Yalnız Mesajı Göster

Eski 26-04-2007, 07:29 PM   #1 (permalink)
MÊVAN
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Konum: ReWaN
Mesaj: 30,309
Üye No: 52150
Cinsiyeti : Bay
Rep Power: 233040
Rep Puanı : 23300635
Rep Derecesi
MÊVAN has a reputation beyond reputeMÊVAN has a reputation beyond reputeMÊVAN has a reputation beyond reputeMÊVAN has a reputation beyond reputeMÊVAN has a reputation beyond reputeMÊVAN has a reputation beyond reputeMÊVAN has a reputation beyond reputeMÊVAN has a reputation beyond reputeMÊVAN has a reputation beyond reputeMÊVAN has a reputation beyond reputeMÊVAN has a reputation beyond repute
Post Avrupa Kürtleri


Avrupa Kürtleri kimlik arayışında

İspanya’dan İsveç’e, bir milyonu aşkın Kürt yol ayrımında. Bir yandan Türkiye’deki her olayla doğrudan ilgililer, diğer yandan da geleceklerini Avrupa’da inşa ediyorlar. Kürt gençler, Kürtlük ile Avrupalılık arasında sıkışmış durumda. Kürt aydınlar ise Kürtlüğün geleceğinde Avrupa'da yetişen ‘Euro-Kürt nesli’nin etkili olacağı görüşünde. Aksiyon İngiltere, Fransa, Belçika, Almanya ve Romanya’da Kürtler’i araştırdı.
“Avrupa maddi anlamda bize çok şey verdi, fakat alıp götürdüklerini hiçbirimiz göremiyoruz. Ev verdiler, maaş veriyorlar, imkanlarımız ülkemize göre çok çok iyi; ama burada tanımsız bir toplumuz. Biz bu topluma ait değiliz, çocuklarımız da bize yabancı büyüyor. Kürt olduğum için buraya geldim, ama çocuklarım Kürt mü, Türk mü, İngiliz mi belli değil.”


Kuzey Londra’da Hackney Belediyesi’nin kendilerine tahsis ettiği evde eşi ve üç çocuğu ile birlikte yaşayan Günseli Doğan, 15 yıldır bulunduğu Londra ile ilgili izlenimlerini anlatmaya bu cümlelerle başlıyor. Babasının siyasi duruşu nedeniyle 16 yıl önce Kahramanmaraş’tan İngiltere’ye iltica etmiş. Malatyalı İsmet Doğan’la burada evlenmiş. Kürt-Alevi bir ailenin çocuğu. Kendisi kurslarda İngilizce öğrenmiş. Eşi İsmet günlük ihtiyaçlarını görecek kadar bile İngilizce bilmiyor; “Kebapçıda çalışıyorum, akşam kahveye gidiyorum. Evde de zaten Türkçe konuşuyorum. Alışveriş yaptığım yerlerin sahiplerini de Türk. Neden İngilizce öğreneyim ki?” diyor.

Günseli-İsmet çiftinin çocukları Mazlum (3), Dilayla (9) ve Anıl (11) Londra’da doğmuş ve iyi derecede İngilizce biliyorlar. Türkçeleri aileden; ama anne babalarının ana dilini yani Kürtçe’yi hiç bilmiyorlar. Doğan ailesinin dedesi Ali Erdoğan, kendini Kahramanmaraş Elbistanlı Kürt-Alevi olarak tanımlıyor. Kürtçe’si Türkçe’sinden daha iyi. Kızı Günseli ile Kürtçe-Türkçe konuşabiliyor. Günseli kendi çocuklarıyla sadece Türkçe konuşurken, çocuklar ise kendi aralarında oyun oynarken bile İngilizce konuşuyor. Torunlar için Kürtçe yabancı bir kavram.

Günseli Doğan, “Kurslar bedava, derneklere çağırıyorlar; fakat öğreneceklerini sanmıyorum. Bir sonraki nesil için Kürtçe gündemde olmayacak.” diyor. Çocuklarıyla iletişim kurarken yaşadığı zorlukların aslında tüm Kürt mülteciler için geçerli olduğunu söylüyor. Doğan ailesinin büyüğü Ali Erdoğan tam 16 yıldır Londra’da. Bir kez olsun ülkesine dönmemiş. Kürtler olarak bağımsız devlet taleplerinin olmadığını, sadece eşit haklara sahip bir toplum istediklerini anlatıyor.

