bir çatışma halindedir. Bu kişi, biraz sakinleşip iç dünyasını gözleyebilirse, birbirleriyle çatışan güdülerin farkına vardıktan sonra, karar verme sürecini daha akıllıca ve kolayca yapabilir. Sporcular özellikle yarışmalar içerisinde sürekli kararlar vermek zorundadır.
Üst üste birkaç hata yapan sporcu karar vermekte çatışmalar yaşamaya başlar. Bu gibi durumlarda çok ugun bir pozisyonda olmasına rağmen kendi şut atmak yerine daha zor bir pozisyondaki arkadaşına pas verebilir.
Çatışmaların her zaman olumsuz etki göstermesi gerekmez. Bunlar yaratıcı faaliyetlere veya daha fazla gayret göstermeye de yol açabilir. Somut bir durumda çatışmanın etkisi kişilik, duygu ve isteklerin yapısına bağlıdır. Karar vermekte zorlarnan ve tereddüt geçiren kişi sürekli olarak kendisiyle mücadele eder ve başkalarının kararların bekler. Çatışmaların performansı engelleyici bir faktör haline gelmemesi için onları çözmek ve üstesinden gelmek gerekir. Sporcu bunu kendisi gerçekleştirebileceği gib antrenör veya takım psikologu aracılığıyla da halledebilir. Bunun için önce çatışmaların kesinlikle bastırılmaması, açıkça ortaya konularak kabullenilmesi gerekir.
Psikolojik bilgilerin, çatışmaların çözümlenmesinde önemli bir yeri vardır. Antrenör, bu bilgilerin yardımıyla sporcunun yaşı, zekası ve duygusal durumunu göz önüne alarak hareket etmelidir. Kendine güven konusunda sorunu olan sporculara yeni, somut ve daha kolay görevler verilebilir. Sporcusunu iyi tanıyan bir antrenör onun durumunu önceden tahmin ederek çatışma yaşamasına fırsat vermeden önlem alabilir. Sporcuların istek ve ilgileri ile kendilerinden beklenilenler ve çevre koşulları uyumlu değil ise duygusal ve zihinsel çatışmalar sonucu sporcuda saldırgan tepkiler ortaya çıkabilir. Bu da yaralanma riskini arttırır.
14.İnanç sistemi
Sporcularda kendileri ile ilgili oluşmuş inançlar vardır. Bu inanç sistemi içinde -daha önce hiç yapmadım, bu hareketi yapamam- gibi inançları vardır. Bunların giderimlmeme durumu, sahada olumsuzluklara neden olur.
15.Takıntılar
Sporcuların daha önceden yaşadıkları durumlara gore bazı takıntıları vardır. Daha önce yaşanan bir sakatlık pozisyonu, onun o pozisyon yaratıldığında , pozisyona katılmamasını sağlayabilir.
16.Kurban bulma eğilimi
Acıma duygusu ile beslenen insanlar başarısızlıkta, sorumluluk almazlar. Dışarıdan bir sorumlu bulmaya, bir bahane yaratmaya çalışırlar. Adeta bir arkasını koruyan kişiliğe sahip olurlar.
|