40 yıllık bir süreç

Doğan ailesi, Avrupa’da yaşayan 1 milyonu aşkın Kürt toplumunun üç kuşağını bünyesinde barındıran bir örnek. Çoğunluğunu Türkiye’den gelenlerin oluşturduğu Kürtler, Avrupa’nın her noktasına dağılmış durumda. 1960’larda “işçi” olarak Avrupa’ya ilk adımı atan Kürtler, o dönemde siyasi kutuplaşma olmadığından “gurbetçi” çatısı altında toplandılar. Her bölgeden insanımız Avrupa’ya gitmişti. Aynı camiyi, aynı kahvehaneyi kullandılar. 1970’lerde Türkiye’de yaşanan siyasi hareketlilik Avrupa’ya da sıçradı. Sol kimliği ağır basan örgütlenmeler gurbetçilerin arasını böldü. 12 Mart 1971 muhtırasıyla başlayan Kürt kimliğinin şekillenmesi, 12 Eylül 1980 darbesiyle zirveye çıktı.

Bu tarihten itibaren Kürt kimliği ön plana çıktı. Türk mahalleleri zamanla yerini Kürt mahallelerine, Türk dernekleri Kürt derneklerine, bayramlar yerini kitlesel nevruz kutlamalarına bıraktı. Türkiye’de başlayan parti eylemleri, Avrupa’da da karşılık buldu. Irak ve İran’dan gelen Kürtler, Türkiye’den gelenlere katıldı. 1984-1989 arası hem Kürtlerin hem de Türk solunun yurtdışında yoğun biçimde örgütlendiği yıllar oldu.

1989’dan 1996’ya kadar uzanan dönemde hemen her gün gemi dolusu Kürt Avrupa’ya gitti. Özellikle partinin organize ettiği bu seferlerde binlerce insan bin ile 5 bin dolar arasında para ödeyerek ya da borçlanarak Avrupa’ya taşındı. Ekonomik sebeplerle yapılan ilticalar bile, siyasi bir kılıfa büründürüldü. Öyle ki Kürt olmayanlar da ‘Kürt olduğu’ gerekçesiyle iltica girişiminde bulundu. Gerek serokun yakalanması gerekse 1999’dan sonra ilgili ülkelerdeki mülteci yasalarının ağırlaştırılmasıyla bu göç dalgası giderek azaldı. Türkiye’deki reformları dikkate alan Avrupa mahkemelerinin “mülteci olmayı”yı geçerli görmemeye başlaması da bunda rol oynadı tabii ki. Bugün, mülteci statüsü kazanmış Kürtler, ‘aile birleşmesi’ yöntemiyle eş ve çocuklarını getirmeye çalışıyor.

İspanya’dan Baltıklar’a

Kürtler Avrupa genelinde en iyi örgütlenmiş azınlık. İspanya’dan Baltık Cumhuriyetleri’ne kadar her ülkede varlar. Örgütlenmelerde parti ve PSK (Kürdistan Sosyalist Partisi) ağır basıyor. Yüzde 80 oranıyla parti ezici bir üstünlüğe sahip ve Kürt olan herkesle ilgili. Bir de akademik çalışmalar yapan Paris Kürt Enstitüsü gibi kurumlar var. Kürt örgütlenmelerinde hiyerarşik bir yapı söz konusu. Almanya’da Yek-Kom, Fransa’da Feyka-Kurdistan, Hollanda’da Fed-Kom, İsviçre’de Fekar Kurdistan, Danimarka’da Fey-Kurd, İsveç’te Kürt Konseyi, Belçika’da Fek-Bel, Avusturya’da Fey-Kom, İngiltere’de Fed-Bir öne çıkan federasyonlar. Bunlar, Avrupa Kürt Dernekleri Konfederasyonu Kon-Kurd’a bağlı. 1993’ten beri faaliyette olan Kon-Kurd, 11 federasyonu bünyesinde toplayan geniş bir organizasyon. Kürt örgütlenmesinin yerel boyutunda her ülkede Kürt Dernekleri Federasyonu var. Alt birimler ise Mala Kurda (Kürt Evi) Halkevi, Kürt Gençlik Merkezi, Kürt İşçi Dernekleri, Ahmet Kaya Kültür Merkezi gibi isimlerden oluşuyor.

“Kürt iş adamı” yanlış strateji

Örgütlenmenin ekonomik boyutunu Karzas (Kürt İşverenleri Derneği) koordine ediyor. Merkezi Frankfurt’taki derneğin 13 ülkeden 350 üyesi var. Amaç, Kürt iş adamlarını tek çatı altında toplamak, aralarında işbirliğini artırmak ve yeni bir sermaye grubu oluşturmak. Dernek yöneticisi Hasan Yirik, üyelerinin yüzde 99’unun Kürt olduğunu, Kürt kimliğinin örgütlenmede belirleyici olduğunu; fakat sadece Kürtlerle iş yapmadıklarını söylüyor. Üyelerinin büyük bir kısmı gıda sektöründe olan Karzas’ın yönettiği fonun ortalama 1 milyar Euro olduğunu belirtiyor.

Sadece İngiltere’de 6 bin civarında dönerci var ve çoğunluğu Kürt kökenli. Yıllık ciro 8-10 milyon sterlini buluyor. Kürtlerin yoğun olarak çalıştığı bir başka iş kolu ise marketçilik, toptancılık ve inşaat. Hepsinin ortak özelliği ise özel bir eğitim gerektirmeyen işler olması. Bu durumu Türk-İngiliz Ticaret Odası Başkanı Remzi Gür şöyle açıklıyor: “Büyük bir kısmı siyasi mülteci olarak gelmiş. Akrabalık ya da hemşehricilik ilişkileriyle atılıyorlar iş hayatına. Oturma izni yok, referans bulamıyor. Açtıkları iş yerleri ikinci sınıf. Böyle olunca da aynı kültürden insanlarla çalışıyorlar. Kabuğunu kıran iş adamı sayısı oldukça az.”

Remzi Gür’e göre, bir sonraki nesil bu sorunları aşıp uluslararası standartlarda işler yapmayı başaracak. Aslında başarılı Kürt iş adamları var. Türk kamuoyunun yakından tanıdığı şairlerden Bejan Matur’un ağabeyi Ali Matur, Londra’nın en büyük yaş sebze-meyve komisyoncularından biri. Londra Hali’nin yönetiminde de olan Matur’a göre, ticarette milliyet ayrımı yaptıkları için Kürt girişimciler başarılı olamıyor. 8 yıl önce Londra’ya gelen Matur, önce halde amelelik yapar. Sonra işlerini büyütür ve halin yönetimine giren ilk yabancı olur. Bugün sahibi olduğu iki şirketle Londra’da yaklaşık 8 milyon insanın sebze meyve ihtiyacını karşılıyor.

Kendisini, “Türkiye’yi en iyi şekilde temsil etmeye çalışan birisi” olarak tanımlayan Matur’a göre, Kürt toplumunun en büyük sorunu kabuğunu kıramaması: “Dil öğrenmiyor, yabancı toplumlarla diyaloğa geçmiyor. Uluslararası standartlara göre hareket etmediklerinden büyüyemiyorlar. Maalesef kimliğimiz gelişmemizin, entegrasyonumuzun önünde bir engel olarak duruyor.” Matur’a göre, ‘Kürt iş adamı’ yanlış bir strateji. Ticaretin dini, milliyeti olmaz

Kürt kökenli olmasına rağmen Kürt kimliğinin ticari hayatta öne çıkarılmasının yanlışlığına değinen bir başka başarılı iş adamı ise Gama firmasının sahibi Ali Sancak. Gıda güvenliği konusunda hassas İngilizlerin büyük marketlerine Türk ürünlerini sokabilen tek iş adamı olan Ali Sancak, Türkiye’den getirdiği ürünleri “Turkish Quality” markası ile sergiliyor. Safeway’ın 35 şubesinde ayrı bir stand açan Sancak, benzerlerini çok yakında Morrisson mağazalarında da açacak.

İngiltere’ye ticaret amacıyla geldiğini ve iktisat mezunu olduğunu söyleyen Ali Sancak, “Eğer bulunduğunuz ülkenin şartlarına göre hareket eder, standartlara göre mal sunarsanız başarılı olmanızın önünde hiçbir engel yoktur. Fakat bizim insanımız ülkemizde ne kadar bozuk ve kötü mal varsa onları satmaya çalışmış. Küçük düşündükleri için de sadece birbirlerine mal satmışlar.” diye özetliyor mevcut durumu. Yanında İngilizler dahil 50 işçi çalıştırıyor. Yılda 10 milyon sterlinin üzerinde ciro yapan şirketi ile yakında İrlanda’ya Türk bayraklı ürünleri satmayı hedefliyor. Ali Sancak “Ticaretin dini, milliyeti olmaz. Eğer sadece bir kesimi referans alırsanız küçük kalmaya mahkumsunuz. Bizim insanımız da bunu yaptı maalesef.” diyor.

Bugün genelde gıda sektöründe çalışan Kürtler 1980’lerin ikinci yarısına kadar tekstil sektöründe de vardı. Özellikle Fransa’da 1989’a kadar tekstille uğraşan Kürt göçmenler, bu sektörün Kuzey Afrika ülkeleri ve Çin tarafından istila edilmesi üzerine başka alanlara yöneldi. Bugün Fransa’da kebap ve inşaat alanında çalışıyorlar. Paris ve çevresinde bin 200 ayrı inşaat şirketi Kürt girişimciler tarafından işletiliyor. Fakat hemen hepsi taşeron. İngiltere’de, başında Kürtlerin olduğu, kayıtlı 20 bine yakın işletme var. Fransa genelinde de 3 bin 600 restoran. Almanya genelinde ise ‘imbis’ olarak adlandırılan küçük restoran ve işyerlerine kaymış.

Tekstil sektöründe çalışan Selim Yağcı, günde 14 saat çalışıp ancak fason işler alabildiğini anlatıyor. Yağcı’ya göre, Fransa’da yaşayan Türkiye kökenliler arasında keskin ayrımlar yok. Fakat bazı çevreler ‘varmış’ gibi göstermeye çalışıyor: “7 yaşıma kadar sadece Kürtçe konuştum. Ama Türk-Kürt ayrımına inanmıyorum. Dünya kapılarını açarken kapıları kapatmak, ayrılık tohumları ekmek kimin çıkarına?” Aynı bölgede tekstil atölyesi işleten Çeçen Üstüner, Mardin’den 1983 yılında göçmüş. Fransa’da doğan çocukları neredeyse Türkçe bilmiyor ve Kürt kimliğinin alt kimlik olarak kaldığını söylüyor.

Londra’daki halkevi, komuta merkezi gibi

Avrupa’dakilerin günlük hayatı iş, ev, dernekler arasında geçiyor. Londra Halkevi, Avrupa’daki en eski Kürt derneklerinden biri. Duvarlarda başkan posterleri ve parti bayrakları yer alıyor. Kürt toplumunun koordine edildiği bir komuta merkezi gibi. Buraya gelenlerin, parti sempatizanı olduklarını, başkana bağlılıklarını saklamak gibi bir çabası yok.

Merkezin Müdürü İbrahim Doğuş’a göre burası, İngiltere genelinde yaşayan 250 bin kişi (Bu noktada şunu söylemek lazım. Resmi olarak ülkede bulunan Kürtlerin sayısı bilinmediği için her derneğe göre rakamlar farklı olabiliyor. Kemal Burkay taraftarı olan PSK’ya göre İngiltere’de 80 bin Kürt yaşıyor.) için bir nevi ‘elçilik’ görevi yapıyor. Bin 900 kişi üye, 6 bin kişi kayıtlı, 32 bin kişi düzenli olarak Halkevi’nin faaliyetlerine katılıyor. Kürtçe, İngilizce, tiyatro, folklor kursları veriliyor.

Ahmet Kaya’nın odası Paris’te

İbrahim Doğuş, toplumun bütün sorunları ile ilgilendiklerini, halkevindeki çalışmalardan İngiliz hükümetinin çok memnun kaldığını söylüyor. Gerçekten yerel hükümetler halkevi ile sıkı bir diyalog içinde. İngiliz eğitmenler ders veriyor, yerel yönetimler mali destekte bulunuyor. Hatta birçok Kürt derneğinde çalışan personel, maaşını yerel yönetimlerden alıyor. Halkevi yönetimi ulusal hükümet ve medya ile de iyi ilişkiler içinde. İstanbul’daki patlamalardan sonra BBC, halkevinden yayın yapmış. Doğuş, bu durumun diğer Türk dernekleri tarafından protesto edildiğini, kendilerinin ise Türklerin, Kürtlerin, Azerilerin temsilcisi olmaya çalıştığını söylüyor.

Paris’teki en büyük Kürt derneği Ahmet Kaya Kültür Merkezi. Diğerlerinde olduğu gibi burada da parti ve başkan ön planda. Merkezin sorumlusu Mehmet Çiçek, Fransa genelindeki Kürtlerin yüzde 70’inin mülteci olduğunu söylüyor. Merkez daha önce Kürt Evi adıyla hizmet verirken, Ahmet Kaya’nın ölümünden sonra buraya sanatçının adı verilmiş. Hatta Ahmet Kaya’nın evindeki odası buraya taşınıp müze haline getirilmiş. Çiçek’in verdiği bilgiye göre Paris’te 80 bin, Fransa genelinde de 130 bin civarında Kürt var. Mehmet Çiçek, Kürt toplumu için bir nevi danışma merkezi olarak hizmet verdiklerini söylüyor.

Benzer dernekleri Avrupa’nın büyük kentlerinde görmek mümkün. Berlin ve Frankfurt gibi büyük şehirlerde birden fazla merkez var. Berlin’deki “Mala Kurda” en sık uğranılan yerlerden biri. Fiziki olarak diğer merkezlere çok benziyor. Merkezin yöneticilerinden ve aynı zamanda Yek-Kom Meclis Üyesi İsmail Parmaksız’ın verdiği bilgiye göre Berlin’de 60 bin civarında Kürt yaşıyor. Bunların yüzde 60’ı parti yanlısı larda Almanların eylemleri yasaklaması, faaliyetlere katılanları cezalandırması sebebiyle derneklere gelip gidenlerin sayısı azalmış. Parmaksız, “Kürtlerin Öcalan’ı sevmeleri, partili kadar normal bir şey olamaz.” diyor.

Kürt kimliğini canlı tutmaya çalışıyor

Almanya, Avrupa’ya taşınan Kürtlerin ilk ayak bastıkları yer olduğundan buradaki kurumlar daha derli toplu. Ekonomik açıdan daha geniş bir alana hitap ediyor. Köln’deki Kürt Kültür Sanat Merkezi (Baran Kültür Evi olarak da biliniyor) Avrupa’daki Kürtlerin sanat akademisi gibi çalışıyor. Avrupa genelindeki kültürel faaliyetlerde sahne alan sanatçıların yetiştiği, organize edildiği kurumun başında Fuat Kav bulunuyor. Çoğu Diyarbakır’da olmak üzere 20 yıl cezaevinde yatmış. Kültür merkezi için “Avrupa’ya göç etmiş Kürtlerin kendilerini kültürel ve sanatsal düzeyde ifade etme yeri.” diyen Kav, Avrupa’daki Kürtlerin parti tizanı olmasını ‘normal’ karşılıyor. Ailesi politize olmuş çocukların Kürt bilinciyle büyüdüğünü; sadece para kazanmak için Avrupa’ya gelenlerin çocuklarının tamamen asimile olduğunu söylüyor.

Köln’deki Kültür Merkezi, Kürt gençlerinin kimliğini canlı tutmak için çalışıyor. Kurslar, dersler veriyor; ücretsiz konserler ve tiyatro çalışmaları düzenliyor. Hatta yeni nesil Kürtlerin Alman eğlence mekanlarına gitmelerini engellemek amacıyla geleneksel Kürt oyunlarıyla modern disko müziklerinin birleştirildiği ‘Çepki Party’ler organize ediyor.

Kültür Evi aynı zamanda Kürt medyası için paket programlar da hazırlıyor. Hatta ilk uzun metrajlı Kürt dizisi, “Feleğin Avlusu” bu merkezin desteğiyle Hayri Doğan tarafından çekiliyor. Ancak, ortaya konan ürünlerde bir bakıma “sanat parti içindir” görüşü hakim. Merkezin yeni nesil sanatçılarından Zarife Zerin, 12 yaşından beri konserlerde sahne aldığını; fakat yaptıkları müziğin ideolojilerin kurbanı olduğunu düşünüyor. “Konser olduğu için konser vermedik.” diyen Zerin’e göre, ideolojilerden uzaklaştıkça müzik hak ettiği yeri almaya başlıyor.

Avrupa’daki Kürtler üzerinde etkili diğer iki örgütlenme, Kemal Burkay önderliğindeki Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) ve akademik çalışmalar yapan Kürt Enstitüleri. İsveç’te yaşayan Kemal Burkay taraftarları Komkar adı altında örgütleniyor. Aynı zamanda Avrupa’da kurulan ilk Kürt derneği olan ve 30 ayrı şubesi bulunan Komkar’ın genel merkezi Köln’de. Londra’da ise büroları var. Halkevi’nde daha çok Roj TV izlenirken, burada ise Kuzey Irak merkezli yayın yapan Kürt Sat tercih ediliyor. Merkezin müdürlüğünü Erdal Dersimi yapıyor.

Entelektüel kesim Irak’tan


Örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle hakkında 12 yıl hapis cezası kesinleşince İngiltere’ye iltica eden Dersimi, Komkar’ın Kürt Danışma Merkezi adı altında çalıştığını söylüyor. “Prensip olarak herkese kapımız açık.” diyen Erdal Dersimi’nin verdiği bilgiye göre 700’e yakın üyeleri var ve her üye ayda 5 sterlin aidat ödüyor. Asıl giderler ve personel maaşları İngiliz hükümeti tarafından ödeniyor. Dersimi, “Kürt halkına en büyük zararı parti vermiştir. 20 yıllık silahlı mücadelede Kürtlerin tüm eğitimli kesimi ölmüş, cezaevlerinde çürümüştür. partİ arupa’da terörist ilan edilmesi de bütün Kürtlerin terörist ilan edilmesi anlamına geldi.” diyor.

Avrupa’daki Kürtlerin entelektüel kesimi genellikle Suriye ve Irak’tan gelmiş. Paris ve Berlin’deki Kürt Enstitüleri’nde bu iki ülkeden gelmiş Kürtler dikkat çekiyor. Berlin Kürt Enstitüsü’nün 1994’ten beri başkanlığını yürüten M. Emin Peneweni Irak Kürtlerinden. Şair ve yazar olan Peneweni, Mustafa Barzani’nin peşmergeliğini yaptıktan sonra 1993’te Almanya’ya iltica etmiş. Buradaki Kürt hareketine katıldıktan sonra entelektüel çalışmalar yapacak bir merkeze ihtiyaç olduğuna karar vererek Berlin Kürt Enstitüsü’nü kurmuş.

Kürtçe ve Kürt tarihi üzerine çalışmalar yapmak üzere harekete geçtiklerini anlatan Peneweni, doğrudan parti yada başka bir örgüt tarafından baskıya maruz kalmadıklarını; fakat tabandan örgüt söylemlerini dile getirenlerin olduğunu söylüyor. Kürt dili üzerine çalışan merkezde açılan kurslardan sertifika alan 60 öğretmen, bugün Alman okullarında Kürtçe dersi veriyor. Merkezin süreli yayınları yanında Kürtçe gramer kitapları da var. Her yıl dünyanın değişik ülkelerinde konferanslar düzenleyen merkez Kürt tarihi çalışmaları da yapıyor.

Peneweni’ye göre Avrupa’daki Kürtlerde üst düzey bir Kürt bilinci oluştu. Hedeflerinin Kürtler arasında dil birliği sağlamak olduğunu söyleyen Penewiye göre, önümüzdeki 5 yılda Kürtler arasında devletleşme süreci tamamlanacak.

Kendal Nezan: İlânın Zanalarla ilgisi yok

Son günlerde Türkiye’de gündeme gelen ilân krizinin mimarı Paris Kürt Enstitüsü, 1983’te kuruldu. Enstitünün başkanlığını uzun yıllardır Kendal Nezan yürütüyor. Paris’le birlikte bugün İstanbul, Brüksel, Berlin, Stockholm, Tahran ve Washington’da Kürt enstitüleri faaliyette. Paris’teki enstitüde sokağa hitap eden çalışmalar yanında Kürt dili ve tarihi üzerine çalışmalar yapılıyor. Kendal Nezan, ilân olayını “Zanalarla ilgisi olmayan 7-8 aylık bir çalışma. Bazı konuların tartışılması gerekiyordu. İlân da bunun için yapıldı.” sözleriyle değerlendiriyor.

Enstitünün yöneticilerinden Kamuran Jikikan kurumun akademik çalışmalar yapmak amacıyla kurulduğunu söylüyor. 23 yıldır Fransa’da yaşayan ve 2001’den beri ‘Avrupa’daki Kürtlerin hukuk sorumluluğunu yürüten Jikikan, “Biz Kürtler bir milletiz ve halkımız hakkında akademik çalışmalar yapmak zorundayız. Enstitüde, sosyal bilimler, dil ve edebiyat, örf adet ve müzik, insan hakları, entegrasyon gibi beş bölüm var.” diyor.

“Kürtlerin İncil’i olacağız”

Avrupa’daki Kürtler arasında iletişimi Kürt medyası sağlıyor. Medya’nın ağır topu Brüksel’den yayın yapan Roj TV. Çok iyi teknik imkanlara sahip kanalda, ağırlıklı olarak Kırmanci, zaman zaman da Surani, Zazaki lehçelerinde yayın yapılıyor. Türkçe yayınların da olduğu televizyonda haber ve tartışma programları ön planda. 77 ülkeden izlenebilen kanalın yönetim kurulu üyesi Sabri Ağır, “Kürtler Roj TV sayesinde birbirini anlamaya başladı. Almanların dil birliğini İncil sağlamıştı. Bizimkini de Roj TV sağlayacak.” diyor. “parti’nın televizyonu” olarak adlandırıldıklarını fakat bunun ‘yargısız infaz’ olduğunu belirtiyor. partiye yakın durduklarını inkar etmiyor. Ağır’a göre, her kesimden insana konuşma imkanı veriliyor; fakat kendilerine dolaylı bir sansür uygulanıyor. Davet ettikleri kişiler programa katılmıyor, hatta telefonla bile görüş vermiyor. “Dolayısıyla, haberler tek taraflıymış gibi gözüküyor.” diyor Sabri Ağır… Reklam gelirlerinin binde bir civarında olduğunu, aylık 1 milyon Euro giderleri bulunduğunu söyleyen Ağır, “Halkın bağışlarıyla ayaktayız.” diyor.


Ülkede Özgür Gündem, Mezopotamya Haber Ajansı, Özgür Politika gibi günlük haber akışını sağlayan yayınlar, Rojname gibi internet portalları, Med TV ve Roj TV gibi televizyon yayınları yanında değişik ülkelerde çeşitli periyotlarda yayın yapan radyolar var. Medya değişik ülkelerde yaşayan Kürtler arasında birlikteliği sağlıyor. Ayrıca, Özgür Politika, başkan görüşlerini avukatları aracılığı ile düzenli olarak aktarıyor.

Euro Kürtler geçiş dönemini yaşıyor

Avrupa’daki yeni nesil Kürtler bugün çok ciddi bir kimlik sorunuyla karşı karşıya. Birinci ve ikinci nesil genelde yaşadığı ülkenin dilini öğrenmiyor. Kapalı bir toplum yapısı söz konusu. İş saatleri dışında vaktin çoğu, insanların hayat tarzına göre camide, kahvehanede ya da meyhanede geçiyor. Çobanlık yaparken İngiltere’ye iltica eden ve 15 yıldır Londra’da düğünlerde sahne alan Müslim Çalgın (Keke Bar’ın sahibi), Kürt toplumunun dar bir çerçevede yaşadığı için kültürel olarak bu ülkeye uyum sağlayamadığını söylüyor.

Londra Halkevi yöneticilerinden Aysel Güler de Kürt gençlerinin kimlik bunalımında olduğunu doğruluyor. 10 yıldır İngiltere’de yaşayan Güler, “Yeni nesil okulda dil öğreniyor. Sokakta farklı bir yaşam tarzı var. Evine döndüğünde ise bambaşka bir dünya ile karşı karşıya. Üç farklı kültür arasında kalıyor çocuklar. Bağ kurulamazsa aileden tamamen uzak duruyorlar.” diyor.

Avrupa’da yaşayan eski nesil nasıl yaşadığı ülkenin dilini bilmiyorsa, yeni nesil Kürtçe’yi bilmiyor. Eskiler, Kürtçe konuşuyor; fakat sonradan gelen ya da bulundukları ülkede doğan çocuklar ise Türkçe konuşuyor. Türkçe, Türkiye’den gelen Türklerle Kürtlerin ve Kıbrıslı Türklerin ortak dili adeta. Çocuklar arasında Kürtçe öğrenme istatistiklere göre oldukça düşük. Hatta bu yüzden dede ile torun, anne ile çocuk arasında kriz yaşanıyor.

Yeni nesil Kürtçe bilmiyor

İbrahim Doğuş bu durumu şöyle açıklıyor: “Aileler, Türkiye’ye döndüklerinde sıkıntı yaşamasın diye çocuklarına öncelikle Türkçe öğretiyor. Ayrıca bir dilin ekonomik olması lazım. Maalesef Kürtçe ekonomik bir dil değil. Kurslar var, okullarda dersler veriliyor ancak çok talep görmediği de bir gerçek.” Aysel Güler’e göre, Kürt aileler kendi sorunlarıyla boğuşmaktan çocuklarına bakmaya fırsat bulamadı.

Londra’daki halkevi gençlere sahip çıkmak amacıyla bir gençlik merkezi kurmuş. Amaç, Kürt çocuklarıyla tek tek tanışıp onların sorunlarıyla ilgilenmek. İbrahim Doğuş, “Bunun karşılığını aldık ve suç oranı yüzde 67’den yüzde 30’a düştü.” diyor. Doğuş ve ekibinin bu çalışması yerel yönetimden de destek görüyor.

Dede ile torun anlaşamıyor

Aslında bu sorun sadece İngiltere’ye has bir durum değil. Fransa ve Almanya’da da yeni nesil Kürtçe öğrenmiyor. Paris Ahmet Kaya Kültür Merkezi Müdürü Mehmet Çiçek, bu ülkede doğan Kürt çocukların önce Fransızca, sonra da Türkçe öğrendiğini söylüyor. Kürtçe ise ancak kurslar vasıtasıyla öğretilmeye çalışılıyor. Köln’deki Baran Kültür Merkezi Müdürü Fuat Kav Kürtçe’ye olan ilgi ya da ilgisizliğin ailenin siyasi olup olmamasına bağlı olduğunu söylüyor. Politize olmuş ailelerin Kürtçe konuştuğunu, çocuklarına Kürtçe’yi öğretmeye çalıştığını anlatan Kav, diğer ailelerde Kürtçe’nin tamamen kaybolmaya yüz tuttuğunu belirtiyor.

1998’den beri Alman okullarında Kürtçe ve Türkçe dersleri veren Mahmut Aydın çoğu Kürt gibi siyasi nedenlerle Avrupa’ya gelmiş. Mahmut Aydın gibi 28 öğretmen Almanya’da Kürtçe öğretiyor. Dersler normal okul müfredatı içerisinde kabul ediliyor ve seçmeli olarak okutuluyor. Ancak dersler puanlamayı etkilemiyor. Bochum ve Dortmund’daki iki okulda toplam 50 öğrencisi olan Mahmut Aydın’a göre, Kürt çocukları bunalım içinde ve bu sorunu aşmada eğitime büyük sorumluluk düşüyor: “Kürtlerin büyük bir kısmının eğitim seviyesi düşük. Dolayısıyla eğitimin önemli olduğuna inanmıyor. Evde dedenin konuştuğu dili, bulunduğu ülkenin lisanını öğrenen torun anlamıyor. Üç beş kelime İngilizce ya da Almanca, birkaç kelime Türkçe ve biraz da Kürtçe ile konuşuyor. Eve farklı bir kültür hakim. Sokakta ise farklı bir dünya var. Çocuklar bazen kültürünü reddetmeye kadar götürüyor.”

Kurslara giden kişi sayısının birkaç bini geçmediğini, yakın bir gelecekte Kürtçe’nin kullanım alanının daralacağını söylüyor Mahmut Aydın. Çare olarak da kültürel faaliyetlerde bulunan sivil toplum kuruluşlarını gösteriyor. İsmail Parmaksız ise farklı düşünüyor. Ona göre, son yıllarda Kürt gençleri arasında Kürtçe öğrenme isteği arttı. Burada yetişen Kürtler Avrupa’nın geleceğinde etkin rol alacak.

Mülteciler arasında dil öğrenmeme konusunu İbrahim Doğuş, “20 yıldır burada olduğu halde dil bilmeyen aileler var. Kimse buraya entegrasyon için gelmedi. Hemen döneceğiz diye düşündüler. Sonra gettolaşma yaşandı. Bu kez dil öğrenmeye ihtiyaç kalmadığı düşünüldü.” sözleriyle açıklıyor.

Parçalanmış aileler çok fazla

Kürtlerin sadece dil problemi yok. Aile içi sorunlar da ciddi bir sıkıntı kaynağı. Dışarı giden Kürtlerin bir süre sonra Türkiye’den yakınlarını getirdiğini, ekonomik sıkıntılar sebebiyle sosyal sorunların pek göze batmadığını anlatan Aysel Güler, “Halbuki Avrupa ülkeleri son derece sosyal. Eşler, buraya gelince bakıyor, devlet ev ve maaş veriyor. Kocasına artık katlanmıyor. En küçük bir olayda boşanıyor. Kürtler arasında parçalanmış aile oranı çok yüksek. Önceleri sadece Türkiye’den ve mutlaka aynı mezhepten olanlarla evleniliyordu. Fakat bugün başka milliyetten hatta başka dinden olanlarla bile evlilikler yapılıyor. Aileler de bu durumu kabullenmeyince çocuk evden ayrılıyor.” diyor.

Kürt toplumunda boşananların sayısında ciddi artış var. Halkevinde konuştuğumuz Günseli Doğan, mülteci gelinlerin dil öğrenmediği için ciddi sorun yaşadığını, çocuklarıyla iletişim kuramadığını söylüyor. Kağıt üzerinde boşanmalar da artmış durumda. Çünkü belediye ayrılmış eşe aylığı yaklaşık 800 sterlin olan ev ve her hafta düzenli harçlık veriyor. Belediyeden alınan ev kiraya verilip eşin yanına taşınılıyor. Fakat bu sırada bazen kağıt üzerindeki boşanma gerçeğe dönüşüyor.

Kürt toplumu, yasal sorunlarını İngiliz kurumlarıyla değil kendi içlerinde kurdukları bir başka yöntemle çözüyor. Yine burada halkevi devreye giriyor. Hukuki yazışmaları onlar adına takip ediyor, başvuruları yapıp cevapları tercüme ederek ilgilisine ulaştırıyor. Hatta Kürtler arasındaki anlaşmazlıkları da halkevinde oluşturulan barış komitesi çözüyor. Çoğunluğun mülteci ya da yasak statüsünün belli olmaması nedeniyle bu tip kurumlara çok iş düşüyor. Komite, bugüne kadar 800’den fazla olayla ilgilenmiş. Çözüm aranan konuların başında yüzde 80’le geçimsizlik ve boşanmalar geliyor.

devam edecek

MÊVAN is offline